Kurtuluş Savaşı Gerçeği; Atatürk ve Kazım Karabekir Paşa Dargınlığın Perde Arkası (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarih, bir milletin hafızasıdır. Hafızasız insanın normal bir yaşam sürmesi mümkün değilse, dopru yazılmış bir tarihe sahip olmayan milletlerin de doğru bir geleceğe sahip olmaları mümkün değildir.

Tarih, bir milletin hafızasıdır. Hafızasız bir  insanın normal bir yaşam sürmesi nasıl mümkün değilse, doğru yazılmış bir tarihe sahip olmayan milletlerin de doğru bir geleceğe sahip olmaları mümkün değildir.

 

İlk kısım özetle; Karabekir Paşa, 1918’de Büyükdere açıklarında, İstanbul’u işgal eden İngiliz ve Fransız gemilerini görünce, “Tek dağ başı mezar oluncaya kadar düşmanla mücadele ederek istiklalimizi kurmaya vicdanıma karşı ahd ettim. Ya istiklal ya ölüm…” diyerek haykırır. (Resmi Tarihe göre, “Ya İstiklal Ya Ölüm!”  İfadesi, Atatürk tarafından seslendirilmiştir.)

“Milli Mücadele’nin iki büyük kahramanı, Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir Paşa’nın dostluğu,  II. Meşrutiyet döneminde başlar  ve I. Dünya Savaşı yılları ve sonrasında da pekişerek devam eder, Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa I. Dünya Savaşı öncesinde Alman subaylarının etkisi altındaki Enver Paşa ve arkadaşlarının ısrarla savaşa girme arzularına karşı çıkar, ancak başaramazlar.

Kâzım Karabekir, İran, Irak ve Kafkasya cephelerinde görev almasını takiben,  I. Dünya Savaşı’nın sonunda Rus ve Ermeni mezâlimine maruz kalan Doğu vilayetlerinin yanı sıra, Rusların elinde Bulunan Kars ve Gümrü’yü kurtararak, muzaffer bir komutan unvanını alır.

Mütârekenin imzalanmasından sonra İstanbul’a gelirken Batum depolarındaki birçok sahra Japon topu ve mermisini Reşit Paşa Vapuru ile Trabzon’a getirir.  Bu silah ve cephaneler, başlayacak olan Milli mücadelenin ilk adımlarından biri olur.

Kaldığımız yerden devamla….

I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale zaferinin mimarı M. Kemal Paşa ise, Mondoros Mütarekesi arefesinde Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevini ifa ediyordu.

2 Ekim 1918’de Mütareke metni kendisine tebliğ edilince o da Kâzım Karabekir Paşa gibi mütarekenin çok müphem (belirsiz, açık olmayan) bir şekilde ele alınmış olduğunu, galip devletlerin bütün arzularına uymak zorunda kalınacağını belirterek karşı çıktı…

Mustafa kemal Paşa İstanbul’a geldikten sonra bir motorla Sirkeci’ye giderken bütün ihtişamıyla Dolmabahçe önlerinde demirlemiş işgal kuvvetleri donanması’nı görünce üzüntüsü ve kararlılığı “Geldikleri gibi giderler” cümlesiyle ifade etmiştir.

Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa bu durum karşısında ne gibi önlemler alınması gerektiğini tespit etmek için ayrı ayrı yoğun bir kulis faaliyetine girdiler.

Bu faaliyetlerinin sonunda İstanbul’da daha fazla kalmanın yersiz olduğu, Türklüğün mukaderatının içine düşürüldüğü bu uçurumdan kurtarılması için tek çıkar yolun Anadolu’ya geçmek olduğu kararma vardılar.

Bu gaye ile Kâzım Karabekir Paşa yakın dostu Harbiye Nezareti Müsteşarı Miralay ismet İnönü’den kendisini derhal Anadolu’ya göndermesi ricasında bulundu.

Karabekir paşa aynı isteği 1 Aralık 1918’de Cevat (Çobanlı) Paşa’ya, 10 Nisan 1919’da da Fevzi (Çakmak) Paşa’ya iletti. (1)

Karabekir Paşa, görevlendirmenin yapılmasından sonra 11 Nisan 1919’da 15. Kolordu Komutanlığı’na atanmasından dolayı, hem teşekkür, hem de veda etmek için dönemin Sultanı Vahdeddin’in huzuruna çıktı. Ardından da Şişli’de ki evinde Mustafa Kemal Paşa’yı ziyarete gitti.

