Medya’nın İrtica söyleminin arkasında iktidar ve paylaşım kıskançlığı mı var? (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Vatandaşın şekil vermeye  gücünün yettiği demir kanca ile Devletin kendisine şekil verdiği, Ömer Amca!

 

“İrtica tehlikesi!” ile koparılan kıyametin arkasında, başıörtülülerin, Halkın yönetime gelmemesi, Tatlı Hayat’ın devam etmesi mi vardır?

-Ne yani, İrtica söyleminin din ile bir ilgisi yok mu?

– Aldatıldık mı yani! Ne kadar ayıp!

**

-Türkiye’nin dindar bölgeleri, potansiyel irtica noktaları!

-İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, İzmit, Trabzon, Rize, Samsun, Ordu, Bursa vb…

-Emin misin?

-Pardon!

-Doğu ve İç bölgeleri…

-Muhterem! O bölgelerde devletine bağlı, dindar, muhafazakâr şehit anası, buğday deposu Fakir Fukara babaları yaşamaktadır, onların bir tehlike olduğuna emin misin?

**

-Okumuş insan, aydınlanarak meselelerini sorgulayan insan değil midir?

-Öyle midir?

-Kadını okumayan, aydınlanmayan bir milletin gelişmesi, geleceği olan çocuklarını doğru yetiştirmesi mümkün müdür?

-Değil midir?

-Bizler kadının kafes arkasında yaşatılmasına itiraz etmez miyiz?

-Ediyor muyuz?

**

-O Cumhurbaşkanı Olamaz?

-Neden?

-Eşinin başörtüsü var?

**

-Kadınlar okumalıdır?

-Okumalı mıdır?

-Elbette…

-Huu… Başörtü ile üniversiteye giremezsin? Çıkar onu başından…

-Neden? Kızlar okusun, sosyal hayata karışsın istemez misiniz?

-İstediğimizi kim söyledi?

-Şey…Cumhuriyet,  Laiklik, reformlar kem küm…!

**

-Kafam karıştı be…

-Kadınlar okusun ancak, başörtülüler okumasın

-Kadınlar sosyal hayata karışmalıdır ancak, bunlar başörtülerinden olmamalıdır…

Eşinin başı kapalı ise, Merkez Bankasına başkan olamaz, Cumhurbaşkanı hiç olamazsın…

-Öyle de… Bu halkın yüzde 60-70’nin başı kapalı değil midir? Halk kendine benzeyeni seçmeyecekse bu nasıl demokratik cumhuriyet olmaktadır?

Cumhuriyet mi, demokratik cumhuriyet mi!

-Bütün mesele; Din, irtica söylemlerinin arkasında, halkın yönetime gelmemesi mi vardır?

-Öyle midir?

**

Öğreten Devlet kitabının yazarından;

“Türkiye’de insanlar öyle bir eğitim gördüler ki, dinle uzaktan yakından bir ilişkişi varsa, o insan ilerici olamaz, rasyonel düşünemez, o insan gericidir ve cumhuriyeti bugünkü değerlerinden uzaklaştırır diye bir inanış var…”  (1)

**

-“Türkiye’de halk örs devlet çekiçtir. Yakın siyasi tarihimiz bir çekiçleme eylemleri serisinin tarihidir. Devlet için egemen siyaset yapma biçimi çekiçlemedir; devlet oy kullanmaz, çekiçler. Bu çekiç “kritik” durumlarda, “kriz ve buhran” zamanlarında “balyoza, siyaset yapmanın tarzı da “balyozlama”ya dönüşür.” Çekiçleme, sistemin teminatı olan kurumlar vasıtasıyla gerçekleşir: ordu, eskiden senato, valilik kurumu; Oniki Eylül’den sonra Anayasa Mahkemesi, YÖK, Cumhurbaşkanhğı kurumu. Ordu duruma “muhtıra” ya da “darbe” yoluyla doğrudan müdahale ettiğinde, çekiçleme” “balyozlama” formunu alır. (2)

**

‘ Evet, ideoloji ile sınıflar veya sınıf bölümleri arasında böyle birebir ilişkiler kurulmaz. İdeoloji, paradoksal biçimde, hem sabit, hem değişkendir. Her politik hareket, ideolojinin ezelden beri var olan öğelerini kendi pratik, kimi zaman dolaysız programı çerçevesinde eklemler, yani yeniden-birleştirir.

Onun için bizim laiklik kavgası da katışıksız bir ideolojik örneği değil, ardında ciddi ‘sınıfsal’ genlimler yatıyor. “Senin karının başı bağlı. Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanının karısının başı bağlı olamaz.” Bu cümleler yalnız başlar ve örtüleriyle ilgili sözler değil.

Bunun arkasında, “Sen kim oluyorsun? Nereden çıktın da buralara geldin? Bu gayri-medeni âdetlerinle şimdi bir de oraya mı çıkacaksın?” (doğal olarak, bize ait olan ‘orası’) anlayışı da yatıyor.

…Ve tabii, Cumhuriyet’in başından beri, toplumun kıyılarından, yani kırlardan, toplumun merkezine doğru ilerleyen kitleler, bunların zenginleşenleri veya zenginleşemeyenleri, durmak bilmeyen ve her kuşakta aynı sancılarla kendini yeniden üreten bu toplumsal hareketlilik, bu akış. Ama şu noktada, sancı da en dayanılmaz doza geldi dayandı. (3)

**

“Önce “yerleşik siyaset zihniyeti”nden başlayalım. Bu zihniyeti, “devletle, devlet içinde ve devlet aracılığıyla” siyaset şeklinde özetleyebiliriz.

Türk modernleşmesinin belirleyici özelliklerinden olan “siyaseti toplumla değil toplum adına yapma” geleneği, bu zihniyetin temelini oluşturur.

Devlet üzerinden rant paylaşımı ve kendini devlet kurumlarıyla güvence altına alma çabaları, bu zihniyetin en yaygın yansımalarıdır.

Bu yansımaların somut karşılığı da, yolsuzluk ve devlet içinde kadrolaşmadır.

Toplumu siyasetin öznesi değil, nesnesi olarak algılayan bu zihniyetin sahipleri, topluma güvenmezler..” (4)

Devam edecek…

Gelecek yazıda söylenenleri örnekleyerek açalım…

Resim;fotokritik.com’dan alıntıdır.

Kaynakça;

(1) Örs ve Çekiç’ten alıntıdır.

(2)Hüsamettin Arslan,“Örs ve Çekiç” ,

(3)Murat Belge, İdeolojik kavganın arkası, Radikal 28.04.2007

(4)Mithat Sancar, Krizin kökleri: Devlet eksenli siyaset , Birgün, 29.04.2007

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*