Kurgulanmış Tarih! Gizli Meclis zabıtlarına göre Musul ne zaman ve nasıl kaybedildi (4/Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

abdulhamid_musul_ve_bagdat_petrolle-1-

 

İngilizlerin “Musul” ısrarını merak eden Amerikalılar, Musul’a iki uzman gönderirler. Gönderilen uzmanlar araştırmalarının sonucunu bir mektupla üstlerine bildirirler. Ve karşınızda, Musul ve Petrollerinin hikâyesi

Musul-Kerkük-Petrol ve Kürtler ile Araplar (1916 Yılı)

Sykes-Picot  Anlaşması’nda, (*) Irak’ın kuzeyi Fransız nüfuz bölgesi olarak tanımlandığı için, İngiltere Musul petrolünün çıkarılması ve işletilmesinde Fransa’nın da imtiyaz sahibi olmasını garanti etmiş ve bu garanti karşılığında Fransa Musul’un İngiltere tarafından işgalini kabullenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ise, Ortadoğu’da İngiltere ve Fransa tarafından nüfuz bölgeleri oluşturulmasına karşı çıkmamakla birlikte, özellikle petrole ilişkin ticari faaliyetlere müdahale edilmemesini ve Amerika’nın bu yöndeki girişimlerinin engellenmemesini istemiştir. Amerikan firması Standart Oil of Newyork Secony),1919 yılında iki mühendisini Irak’a petrol aramak üzere göndermiştir. Bunlardan birisi yazdığı mektupta

“… pasta o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalıdır.” (1) diyerek, merkezini uyarır.

Bu tespitin yanında, İngiltere Başbakanı W. Churchill’in:

-“Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir.”  İfadesi ile, bugün Ortadoğu’da, Irak/Musul ve Suriye’de yaşananlar daha fazla bir anlam kazanmaktadır.

Mektubun işgal altındaki İstanbul’da İngilizlerce ele geçirilmesi üzerine Londra, Irak Yüksek Komiseri Arnold Wilson’a jeologların petrol aramasının yasaklanması yönünde talimat vermiştir. Bu gelişme nedeniyle Socony firmasının talebi üzerine, Amerika Dışişleri Bakanlığı İngiltere’yi protesto etmiştir.

Benzeri çıkar çatışmaları bir süre daha devam ettikten sonra, her biri %23,75 hisseye sahip Anglo-Persian Oil Company (daha sonraları BP adını almıştır.); Royal Dutch Shell; Standart Oil of New Jersey ve Socony-Vacuum (Mobil); Compagnie Française des Petroles firmalarından oluşan çok uluslu Irak Petrol Şirketi kurulmuş, kalan % 5 hisse ise Ermeni asıllı Gülbenkyan’a verilmiştir. (2)

Bu şirketlerin, İngiliz, Fransız ve Amerikalılara ait olduğunu belirtmeye ayrıca bir gerek var mıdır?

Musul-Kerkük-Petrol ve Kürtler ile Araplar

“..Sykes-Picot taksim anlaşması ile Musul Fransa’ya bırakılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Suriye’den İngiliz birliklerinin çekilmesi üzerine Fransa, Suriye’de hakimiyet kurmakta zorlanmıştır. Büyük Britanya İmparatorluğu’ndan yardım istemek zorunda kalmıştır. Büyük Britanya Hükümeti Fransa’ya yardım edebileceğini fakat bunun karşılığında Fransa’nın Musul bölgesindeki haklarından vazgeçerek Musul’un Büyük Britanya İmparatorluğu’na bırakılmasını istemiştir. Fransa’nın teklifi kabul etmesi üzerine İngiltere, Suriye konusunda Fransa’ya yardım etmiştir. Büyük Britanya Hükümeti ile Fransa arasında 15 Eylül 1919 tarihinde anlaşma yapılmıştır.(3)

Bu anlaşmaya göre İngilizler Urfa, Antep, Maraş sancakları üzerindeki haklarını Fransızlara, Fransızlar da Musul üzerindeki haklarını İngilizlere devretmiştir. İngiltere, birliklerini Musul bölgesine kaydırmış ve Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan hemen sonra da (İngilizler Uluslararası antlaşmalara aykırı olarak-Canmehmet)  sistemli bir plan dahilinde Musul’u işgal etmiştir.

