Kubilay Memenen’de, Siyasi parti oyununa kurban mı edildi? (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

kubilay

Menemen hadisesini, olaya şahit olan Fındık Süleyman Sadıç’dan naklederek bitirecek, ve kimilerine göre provakasyon, kimilerine göre isyan olan “Şeyh Sait isyanı”nın üzerindeki perdeyi de kaldıracağız. Ve Can Dündar’la kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Hadisenin bam teli ise bu noktada gizlidir. 1990’lı yıllarda bile özgürlüğü artırmaya yönelik her demokratikleşme çabasının faili meçhul cinayetlere ve provokasyonlara denk gelmesi bazı mihrakların alışkanlıklarını terk etmediklerinin açık göstergesi olsa gerek.”

Demokratikleşme-“gerici isyan” zinciri dikkat çekici… 64 yıl önce 23 Aralık’ta Menemen’de bir toplu isyan yaşandı mı? Bu sorunun yanıtını hala pek az kişi biliyor. Yazılı materyalin yarısı “şeriatçıların nasıl insan kanı içtiklerine” dair hamaset edebiyatı, öbür yarısı da Menemen’in “laik devletin bir provokasyonu” olduğuna dair basmakalıp iddialar…

Ne titiz bir araştırma var ortada, ne ayrıntısıyla konuşturulmuş tanıklar, ne doktora tezleri, ne de güvenilir hatıratlar…

Tablo bu olunca, hala sıcaklığını koruyan böyle bir konuda sağlıklı bir çalışma yapmak çok zor. Yine de tartışmalara ışık tutabilecek bazı bulgulardan sözedilebilir.

“Resmi Görüş”e göre “Menemen’de yobazlar Cumhuriyet devrimlerine karşı bir isyan provası yapmışlar ve bir devrim askerini şehit etmişlerdir ve bu isyan en sert şekilde bastırılmıştır.”

Menemen’i gezerseniz, “Kollektif Hafıza”nın bu tezi reddettiğini görürsünüz. Olayın tanıklarına göre “23 Aralık’ta 2 saat içinde olup biten ve yankıları 64 yıldır süren olay, Menemen’e Manisa’dan gelen 6 tane esrarkeşin işlediği bir cinayetten ibarettir.

Bir sabah vakti gelmişler, Kubilay’ı katletmişler ve cezalarını çekmişlerdir. Ama bedeli, 64 yıldır Menemen ödemektedir.”

Bence konuyu incelemenin en sağlıklı yolu, o iki saatte neler olup bittiği tartışmasından çıkıp, olayın nedenlerini, dönemin koşullarında aramak… Bu açıdan bakılınca olayın, yepyeni boyutları gözler önüne seriliyor.

Bir defa şu saptamayı yapmamız lazım:

Son 100 yıl içinde ne zaman ülkede bir demokratikleşme, çok partili rejim arayışı filizlense, bunu bir “gerici isyan” izliyor ve işin ilginç yanı bu “isyan”ların tümü de Nakşi kökenli…

İşte 2. Meşrutiyet ve artından gelen 31 Mart vakası… İşte 1925’te çok partili rejim denemesi ve ardından Şeyh Sait İsyanı, işte 1930’da ikinci deneme ve Menemen…

Bence Menemen, Cumhuriyet’in en büyük hayal kırıklıklarından biridir. Ülkede yapılan ilk çok partili yerel seçimde Menemen’de Atatürk’ün partisi seçim kaybetmiştir.

Halk, karşılaştığı ilk fırsatta şapkaları atıp, feslerini giymiştir. Ve herhalde Ankara’dakiler serbest seçimle devrim yapılamayacağını bir kez daha anlamışlardır.

Serbest Fırka deneyimi Gazi’nin “Bir deneyelim bakalım, becerebilecek miyiz” diye giriştiği bir maceraya benziyor. Tabii her lider gibi o da halkın kendisine itimadını test etmek de istemiş olabilir. Sonuç onun için de üzücüdür.

…….

Cumhuriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Hikmet Çetinkaya

Silahlı eylem provası

-Cumhuriyet Gazetesi, olayın üzerinden yıllar geçmesine ve bugüne kadar birçok konuda ekler vermesine rağmen ilk kez bir “Kubilay Eki” verdi. Bunun özel bir nedeni var mı?

-Cumhuriyet gazetesi 11 Mart 1931’de Kubilay anıtı için ulusal bir kampanya başlatmıştır. Bugün Menemen’de bulunan anıt Cumhuriyet gazetesinin öncülüğüyle dikilmiştir. Cumhuriyet sık sık ek verir. Okuru yakın tarihimizle ilgili olaylarda bilgilendirir. 1944 yılında Kubilay eki vermemizin nedeni ne olabilir ki? Ekte yazıların bir bölümü daha önce benim imzamla, Cumhuriyet’te yayınlanmıştır.

-Ek’te verilen bilgilerin eksiksiz ve tarafsız olduğunu söyleyebilir misiniz?

