Kurtuluşu ‘Aydınlanmış Batı’da arayanlara Mihail Gorbaçov’dan felaket! İyi haberler var! (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Sovyetler Birliği’nin son devlet Başkanı Mihail Gorbaçov

Ülkemize Dağılan Sovyetler Birliği’nin son devlet Başkanı Mihail Gorbaçov geldi. Ancak, Medyada ilgi sıfır! Dikkatimizi çekti, yazdığı kitabı bulduk ve okuduk.

Ve medyanın  ilgisini neden çekmediğini merak edenler için kitabın içeriğini  alıntılarla vermeye  çalıştık…

Kaldığımız yerden devamla…

-“İktidar basamaklarında adım adım yükseldikçe Sovyetler Birliği’nin sürüklendiği ekonomik, sosyal ve ekolojik felaket tablosunu çok açık bir biçimde görüyordum.

O anda ülkenin gerçek durumuna ait hemen hemen her türlü bilginin çok gizli tutulduğunu hatırlatmak isterim.

Bu gizli bilgilere kısmen de olsa ilk olarak 1970’te SSCB Sovyet Yüksek Şûrası ve Çevre Korumadan Sorumlu Komisyon üyesi olunca ulaştım.

Bununla birlikte. Felaketin ne kadar büyük boyutlarda olduğunu ancak Komünist Parti Merkez Komitesi Genel Sekreteri olunca öğrendim.

 Köylülerin geleneksel olarak adlandırdıkları gibi toprak anamız ya yağmalanmış ya ihmal edilmişti.

Devletin birinci önceliği esas itibariyle askeri sanayiye hizmet veren ağır Sanayi ve silahlanmayı finanse etmek için çoğunlukla ihraç edilen maden sanayi idi.

Milyonlarca hektar toprak ordu tarafından askerî denemeler için müsadere edilmişti…

-Sunî deniz yapma ve hidroelektrik santrallerini beslemeye yönelik dev barajların inşası, ülkenin sadece vaktiyle bütün dünyada tadıyla ünlü balık zenginliğini ortadan kaldırmakla kalmamış, aynı zamanda 14 milyon hektar alüvyonlu  verimli toprağın sel altında kaybolup gitmesine sebep olmuştur.

Onlarca milyon hektar toprak da sınır bölgesi olarak ilan edilmiştir. Yine, hektarı sayılamayacak kadar toprak iyileştirme adı altında ilkel tekniklerle heba edilmiştir.

Düşüncesizce ve aşırı derecede yapılan ilaçlamalarla ekinler, verimli topraklar, nehir ve göller kirletilmiş, böylece nebatat ve hayvanata telafisi mümkün olmayan zararlar verilmiştir. Bilhassa, barbar yöntemlerle petrol ve gaz çıkartılmaya çalışılmış ve yerli halkın doğal ortamları olan yosunu zengin Büyük Kuzey bölgesi çok etkilenmiştir.

Uç doğu ve Sibirya’da paha biçilmez sığ ormanlar tamamen kesilip yok edilmiştir. Kırk yılda %50 alan kaybeden Aral denizinden bahsetmeden geçmeyeceğim!

Rüzgar, denizin çekildiği yerlerde kalan zararlı maddelerin karıştığı tuz tozlarını binlerce kilometre alan üzerine dağıttı.

Bu toz bu gün için Beyaz Rusya ve Afganistan topraklarına da yayılmış ve ulaştığı yerlerde bitki örtüsünü yakmıştır.

Hatta, kıyılarında Rusya Federasyonu nüfusunun yansının yaşadığı Rus nehri olan Volga havzası da kirlenmiştir.

Çelyabinsk’de olduğu gibi, halkına haber verilmeden gerçekleştirilen nükleer ve kimyasal denemelerin alanları haline getirilen diğer bölgeler de aynı durumdadır şüphesiz. Bu arada, 1959’da, Çelyabinsk’e komşu “yasaklı” Kiştim şehrinde, ambarlarda biriktirilen kimyasal maddeler radyoaktif madde artıklarının muhafaza edildiği bir askerî deponun patlamasına sebep olmuş ve bu patlama yerli halkta ciddi sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına ve çevrede salgın hastalıkların yayılmasının sebebi olmuştur.