İngiltere ve Kürdistan

“.. Mütareke döneminde İngilizler Anadolu’da giriştikleri işgallerle birlikte bölücülük faaliyetleri de başlamışlardır. Anadolu’da İngiliz müstemlekesi zayıf oluşumları gerçekleştirmek amacıyla etnik kimlikleri ön plana çıkartmayı hedefleyen İngiliz politikası çok yönlü olarak uygulamaya konulmuştur.

Nitekim bu dönemde İngilizler, Kürtçülük propagandalarına hız vermişler; kendi denetimlerinde Kürt Teali Cemiyeti başta olmak üzere İngiliz Muhipler Cemiyeti, Teali İslam Cemiyeti gibi demekler kurdurarak propagandalarını artırmışlardır.

İngilizlerin Kürtçülük propagandası yapmaktaki başlıca amaçları, Orta Doğu’da zengin petrol yataklarına sahip Musul ve Kerkük civarını koruyacak kukla bir Kürt devleti vücuda getirmektir.

Basra Körfezindeki Süleymaniye sancağında İngilizlerin siyasi temsilcisi Yüzbaşı Edward NOEL’in propagandaları Kürtler üzerinde ağırlık kazanmaya başlamıştır. (4)

Burada ibret alınması için bir not düşmek gerekir.

Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin ve İşgalcilerinin kontrolü altındaki İstanbul Hükümetin emriyle (1919’da) Anadolu’ya gönderilir.

Bu görevde İngilizlerin ve İstanbul Hükümetinin ayrı ayrı beklentileri olduğu tabiidir.

Bu konu ayrı bir Blog (dizide) tüm belgeleri ile açıklanacaktır.

Açıklanacakların arasında Mustafa Kemal Paşa’nın, Pera Palas Otelinde yaptığı bir görev başvurusu da vardır.

Ve Meclis gizli tutanaklarına göre Musul tartışmaları

Gerçekten o günlerde Lozan’da tartışılan en önemli mesele Musul meselesi olup İngilizler, bu meseleye çok önem veriyorlardı. Bu yüzden İngilizler, Suriye sınırı meselesini gündeme getirerek Türkiye ile Fransa’yı karşı karşıya getirmek amacındaydılar. Buna karşılık Fransızlar da, malî meselelerden dolayı Türklerle İngilizlerin Musul meselesinde anlaşmaya varmalarını istemiyorlardı. Bütün bu konular, ismet Paşanın Ankara’ya gönderdiği 25 Ocak tarihli raporunda yer almaktaydı.(5)

Aslında Rauf Bey Hükümeti de, birçok konuda, Lozan’daki Türk heyetine itilâf devletleri projesine karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğine dair bir talimatın hazırlıkları içindeydi. Meclisin 29 Ocak 1923’teki gizli birinci oturumunda okunan bu talimat, itilâf projesinin kabul edilemezliğini vurguladıktan sonra genel olarak, itilâf cephesinin abluka vs. tedbirlere başvurmasını önlemek İçin Musul meselesinin çözümünü bölge halkının oyuna bırakmayı, petrolleri işletmek konusunda görüşmelere hazır olunduğunun ilan edilmesini ve de ABD ile ayrı bir antlaşma imzalanmasını uygun görmekteydi. Aksi halde ise Türk heyetinin Ankara’ya dönmesi istenmekteydi, (6)

Avrupalıların Lozan’da verdikleri proje, buna Türk heyetinin BMM’nden onay almadan, yetkisi dışında orada verdiği proje ile hükümetin hazırlamakta olduğu karşı projenin BMM’ne getirilerek tartışılmasını istemekteydi. Ona göre bunda amaç, sadece meseleyi anlamak ve tartışmalarla hükümeti aydınlatmaktı. Bu gerçeğe rağmen Mustafa Durak Bey, hükümetin siyaset yaptığını, olupbitenlerden BMM’ni haberdâr etmediğini düşünüyordu.