Bu ziyaret sırasında Karabekir Paşa, Anadolu’ya geçmek istemesinin sebebini şu şekilde açıkladı. “Şarkta Milli bir hükümet esasını hazırlamak ve ordunun kuvvetini muhafaza ederek vahim sulh şartları karşısında milli istiklâlimizi kurtarmak için mücadeleye girişmek… Muhtelif namlar altında oluşan teşekkülleri birleştirmek medeni alemin nazar-i dikkatini celbe çalışan erbâb-i hamiyetten istifade etmek ve gerekirse milli bir hükümet kurmak” (2)

Karabekir Paşa bu hususlarda Mustafa Kemal Paşa’nın da onayını aldıktan soma Anadolu’da buluşmak temennisi ile Şişli’deki evden ayrıldı. Bundan dolayıdır ki Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan hemen sonra Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile temasa geçti.

Mustafa Kemal Paşa’ya, 11 Haziran 1919’da İstanbul’a çağrılması ile ilgili bilgiyi de ilk olarak Karabekir Paşa verdi. (3)

Aynı tarihte Mustafa Kemal Paşa’nın, Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği mektupta İzmir’in işgal edildiği ve Manisa’nın da işgal tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bildirildikten soma işgalin protesto edilmesi istendi ve  “Zat-ı alilerin bu fikirler etrafında hassas ve müessir bulunmaları cihetle işin hüsnü idare ve muvaffakiyetinden acizlerinin (benim de) inancım tam mevcuttur” dendi.

Gelişmelerin genel bir değerlendirmesinin yapılabilmesi için Amasya’da bir toplantının yapılması önerildi.

Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın önerilerini memnuniyetle kabul etti ve bir bakıma Anadolu’nun İstiklal Beyannâmesi niteliğini de taşıyan 21-22 Haziran 1919 tarihli “Amasya Tamimi” ne tereddütsüz destek verdi.

Mustafa Kemal Paşa ile Kâzım Karabekir Paşa arasındaki dostluk, Erzurum Kongresi arifesinde doruk noktaya ulaştı.

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum kongresinden önce 8 Temmuz 1919’da görevden azil edileceğini öğrendi ve hemen aynı gece saat 10:50 de Harbiye Nezareti’ne, saat 11 den sonra da Padişah’a çektiği telgraflarla ordudan istifa etti”.

 Îstifasında hareketlerinin İngilizler tarafından memleketin müdafası şeklinde görülemeyerek hükümeten baskı altında tutulmasından duyduğu üzüntüyü belirtti.

Ve “Saltanata hilafete ve necip millete hayatının sonuna kadar bağlı” kalacağını ifade etti . (4)

10 Temmuz’da ise en yakınlarından biri olan Miralay Kâkım (Dirik), Mustafa Kemal Paşa’nın yanına gelerek “Paşam siz askerlikten istifa ettiniz. Benim bundan soma bu vazifeye devam imkânım kalmadı müsaadenizle Kolordu Komutanım Kâzım Karabekir Paşa’dan askeri bir vazife isteyeceğim. Evrakı kime teslim etmemi emrediyorsunuz” dedi . (5)

İstanbul hükümetinin tutuklama emrini çıkardığı, en yakınlarının bile kendisini terk etmeğe başladığı bir sırada Karabekir Paşa, Atatürk’e

-‘Kumandamda bulunan zabitin ve efrâdın hürmet ve tazimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız… Emrinizdeyim, Paşam.,.(6) diyerek gerçek dostluğun en büyük örneğini gösterdi.

Telgrafın metni şöyleydi.

“Erzurum’da 15. Kolordu Komutanlığına

Mustafa Kemal Paşa ile Refet Bey’in Hükümet kararma muhalif fikir ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanması ve İstanbul’a gönderilmeleri Babiâlı’ce tensip olunup mahalli memuriyete lazım gelen emir verildiğinden kolorduca da ciddi yardımda bulunulması ve neticeden malumat verilmesi rica olunur.