Bu olay yaklaşık otuz yıl halktan gizlenmiştir….

Korktuğumu itiraf etmeliyim. Şeffaflığın olmayışı, sansür altındaki basının da bir kelime bile edememesi ülke yöneticilerinin korkunç boyutlarda yolsuzluk yapmalarını kolaylaştırıyordu. Devletin bürokratları ve parti yöneticileri bu “başarıları”ndan (!) dolayı yine de madalyalarla ödüllendiriliyorlardı!

1985’te. Komünist Parti başkanlığına seçildim. Bir başka ifadeyle, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin başına geçtim. O tarihlerde, ülkede gerekli reformları gerçekleştirmek için gereken birçok fikrimi planlara dökmüştüm.

Aslında bu düşüncelerim  tek ve çok basit bir cümlede özetlenebilirdi.

“Böyle yaşamaya devam edemeyiz!

Böylece topluma üç hedef teklif ettim:

-Şeffaflık, perestroyka, hızlanma.

Şeffaflık veya bir başka deyişle glasnost, yani açık bilgi, gerçeği söyleme hakkı ve imkânı, perestroyka terimiyle özetlediğim, ülkeyi yeniden yapılandırmayı hedefleyen bütün radikal reformların sine qua non (olmazsa olmaz) şartıydı.

Sonuçta, insanlara ilk önce geçmişin hakikatlerini açıklamazsanız, olup bitenleri gerçek yüzleriyle ortaya koymazsanız reformları nasıl gerçekleştirebilecektiniz?

Üçüncü hedefe gelince, bu, küreselleşme sürecine yardım eden ve baş döndürücü bir hızla gelişen elektronik ve bilişim çağında ülkeyi medenî dünyanın ye yeni teknolojilere sahip olmayı kapsıyordu.

İfade hürriyeti bir düdüklü tencerenin buharı gibi bünyesinde yüzyılların sorunları birikmiş toplumu kamçıladı. Bitmez tükenmez mitingler, toplantılar, gazete, dergi ve televizyonda tartışma programları biri birini izliyor ve toplum kaynıyordu.

Ülkede uyanan şuurun ilk sorgulamaları, çevre ve milyonlarca Sovyet vatandaşının hayat şartları üzerine oldu. Sovyetler Birliği’nin, çoğu büyük sanayi merkezi olan doksan şehri, halkını kirli hava, kirli su ve kirli toprakla yaşatıyordu.

Özellikle kadınlar ve çocuklar kronik enfeksiyonlara yakalanmışlardı.

Birçok protesto gösterisi günlerce devam etti. Biz de o zaman çevreye zarar veren 1300 işletmeyi modernizasyonlarını tamamlayıncaya kadar kapatmaya karar verdik.

Hatta bazılarının ürünlerini başka yerden temin edemeyecek durumda olmamıza rağmen, faaliyetlerine son verme konusunda kararlıydık. Kamuoyu ve yeni oluşmaya başlayan sivil toplum baskısıyla. Sorumsuzca hazırlanmış devasa Sibirya nehirlerinin Aral denizine dökülme projesini İptal ettik.

Kaybolmakta olan bu denizin kurumasını önlemeye yönelik bu proje Avrasya’da çok tehlikeli doğal afetlerin meydana gelmesine sebep olacaktı.

Çernobil faciası, benim için olduğu gibi. Dilerim bütün insanlık için de, çok ciddi bir ders oldu ve iktidara geldiğim tarihten bir yıl sonra. Nisan 1986’da meydana geldi. Uzmanların kanaatine göre, santralde çalışanların patlamaya yol açacak yedi hatayı aynı anda yapmaları, daha sonra reaktörün göbeğinde yangın çıkması, tesisin çatısını havalara uçurması ve önemli miktarda radyoaktif maddenin bir buçuk kilometre yüksekliğe çıkması milyonda bir ihtimaldi.

