Komşumuz İran’ın Tarihi: Bunları Türk ve İranlı Akademisyenler, Diplomatlar Ve Siyasetçiler Birlikte Değerlendirmelidir (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

– “(Ey iman edenler) Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin” (Âl-i İmran Sûresi, 103)

 

 

Nerede ise tüm dokuları (inanç, tarih hatta etnik köken) birbirlerine benzeyen Türkiye ve İran’ı, ne engellemektedir ki, Avrupalılar gibi bir araya gelemiyor, bir birlik kuramıyoruz ?

Buna, işin kolayına kaçarak : “Mezhep Farklılığı (!)” diyenler; “Avrupalılar, Katolik, Ortodosk, Protestan vb. mezheplere (*) sahip olarak nasıl bir araya gelebildiler ?” sorusuna cevap vermelidirler.

Veya kimileri, geçmişteki (maalesef yaşanmış olan acıları) mezhep kavgalarını öne sürebileceklerdir. Buna da cevabımız : Batı’da (özellikle de Fransa’da) yaşanan ve üzerinden asırlar geçmesine rağmen halâ unutulmayan Aziz Bartholomeus Yortusu Kıyımı” (**) Protestan-Katolik Çatışması olacaktır.

Onlar (Batılılar) bugün, geçmişten acı bir ders alarak yapılan yanlışları tekrar ediyorlar mı?

Türk ve İranlı aydınlar şu soruya birlikte cevap verebilmelidir :  Tüm dünyaya Barış ve Rahmet Dini olarak gönderilen, asırlarca bu öğretisi hayat bulan İslam’ın, bugün (bırakınız başkalarına olmasını,) neden kendi inananlarına dahi, olması gerektiği büyüklükte barış ve rahmet şemsiyesi olamamaktadır?

Kuran’ın bu emrinin muhatapları inananları değil midir ?

– “(Ey iman edenler) Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin” (Âl-i İmran Sûresi, 103)

– “Mü’minler ancak kardeştirler” (Hucurat Sûresi, 10)

– “Dinlerini ayrı ayrı fırkalara bölüp de, parçalananlara gelince : Senin onlarla hiçbir alakan yoktur.” (En’am Sûresi, 159)

– “Dinlerini ayrı ayrı fırkalara bölen ve gruplar haline gelip, her bir grup kendilerinde olanla öğünen müşrikler gibi olmayın.” (Rum Sûresi, 31-32)

“Dini doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin!” (Şûra Sûresi, 13)

“(Ey iman edenler!) Kendilerine apaçık beyanat geldikten sonra, bölünen ve ihtilafa düşenler gibi olmayın.” (Âl-i İmran Sûresi, 105) (1)

Prof. İlber Ortaylı’nın, Türk-İran Müttefikliği ile ilgili görüşünü  aktararak; Türk ve İranlı akademisyen, diplomat ve siyasetçilere olan sorularımıza geçeceğiz…

“İRANLILAR PROF. ORTAYLI’YA BÜYÜK SAYGI GÖSTERİYOR”

Prof. İlber Ortaylı Hoca, Türkiye Rehberler Vakfı (TUREV) Başkanı olan Çimen Filiz’in davetlisi olarak, 8 günlük bir İran turuna katılır ve Tebriz’e inildiğinde Türk-İran ilişkileri hakkında görüşlerini açıklar :

“Aslında İran biziz; İran’ın tarihi demek, bizlerin tarihi demektir” dedikten sonra devam ediyor: “Aramızda bölgeler işbirliğinin ülkemize ve çevremize katacağı güçten ürken, dış güçler tarafından örülen psikolojik duvarı yıkmak istiyoruz. Bunu hem turizmdeki iki ülkeye katacağı katma değer için hem de barışa yapacağı katkı için vazgeçilmez olarak görüyoruz.” (2)

Ve (Akıl Sahiplerine) sorularımız :

– Derin tarihsel köklere sahip iki güç gerçeğinde, “Sünni / Şii Bayraktarlığı” nedeniyle mi rekabet halindedir?

– Osmanlıların (Müslüman Türklerin) ilk adımda Güney Avrupa’ya, ilerisinde de Avrupa’nın kalbine, yaniViyana’ya adım atmaları, (1529’da) Viyana önünde çadır kurmaları, gerçeğinde bir İslam ülkesi olan (Safevileri) İranlıları endişelendirmiş olabilir mi?

– Osmanlılar ve Safeviler (İranlılar), ortak değerlerden (köklerden) beslenmelerine rağmen, (Hıristiyan) Batı karşısında neden bir araya gelememiştir?

– (Görünürde) Sünni ve Şiiler arasındaki mezhep ayrılığı, gerçeğinde (dini anlayışın değil de) bir siyasi beklentinin maskelenmesi olabilir mi?

– Kanuni Sultan Süleyman, Viyana önünde (1529’da) çadır kurduğunda, Papalığın: “Avrupa’nın (Osmanlılardan) kurtuluşunun anahtarı Safeviler…” açıklaması karşısında, Safevi’ler (İranlılar)Neden İslam’ın aleyhine olarak Hıristiyan Batı’ya hizmet ediyor, (en azından böylesi bir) görüntü veriyoruz?”, sorgulaması yapmışlar mıdır?