Merkez Dairesi 2733

Harbiye Nazırı Nazım”

Babiâlı bu emri mahalli sivil idareye vermekle yetinmeyip bu hususta Kâzım Karabekir Paşa’dan da yardım istedi. Çünkü Paşa razı olmadıkça mahalli idarenin böyle bir tutuklamayı yapamayacağının bilincindeydi.

Kâzım Karabekir Paşa, 30 Temmuz tarihli telgrafa yine şifre ile şu cevabı verdi.

-“Erzurum, 1 Ağustos 1919, Harbiye Nezaretine 30. 7. 1919 Merkez dairesi 2773 saydı şifreye cevap. Mustafa Kemal Paşa le Refet Bey’in Hükümet kararma muhalif  hal ve hareketlerinden dolayı yakalanmalarıyla İstanbul’a gönderilmeleri hakkında mahalli memuriyete emir verildiği için kolorduca ciddi yardımda bulunulması emir buyuruluyor. Hükümet kararları ve siyasetinin ne olduğunu bilmiyorsam da Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın fiil ve hareketlerinde vatan ve milletin maksat ve menfaatlarına ve mevcut konulara muhalif sayılabilecek hiçbir hal ve hareketinin olmadığını görüyorum…   Mustafa Kemal Paşa gibi Memlekette namusuyla ve seçkin askeri vatanseverlik ve hizmetleriyle tanınmış ve askerin de pek ziyade hususi hürmetini kazanmış, bilhassa 20 gün evvel memleketin yarışma kumanda etmiş olan hal ve hareketlerinde vatan ve millet menfâatlarına aykırı hiçbir şey hissedilmeyen ve görülmeyen bir zatın tevkifine kanuni  bir sebep olmayacağı  ve…  halk ve ordu gözünde de iyi bir hareket olarak telakki edilemeyeceği için kendisini tevkif ve kolorduca bunun için yardımda bulunulmasına halin ve vaziyetin katiyen müsait olmadığını arz ederim’  (7)

Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresi sırasındaki bu olayları daima teşekkür ve minnet hisleri ile andı. Karabekir Paşa’nın bu davranışını o dönemde kendisine kuvvet ve cesareti veren en mühim hadise olduğunu anlattı. (8)

Mustafa Kemal Paşa ile Kâzım Karabekir Paşa arasındaki dostluk ve işbirliği Milli Mücadele süresince devam etti. Kâzım Karabekir Paşa’nın 17 Eylül 1919 da Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği zata mahsus telgrafa,  Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği cevapta dostluk ve yakınlaşmanın boyutu daha iyi anlaşılmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa telgrafında Kâzım Karabekir Paşa’ya hitap ederken,

-“Muhterem Kardeşim, derin bir samimiyete dayandığından asla kuşku duymadığım kanıtlarınızı açık ve kardeşçe bir dille bildirmiş olmanız kardeşlik bağlarımızı pekiştirmiş ve yürekten sevindirmiştir’  (9) der.

Bu dönemde TBMM de ise Atatürk tarafından Kâzım Karabekir Paşa’nın kolladığını görüyoruz.

Örneğin, 22 Ocak 1921 tarihinde Meclis’in gizli oturumlarında Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey ve arkadaşları Kâzım Karabekir Paşa’yı önce Ermeni hareketi sırasında çok fazla kayıp verdiği, daha sonra da Komünizm’e taviz verdiği gerekçesi ile suçladılar.

Bunun doğra olmadığını belirten Atatürk, Karabekir Paşa’yı savunarak”… Hüseyin Avni Bey biraderimiz gayet mühim bir meseleye temas ettiler ki bunun hakkında hiçbir söz söylemek istemiyorum. Fakat kendileri temas ettiği için heyet-i ali’nizden zihinleri karışmış olanlar bulunabileceği için bir iki kelime ile izah etmek istiyorum.

Bir defa Kâzım Karabekir Paşa’yı içimizden tanıyanlar ve tanımayanlar vardır.

