Komşumuz gururlu millet İran’ın Tarihi: İmdat! Şah Üzerinden Bir Devlet, Bir Millet ve Bir Tarih Soyuluyor? (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Başkasının izinden gidilerek ulaşılacak ter yer, iz sahibinin çıkarlarına hizmettir.

 

Geçen bölümde aktarılan, “Sünni-Şii Meselesi bizlere anlatıldığı gibi, “dini bir mesele değil, bir iktidar mücadelesinin aracıdır.” İfadesinin kanıtlanmasıyla birlikte İran’ın şah üzerinden soyulmasına geçiyoruz.

“…Şii militanların, yozlaşmış Sünni despotlar olarak gördükleri padişahlara karşı ayaklandıkları düşük düzeyli bir başkaldırıyla yıllarca uğraştılar; ama kanayan bu yara, Safevi şahının 1501’de kendini Ali’nin halefi olarak ilan etmesi üzerine iyiden iyiye irinlendi. Şii sorunu imparatorluğun aç, mülksüzleştirilmiş ve mazlum kesimine odaklanıyordu; bu insanların vahşi öfkesi en belalı askerleri bile dehşete düşürmekteydi: Bir çavuş asiler hakkında “her şeyi tahrip ettiler; kadın, erkek ve çocuk,” demişti. “Kedileri ve tavukları bile kestiler.” (1)

…ister bölgesel ister emperyal düzeydeki eski İranlı hükümdarlar gibi, İsmail’in ordusu da uzun zamandır Safeviyye Tarikatı’na bağlı olan aşiret unsurlarına dayanıyordu. Tarihçiler bu tarikatın, kurucusu Şeyh Safiyüddin (1252-1334) zamanından itibaren İsmail’in büyükbabası Cüneyd’in, hatta babası Haydar’ın kuşağına kadar Sünni olduğunda hemfikirdir. Peki tarikat İsna Aşeriye/Caferiliğe veya daha radikal heterodoksiye (*) nasıl ve ne zaman yönelmişti.

Bu konudaki beylik açıklamalar kültürel ve siyasidir: Safeviyye Tarikatı’na bağlı olan Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya Türkmenleri, Osmanlı hegemonyası ve kontrolüne karşı direnişlerinin bir parçası olarak heterodoks fikir ve ibadetleri benimsemişti. Şeyh Safi’nin soyundan gelen İsmail daha çocuk yaşta Türkmenleri askeri zaferle tanıştırmıştı.

Bu yaşlarda kendisine aşılanan fikirler ve erken gelen askeri başarı sonucu, 1501’de Tebriz’i ele geçirdikten sonra üstlendiği rolleri birleştirip Şiiliği devletin dini olarak ilan etti. Ardından bu tabana dayanan bir hanedan kurulup İran politik bir varlık olarak yeniden tesis edildi ve Şiilik ülkenin her yanında dayatıldı. (2)

YAVUZ SULTAN SELÎM’İN CÜLUSUNDA ANADOLU’DA KIZILBAŞ FAALİYETİ

Akkoyunlu devletini yıkarak Şia mezhebinde (Îsnâ-Aşeriye: On iki imam) şeyhlikten şahlığa geçmek suretiyle büyük ceddi Şeyh Safiyüddin Erdebilî’ye izafeten Safevîye devletini kurmuş olan (907 H. 1502 M.) Şah İsmail asırlardan beri Anadolu’da yaşayan Kızılbaşlara Dâî veya Halife isimlerinde propagandacılar göndererek onları da kendi camiası altına sokmağa çalışıyordu.

Anadolu Selçukileri zamanında ve II. Gıyaseddin Keyhusrev (1236-1246) devrinde Orta – Anadolu’da Sivas, Amasya, Tokat, Çorum, Malatya havalisinde Baba îshak’ın idare ettiği Alevilerin yani kızılbaşların ayaklanmaları ve daha sonra Batı Anadolu’da. Ve Rumeli’de Balkanlar’da Samavna kadısı oğlu Bedrüddin Mahmud’un tertip ettiği alevî ayaklanması gibi kanlı olaylar cereyan etmişti.