Diğer taraftan Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey ise BMM’nin “icraî ve teşriî salâhiyeti haiz bir meclis” niteliğine dikkat çekerek “sadece tartışma” düşüncesine karşı çıkmış ve hükümetin hazırladığı karşı barış projesini BMM’nden sakladığını söylemişti. Hükümetin bu tavrını “siyaset” olarak değerlendiren Ali Şükrü Bey, sözkonusu projenin maddeler halinde BMM’nde tartışıldıktan ve meclisten yetki alındıktan sonra hükümetin barış projesiyle ilgili işleri yürütmesi gerektiğini belirtmişti.              (7)

Anlaşılan o ki bu tartışmalar, hükümetin karşı barış projesini “tek başına” yürütmek istemesinden doğmuştu. Bu durum bazı milletvekillerini rahatsız etmiş ve onlar da “BMM’nin niteliği”ni hatırlatmak için meclisin çalışma usulüne ilişkin tartışma başlatmışlardı. Kanaatimizce bunun temel iki sebebi vardı: Birincisi,       milletvekilleri BMM’nin önemini vurgulama gereğini duymuşlar. Çünkü milletvekilleri bu önemden dolayı BMM’nde esaslı bir denetim işlevi görüyorlardı. Bununla ilişkili olan ikincisi ve konumuz açısından önemlisi, bu denetim işinin barış antlaşması sözkonusu olunca “Misâk-ı Millî” esas alınarak yapılması idi. (8)

İsmet Paşanın bu sözleri, Lozan Konferansı sürecinde     BMM’nin nasıl sadece “müzakere ve onay yeri” olarak algılandığını açıkça ortaya koymaktaydı, ki bu da hem meclis sistemi ve hem de meşruiyet bakımından bir zorunluluktu. (9)

Esasında BMM’nin devre dışı bırakılması anlamına gelen örnekler İskenderun Sancağı ile sınırlı değildi. Siirt milletvekili Mehmet Kadri Beyin Musul vilâyetinin bir yıl içinde İngiltere ile müzakere ve halledilemediği takdirde Cemiyet-i Akvam’a havale edilmesi hususunda hükümetten yetki ya da talimat alıp almadığı hakkındaki yazılı sorusu da Musul meselesiyle ilgili nihaî kararın BMM’ne danışılmadan, hatta, hükümet tarafından yetki verilmeden İsmet Paşa tarafından alındığını göstermekteydi. Bu durumu gizlemeyen ismet Paşanın cevabı daha ilgi çekiciydi: “Vazifem Musul Vilâyeti’ni istihsal etmekti. Bunun için çalışmıştım,” Acaba, İsmet Paşanın bu açıklamasını nasıl anlamak gerekmektedir? Her ne kadar ismet Paşa, Erzincan milletvekili Hüseyin Beyin “Musul meselesi bir sene zarfında menafi-i milliyyemize muvafık bir tarzda halledilemezse netice ne olacaktır? Yani İngilizlerle muharebe mi edilecektir? Yoksa, Musul’dan bütün bütün vaz mı geçilecektir?” şeklindeki sorusuna “Harp ve sulh münhasıran Meclis-i Âlî’nin kararına vabestedir. “ (10) cevabını verse de nihaî kararın savaş dışında her türlü çözüm olacağı muhakkaktı. Çünkü amaç, Rauf Beyin deyimiyle “bu millete Türkiye diye çizmiş oldukları hududlar dahilinde bir hayat kazandırmak” idi. Bu sebeple…bu amaca ulaşmak için bir an önce barış antlaşmasının imzalanmasını zorunlu görüyorlardı. Zaten Rauf Beye göre, İsmet Paşa başkanlığındaki Türk barış heyeti, Lozan’a bu amacı gerçekleştirmek için gitmişti. (11)

Diğer taraftan Rauf Bey, Lozan’daki Barış Konferansı sırasında, Türk heyetinin “harfiyyen” Ankara’dan yönlendirilemeyeceğini. Kendilerine verilen talimatname dışında gerektiğinde, “insiyatif” kullanabileceklerini düşünüyordu. Nitekim, ismet Paşa da, Lozan’da gerektiğinde böyle davranmıştı. Bu tarz yaklaşımıyla Rauf Bey, İsmet Paşa ile hemfikir idi. Ancak Rauf Bey, Musul meselesini “bir yıl içinde İngiltere ile, olmazsa Cemiyet-i Akvam’a gitmek suretiyle çözmek” düşüncesine, “Misâk-ı Millî’nin asıl ruhu” ile  çeliştiği için karşı çıkmakta ve bunu hükümetinin politikası olarak göstermekteydi. (12)

