Kurtuluş Savaşını kim başlattı? Cumhuriyet taraftarıyım fakat şahsi saltanatın aleyhtarıyım (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Yukarıdaki ifadeler ilk kez belirtilen kişiler tarafından seslendirilmiştir.

Yukarıdaki ifadeler ilk kez belirtilen kişiler tarafından seslendirilmiştir.

 

“İki paşa arasındaki dostluk II. Meclis’in ilk aylarında da devam etti. Atatürk kendisinin Meclis Başkanı olacağı bir ortamda (13 Ağustos 1923’te bu göreve seçildi.) Kâzım Karabekir Paşa’nın da Başbakan olmasını arzu ediyordu. Paşalar arasında 4-5 Ağustos 1923 tarihinde yapılan görüşmeler bu talebin açık ifadesidir.

Atatürk’ün bu husustaki düşüncesi şöyleydi.

-‘Başvekalet münhaldir (boştur) Fevzi ve Kâzım Karabekir Paşa ya da AH Fethi Bey’den birinin başvekilliği olması icap ediyor. (2)

Fevzi Çakmak Paşa esasen siyasetle uğraşmak istemediğinden, Ali Bey’de bu iş için kendisini yeterli görmediğinden başvekil kabul etmek istemiyorlardı. Bu durumda Atatürk, Karabekir Paşa’nın başvekilliği için kesin karar verdi.

Ancak Karabekir Paşa, Atatürk’ün bu teklifini o dönemlerden itibaren baş gösteren ve ileride ayrıntıları ile ele alacağımız sebeplerden dolayı kabul etmedi. (3)

Büyük dostlukların kırgınlığı da büyük olur. Atatürk ile Karabekir Paşa arasında Milli Mücadele yıllarında kurulan bu büyük dostluk çağdaş Türkiye’nin kurulması yolunda yerini metodolojik fikir ayrılığı ve kırgınlıklara bıraktı.Bu kırgınlığın sebeplerini dört ana başlık altında toplamak mümkündür.

Bunlar:

1- Milli Mücadele yıllarında ortaya çıkan fakat o günün ortamında fazla üzerinde durulmayan olaylar,

2- İletişim Eksikliği; İletişimi bizzat engellemek isteyenlerin varlığı,

3. Duygusal yaklaşım,

4. İnkılâbın (belli bir ölçüde ihtilal’ın) mantığı.İletişim eksikliğinin önemli sebeplerinden biri, Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa’nın (Aslında Milli Mücadele birinci derecede rol alan paşaların) (4) birlikteliğini çekemeyenlerin müdahalelerinden kaynaklanmaktadır.

Kâzım Karabekir Paşa bu bağlamda Atatürk ile aralarına girenlerden bahsederken;

-“Büyük inkılâpların hepsinde olduğu gibi bizde de bütün varlıkları, can ve başları ile el ele verip çalışmış olan rical arasına bir takım tüfeyli türediler girmiştir. Bunlar büyük zaferle hedefe varılarak tehlikelerin ortadan kalktığını görür görmez iktidar mevkiindekilere sokulup yaranmak için tıpkı bir kamanın bir cismi ikiye bölüşü gibi bizi birbirimizden ayırma faaliyetinde bulunmuşlardır” der . (5)

4 Nisan 1939 daki C. H. P. Grup toplantısında da aynı konuya değinirken hiçbir şekilde isim zikretmemeğe özen göstererek şunları söyler;

-“Önce şunu arz edeyim ki Atatürk’ü tanıyan, hürmet eden ve onunla beraber hayatını idam sehpasına koymaya karar veren bir arkadaşınızı dinleyeceksiniz.

– Onun yüksek enerji ve kabiliyetini ilk takdir edenlerden birisi olan Kâzım Karabekir’i samimiyetle dinleyiniz. Samimi  Arkadaşımla arama giren asalakları maskeleri ile size arz etmek isterim..

“Karabekir Paşa’nın Cumhuriyet’in ilanından sonra rahatsızlık duyduğu diğer konulara şu şekilde sıralanabilir. Müfettiş olarak yaptığı teftişlerde harcırahının kesilmesi, teftiş için izin alma mecburiyetinde bırakılması ve mektuplarının açılması’’

Bu şikayetlerin devam etmesi Kâzım Karabekir Paşa’nın orduda ki görevinden istifade ederek millet vekilliğine dönmesinde önemli rol oynadı.