Şah İsmail’in halifelerinden Nur Halife Orta – Anadolu’da müridleri vasıtasiyle çalışıyor, Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum’daki alevileri Şah adına birliğe davet ediyordu. Aynı suretle Şah ismail’in babası Şeyh Haydar’ın halifelerinden olan Anadolu alevilerinden Hasan Halife oğlu Şah Kulu da Antalya ve havalisinden başlayarak Şah adına çalışıyor ve bu, aynı zamanda faaliyetini adamları vasıtasiyle Rumeli’ye de teşmil etmiş bulunuyordu (915 H. 1509 M.) (3)

Şah İsmail el altından için için çalışırken bilhassa bu 1509 tarihinden itibaren Güney-Anadolu’da Antalya sancağı sahasında Şah Kulu Halife’nin faaliyeti artmış, aynı zamanda Şah İsmail sancaklardaki bazı şehzadelerin cemiyetlerine adamlar sokmuş ve şehzadelerle mektuplaşmağa başlamıştı. (4)

Tarihlerde Şah Kulu denilen Hasan Halife oğlu (ismi malûm değildir) Korkuteli tarafından Yalınhköy halkındandı. Bu şahıs kendi köyü civarında bir mağarada oturup ibadetle meşgul olur görünüp kendisini ziyarete gelenler vasıtasiyle veli olarak şöhreti artmış, hattâ Sultan II. Bayezid bile kendisine para göndermekte bulunmuştu.

İşte bu suretle şöhreti artan Şah Kulu, gizli maksadını fiile çıkalrmak için münasip bir zaman ararken Sultan Bayezid’in devlet işlerini vezirlerine bırakması ve fiilen işten çekilmesi ve oğullarının saltanata geçmek için hırsları Şah Kulu’ya cesaret vermiş, fakat Antalya sancakbeyi Şehzade Korkud bunun maksadını anlayarak kendi adamlarından subaşı Hasan Ağa ile kuvvet sevkederek cemiyetini dağıtmış ise de Şah Kulu kaçmağa muvaffak olmuş, fakat yakalanan adamlarından maksadı anlaşılmıştı. (5)

Şah Kulu kaçtıktan sonra Yenice derbendine varıp dört, beş yüz kadar avenesiyle isyan etmiş, ele geçen kadı ve naibleri katletmiş, Manisa’ya gitmiş olan Korkud’un adamlarından mürekkep kafileyi vurmuş ve mukabelesine gönderilen kuvvetler arasındaki sipahilerin Şah Kulu tarafına geçmeleri üzerine hükümet kuvvetleri bozulmuş ve Şah Kulu Antalya üzerine gelerek şehri kuşatmıştır. (6)

Hükümetin, mevzii bir isyan zanniyle ehemmiyet vermediği hâdise büyümüş. Şah Kulu’nun cüreti artmış, Burdur, Keçiborlu, İstanos (Korkuteli) İsparta, Gölhisar, Sandıklı tarafları bunların yağma ve katliamlarına uğramış, bunlara karşı Anadolu valisi Karagöz Ahmed Paşa gönderilmiş ise de Kütahya önünde o da mağlûp ve maktul düşmüş ve Şahkulu tarafından kazığa vurulmuştur (23 Muharrem 917 = 22 Nisan 1511).

Şah Kulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeğe başlayarak mukabelesine gönderilen subaşı Hasan Ağa’yı da bozup katl ettiğinden Bursa’da heyecan artmış Şehzade Korkud Manisa  kalesine kapanmıştır. Bunun üzerine Bursa kadısı iki güne kadar kuvvet yetişmezse neticenin pek vahim olacağını istanbula bildirmesi neticesinde (7) devlet merkezi gözünü açmış ve vezir-i âzam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmağa memur edilmiştir.

Hadım Ali Paşa’nm yeniçeri kuvvetleriyle üzerine gelmekte olduğunu haber alan Şah Kulu çekilmeğe mecbur olmuş ve vezir-i âzam tarafından takip olunarak Sivas civarında Çubuk çayı veya Gökçay (8) mevkiindeki müsademede Ali Paşa maktul olmuş ve bozulan Şah Kulu’dan bir haber alınmamıştır (917 Rebiulâhır = 1511 Temmuz).

Trabzon valisi Şehzade Selim, Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetini ve Şah Kulu hâdisesini, Alevilerin yer yer hareketlerini dikkatle takip ettiği gibi durumun nezaketini ve bazı şehzâdelerin, Şah İsmail ile münasebetlerini ve biraderi Amasya valisi Şehzade Ahmed’in oğlu Murad’ın Şah İsmail’in halifesi elinden taç giydiğini haber alarak neticeyi gözden kaçırmıyordu.