Paşa gayet zeki, ahlaklı, namuslu, fevkalade haluk, namuskâr bir adamdır. Bunların fevkinde hasletleri vardır ki ilk temasa geldiği vakit Hüseyin Avni Bey anlayamaz…” dedi. (10)

Milli Mücadele yıllarında Atatürk’ün, Karabekir Paşa’ya ne kadar önem verdiği o sırada Türkiye’ye sık sık gelen Fransız gazeteci M: Berthe George Gaulis’in 1924’de yayınladığı ve bizzat Atatürk’ten dinlediğini ifade ettiği yazıda şöyle ifade ediliyor.

-“Mustafa Kemal solumdaki masa komşusunu göstererek konuşmaya devam etti. Bu da bizim Kâzım Karabekir, Doğu Cephesi Komutanımız, şöhretini duymuşunuzdur…”

Bir ara İsmet Paşa’dan da bahseden Atatürk “ismet Paşa’nın ateşli milliyetçiliğini sadece Türkler değil, bütün Müslümanlar bilir. O hepimizin en iyi arkadaşıdır. En büyük dostu, Kâzım Karabekir Paşa ile benim.”

Dedikten soma Karabekir Paşa’dan bahsederken de

“-Erzurum’a gelmeden önce benimle temaslarında, bu iki kuvvetin Türk milletine saadet getireceklerine inanıyordum.  Bu inancından ötürü güvenim gayretim artmıştı. Milli hükümet kurulunca daha birçok kimseler kararsızlık içinde bocalarken Kâzım Karabekir Paşa, zekâsı, Cüreti ve askeri değeri sayesinde bütün engelleri aşmıştı.  Siyaset anlayışı, teşkilatlandırma kabiliyeti sayesinde bir ordu kurdu ve başına geçerek doğuya doğru ilerledi. Böylece bize Kars zaferini kazandırdı… Memleketin ücra köşesinde sağlam bir düzenin kurulduğunu müjdeledi. (11)

Milli Mücadele yıllarında Atatürk ve Karabekir Paşa arasında gelişen dostluğu, o dönemin yakın görgü tanığı ve iki Paşa’nın da dostu olan İsmet İnönü hatıralarında şöyle nakletmektedir.

-“Genç zabitlik devrinde birbirlerine uzaktan bakarlardı. Ama Atatürk üçüncü Ordu Komutanı iken İstanbul tarafından istifaya mecbur tutulduğu zaman Karabekir Paşa’nın kendisine gösterdiği tutumdan ve yakınlıktan son derece mütehassis ve minnettar olmuştu.

(Atatürk) bundan hep bahsederdi…

Atatürk ordu kumandanlığından istifa edip sivil olunca Karabekir onu Ordu Kumandanı iken nasıl bir hayat içinde yaşıyor’ idiyse o hayat içinde yaşattı.

Kendisi ordu kumandanı olduğu halde, ordusuna “Atatürk’ün emrindesiniz” diye emir verdi. Kendisi de Atatürk’ün emrindeymiş gibi ihtiram gösterdi. Ona hususi yaverler, vasıtalar. Otomobiller tahsis etti.

Ben Ankara’ya geldiğim zaman Atatürk, Karabekir’i çok meth etti bana. Müteşekkir olduğunu söyledi, “Müstesna adammış” dedi. (12)

Atatürk ve Karabekir Paşa Milli Mücadele yıllarında tam bağımsız milli egemenlik anlayışına dayalı Türkiye fikrinde beraber oldukları gibi çağdaş ve laik Türkiye fikrinde de beraberdirler.

Bu konuda Atatürk’ün fikirleri herkes tarafından bilinmektedir. Kâzım Karabekir Paşa da Laikliğe ve çağdaşlaşmaya karşı hareketleri “milli tarihimizi lekeleyen milli bünyemize acı veren olaylar” olarak tanımlar. (13)

Bir ara kendisinin de “İrtica” ile suçlanarak cahil ve tutucu insanların peşinde gidiyormuş gibi gösterilmesi üzerine 4. 4. 1939 tarihinde C. H. P grubunda yaptığı bir konuşmada

-“Bu memlekette irtica varmış… Böyle şey yok. Çıkarsa önce biz kafasını ezeceğiz” (14) diyerek bu husustaki fikirlerini açıkça ortaya koydu. Panislavizm, Pantürkizm ve Komünizm gibi düşüncelere şiddetle karşı çıktı.