Paşa, Birinci Ordu Müfettişliği görevinden ayrılmak talebiyle 26. 10. 1924 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığına çektiği telgraflarda istifasının gerçeklerini şöyle açıkladı.

-“Bir yıllık ordu müfettişliğim sırasında gerek teftişlerin sonunda verdiğim raporların, gerekse odumuzun yükselmesi ve güçlendirilmesi için sunduğum tasarılarının dikkate alınmadığını görmekle üzüntüm ve kederim çok büyüktür. Üzerime düşen görevi milletvekili olarak daha çok vicdan rahatlığıyla yapacağıma tam inancım olduğu için Ordu Müfettişliği görevimden çekildiğimi bilgilerinize sunarım” .

Buna mukabil Atatürk, Karabekir Paşa’nın istifa telgrafının altına kırmızı kalemle Paşa’nın ordudan ayrılmasını uygun bulmadığım yazdı. Paşa’dan gelen rapor ve tasarıların hepsini görmek istedi. Ve bunların hangi maddeleri üzerinde neler yapmış, hangi maddeleri üzerinde işlem yapılmamış onları da dosyalan ile birlikte görmeğe karar verdi. Bu notların altındaki tarih 28 Ekim 1924’tür. (6)

Atatürk’ün bu titiz davranışına rağmen Karabekir Paşa’nın hâlâ istifasında direnmesi üzerine Atatürk, “… Kâzım Karabekir Paşa’nın raporları ve tasarıları Genelkurmay da ilgili bölümler tarafından incelenmiş bunların kabul edilip uygulanabilecek kısımları dikkate alınmış ve uygulanmıştır.Ancak uygulanması devletin gücü dışında bulunan ya da bilimsel olmayıp kendi kuruntularına dayanan önerileri elbette dikkate alınmamıştır. Kâzım Karabekir Paşa’ya raporlarından ve tasarılarından dolayı bir takdirname verilmesi de gerekli görülmemişti” dedi. (7)

Milli Mücadelenin önemli kahramanlarından Ali Fuat Paşa’da, Karabekir Paşa gibi aynı konulardan dolayı rahatsızdır. Bu sebeple o da ordudan istifa etmiştir.

Atatürk, orduda ki görevinden istifa etmeden önce Ali Fuat Paşa ile ısrarla görüşmek istemiş, ancak görüşme üçüncü kişilerin tutumundan dolayı gerçekleşmemiştir’’.

Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay’ın başbakanlıktan ayrılışı ile birlikte Meclis Başkanlığı görevini bıraktı ve ikinci Ordu Müfettişi olarak Ankara’dan ayrılma kararını aldı.

Bu dönemde Atatürk’ün yakın çevresinde bulunan bazı kimselerin, Atatürk ile Atatürk’ün yakın dostu olan Milli Mücadele’nin önde gelen bazı subayların arasını açmaya çalıştıklarını belirtmek için Atatürk’e şöyle bir soru yöneltti.

-“Bundan sonraki apotreslerin, (havariler) emek ve himmet arkadaşların kimler olacaktır? Bunu anlayabilir miyiz”

Atatürk’ün bu soruya verdiği cevap şudur.

-“Benim aportreslerim yoktur. Memleket ve Millete kimler hizmet eder, likayat ve kudretini gösterir ise benim aportreslerim onlardır’ . (8)

Atatürk’ün, Ali Fuat Paşa’ya verdiği bu cevap, vefa, sadakat ve fedakarlık ile örülü o çetin milli mücadele yıllarında, tüm varlıklarını paylaşmış onlar arasında bir “kara kedi”nin girmiş olduğunu açıkça göstermektedir….

Erick Jan Zurcher eserinde, paşalar arasındaki bu çekişmeyi değerlendirirken Milli Mücadele’de ikinci derecede rol oynayan başta Kılıç Ali, (Çetinkaya) olmak üzere Recep (Peker), Yunus Nadi (Abalioglu) gibi kişilerin milli mücadele birinci derecede rol oynayan paşaların arasını açmaya veya en azından onları geri plana atmaya çalıştıklarından bahseder’.