Bu, dünyadaki bilim adamları için olduğu gibi bizimkiler için de bu güne kadar hiç ortaya çıkmamış bir durumdu.

Aralarında Moskova, Kiev, Minsk’in fizikçi, matematikçi, nükleer mühendis, kimyagerler olmak üzere ülkenin en önde gelen bilim adamları, binlerce uzman facianın oluş şekline ait çok çeşitli hesaplar yaptılar ve yangını söndürmek için çözüm ürettiler.

Siyasi Büro’nun akademisyen Evgeni Velikov ve meslektaşlarından aldığı uyarıda, yanan reaktörün kalbinin erimesi ve onu tutan beton tabanın çökmesi halinde Hiroşima’ya atılan atom bombasından onlarca, hatta, yüzlerce defa daha büyük bir kitlenin termonükleer reaksiyona uğraması için bütün şartların mevcut olduğuna dair vahim bir tehlikenin varlığı belirtiliyordu.

Bu durum karşısında her türlü panikten kaçınmak istiyor, ancak bu tehlikeden de kurtulmamız gerektiğine inanıyorduk.

Nükleer füzyonun atmosferde yayılması devam ederken yangını söndürmek için kolları sıvadık ve binlerce asker, itfaiyeci ve madenciyi var güçleri ile çalışmak üzere toplayarak devasa bir güç oluşturduk. Işınma dozu öylesine şiddetliydi ki birkaç dakika ara ile vardiyalı olarak değiştirdiğimiz elemanların çoğu bundan ciddî olarak etkilendi ve daha sonra ekseriyetle ölümle neticelenen hastalıklara yakalandı.

Bu müdahale ekiplerinin çoğu bilahare Çernobil bölgesinin aylarca süren radyoaktif artık temizliğinde kullanıldılar. Hayat ve sağlıklarını hiçe sayarak fedakarca çalışan bu insanlara helal olsun! Onlar günümüzün gerçek kahramanlarıdır!

Felâket bölgesinde yaşayan insanlara hükümetin gerektiği yardımı yapmadığına dair bazen yöneltilen suçlamaları reddediyorum.

Elimizden ne geliyorsa onu yaptık. Yangın her yere yayılmışta; felâket bölgesine önceleri on, daha sonra otuz kilometre mesafelik bir çemberde yaşayan halk tahliye edildi.

İskan bölgeleri, tarla ve meralar dev bir çalışma sonucunda temizlendi. Rekor denilecek bir zaman sürecinde zarar gören reaktörün çevresine bir “kundak” inşa edildi.

Zor bir ekonomik durumu yaşamamıza rağmen bu hedeflere varmak için milyarlarca ruble harcadık….

…Ne felakete uğramış bölge insanları için kademeli olarak yapılması planlanan konut projesi, ne de uzun vadeli diğer tedbirler sonuçlandırılabildi.

Ne kadar çelişkili görünse de, üç cumhuriyet, Rusya, Belarus ve Ukrayna yöneticilerinin Biyelovej ormanında aldıkları karar sadece Birliğe dahil halkları bir araya getiren tarihi bağları koparmakla kalmadı, aynı zamanında bu üç ülkenin her birini “kendi” Çernobil faciasıyla baş başa bıraktı.

Topraklarının %70’i radyoaktif yayılmadan etkilenen Beyaz Rusya bu durumdan en çok zarar gören ülke oldu. Bugün, ülke nüfusunun beşte biri kabul edilen 2 milyon Beyaz Rus radyoaktif madde bulaşmış topraklar üzerinde yaşamaktadır.

Çernobil beni bambaşka bir insan yaptı.

İnsanlık tarihinin en önemli sanayi felaketinden ne gibi dersler aldım?

Her şeyden önce, Çernobil felaketi yeni saydamlık politikasının ilk uygulaması oldu.

Kim ne derse desin, işte gerçek: Daha ilk gün. Çalışma arkadaşlarımla birlikte, felaketle ilgili aldığımız her bilgiyi yayınlama karan aldık.

