Kirli olan siyaset mi, insan mıdır? Ve Batılılaşarak Türkleşiyor muyuz! (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Düşünen insanlara bir kapı açmak adına sorabilseydik; Batılılar neden ısrarlı ve kararlı bir şekilde Türkleşmemizi! istemektedirler? Bizler zaten Türk değil miyiz? Ve bizler neden bir yönetim şekli arayışımızda, demokratik İngilizleri değil de, Cumhuriyetçi Fransızları örnek almışız? Bunların arasındaki belirleyici fark nedir? Ve Batı siyasetinde, “Nereye kadar ahlak?” sorusuna kalın çizgilerle cevap veren Makyavel ile kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Önceki yazılanları özetle; Doğulu düşünür Konfüçyüs ile (belki de etkilenmiş olarak), Batılı Sokrates, Devlet yönetimin uygulamalarında ahlaki bir siyaset anlayışını öne çıkarırken;

Batı uygarlığının ahlak anlayışının farklı bir yol ayrımına gelmesine, Sokrates’in öğrencisi Eflatun ile onun da öğrencisi olan Aristo’nun ahlak konularını tartışmaya açmaları zemin hazırlamıştır.

-“Siyasi kararlar nereye kadar ahlaka dayanmalıdır?”

Makyavel….

” Niccollò di Bernado dei Machiavelli (Makyavel), “Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan düşünür, devlet adamı, askeri stratejistdir.

Ünlü eseri Prens‘te, ilk kez iktidarın alınışı ve korunması gibi bir sorunu dinsel ya da ahlaki kaygıları dikkate almaksızın kendinde bir amaç olarak incelemiştir…

Fikirleri politik yazında olduğu gibi yaygın düşünüşte de giderek büsbütün olumsuz ve ilkesiz bir politik hırsın anlatımı olarak görüldü, “Makyavelizm” terimi bir düşünce sisteminden çok “amaç için her yolu mübah gören” politikacının tutumunu anlatan suçlayıcı bir sıfat haline geldi…

Hegel O’nun yöntemini şöyle özetler: “kangren olmuş uzuvlar lavanta suyuyla iyileştirilemez.”

En ünlü eseri Prens özetle;

“Eser, Floransa’da süren kargaşa sırasında yazılmıştır. Makyavel, bütün sorunların ancak mutlak güç sahibi kararlı bir yöneticinin aşabileceğini düşünür.

Eser, bir hükümdarın saltanatını ayakta nasıl tutabileceği ve hükümdarlığını nasıl daha da güçlendirebileceği üzerinedir.

Makyavel’e göre ahlaki ilkeler her özel durumun ihtiyaçlarına tamamen teslim olmalıdır.

Prens gücünü koruyabilmek adına gerekirse her şeyi yapmaktan çekinmemelidir.

Makyavel, bir hükümdarın asıl gücünü sevilmekten çok korkutmaktan alması gerektiğini söylerken gene de kendinden nefret ettirmemesini öğütler.

Etkili bir politik liderin özellikleri şöyle sıralanabilir:

– Büyük liderleri kendine örnek almaya istekli olmak. Özellikle Antik Roma’dan.

– Hükümetin halkın yaşam kalitesini yükseltmek için ne kadar gerekli olduğunu göstermek. Örnek olarak: Herhangi bir birey veya kurum üzerindeki kontrollü baskıyı geçici olarak gevşetmenin neticesinde oluşacak kaos ortamının etkilerini göstermek.

– Savaş sanatına hakim olmak.

– Var olan acımasızlığın ve ahlaksızlığın gücü ve dengeyi koruyabilmek için gerekli olabileceğini anlamak.

Kaba ve ahlaksız sanılmamak için dindar görünmeye çalışmak.

– Gerektiği yerde öğüt ve tavsiye dinleyecek kadar erdemli olmak.

Makyavel’in etik ve politika arasında kurulacak bağlantıya fazla aldırış etmediği görünür, bu da çağdaşlarından tepki toplar.

-Prens merhametli, güvenilir, karşısındakini anlayan, dürüst ve güvenilir görünmeye çalışmalıdır.

Fakat aslında Prens’in kudreti onun gerçekten merhametli olmasına çok az izin vermelidir.”

Prens’te anlatılan yöntemlerin birçoğu zamanında olduğu gibi günümüzde de Batılılar ve taklitçileri tarafından çok sık uygulandığı görülmektedir.

Halklara, özgürlük, demokrasi getiriyoruz!”

Bakalım özgürlüğün saf kızı demokrasi hangi ülkelere gelin gitmiştir?

Burada herhalde gelin giden yerlerde dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan birisi de yönetim değişiklikleri olmalıdır?

“Düşman yoksa biz yaratırız…”

Bir rivayete göre aşağıdaki ülke uzay savaşları yapacak yetenekte “süper güçtür! Ne hikmetse yaşlı, bastonla yürüyebilen bir yaşlının hakkından gelememektedir!

Birgün bu ülkenin, Dünya Ticaret merkezinin ikiz kuleleri ile Pentagon’a -savunma Bakanlığı, genelkurmay başkanlığı’na- uçaklar saldırır.

Bu terörist eylemi Arap unsurların (kastedilen Müslümanlardır) yaptığı iddia edilir. Başlarında da Usame Bin Laden vardır!

Bu saldırı ile, (Afganistan suçluyu barındırmış olsa gerek!) ABD’nin birinci hedefi haline gelir…

Saldırıdan hemen sonra bir televizyonda konuşma yapan ABD Başkanı George Bush, Üsame bin Ladin’in El Kaide örgütünün saldırıyı gerçekleştirdiğine dair ellerinde kanıtlar olduğunu söyler…

Başkan nasılsa dünyada güvenilen birisidir. “Irak’ta nükleer silahlar vardır…” iddiası ile tescillenmiştir.

Bu arada, Özgürlük Sevdası! Dünya medyası, bu gerçekleri! Söz birliği yapmışcasına, 7 gün 24 saat seslendirmerye başlar. Demek ki medyadaki tekelleşme bu günler içindir.

Bu bahane ile ABD, 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan’a Sınırsız Özgürlük adını verdiği hava taarruzunu başlatır.

Şimdi sıra da geriye kalan İslam ülkeleri için “özgür ve bağımsız İslam milleti” işgali pardon operasyonu vardır…

-Hergün bir avuç fındık iyi gelir, eğer, yerseniz!

Aslında Amerika çıkan (çıkarılan) Finans krizi, 11 eylül olayının bir başka versiyonudur…

Kirli olan siyaset midir, yaptıkları ile kirlenen insan ve ahlakı mıdır?

Devam edecek…

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*