Koruyucu aileleri olan devletler kimlerin değirmenine su taşımaktadır? Örneğin İsrail (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Sonuç veya bulunduğunuz yer; yaptığınız uygulamanın en belirgin ölçüsüdür.

Bilginin belirleyici olduğu 21’nci asırda, rekabetçileri kadar bilgi üretemeyenlerin tam bağımsız olmaları hatta gelişmeleri ham hayaldir. Yazılanlar özetlendiğinde karşımıza çıkan tabloda;bilginin (yüksek teknolojiye sahip olanların), silah ve paraya sahip olanları yedeklerine aldıkları açıkça görülmektedir.

İlk dört bölümde yazılanları özetlersek;

-Cengâver Türkler, Osmanlı Devleti ile (Müslüman olduktan sonra) Batı dünyasının ekonomik çıkarlarına uzun süre çomak sokmuşlardır. Bu nedenle,  Müslüman Türkler, Müslüman kaldıkları sürece Batı için tehlike olmaya devam edeceklerdir. Batının (Hristiyan dünyasının) Türklerle bir sorunları yoktur.

Yahudiler için, “Ticareti çok iyi bilirler”, anlayışı hâkimse de bu tartışmalıdır. Yahudilerin, M.Ö. 8’nci asrın başında yurtlarından sürgüne gönderildiklerinde gittikleri yeni yerlerde; yerleşiklerden daha fazla  gayret gösterecek olmaları ve yeni ülkeleri ve onların imkânlarını öğrenerek büyük bir avantaj sağladıkları unutulmamalıdır. Gerçeğinde, MS. 5.ci yüzyıldan itibaren küresel ekonomi (İpek yolu üzerinden) uygulamaya geçmiştir. Yahudilerin tüccarlığı birazda, yaşadıkları Arap yarımadasının özelliğindendir. Hz. Muhammed (s.a.v.) “Rızkınızın onda dokuzu ticarettedir.” Diyerek, 7’nci asırda insanlara daha fazla kazanmanın yolunu göstermiştir.

-Anglosaksonlar, 5 yüzyıldan itibaren günümüzde İngiltere olarak adlandırılan bölgeyi istila eden ve 1066’daki Norman İstilası’na kadar yöneten Cermen halkıdır. Bu halk, bu günkü İngiliz milletinin çekirdeğini meydana getirmişlerdir.

-Fransızların ünlü komutanı Napolyon, (1798 Mısır İşgali sırasında zorda kalınca) civardaki emir ve beylere, Hıristiyan ve Yahudi ileri gelenlerine mektuplar yazarak yardımlarını ister: 22 Mayıs 1799’da Moituer Üniversel gazetesine verdiği bir ilanda da bütün Avrupa, Asya ve Afrika Yahudilerini Fransız ordusuna gönüllü asker olarak katılmaya çağırmakta, buna karşılık da Filistin’de bir Yahudi devleti kuracağını vadeder…

– “Yeni bir “Dünya düzeni”  hedefi, ABD Başkanı Bush’a değil, ABD başkanı Wilson’a aittir.

-(ABD Başkanı) Wilson’un 1919’da; “barışsever ülkeler, liberal demokratik ülkelerden olacaktır!” hayali vardır. Bu fikrin ilk uygulaması (Liberal ekonomiye geçiş), 2. Dünya savaşından sonraki Marshal yardımıdır.

Birinci Dünya Savaşı resmi olarak, 12 Kasım 1918’de sonlandırılmıştır.  Ancak, bundan 10 ay önce; 5 ve 8 Ocak 1918’de, I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerinden İngiltere Başbakanı (ile ABD başkanı, savaş sonrasındaki,) “Yeni Dünya Düzeni”ile  ilgili çok önemli açıklamalarda bulunurlar. “Türkiye’yi başkentinden veya ırkça hakim unsuru Türk olan Küçük Asya ve Trakya’nın verimli topraklarından mahrum etmek için savaşmıyoruz. Biz, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki deniz trafiği uluslararasılaşmış ve yansızlaşmış olmak kaydıyla, başkenti İstanbul ile birlikte Türk ırkının anayurdunda Türk devletinin varlığını sürdürmesine karşı değiliz…

“Liberal devletler!” BOP, Arap Baharı, Irak ve Afganistana demokrasi, özgürlük götürülmesi olayları, açıklanan yukarıdaki düşüncelerin uygulamalarıdır.

-Japon asıllı Amerikan vatandaşı Sosyolog Fukuyama, “Tarihin sonu!, tezi ile ; Mevcut sistemler, liberal ekonomi karşısında yenilmiş; halk egemenliği ve hukuk devleti anlayışı geçerlik kazanmış, bireyin belirleyici olmasının önü açılmıştır. Liberalizm kazanmış ve yenidünya düzeni nin sistemi olmuştur.” demiştir.