Yakup kadri Karaosmanoğlu bu isimlere ismet İnönü’yü de ilave eder. Ve Paşaları barıştırmaya gayretleri için “fakat böyle bir anlaşma hiç İsmet Paşa’nın işine gelir miydi” sorusunu sorar’ Takrir-i Sükün yasası ile tekrar iktidara gelişini. Evet bizce ismet Paşa rakiplerini, muarrızlarını Bir daha baş kaldırmamacasına yenmişti.” Der .

Ancak olayların gelişmesi İsmet İnönü’nün Paşaları karşı muhalif olmadığını göstermektedir.

Nitekim Atatürk’e İzmir’de düzenlenen suikast girişiminden sonra İnönü’nünün başına gelenler, bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Karabekir Paşa Atatürk’e İzmir’de düzenlenmek istene suikast olayından sonra Ankara’da Afyon Mebusu Ali (Cetinkaya) başkanlığında kurulan İstiklal Mahkemesi’nin direktifi ile polis müdürü Dilaver Bey tarafından tutuklandı.

Ancak dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün müdahalesi ile serbest bırakıldı.

Çünkü başbakan İsmet İnönü, Kazım Karabekir Paşa’nın suikast olayına karışmış olabileceğine inanmıyor ve Paşa’nın suçlanması olayının bir tertip olduğunu düşünüyordu . (9)

İnönü bu kanaatinde yalnız değildi. Örneğin suikast’dan sorumlu tutulan ve yargılanmanın sonunda da idam edilenlerden biri olan eski Maliye Nazın Cavit Bey de suçlamaların,

-“…meş’um bir latifeden başka bir şey olmadığı. Bütün mazlumların evvelden mahkum olduklarını ve ortada bir suikast varsa oda hükümet ile polisin baştan aşağıya uydurdukları bir suikast olduğu..” düşüncesindeydi. (10)

Ali Çetinkaya ise İnönü’nün tavır ve girişimlerini mahkemenin kararına müdahale olarak değerlendirerek durumu o sırada İzmir’de bulunan Atatürk’e bir şikayet olarak iletti; Atatürk’de o anki ruh haletiyle Başbakan ismet İnönü’yü bazı görüşmeler yapmak üzere izmir’e davet etti.

İzmir’de yapılan görüşmelerden sonra Başbakan İnönü, Karabekir Paşa’nın tutuklanması olayı karşısında sessiz kalmayı tercih etti .

Öte yandan mahkemenin devamı müddetince daha sakin düşünme şansına sahip olan Atatürk, Paşalar meselesine Başbakan’ın yanısıra kamuoyunun duyduğu tepkiyi de göz önüne alarak konuyu yeniden gözden geçirdi.

Kâzım Karabekir Paşa’nın sorgusundan hemen sonra Atatürk mahkemeye heyeti ile Çeşme (izmir)’de bir görüşme daha yaparak Karabekir Paşa’nın da aralarında bulunduğu Paşalar’ın serbest bırakılmasını istedi. (11)

Duygusal yaklaşıma gelince; bu durum kendisini Cumhuriyet’in ilanı, Halifeliğin kaldırılması gibi önemli olaylarda kendisini açıkça belli etti.

Kâzım Karabekir Paşa Cumhuriyet’in ilanı ve inkılâplar hakkında kendisine önceden bilgi verilmediğinden şikayet etti.

Belli ki Karabekir Paşa’nın da aralarında bulunduğu milli mücadelenin öncüleri, hükümetin devlet ve millet adına alacağı temel siyasal kararlar da kendilerine de danışılmasının uygun olacağı kanaatindedirler.

Ancak paşalar, yapılan yeniliklerin çoğu zaman kendilerine haber verilmeden yapılması dolayısıyla kırgındırlar. Bu duygularla Karabekir Paşa Cumhuriyet’in ilanından önce kendilerinden fikir sorulmadığı, ilanın önceden kendilerine haber verilmediği ve Cumhuriyet’in ilanı münasebetiyle düzenlenen törende de Atatürk’ün kendisine yeterli ilgiyi göstermediğinden yakınır.

Oysa Atatürk başta Karabekir Paşa olmak üzere milli mücadele yıllarındaki bazı yakın arkadaşlarına Cumhuriyet’in ilanı haberini vermemesini onlarla arasındaki yakın dostluk ve güven duygusuna bağlar.