-Bilgiler belgelere dayalıdır, özellikle Nakşibendi olayı, Divan-ı Harp tutanaklarından alınmıştır. Cumhuriyet hiçbir zaman kanıtı olmayan ne haber, ne de araştırma yayınlar.
-Meydana geldiği yıllardaki siyasal şartları da gözönüne alarak, olayın bir komplo olduğunu söylemek mümkün mü?

-Olayın bir komplo yönü yoktu. Genç cumhuriyetimizi o tarihte yıkmak isteyen şeriatçı güçlerin Menemen’de yaptıkları silahlı eylem provasıdır.

-Olayı gerçekleştirenlerin hem şeriatçı hem de bunun yanında esrarkeş oldukları bazı tarihi kaynakların yanısıra, Cumhuriyet’in ekinde de vurgulanıyor. Bu durum size göre de çelişkili değil mi?

-Bir şeriatçı nasıl çete kurup sağı solu bombalıyorsa, aynı şekilde esrar içip Kubilay’ı da boğazlar. Sivas Madımak Oteli’nde aydınları diri diri yakanlar kimlerdi?

-Öldürülen bir kişiye karşı 28 kişinin asılmasını adaletli bir uygulama olarak kabul etmek mümkün mü?

-Olaya katılan suçluların nasıl cezalandırılacakları yasalarda belirtilmiştir. Divan-ı Harp’in kararını “Kısasa kısas” anlayışıyla değerlendiremeyiz. Çünkü Menemen’deki olaylar Kubilay’ın kişiliğinde genç cumhuriyetimize yöneliktir.
……

Zaman Gazetesi Dış Haberler Sorumlusu Ali Aslan Kılıç

Yanlışları ayıklamalıyız…

Maksatlı yorum ve duygusallığı bir kenara bırakarak Menemen Hadisesi’nin kalın sis perdesinden kurtarılması gerekiyor. Abartılı ifadeler yalnızca gerçeği gizlemiyor. Haksız suçlamaların ötesinde milyonları da gereksiz yere rencide ediyor. 2’si çocuk yaşta kendini bilmez 6 kişinin av tüfeği ve bağ bıçağı ile sergilediği cehalet nasıl ‘ayaklanma’ diye adlandırılır.

Bir makinalı tüfekle 10 dakikada biten, dahası Jandarma subayının ciddiye almayıp Kubilay’ın ‘okkalı bir şamarla’ dağıtmayı düşündüğü güruha ‘devleti yıkmak isteyen güç’ yakıştırması mantık ölçülerini aşmıyor mu?

Ya ölüm döşeğindeki Esat Efendi’ye yönelik suçlama!? Haksız yere asılan onca kişi için neden tek kelime edilmiyor. Hele yanlışlardaki ısrarı anlamak mümkün değil.

1988 yılında, hadisenin 58. yıldönümünde yaptığımız aylar süren araştırmada bütün Ege’yi dolaştık. Nazilli’den Uşak’ın Delihıdır köyüne kadar geniş alanda canlı şahit aradık. Kubilay’ın erleri, oğlu ve berberinden, Atatürk’ün posta erine kadar onlarca insanla konuştuk.

Sürekli tekrarlanan itham ve iddialardan daha farklı yeni bilgileri ZAMAN aracılığı ile kamuoyuna sunduk. O günün şartları iyice irdelenmeden, SCF’ye gösterilen aşırı rağbet ve siyasi rekabet dikkate alınmadan sağlıklı değerlendirme yapılamayacağını gördük.

Buna rağmen, 64. yıldönümünde ‘Cumhuriyet tarihinin ilk gerici katliamı’ ifadesinin tekrarlanması bilhassa Menemenliler adına çok üzücü. Cumhuriyet gazetesi ‘Kubilay’ eki veriyor. Hadiseyi aydınlatmaya dönük tek kelimelik yeni bir katkı yok.

Kubilay’ın öğrenim gördüğü lisede tören düzenleniyor. Tarz aynı..

Bir Bayan Sivas hadisesiyle ilgi kurarak duygusal ifadeler sarfediyor. Devlet Tiyatroları Kubilay adına oyun sergiliyor. Hadiseyi aydınlatmak yerine, yarayı deşme gafleti ve ucuzculuğuna kaçılıyor.

64 yıllık nakaratın artık bitmesini diliyor, Can Dündar’ı tabuları sarsan cesaretinden dolayı tebrik ediyorum.

….

Ve olaya şahit olan Fındık Süleyman lakaplı Süleyman Sadıç anlatmaktadır:

-“Yedinci adam nasihat edip gitti…”
Menemen Hadisesi’ni çocuk denecek bir yaşta çok yakından görenlerden biri de şimdi Fındık Süleyman lakabıyla tanınan Süleyman Sadıç’tı. Hasta yatağında, nefes darlığı çekmesine rağmen yaşadıklarını bize anlatırken, o günün dehşetini yaşıyordu.