Selim’in cülusunu mütaakıp Sultan Ahmed’in ve oğlu Murad’ın alevi kıyamının başına geçmeleri ve Sivas, Çorum, Tokat ve havalisindeki faciaların artmasına sebep olmuştu. (9)

Tarihî olayları vesikalara dayanarak incelemeden hüküm verenler Yavuz Sultan Selim’in hükümdar olduktan ve şehzâdeler meselesini hallettikten sonra Şah İsmail ile muharebeden evvel Anadolu’daki azılı kırk bin kızılbaşın îdam veya hapis olunmalarını sebepsiz bulurlar ve Sultan Selim’i muaheze ederler. Yukarıdan beri vesikalarla gösterilen olaylar gözönüne alınacak olursa pâdişâhın ne kadar isabetli hareket ettiğini ve bütün bu işlerde baş rolü olan Şah İsmail üzerine giderken gerisindeki tehlikeyi bertaraf etmek istediği görülür.

Bundan dolayı Sultan Selim hükümdar olduktan sonra Şah İsmail’in üzerine gitmeden evvel bilhassa Orta-Anadolu’daki Kızılbaşlar hakkında inceden inceye tahkikat yapılmasını arzu ederek bu hususta bir karar alınması için bizzat kendi riyasetinde bir divan akdiyle bu husustaki mütalâasını beyan etmiş (10)

Memleket içindeki bu tehlikeyi önlemedikçe Şah İsmail’e karşı harekete geçilemeyeceğini, çünkü muharebe esnasında bunların ordunun gerisinde ayaklanabileceklerini beyan etmiş ve bu suretle yediden yetmiş yaşına kadar Kızılbaş oldukları sabit olanları tahrir ettirerek bunların kimini kati ve kimisini hapsetmiştir. (11)

Yukarıdaki farklı kaynaklara göre : Şii-Sünni Meselesi, bir iktidar kapma mücadelesi olarak Şah İsmail (İran) tarafından başlatıldığı ve: Alevi kıyımı!” iddiasının, gerçek olmayan zeminlere kaydırıldığı anlaşılmaktadır.

Devam edecek…

-Şah, mikrofonlar önünde batılı gazetecilere: On yıl içinde bizler, siz Alman, Fransız ve İngilizler’ln şimdi sahip olduğunuz yaşam standardına erişeceğiz.” Demektedir.

-Demektedir de: Batı, İran’ı,  (İran Şahı’na güvence karşılığında) hangi şeytani planlarla soyacaktır?

www.canmehmet.com

Resim: https://herkesindergisi.com/adem-taner/iranda-son-sah-muhammed-riza/

Açıklama ve kaynaklar :

(*) Heteroksi: Farklı, Ana akımdan farklı düşünce, görüş

(1)“Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” lAN MORRIS,  Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıplan ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları . Alıntı; İskender Çavuş (1511), (Kaynak; Finkel, 2005, s. 99.)

(2)İran Tarihi / The Persians, Pers İmparatorluğundan Günümüze… Gene R. Garthwaite, s.154

(3) Filibe Sancak beyinin. Şah Kulu’nun faaliyeti hakkında yakaladığı casus Pır Ahmed’in istintakındaki ifadesine göre arızası:

“Şahkulu Antalya kurbinde Yalınlu nam karyenin yanında bir mağarada olurdu ve mevludu dahi ol karyede idi.

Sual : Sen onda iken Şahkulu’nun yarar âdemisi kimler idi?’deyince

Cevaben biri Safer ve biri İmamoğlu nam kimesnelerdir.

… Sen Şahkulu’nun yanından ne vakit gittin deyu sual olıcak, geçen yılın Safer ayında gittim. Kaç kişi idiniz deyu sual olıcak dört kişi idik dedi. Her birimize yirmişer kâğıt (davetiye) verdi. Ol kimesnelerin ı adları nedir deyicek biri Safer, biri İmamoğlu ve biri Tacüddin ve biri dahi mezkûr Pir Ahmed. Bunlar nereye vardılar deyu denince, Safer Serez’e vardı, İmam oğlu Selanik’e  vardı, Tacüddin ve Suca ve Şeyh Çelebi ve mezkûrun imamı Muhiddin Halifelere kâğıtlar verdim dönünce de Ercanlı halifeye kâğıt verdim ve esbabım ve bazı kâğıtlarını Ercanlı halifede emanet kodum…” diğer gezdiği yerlerde kimlere kâğıt verdiyse de onları da zikretmiştir (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 6636).

(4)Memlûk devletin idaresinde bulunan Divriği sancağının naibi yani valisi olan Mamay tarafından asılları Memlûk Sultanına gönderilmek suretiyle Halep naib-isaltanasına ve suretleri de Dulkadır oğlu Alâüddevle’ye yollanan ve şehzadelerle mektuplaşmağa başlamıştı.