Hemen belirtelim ki, Rauf Beyin Hükümeti’ni de bağlayan Musul ile ilgili görüşleri onun asıl düşüncesiydi. Fakat, “Musul’un elimizden çıkması vatan-ı müşterekemiz için en büyük tehlikedir kanaati”ni taşımasından dolayı bunu “savaş sebebi” saymasına ve “Musul deyince ekseriyet-i kahiresi Türk ve Kürt olan dinen hatta aslen bir olan ve bir millet olmamak için hiçbir sebep mevcut olmayan ve bu iki ırkla meskûn olan mıntıkayı murat ediyorum. Bu mıntıka mutlak ve mutlak Türkiye halkını teşkil eylemeli ve hududa dahil olmalı” demesine rağmen Rauf Bey, İsmet Paşa heyetinin Musul’u siyaseten almanın imkânsızlığını belirtmesi üzerine görüşünü değiştirdi ve sözkonusu heyetin, Musul’un alınmasının bir yıl ertelenmesi halinde mümkün olacağı şeklindeki kanaatini benimsedi. Sonunda, Cemiyet- i Akvam’a gitmenin bazı sakıncalarını bilmesine rağmen Rauf Bey ve hükümeti, bunu kabul etti. Hiç şüphesiz, Musul meselesinde Rauf Bey Hükümeti’nin benimsediği çözüm, İngiliz görüşüydü. Daha ilgi çekici olanı, Rauf Beyin Musul meselesiyle ilgili iki farklı görüşünü, aynı günde, 4 Mart’ta, meclisin birinci gizli oturumunda yaptığı konuşmada dile getirmesiydi ki, bu değişiklikte, esas itibariyle, Mustafa Kemal Paşanın büyük etkisi vardı. (13)

Artık bundan sonra Rauf Beye düşen görev, hükümet olarak Lozan’da Türk heyetine verilmiş barış projesinin “tadil edilmiş” haliyle BMM tarafından kabulünü sağlamaktı. Öyle ki Musul ve Karaağaç’ı terk etmenin, onun ifadesiyle, adlî bağımsızlığa aykırılık taşımayan adlî hükümleri benimsemenin hiçbir sakıncası bulunmadığı gibi yeniden barış görüşmeleri başladığı takdirde “yüzde altmış nisbetinde harbsiz bir sulh” imkân dahilinde olacaktı. Bu sebeple mevcut antlaşmanın hükümetince reddini uygun bulmamıştı.

(Ayrıca, gerekçe anlamında şu sözler de Rauf Beye aittir: “Bu tarzda bir sulh aramak ve sulhu bir daha harp etmeden ve fedakârlık yapmadan ve bunlara mecbur olmadan sulha daha kuvvetli olarak geçmek nokta-i nazarından muvafık görüyoruz.”, (14)

Bu nitelikte bir barış antlaşmasının kabulünün en şiddetli muhaliflerinden biri Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey idi. 4 Mart 1923’te, meclisin ikinci gizli oturumunda yaptığı uzun, heyecanlı ve son derece ilgi çekici konuşmasında, kabulü istenen barış antlaşmasını Misâk-ı Millî açısından değerlendirdi. Her şeyden önce barışa taraftar olmakla beraber kendi ifadesiyle “yalancı bir sulh, yarım bir sulh” istemediklerini belirten Hüseyin Avni Bey, barış konusunda İngilizlere güvenilmemesini, Cemiyet-i Akvam’ın ise “İngiliz Surâsı’ndan başka bir şey” olmadığını söyledikten sonra Musul meselesine değinmiş ve Musul işinin bir yıl sonraya bırakılmasının orasının kaybedilmesi anlamına geleceğini “Musul’u bugün sana vermeyen ne için yarın versin?” sorusunu sorarak ısrarla savunmuştu. İngilizlerin Musul’u almak istemesindeki amaç ilk aşamada orada bir Kürt Hükümeti kurmak gibi görünse de aslında, Anadolu’nun parçalanmasını ve ardından o bölgede bir Ermenistan kurulmasını sağlamak olduğunu söyleyen Hüseyin Avni Beye göre Musul meselesiyle ilgili olarak bir Fransız- İngiliz ihtilâfindan meded ummak boşa bir çabaydı. Çünkü “Türk için Fransızla İngilizin arasına ihtilâf” girmesi mümkün değildi. Bundan dolayı Hüseyin Avni Bey, Ankara Hükümeti’nin bu barış siyasetini “suya düşmüş”, “yanlış” bir siyaset olarak değerlendirmişti. (15)