– Rusya’yı bugünkü konumuna getiren iki devlet adamından birisi olan Çar I. Petro’nun, 1725’de açıklanan vasiyetindeki: “Rusya’nın nüfuzunu Asya’da yaymak için Sünni – Şii ihtilafları en iyi vasıtadır. Türkiye ile İran arasındaki muvazeneyi (dengeyi) öyle bozmak lazımdır ki (fitne-fesatla) onlar birbirleri ile hiçbir zaman anlaşamasınlar… Maddi ihtiyaçlar bölgesi olan Türkiye’nin işini bitirdikten sonra, İran’ı zorluk çekmeden mahvetmek ve başını kesmek mümkündür. Hindistan’ın anahtarı Türkiye’nin Payitahtıdır (İstanbul’dur) ifadesini,  (bir çözüm geliştirmek adına) Türk ve İranlı yetkililer birlikte değerlendirmişler midir?

– Başta Fransızlar olmak üzere (Hıristiyan) Avrupalılar,  ‘1979 İran Devrimi’, gerçeğinde Şii renkli olmasaydı; yine de Humeyni’ye yataklık eder, onu (Devrimci yatağı -!- olan) Paris’ten İran’a (Bir İslam Devrimi için) ihraç eder miydi?  İranlılar bunu nasıl değerlendirmektedir?

– Komşumuz İranlılar ise; Avrupalıların, İran’ın petrol ve doğal kaynaklarının Batılılarca sömürülmemesi için Humeyni ve taraftarlarını desteklediklerini mi düşünmektedir?

Türk-İranlı Siyasetçiler, “Amerikalılar, (Şii) Humeyni Devrimine karşılık, (Sünni) Fethullah Gülen’i bir misilleme (aracı) olarak mı beslemekte, korumaktadır ?” iddiasını birlikte değerlendirmişler midir?

– Afganistan’da, “İslamcı Gruplar”a silah ve malzeme yardımı yapanları (dönemine göre) Amerikalılar-Rusları (siyaseten) anlamak mümkündür de; (ABD kontrolünde de olsa) kimi İslam Ülkeleri’ni anlamak mümkün değildir ? Bu İslam ülkeleri, hangi beklenti ile bu terör çetelerini desteklemektedir? “Sünni-Şii” anlayışı bunları açıklamaya yeterli midir?

İran konusunu, bakalım Mustafa Kemal Paşa 1922 ‘de nasıl değerlendirmiştir ?

7 Temmuz 1922 tarihinde Rus Sefiri Arolof, İran sefiri onuruna bir ziyafet vermişti. Aralof’un verdiği bu ziyafete, Mustafa Kemal de katılmıştı. Mustafa Kemal, bu ziyafette yaptığı konuşmasında İran-Türkiye ilişkilerine değinerek şöyle diyordu :

-“İçimizde hakikaten büyük bir boşluk vardı. O da İran milletinin mümessilinden mahrumiyet (temsilcisinin yokluğu). Bugün ona da muvaffak olduğumuzdan dolayı bahtiyarız. Türkiye halkının şark milletleriyle, Rusya ile Azerbaycan ile Afgan ile İran ile olan revabıtı (ilişkileri) yalnız hissi hayat üzerine mübteni (kurulu) değildir. Hakiki maddi gayr-ı kabil-i bedel bir takım esaslara dayanmaktadır… Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nâm ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve çabuk biterdi…. Müdafaa ettiği dava, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır… Şimdiye kadar Devlet-i Aliye-i Osmaniye unvanı altındaki imparatorluk ile Devlet-i Aliyye-i İraniye arasındaki münasebatın (ilişkilerin) İranlıların ve Türkiye halkının ciddi temayüllerine mutabık (uygun olarak) tecelli edememiş (gerçekleşememiş) olduğunu itiraf etmek lazımdır. Fakat bugün İranlı kardeşlerimiz emin olabilirler ki, Türkiye’nin başında bulunanlar aynı adamlar değildir… İran Millet ve Devleti, hakikî temas noktalarını bulmuştur. Bunun tecellisi pek feyizli (verimli) olacaktır. Bu feyizden yalnız Türkiye ve İran değil, bütün şark milletleri mütefeyyiz olacaktır…. (3)

Bu sorulardan sonra Türk-İran ilişkilerinin geçmişine kısa bir göz atıyoruz.

Devam edecek…

www.canmehmet.com

(*) “Avrupa Birliği geneline bakıldığında : Güney ve Orta Avrupa’da Roman Katolik, Kuzey ve Batı Avrupa’da Protestanlık ve Doğu Avrupa’da Ortodoksluk mezhebi görülebilir.”

(**) http://www.canmehmet.com/sii-protestan-dosyasi-islami-terorle-suclamadan-once-keske-bunlar-ogrenilebilseydi-2.html

(1) Daha fazlası için bakınız : http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdullah-sanlidag/ergenekon-suclularina-ne-yapmali-2417.html

(2) Daha fazlası için bakınız : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/iran-tarihini-bilmezsek-turkiyeyi-ogrenemeyiz-40267886

(3) Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (I-III) III, Ankara 1997 s.43-45.  Daha fazlası için bakınız: http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/aydin_can_ataturk_donemi_turk_iran_iliskileri.pdf

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*