(5)Osmanlı Tarihi, II. Cilt, sahife:255-1 Yazarın kaynağı:Antalya kadısının 916 Zilhicce (30 Mart 1511) tarihli olup Antalya’yı bırakıp Manisa’ya giden Şehzade Korkud’a arızası (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 5321).

(6) Antalya’da bulunan Şehzade Korkud’un defterdarının arızası (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 5035). Sarayı Arşivi, Nr. 5035).

(7) ‘ Bursa kadısı Ahmed Bükâî Efendi’nin yeniçeri ağasına mektubu (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 5451).

(8) Tâcü’t’tevarîh c. II., s. 177) Bu mevkii, Gökçay diye kaydediyorsa da, Amasya valisi Şehzade Ahmed’in divân-ı hümayuna göndermiş olduğu arızada Çubuk çayı deniliyor. (Topkapı Sarayı Arşivi, 3062 Nr.lı dosya)

(9) Devam-ı ömrü devlet ve mezid-i izzet ve rif’at ed’iyesi taze ve tekrar kılmaktan sonra arz-ı bendegî budur ki haliyâ bu diyarda sofular baş kaldırıp hurûc ettiler. Kara İskender nam şahsın idlâliyle Sultan Murad (Şehzade Ahmed’in oğlu) taç giyip surhseri kendüye asker etti; on binden ziyade oldular yevmen feyevmen Sofu Isa halife oğlu nam mülhidin üzerine cem olurlar ve Seydî Ali halife dahi kendüye (şehzadeye) nöker olup güldüğüne bağladılar ki fesad-ı azim ideler, nice köyler talan ettiler ve nice adamları katledip atlarını ve esbablarım yağma ettiler. Bu diyarda ot kalmadı, AUüd^devleVe (Elbistanda Dulkadır oğlu) varurız derler. Sultan Murad her tarafa adamlar gönderip asker cem eder ve Sultan Ahmed dahi Süleyman Bey’i Sinan Paşa ile Karamanca davet etti. Anlar anda dura kendü Sultan Korkud üzerine giderdirler. Amasya’da yirmi bin sofu cem olup nice Müslümanları katlettiler. Sultan Murad’ı alıp Güldüğüh’e götürdüler, anda dahi fesâd-ı azim ettiler, hocasın ve paşasın kaçırıp şehre girdiler, kale kapısın yaptılar. Çorum kadısı Nuşirvan’ı katlettiler ve İskilib’i Kara iskender’e verdi. İl ve şehir ürküp kimi dağa ve kimi kaleye girdiler. Sultan Ahmed’e ulaklar gitti, feryad ettiler, ol dahi on bin adamla Davud Paşa oğlu’yla Kızıl Ahmed oğlu’yla asker gönderdi, yolda gelür dirler. Nebi halife bu veçhile haber getürdü ve sofu askeri Sivas’a çıkıp Şaha elçi gönderdiler. Bu diyarın ahvali bir türlü dahi oldu, ehl-i islâm muhatarada ve tehlikede kaldı (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 6522).

(10)Sultan Selim, bu hususta vezirleri ve uleması ile görüştüğü sırada : Mademki Kızılbaş serdarlarının tahrikatı önlenip anların hakkından gelinmeye, zararları devam etmek muhakkaktır; zira Anadolu vilâyetinde olan Kızılbaşlar Şah İsmail ile iştirak üzere olup gaibâne ana iktida ve ehl ü ıyal ve mal ve menallerin yoluna feda ederler ve iktidarı olanlar birçok nezr ve hediyeler ile Ziyaretine giderler ve anın halifeleri ile her yıl nezirler yollarlar… (Tacü’t-tevarıh’ten hulâsa).

(11) OSMANLI TARİHÎ, II. Cilt Ord. Prof. ÎSMAÎL HAKKI UZUNÇARŞILI, Türk Tarih Kurumu Üyesi. Sahife:253 Bundan akdem Padişah “Anadolu’da ârâm eden Kızılbaşları teftiş için hükkam-ı memûlike hükümler gönderip yedi yaşından yetmiş yaşına varınca emretmişti. Pâdişâhın emri üzerine tahkik ve teftiş neticesinde kırk bin kişi emretmişti. Pâdişâhın emri üzerine tahkik ve teftiş neticesinde kırk bin kişi tevkif olunarak kimi katledilmiş ve kimisi hapis olunmuştur (Tacü’t-tevarih, f. ir., s. 245); aynı suretle Alî basılmamış birinci cilt (kütüphanemizdeki nüsha), S. 260; Solak’zâde, s. 360, 361.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*