Bu hususta Nutuk’da,

-“Baylar Cumhuriyet’in ilanına karar vermek İçin Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmayı ve onlarla görüşüp tartışmayı hiç gerek görmedim. Çünkü onların öteden beri ve doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu.” Der.  (12)

Hal böyle iken Karabekir Paşa’nın Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra 10 Kasım 1923 tarihinde,

-“Cumhuriyet taraftarıyım. Fakat şahsi saltanatın aleyhtarıyım” sözleriyle üstü kapalı olarak Atatürk’ü suçlaması ciddi tartışmalara sebebiyet verdi, örneğin bazı basın organları, Karabekir Paşa’nın bu sözlerini,

– “Paşa Atatürk’ü diktatörlükle suçluyor” şeklinde yorumlandı. (13)

Devam edecek…

Kaynaklar;

Daha fazla geniş bilgi için. “Atatürk ve Kazım Karabekir Paşa, bir dostluğun dargınlığa dönüşmesi.” Dr. Yaşar Semiz

(1) Karabekir, Paşaların. Kavgası – İnkılâp Hareketlerimiz, Yayına Haz. , Prof. Faruk özerengin, 3. Bs. İstanbul l994. S.51.

(2) Karabekir, Paşaların Kavgası, s. 149,  İpekçi, s. 81-82

(3) Karabekir, Paşaların kavgası, s. 151-152

(4) Okyar Fethi, Üç devirde bir adam, yayına haz. Cemal Kutay, 1980, s. 339-340

(5) Karabekir, “Aramız niçin açılmıştı; Yakın tarihimiz, C. I, sayı,2, 8 Mart 1962, s. 38-42

(6) Nutuk, (1938 bs.) s.613, 1973 bs.  C.2 s. 852-853, Turhan Haşmotoğlu, s.185.

(7) Nutuk, (1938 bs.) s.613, 1973 bs. S.853. Atatürk bu istifaların arkasında bir komplo olabileceği endişesini de taşımaktadır. Bak. Nutuk, 1938 bs. S. 614-621

(8) Okyar, s. 340. Karaosmanoğlu, s. 83-84.Paşaların arasını açan üçüncü kişilerden, Refet Bele ve Adanan Adıvar da ciddi bir şekilde şikâyetçidir.

(9) Atay Falih Rıfkı, Çankaya İstanbul 1980, s. 402,  Kınross Lord, Atatürk, Bir Milletin yeniden doğuşu, çeviren, Ayhan tezel, 6. Baskı İstanbul 1978, s. 648-649

(10) Mechin Benoist, Kurt ve Pars Mustafa Kemal,  Çev. Zahir Güvemli-M. Rasim Özgen, İstanbul 1955, 164

(11) Atay, s. 403-404; Zurcher s. 269, Kınross. s. 650-651, Mıkusch, D. V. Gazi Mustafa Kemal, Avrupa ile Asya arasındaki adam, Çeviren, Esat Mermi Erendor, İstanbul 1981, s. 368-369, Granau, Dietrich, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in Doğşu, çev. Gtüderen Koralp Pamir, İstanbul 1994, s. 239.

(12) Atatürk, Nutuk, (1973 bs) s. 803, İpekçi s. 84

(13) Cebesoy, s. 54; Karabekir Paşa’nın “Cumhuriyet taraftarıyım, fakat şahsi saltanatın aleyhtarıyım” sözlerine çok yakın ifade eden Rauf Orbay tarafından da kullanılmaktadır.  Orbay bu konuda “… şimdi kayıtsız şartsız milli hakimiyet  esasına dayanan bu idareyi,  demokrasi denilen halk idaresi esaslarını kurmak için milletten  vekalet aldık. Fakat bu esaslar üzerinde itilaf hasıl olan noktayı izah edeceğim. Bir takım arkadaşlarımız, milletin bu hakkını meclisten bu veya şu makama meclis fesh ve kanunları red hakkını vermesi düşünce ve temayülünü gösterdiler. İşte ben buna muhalifim” dedi. Orbay Rauf Cehennem Değirmeni-Siyasi Hatıralarım c. 2, İstanbul 1983, s. 158-159.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*