Komşumuz İranlıların Tarihi: Şeytan’ı hoplatacak bilgilerle İran ve üzerinden yaşananlar (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Yavuz ve Şah İsmail’in (çarpıtılmış Şii-Sünni) hikayelerini ilk kez tarafsız ve yorumsuz vererek Komşu İran’ın tarihine başlıyoruz.

Yazılarda kullanılan kaynaklar :

İran Tarihi / The Persians, Pers İmparatorluğundan Günümüze… Gene R. Garthwaite

Modern İran tarihi, ERVAND ABRAHAMIAN,

-İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran(1514)

Şahların Şahı, (İran Devrim hikayesi) Ryszard Kapuscinski

-OSMANLI TARİHÎ, II. Cilt. Ord. Prof. ÎSMAÎL HAKKI UZUNÇARŞILI

Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik), lAN MORRIS,

-İslam’ın geleceği,(İngiliz Diplomat) Wilfred S. Blunt. Ayrıntı Yayınları, I.Basım: 2011.

BOZKURT, H.CC. ARMSTRONG, 1.Baskı Mayıs 2005, NOKTAKİTAP

Ogier Ghiselin de Busbecq, Mektup 3 (1560), alıntı: Ross ve McLaughlin, 1953, sahife: 255.

Kazım Karabekir anlatıyor, Uğur Mumcu, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara,

İslam’a Karşı Laiklik, Fransız Prof. Olivier Roy, I.Basım: Mart 2010

-Bitmeyen Hesap,Yaşar YAZICIOĞLU

Zoraki Bankacı, Metin Berk,

Konuya yakın tarihten ibretlik bir tespit ile başlayalım:

…Darbe sürecinde İran’da görevli bulunan İngiliz subay, elçi ve konsoloslar gayet gizli davranarak askerlere ve darbenin diğer figüranlarına para dağıtmışlardır. Darbe sonrasında İngiliz elçi Loraine’den İran tahtını isteyen Rıza Han(Şah), emeline ulaştıktan sonra İran’ı İngiltere adına yönetmeye başlamıştır. (1)

Yazıdan anlaşılan; dış devletler, 3. Bir ülkedeki bir darbeyi destekliyorsa bu, o darbecileri kendilerine “vekil” tayin etmiş olmalarındadır.

Kimler İran ve Türkiye’yi (Osmanlı’yı) kışkırtmakta ve aralarına nefret tohumu ekmektedir?

1738 Yılında Rus Çarı I. Petro’nun (1725 Yılındaki) vasiyeti açıklanır:

-Rusya devletini,dünya devleti yapabilmek için, onun başkentinin, Asya ve Avrupa hazinelerinin anahtarı olan İstanbul olması lazımdır. Acele ve noksansız olarak çalışıp, İstanbul’un batı topraklarına sahip olmak gerekir. Şüphesiz ki İstanbul’a sahip olan Şah, dünyada ilahi şah olacaktır.

-Bu maksadın hedefine ulaşabilmesi için, daima Türkiye ile İran arasına fitne-fesat tohumları ekmeli, kavga ve savaş çıkarılmalıdır.

Bu iş için Sünni ve Şii mezhepleri arasındaki ihtilaflar en keskin silah ve yenilmez ordudur.

-…Hem Türkiye’nin hem de İran’ın din adamlarını elde etmek ve onlar vasıtası ile Sünni-şii ihtilaflarını kızıştırmak lazımdır..” (*)

Bu yazıdan anlaşılan, İran-Türkiye düşmanlığı, sadece bu ülkeler üzerinde hesabı olan sömürgecilere yaramakta ve yaramıştır.

..Evrensel anlamda artık Avrupa’ya tâbi hale gelecek ve dini parçalanmaları Yalnızca bir zaman meselesi olacaktır. Bu yüzden inanıyorum ki İslam, sadece Avrupa ve Batı Asya’daki bir siyasal kayba değil, ayrıca Rusya’nın yutacağı Müslüman nüfusunun bulunduğu Osmanlı topraklarının kaybına hazırlıklı olmalıdır. Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır. (Shf:96, paragraf, (2)

Yukarıdaki satırların, İngiliz diplomat tarafından 1882 yılında Kahire’de yazıldığı gikkate alınmalıdır.