“Ben dükkanda duruyorum. Ustam fırıncılık yaptığı için erken kalkıyordum. O sabah kömürcü zannettim onları. Eskiden kömürcüler gelirlerdi öyle… Kıyafetleri pejmurde. İçlerinde birisi var pantolonu subay pantolonu. Eskiden kalçınlar vardı. Yandan takılırdı kalçınlar.

Kalçınlı bir adam üstünde ceketi, tüylü bir ceket. Aralarında konuşuyorlar. Biri, ‘Sivil de olsa, asker de olsa vuracaksınız. Sizin arkanızda biz varız’. O altı kişiye söylüyor, ben o adamın söylediğini duyuyorum. Ve bunlar yeşil sancak aldılar Müftülük Camii’nden. Şimdi orası nargile kahvesi. O yedinci şahıs, subayvari olan şahıs, bunlara nasihat verdikten sonra kayboldu.

Adamlar sancağı, Hükümetin karşısında bir yere astılar. Ben fırında onlara yakınım. Her sancağın altından geçene ‘Şapkayı atın tekrar eski hale geleceğiz.’ Bergama Caddesi’ni göstererek “Buradan 40 bin, bu taraftan da 80 bin kişi geliyor biz yalnız değiliz” diye bağırıyorlardı. Şimdi bunları duyanlar başladılar kalabalık yapmaya.

Yav, şapkalar çıkacak fes giyecekmişiz. Onlar bağrışırken karşı taraftan bir yüzbaşı geldi. O Derviş Mehmet isimli birine sordu. ‘Ne bu yav, bu sizin haliniz’ dedi.

Derviş Mehmet ona bir şeyler söyledi. Yüzbaşı ‘Beni alakadar etmez’ dedi. Ve oradan ayrıldı. Daha sonra askeriyeye telefon etmişler. Kubilay’ı yedi sekiz askerle gelirlerken gördüm ben. Sonra dükkana girdim. Ustama yardım etmem gerekiyordu.

Ben bundan sonrasını görmedim. Dedemden dinledim.

Dışarıda Kubilay bunların üstüne yürümüş. ‘Ulan ne istiyorsunuz siz!’ falan demiş. Yanıbaşından biri elinde çifte vardı. Birinin arkasında av çantası vardı. O çifteli, diğer adamın yakasından tutulunca kasığına ateş etmiş. Vurulan Kubilay, hükümet binasına doğru kaçmış.

Fakat hükümet binasının kapısı kapalı… Pencerelerden askerler bakıyorlar. Yukarıda kaymakam bakıyor, tüm memurlar bakıyor. İçeriye almamışlar. Almayınca, Gazez Camii vardı onun önünde, taşın yanına doğru giderken, adamlardan biri yolunu kesmiş.

Evde anlatıyor dedem. “O an tabanca olsaydı vurucaktım’ diyor. O hükümetin jandarmaları hiç müdahale etmediler.

Zabit kesildikten sonra postane var. Onun balkonu üzerine askeriyeden makinalı geldi… Bir yığın silah patlıyor. Kubilay’ın olduğu yere. Silahlar durdu biz çıktık dışarı. Belediyenin karşısında fırın var. Onun yanındaki barakada sigara, bisküvi rakı falan satardı Çolak Hasan Efendi. O mermiler o barakayı delmiş, baraka perişan olmuş mermilerden. Bu vakadan sonra ortalık durdu subaylar geldi. O yaralıyı da götürdüler hastaneye. Hastanede iyileşti. İyileştikten sonra astılar.

Bir hafta sonra Dahiliye Vekili Şükrü Kaya geldi. Okulun yakınında bir ayakkabıcı vardı orada toplandılar. Tellallar, ‘Ey ahali dinleyin hükümetten Ankara’dan mebuslar geldi, herkes meydana gelecek. Gelmeyenler evlerinde aranacaklar. Kim evinde yakalanırsa falakaya yatırılacaktır’ diye nida ettiler. Herkes toplandı oraya. Şükrü Kaya ve Fahrettin Altay, caminin önüne masa koydular. Sancağın alındığı caminin önüne… Şükrü Bey ahaliye,

‘Fethi Bey’in partisi olur mu? Bizim partimiz var..’ dedi.

Sonra başladı orada sormaya. Sorguladıklarından ismini ‘Yaz’ dediklerinin hepsini idam ettiler. Türkiye’nin her tarafından alim adamları topladılar, elediler, eleğin üstünde kalanları astılar. Eleğin altına geçenlere de ağır ceza verdiler.

‘Bunu siz tertib ettiniz Kubilay’ın ölümüne sebep oldunuz’ diye. Hiç suçu olmadığı halde benim ustamı da astılar.’ (1)

….

Tüm taraflarının anlatımıyla, “Menemen hadisesi” okuyanın önüne serilmiştir. Karar her zaman olduğu gibi okuyana aittir.

Devam edecek

Ve Şeyh Sait İsyanı….

(1) (http://www.aksiyon.com.tr/ ) Recai Kömür (Sayı: 4 / Tarih: 31-12-1994)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*