Devam edecek…

MERAKLISI İÇİN AŞAĞIDA KAZIM KARABEKİR  PAŞA’NIN YAKILAN KİTAPLARI İLE İLGİLİ BİLGİ VERİLMEKTEDİR.

Kaynaklar:

(1)  Karabekir, s. 65-67, Baranseli, s.14

(2)  Karabekir, İstiklal Harbimizin esasları, s.69. 69-70; Rauf Orbay’ın hatıralarına göre o sırada Mustafa Kemal henüz Anadolu’ya geçme kararı vermemiştir.  Orbay Rauf, Cehennem Değirmeni, c. 1, İstanbul 1993, s.231; Karabekir Paşa’da, “Paşaların hesaplaşması” adındaki eserinde Mustafa Kemal Paşa’yı  Anadolu’ya geçmeye kendisinin ikna ettiğini yazar.

(3)  Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı, 79, yıl 30 Mayıs 1981, s. 8-9

(4)-‘İstifa Mektubu için bak. Arşiv Belgeleri, s. 55-56 ve 164-165.; Mektuptan kısa bir alıntı için bak. Göyünç  Nejat, Atatürk ve Milli Mücadele, 2. Bs, Konya 1987, s. 88, Karabekir, Istiklal Harbimiz, s. 62-64.

(5)  Haz. Selek Salahattin, Ulusal Kurtuluş Savaşı, C, I, 1970, s.218-219; Karabekir, İstiklal Harbimiz, s. 62-64.

(6)Baranseli, s.16; Selek, 218-219

(7) Tam metin için bak; Yay. Haz; T.C Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Atatürk Özel arşivinden seçmeler, (Kültür Bakanlığı, yay,) Ankara 1981, s.99-101; Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.92-93; Ayrıca bak, Kandemir Feridun, Mustafa Kemal ( Arkadaşları ve karşısındakiler) İstanbul, 1964, s. 101-103; Sertoğlu Mithat, “Erzurum Kongresi Sırasında Mustafa Kemal Paşa’nın Tevkifi için verilen emre Kazım Karabekir’in Verdiği Tarihi Cevap, “Hayat Tarihi Mecmuası, C. I, Sayı, 6 Haziran 1977, s.8-13

(8) Selek, s. 219; Aydemir, Şevket Süreyya, Tek Adam. C. II, Ankara 1985, s. 335

(9)“ Atatürk, Nutuk, 1938. Bs. S. 116-117; Ayrıca bak. Seyfettin Turhan- Güney Haşmetoğlu, Atatürk Olaylar Ansiklopedisi, İstanbul 1986, s. 182.

(10) Yay. Türkiye İş Bankası, TBMM Gizli Celse Zabitleri, C. l, Ankara 1985, s. 335.

(11)  Nakleden Naşıt Uluğ, “Milli Mücadele de Türk Fransız Münasebetleri 2, Atatürk’ün Temasları”. Hayat Tarihi Mecmuası, Sayı 10,1 Kasım 1972, s. 28-29.

(12) ‘ Haz. Abdi ipekçi, İnönü Atatürk’ü Anlatıyor, İstanbul 1968, s. 23.

(13) B. Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları, s. 63,

(14) Karabekir, Paşaların. Kavgası – İnkılâp Hareketlerimiz, Yayına Haz. , Prof. Faruk özerengin, 3. Bs. İstanbul l994.S.51.

Birinci yazı kaynakları;

(Daha geniş bilgi için bakınız) Atatürk ve Kâzım Karabekir Paşa, Bir Dostluğun Dargınlığa Dönüşmesi “ Dr. Yaşar SEMİZ

-Kazım Karabekir, “Paşaların kavgası”

-İlgar İhsan, “Mustafa Kemal’in Çankaya arşivindeki mektubu”, Yıllar Boyu Tarih, Sayı 12, Aralık 1981, s. 22-23

-Karabekir Kazım, İstiklal Harbimizin esasları, İstanbul 1981, s.63

-Karabekir, s.64; Hz, Baranseli Z. Mahir, Doğunun Kurtarıcısı Kazım Karabekir, Heykelini Yaptırma ve Yaşatma Derneği yayınları No;1 s. 12-13

Karabekir Paşa’nın kitapları neden yakıldı? 