Bu bağlamda Hüseyin Avni Beyin, İstanbul ve Boğazların güvenliğini örnek verdiğini görmekteyiz. Ona göre, İstanbul’un güvenliğini hakkıyla sağlamadan Karaağaç’tan sözetmek isabetsiz bir görüş idi. Oysa bu sorunun çözümünün alacağı şekil, sadece İstanbul ve Boğazların geleceğini belirlemekle kalmayacak, isteklerin kabulü anlamında “Anadolu’da hâkim kim olacak” sorusunun cevabını oluşturacaktı. Bundan dolayı Hüseyin Avni Bey, “yarın  hâkim olmak istiyorsanız her türlü İngilizlerin, Fransızların âmâlini Anadolu’da kabul ettirecek bir şekilde değil hâkim olarak giriniz” diyerek hükümeti uyarmak istemişti. Çünkü ona göre, Rauf Bey Hükümeti olaylara “hakim” değildi; bu da “Misâk-ı Millî’ye hâkim” olamamaktan kaynaklanmaktaydı. Daha da önemlisi Hüseyin Avni Bey, Misâk-ı Millî’nin çoğunun değişikliğe uğradığını düşünüyordu. Şu sözler Hüseyin Avni Beye aittir (16)

“Efendiler, hâkim olarak girmiyorsunuz. Misâk-ı Millî’ye hakim olmuyorsunuz. Misâk-ı Millî âmirdir Efendiler, Misâk-ı Millî’nin çoğu tadil edilmiştir. Aleyhimizde cihetlerine âmir oluyoruz da lehimize ait cihetlerine olamıyoruz.” (17)

Ne var ki, Hüseyin Avni Beyin Rauf Bey Hükümeti’ne yönelik sert eleştirileri bununla bitmiyordu. O, İngilizlerin “hilekârlığı’na dikkat çekerek onların vaadlerine inanılmamasını, “bugün sulha talip olmak için” hükümetin BMM’nden İngilizlere verilmek üzere taviz istediğini -Hüseyin Avni Beye göre, taviz verilmesi gerekirse BMM kararıyla verilmeliydi.- bunun Musul’dan vazgeçmek anlamına geleceğini savunmuş ve geri alınamayan Mısır ile Kıbrıs’ı örnek göstermişti. Bu durumu millete anlatmanın zorluğuna da dikkat çeken Hüseyin Avni Bey, eleştirilerinin dozunu artırarak hükümete karşı “Musul’u satmıştır, diye bu kürsüden bağıracağım. Bunun aslını ne suretle bildiriyorsunuz. İğfal ediyorlar, derim. Çünkü bunun hilafını söyleyemezsiniz.” Şeklinde ağır sözler sarfetmişti. Onun endişesi, hükümetin “İngilizlerin müzaheretini göreceğim diye” barış konusunda edilgen, hatta tavizkâr bir tavır içine girmesiydi. Oysa böylesi bir tavra girilmesine gerek yoktu. Ona göre, İngiliz ve Fransızların her ikisinin de “kendi işlerine bakmak için” barışa Türkiye kadar ihtiyacı vardı.(18)

Bu gerçeğin bilinmesini isteyen Hüseyin Avni Bey, hükümete ve ismet Paşaya bazı tavsiyelerde bulunmaktan da geri kalmıyordu. Bu tavsiyeler arasında, hükümetin bu projeyi BMM’ne getirmemiş sayması, İsmet Paşanın “yalandan hasta” olması ve hatta, “Musul’dan fedakârlık oluyorsa, vaziyet-i siyasiyemizi, vaziyet-i coğrafyamızı tehlikeye koymak, dahilde bir ümitsizlikle yarım sulh yapmaktansa böyle bir sulh yoktur” diye Avrupalılara karşı kesip atılması gibi hususlar vardı. Aksi halde, Hüseyin Avni Beyin ifadesiyle “iman haline gelmiş” Misâk-ı Millî’ye aykırı bir davranış sergilenmiş olurdu. (19)