(Şah İsmail’in oğlu) Tahmasb’ın iç ve dış güçleri başarılı bir şekilde dengelemesinde bizzat Safevi meşruiyeti ve yönetiminin dayandığı taban rol oynamıştı. Sünni olan Özbekler özellikle hükümdarlığın Şii niteliğine karşı meydan okuyorlardı. Osmanlılar da yine Sünni olmanın yanı sıra evrensellik ve bütün Müslümanları yönetme iddiasıyla, bu temele karşı daha büyük bir tehdit oluşturuyordu. Buna rağmen Tahmasb’ın meşruiyetiyle İran’ın istikrarına karşı en büyük tehdit içerdeki Kızılbaşlardan geliyordu. Onların daimi biçimde temsil ettikleri radikal Şii düşüncelerini askeri güçleriyle pekiştirmeleri, İran’ın siyasi açıdan bölünme ihtimaliyle bir araya gelince Tahmasb’ın yönetimine karşı tehdit oluşturuyordu. Üstelik Radikal Şiilik, Tahmasb’ın evrensel ve eşzamanlı liderliği temsilinin yanı sıra halkın geniş kesimleriyle ve özellikle şehirlerdeki Şii ulemayla ilişkilerini baltalıyordu.(3)

“…Şii militanların, yozlaşmış Sünni despotlar olarak gördükleri padişahlara karşı ayaklandıkları düşük düzeyli bir başkaldırıyla yıllarca uğraştılar; ama kanayan bu yara, Safevi şahının 1501’de kendini Ali’nin halefi olarak ilan etmesi üzerine iyiden iyiye irinlendi. Şii sorunu imparatorluğun aç, mülksüzleştirilmiş ve mazlum kesimine odaklanıyordu; bu insanların vahşi öfkesi en belalı askerleri bile dehşete düşürmekteydi: Bir çavuş asiler hakkında “her şeyi tahrip ettiler; kadın, erkek ve çocuk,” demişti. “Kedileri ve tavukları bile kestiler.” (4)

-“…1529’da Sultan Süleyman Viyana önlerinde karargâhını kurdu. Kenti zapt edemedi, ama kuşatma Hıristiyanların içini, Osmanlıların çok yakında bütün Avrupa’yı yalayıp yutacakları dehşetiyle doldurdu. İstanbul’a giden bir elçi, ülkesine yazdığı bir mektupta,

“(Büyük bir savaşın) sonuçlarının neler olabileceğini düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor…Onların elinde imparatorluklarının muazzam zenginliği, zarar görmemiş kaynakları, silahlarda deneyim ve idman, tecrübeli bir ordu, kesintisiz bir zaferler dizisi var… Bizde ise boş bir hazine, lüks alışkanlıklar, tükenmiş kaynaklar, yılgın ruhlar… ve hepsinden kötüsü de, düşman zafere, bizse yenilgiye alışkınız. Sonucun ne olacağından kuşku duyulabilir mi?(5)

“Batı Avrupalı bir kara imparatorluğunun tekrar kurulma ihtimalinin doğması için 200 yıl geçmesi gerekti ve o döneme gelindiğinde diğer Batı Avrupalılar dünyayı dönüşüme uğratmaya koyulmuş bir Sanayi Devrimi’ni başlatmıştı artık. Habsburglar veya Osmanlılar 16. Yüzyılda Avrupa’yı birleştirmiş olsalardı, belki de bu Sanayi Devrimi asla olmayacaktı; belki Batı Avrupa’yı birleştirmeyi başaramayan Karl ve Felipe’nin veya Batı Avrupa’yı fethetmeyi başaramayan Sultan Süleyman’ın şahsında nihayet tarihin akışını değiştiren o beceriksiz ahmakları bulmuşuzdur.  Gelgeldim bir kez daha bu herhangi bir âdemoğlu için fazla ağır bir suçlama olur.”

Türk fethinden o kadar kaygılanmış olan Avrupalı elçi, “Bunun önünde tek engel İran,” diye belirtmişti, (6)

Aradan yaklaşık 200 yıl geçer ve Rus Çarı I.Petro :

-“..daima Türkiye ile İran arasına fitne-fesat tohumları ekmeli, kavga ve savaş çıkarılmalıdır…” der.