Yabancı ülkeleri, bilhassa komşu memleketleri meydana gelen her olay hakkında açık bir şekilde bilgilendirdik. Hükümet komisyonu üyeleri 6 ve 9 Mayıs’ta konu hakkında basın toplantıları düzenledi.

Neticede, Çernobil reaktörlerinin en önemli mimarlarından birisi olan ve daha sonra vicdan azabına dayanamayarak hayatına son veren parlak alim, ünlü akademisyen Valeri Legassov başkanlığındaki bir Sovyet heyeti Viyana’daki Dünya Atom Enerjisi Ajansına detaylı bir rapor sundu ve bu rapor uluslararası kurumların tam onayını almıştı.

İkinci ders, tekniğin mutlak emniyetine olan inancım sarsıldı. Otuz sene boyunca, bizlere, bilim adamı A. Alexandrov’un ifadesi olan, “barışcıl atomun sıradan bir semaverden daha tehlikeli olmadığı” telkin edilmiş ve hatta Kızıl Meydan’a bile bir nükleer santral kurmanın hiçbir sakıncasının olmadığı söylenmişti.

Bizlerin gözünde fizikçiler neredeyse tanrılaştırılmışlardı ve bilimin yardımıyla buldukları “temiz” ve ucuz elektrik enerjisiyle insanlığın yüzyıllık hayalini gerçekleştiriyorlardı.

Oysa, teşbihle söylenen işte bu “insan üstü varlıkların” (!) insanî zaaflarla dolu, nakıs, eksik varlıklar olduğu meydana çıkıyordu. Değerlendirmelerim, insan sağlığı ve hayatını etkileyecek bu tür teknik projelerin sivil toplum tarafından devamlı kontrol alfanda tutulması gerekliliğini gösterdi.

Üçüncü olarak, zamanında verdiğim rapor tamamen değiştirildi. Sezyum-137 elementinin çevreyi etkileme süreci otuz yıl sürer. Bu da demek oluyor ki, insan sağlığı için en tehlikeli radyoaktif izotop Çernobil’den yayılmaya devam ediyor ve devam da edecek.

Yani, bu madde radyoaktif bulaşmış bütün bölgelerdeki gıda maddelerini devamlı zehirleyecek ve buralarda yaşayan halkın sağlığını kemirecek. Böyle bir mirası hangi hakla torunlarımıza bırakacağız? Çağımızın ihmallerinden kaynaklanan bu zararın bedelini onlara kim ödeyecek?

Sonuç olarak, Çernobil korkunç patlamasıyla hepimizin tek insanlık olduğumuzu ve tek bir yerkürede yaşadığımızı gösterdi ve Şahsen benim de uluslararası yeni ilişkiler kurma arzumu artırdı.

Hakikaten, radyoaktif bulut birkaç gün içinde bütün dünyanın üzerinde uçmağa başlamış ve felaket yerini on binlerce kilometre ötelerinde radyoaktif bulgular meydana çıkmıştı.

Bu yeni devletlerarası ilişkiler anlayışını uzun yıllardan beri tasarlıyordum. 1962’deki Küba krizi iki süper güç arasındaki rekabet ve düşmanlığın ancak nükleer bir çatışmayla sona ereceğini göstermişti.

Yine de her şeye rağmen; yani, 70’li yılların yumuşama politikasına, Helsinki sürecine rağmen. Doğu ve Batı diye de anılan iki blok arasındaki güvensizlik öylesine büyüktü ki, silâhlanma yarışı tüm hızıyla devam ediyordu. “Nükleer kulüp” genişlemeğe devam ederken, cephanelikler faka basa doldurulmaya çalışılıyordu…”

Devam edecek…

 

ÖNEMLİDİR; Çernobil kazasına farklı bir pencereden bakmak için aşağıda verilen link’in okunması önerilmektedir.

http://www.nukte.org/node/95

 

Kaynakça; “Yerküre Manifestom” Mihail Gorbaçov

Resim:www.radikal.com.tr

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*