“…Karabekir, hem gazetelerin artık mektuplarını yayınlamaması hem de tartışmalar esnasında kendisiyle istihza edilip “şarkılı beste” yazacağına esaslı şeyler yazmasının salık verilmesi üzerine Feridun Kandemir’i davetle hatıratını tertipleyip yazması için kendisine yardımcı olmasını talep etmiştir.

Hatıratın Sinan Matbaası’ndaki işlerinin bitip dağıtıma verileceği 27 Mayıs 1933 tarihinde Sinan Bey, İstanbul CHP İl Teşkilatı’na mensup biri tanıdığı, biri tanımadığı İki kişi tarafından zorla bir taksiye bindirilir ve Kel Ali’nin Pangaltı’daki evine götürülür.

Kendisiyle konuşmayı Kel Ali değil, Kılıç Ali yapar. Kılıç Ali, eserin muzır olduğunu, “Gazi’ye karşı yazıldığını” söyler. Sinan Bey, böyle bir durum olmadığını, buna ancak müdde-i umumiliğin karar verebileceğini söylerse de muhatap olduğu kişilerin kimlik ve kişiliklerinden de bigâne olmadığından matbaadaki tüm kitapları teslim etmeyi kabul eder.

Bunun üzerine Kılıç Ali, Sinan Bey’i yan odaya götürür. Odada Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Kazım Bey ve Sinop mebusu silahşor Recep Zühtü ile Cevdet Kerim İncedayı vardır. Sinan Bey, kitapları teslim edeceğini bu şahıslara da söyler; bilahare Recep Zühtü yanında iki CHP memuruyla matbaaya gelir.

Matbaada beş adet kitabın Feridun Kandemir vasıtasıyla Karabekir’e verildiğinin öğrenilmesiyle devlet erkânında dalga dalga etkisi görülecek tedirginlik başlamış olur.

Karabekir’in kendisinde olan ve talep edilen 5 nüshayı eşinin yaktığını söylemesi üzerine Kandemir, resmî bir muamele olmaksızın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne davet ve tevkif edilir.

Kendisinden hile ile Karabekir’deki bu beş nüshayı temin etmesi talep olunur. Bu iş için sadece İstanbul Emniyet müdürü değil, Emniyet Genel müdürü de devreye girer. Karabekir’deki 5 nüshanın bulunması için Emniyet Umum Müdürü Tevfik Hadi Bey’i sıkıştıranların başında da Dâhiliye vekili Şükrü Kaya bulunmaktadır.

Tevfik Hadi Bey, vazifesine devam edebilmesinin bu beş nüshanın bulunmasına bağlı olduğunu söylemektedir. İstanbul Emniyet Müdürü Fehmi Bey ise Kandemir’i evvela dayakla tehdit etmiş, sonra da onun vatanperver olmadığını söylemiş, Kandemir de bağırarak “Bana herkes vatanperverlik dersi verebilir. Yalnız, Millî Mücadelede ben Konya’da kurtuluş davası uğrunda kellemi koltuğumun altına alarak canla başka çalışırken,  [İstanbul Hükûmeti’nin sadık bir polis müdürü olarak] düşman kuvvetleriyle gelip matbaamı basan bu polis müdürü asla!” diye cevap vermiştir. (Feridun Kandemir, Kazım Karabekir’in Yakılan Hatıraları Meselesinin içyüzü, İstanbul: Ercan Matbaası/Yakın Tarihimiz Yayınları, 1964, s. 107.)

4 Haziran 1933’te de Polis Müdürü Fehmi, 100 civarında polisle başlattığı operasyonda sabaha karşı Karabekir’in evini sarmış, Erenköy civarındaki tüm yolları tutmuş, sabah 4.30’da da köşke girmiştir. Dört buçuk saat süren evrak aramasında Karabekir’in tüm not ve vesikalarına el konulur. Aynı zamanda kapatılan TCF mebusları ve Millî Mücadele’nin mühim şahsiyetleri Trakya mücadelesinin kahramanı Cafer Tayyar Paşa ile Büyük Taarruz’da Trikopis’i esir eden emekli Kurmay Albay Halit Akmansü’nün de evlerinde aramalar yapılmıştır.