Irka Dayalı Milliyet Tezi

Türk olmayan Osmanlı tebaasının imparatorluktan ayrılması için Avrupa aydınları ve politikacıları ile Kilise, ‘Irka Dayalı Milliyet Tezini’ asırlar boyu işleyerek, etnisiteye dayalı ayrışmanın sosyolojik boyutunu oluşturmuşlardır

Özellikle, Araplar ve Müslüman Arnavutlar; Müslüman Türkler lehinde ve aleyhindeki Avrupa’nın yayınlarında kendilerini hiçbir zaman muhatap görmediler. Ancak, Avrupa’nın geliştirdiği ‘Irka Dayanan Milliyet Tezi’nden ciddi bir şekilde etkilenmişlerdir: 1838 Osmanlı-İngiltere Ticaret Antlaşması, 1839 tanzimat ve 1856 Islahat Fermanlarından beri giderek artan bir şekilde;özellikle İngilizlerin Arap ülkelerinde açmış olduğu okullarda yetişen bir nesil, dini değil Arap ırk milliyetçiliği ile yetişmiştir. Öyle ki, bu okullarda, esas amaçları olan Hıristiyan fikrini ve kültürünü yaymak ikinci plana düşmüştür. İngiltere, bu Arap milliyetçiliği propagandasını Mısır’dan başlamak üzere tüm Arap ülkelerini kapsayacak şekilde genişletmiştir.

Özelikle İngiltere’nin Osmanlı’daki milliyetler üzerinde çalışmaları neticesinde; etnik guruplar, aidiyetleri ile gurur duymaya ve millî bir şuur, millî bir duruş ortaya koymaya başlamışlardı. Bunun sonucu‘bütün Müslümanlar kardeştir’ ilkesi, birinci plandan ikinci plana geçen bir siyasi değer haline gelmiştir.

İngilizler İslam’ı da kullanarak, Arap etnik milliyetçiliğinin çıkışında ve yayılmasında çok etkili stratejiler, propagandalar uygulamıştır. Geliştirdikleri en etkili propaganda; “İslam dininin bir Arap eseri olduğu, bu dinin üzerine zamanla çökmüş olan ve dinden ibaretmiş gibi sayılan geleneklerden, peşin hükümlerden ve İslamlığı her alanda küçük düşüren hâl ve hareketlerden Türkler’in sorumlu olduğu” esası üzerine oturmuştur. İngilizlere göre İslam medeniyeti Arapların eseridir, Türkler Arap medeniyetini mahvetmişlerdir, hâkimiyetleri ile Arapları kalkınma imkânlarından mahrum bırakmışlardır. Klasik ve barbar tipini muhafaza etmekte olan Türklerin Avrupa’da kalmalarına tahammül etmek, Avrupa Hıristiyan medeniyeti için bir lekedir; Türkler Avrupa’dan kovulmalıdır” türünden Türklere karşı çeşitli yayınlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun etnik unsurlar olarak ayrışmasında temel dinamik olmuştur. (7)

www.canmehmet.com

Devam edecek

-İranlıların etnik kökeni

Resim: http://www.ikrailimmeclisi.com/seytanin-10-hilesine-10-cozum.html

Kaynak ve Açıklamalar:

(*) 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, (oluşumu-tahlili-tatbikî), Dr. Osman KÖSE  Ve kitabın alıntı kaynağı; (2) Vasiyetname hakkında daha geniş bilgi için bakınız; “ I. Petro’nun 1725 yılında Yazdığı “Vasiyetnamesi”, (Dirilik Dergisi 1916, sayfa 16’dan iktibas), Türk Kültürü, Ankara, l990. 323, S.160-163.

(1) Daha fazlası için bakınız: a)http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt6/cilt6sayi27_pdf/karadeniz_yilmaz.pdf

b) http://www.canmehmet.com/yeni-ortagimiz-ruslarin-tarihi-komunist-partisi-ile-chpnin-uygulamalari-ne-kadar-da-benziyor-10.html

(2) “İslam’ın geleceği”,

(3) “İran Tarihi Pers İmparatorluğundan Günümüze…” Gene R. Garthwaite ©2005, 2007, Sahife:156

(4) “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS,  Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıplan ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları . Alıntı; İskender Çavuş (1511), (Kaynak; Finkel, 2005, s. 99.)

(5) Ogier Ghiselin de Busbecq, Mektup 3 (1560), alıntı: Ross ve McLaughlin, 1953, sahife: 255. (kaynak; “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS, )

(6) “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS,  Sahife:255

(7) “Bitmeyen hesap,Yaşar YAZICIOĞLU, Sahife:95

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*