Görüldüğü gibi Hüseyin Avni Bey için Musul meselesi son derece önemliydi. Bundan dolayı, Musul meselesinin çözümünün Cemiyet-i Akvam’a bırakılmasını İngilizlerin himmetine başvurmak ve kurdun eline kuzuyu teslim etmek olarak değerlendirmişti. Bunu engellemek ve barış masasında Türkiye’nin pazarlık gücünü artırmak için Misâk-ı Millî’nin bir iman olarak yaşatılmasının gereğine işaret eden Hüseyin Avni Bey, din de Misâk-ı Millî arasında şu ilgi çekici ilişkiyi kurmuştu: (20)

“Fakat evvelâ din de bile Misâk-ı Millî vardır Müslümanlıkta iman budur. Bu imanı yaşatacaksın. Ben muvaffak olamadım, sen muvavaffak ol. Asker ol evlâdım, git bunu al. Bu alır Misâk-ı Millî’yi; Misâk-ı Millî’den sarfı nazar etmiş değilim. Batum’dan da sarf-ı nazar etmiş değilim. Yalnız pazarlığımız sağlam olmalıdır.” (21)

Musul’un akibeti ile ilgili konu Millet Meclisi’nde o kadar detaylı tartışılmış ki, başka bir izaha gerek bırakılmamış.

www.canmehmet.com

-Yazıdaki vurgulamalar tarafımdan yapılmıştır.

Resim: http://www.ensonhaber.com/abdulhamid-musul-ve-bagdat-petrollerini-nasil-korudu-2013-02-03.html  web  adresinden alınmıştır.

Kaynaklar:

(*) Sykes-Picot Anlaşması; İngiltere ve Fransa arasında (1916 tarihinde) yapılan ve Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşma.

(1) Fromkin, D. 1989, s. 534: (SEVR’E GİDEN YOL” AHMET HURŞİT TOLON, dip not) Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/amerika-ve-avrupa-arasindaki-bir-savasta-cin-ve-rusya-nerede-duracaktir-1.html

(2) “Sevr’e giden yol” A. Hurşit TOLON, s. 144)

(3)Musul ve Kerkük ile ilgili Arşiv Belgeleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Yayınları, İstanbul, İ993, s. 9, vd.

(4)“SEVR’E GİDEN YOL” AHMET HURŞİT TOLON, Birinci Baskı: Atatürk Araştırma Merkezi 2004, sahife; 140 ve sonrası

(5) TBMMGCZ, III, s. 1237-1238; Rauf Beyin yaptığı konuşmanın dayandığı ismet Paşanın raporunun tamamı için bkz., İsmet Paşanın Hey’et-i Vekile Riyasetine gönderdiği 26 Kanun-i sani 1339 tarihli telgrafı (25 Kanun-ı sani raporu), B. Şimşir, Lozan Telgrafları, I, s. 444-445.

(6)TBMMGCZ, III, s. 1267; bu talimat için bkz., İsmet Paşaya gönderilen 28 Kanun- 1 sani 1339/1923 tarihli telgraf, B. Şimşir, Lozan Telgrafları, I, s. 455-456.

(7)TBMMGCZ, W, s. 36.

(8) Misak-ı Milli’den Lozan’a, Mustafa Budak, Sahife:396

(9) A.g.e: Sahife: 399

(10) TBMMGCZ IV, s. 80.

(11) TBMMGCZ, IV, s. 82-83.

(12)TBMMGCZ, IV, s. 84

(13) Misak-ı Milli’den Lozan’a, Sahife:401

(14) TBMMGCZ, IV, s. 87.

(15) TBMMGCZ, IV s. 92-93.

(16) TBMMGCZ,IV, s. 94.

(17) Misak-ı Milli’den Lozan’a

(18) TBMMGCZ IV, s. 94-95.

(19) TBMMGCZ, W, s. 96.

(20) TBMMGCZ, IV, s. 97. Hüseyin Avni Beyin bu konuşmasının tam metni (Sayın Mustafa Budak’ın. ‘Misak-ı Milli’den Lozan’a Kitabındaki) Ek 5’tedir.

(21) TBMMGCZ, IV, s. 97.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*