Bu manada 1918-1919’da ABD başkanı ne demiştir? “Barışsever ülkeler, liberal demokratik ülkeler olacaktır…” Şifre nedir? Liberalizm. Peki, Tanzimat Fermanı’nın Liberalizmle bir ilgisi var mıdır?

-Anglosaksonlar sevmedikleri Yahudilere, Ortadoğu’da, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bir devlet kurdular? Bunu ilk seslendiren, Mısır işgali sırasında zorda kalan  Fransızların ünlü komutanı Napolyon’dur.

Yahudiler tarihleri boyunca birçok örgütlü saldırılara muhatap olmuşlardır. 1’nci Haçlı Seferi sırasında, Ren ve Tuna boylarındaki Yahudi cemaatleri; 2’nci Haçlı Seferi sırasında da, Almanya’daki Yahudiler çok sayıda katliama maruz kalmıştır.  Yahudiler ilerleyen zamanda; İngiltere, Fransa, Avusturya ve İspanya’dan kovulacaklardır.

-Hıristiyan Batının Yahudilerle derdi, “Yeni Ahit’e, (Hıristiyanların kutsal kitabı) göre, İsa Romalı askerler tarafından gaddar bir şekilde ve aşağılanarak öldürülmüştür. İsa’nın öldürülmesinden tamamiyle Yahudilerin sorumlu…” (olduğunu ima edildiği.) düşünceleridir.

-İlginç olanı; bu anlayışa sahip Hıristiyan Avrupalılar’ın Yahudilere binbir zahmetle!  bir devlet kurmalarıdır.

Sömürgeci devletlerin en sevdikleri ortam; savaş ve çatışma ortamlarıdır. Bu ortamlarda hem kazanmak, hem de tarafları yönetmek daha kolaydır. Örneğin, Irak, Afganistan, Suriye, Libya vb.

-19’uncu asırda Sanayi Devrimi nedeniyle  artan hammadde, enerji ihtiyacının karşılanacağı bölgeler; Ortadoğu, Afrika ve Asya’dır. Gerçeğinde İsrail Devleti’de bu bölgede kurulmuştur.

Bu anlayışla Yahudiler, İsrail Devleti’nin kurulmasında kurucu değil, oyuncudur.

-1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladılar. Bununla birlikte, Rusya’yı terkeden Yahudilerin birçoğu Avrupa’ya göçtü.

-I. Dünya Savaşı sonunda 2 Kasım 1917’de İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour’un girişimiyle Balfour Deklerasyonu süreci başlatıldı. Milletler Cemiyeti 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı.

-“Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- pogromlar ismiyle bilinen bir dizi katliam yaşandı. Katliamlara maruz çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı…” Ayrıca; Nazi Almanya’sının, 1930’lardan 1940’ların ortalarına kadar Yahudilere soykırım uygulamaya başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başladı.

-Theodore Herzl, Filistin’de kurulacak bir devlet için 2 Abdülhamid’den büyük paralar karşılığında toprak satın almak ister. 2. Abdülhamid bu toprak talebinin ret eder.  Yahudi Theodore Herzl’in heyetinde bulunan Selanik mebusu  Emanuel Karasu; Sultan Hamid’in hal’inden çok sonra hatıralarını yazmış olan 2. Abdülhamid’in Mabeyn Başkatibine,

-”Ben zat-ı şahaneyi bir daha görmeye geleceğim. Fakat bu sefer kendisinden bir atıfet ve lütuf istemek için değil…”Diyerek üstü kapalı tehdit eder. (Bu cesareti nereden aldıysa!)

-Peki, Selanik mebusu (Yahudi) Emanuel Karasu, 2. Kez ne için gelecektir? Elbette, Vatan topraklarını satmayan 2. Abdülhamid’i Tahtan indirmeye.

-Gerçeğinde; Meclis-i Milli’nin Abdülhamid’in hal’ kararını bildirmek için görevlendirdiği, 27 Nisan 1909 Salı günü öğleden sonra sarayı ziyaret eden dört kişilik heyette; Arif Hikmet Paşa, Emanuel Karasu Efendi (Carasso), Esad Paşa Toptani, Aram Efendi ve Albay Galip Bey (Pasiner) vardır.

-İleriki bir tarihte İttihatçıların liderlerinden olan Enver Paşa, 2. Abdülhamid’in tahtan indirilmesi ile ilgili olarak; “Siyonistlerin oyununa geldik” diyerek, hatalarını ve pişmanlıklarını itiraf etme olgunluğunu  gösterecektir.

Yapılan kısa özetten sonra kalınan  yerden devam edilecektir…

Konu ile ilgili kaynak ve açıklamalar, önceki yazılarda verilmiştir.

Resim;www.kaliteliresimler.com

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*