Karabekir, kitaplarının gayrîkanunî şekilde toplatılması sebebiyle hem savcılığa, hem hükümete hem de meclise müracaat etmiş, kendisine kamu davasını icap ettirecek bir hadise olmadığından bahisle şahsî dava için mahkemeye müracaat etmesi gerektiği söylenmiş, o da tam mahkemeye müracaat edeceği 4 Haziran 1933’te talan edilircesine köşkünün basılması üzerine bu yeni durum sebebiyle İstanbul Müdde-i Umumîliğine başvurmuştur.

Feridun Kandemir ise emniyet tarafından takibe alınmıştır. Bir müddet sonra Başvekil İsmet Paşa, yaşanan hadiseler sebebiyle Karabekir’den özür dilemiş, İstanbul valisine de Kandemir’in takibinden vazgeçilmesi emrini vermiştir.  (Kandemir, Kazım Karabekir’in Yakılan Hatıraları I Meselesinin İçyüzü, s. 8-155.)

Kitap toplattırma ve yakma işinde Başvekil İsmet İnönü, Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, TBMM Reisi Kazım Bey, mebuslar Kel Ali, Kılıç Ali, Recep Zühtü ve Cevdet Kerim İncedayı’nın, köşkün baskını işinde de Başvekil ve Dâhiliye Vekilinin dahlinin olduğu dikkate alınırsa, bu işlerde Mustafa Kemal’in haberinin ve emrinin olmadığı iddiası, aslında tezkiye gayesi istihdaf edilirken onu tahfif neticesini doğuran bir mazerettir.

Her ne kadar Kel Ali ve Kılıç Ali’nin organize ettiği kitap toplatma ve yakma işini, Cumhuriyet devrinin meşhur komitacılarının kendi karar ve icraları olarak ad ve telakki etsek bile baskın işinin –İstanbul Emniyet Müdürü Emniyet Umum Müdürüne. Umum Müdür Dâhiliye Vekiline, Dâhiliye Vekili Başvekile bağlı olduğundan- meratib-i silsile dâhilinde, hiyerarşik bir düzen içinde cereyan ettiğini, bu işte Reis-i Cumhur’un talimatının değilse bile muvafakatinin ya da en azından haberinin olduğunu, bundan dolayı da Karabekir’in hatıratının ve hatıratta münderiç vesikaların sahihliğinden ve hakikiliğinden endişeye düşüldüğünü kabul etmek mantıklı olacaktır.

Tek-Parti döneminin ve tevkiflerin en büyük kötülüklerinde biri de, muhaliflerin kimi çok kıymetli evraklarını yok etmelerine verdiği sebebiyetti. Dadaylı Halit Akmansü’nün Kazım Karabekir’in toplatılan ve yakılan kitabı vesilesiyle göz altına alınması üzerine Halit Bey’in eşi, korkudan Kazım Karabekir’e ait bir evrakı yok etmiştir. (Ziya Göğem, Dadaylı Halit Akmansü, Cilt 2, İstanbul: Halk Basımevi, 1956, s. 336.)

Meraklıları konu hakkında daha detaylı bilgi için (Kitabın yakılması ile ilgili bilgilerin alındığı) :  İsmail Küçükkılıç’ın, “Jön Türklük ve Kemalizm kıskacında ittihatçılık”,  Ötüken yayınları, İstanbul-Mart 2016,  eserine bakabilirler.

140708 Toplam Ziyaretçimiz 2291 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Atatürk’ün çevresini savaştan sonra saranlar, ikballeri için en yakınlarıyla arasını açtılar. Gürül gürül akan nehri birkaç kola ayırarak, kendilerine ortam yarattılar. ne yazık ki en yakın dostlar bu tuzağı farkedemedi. Durumu göz önüne seren kaleminiz daim olsun…

Değerli Ayten Hanımefendi, Sizlerin yazılarının satır aralarında yakın tarihimiz ile ilgili tüm detayların bilindiği, konunun meraklılarınca farkedilmektedir. Siyaset ve çıkar ikilisine insanın zaafları da eklenince ve tabiri uygun düşerse, herhalde sıra dışına çıkmak daha cazip olmaktadır. Yakın tarihimizle ilgili, “Büyük Tablo”nun tamamı netleşince, ortaya, insanın-insanların derecesi de çıkmaktadır. Nezaketiniz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*