Sır ve sis kalktı. Düşmanlarımız Araplar, Ermeniler ve Yunanlılar değildir. “Sahi mi!” (11)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Araplar, Ermeniler ve Yunanlılar düşmanlarımız değil, onlar birilerinin emellerine kurban edilen mağdur kuklalardır. Üstelik düşmanlaştırılmış kuklalar. Eğer, Doğu’nun, Batı tarafından adaletli! Pay edilmesi adına düzenlenen I. Dünya Savaşı olmasaydı, bu halklarla bizim bir düşmanlığımız olacak mıydı? Bunlarla neyi paylaşamadık veya paylaşacak bir değerler manzumesi vardı da, paylaşım kavgası için neden bin yıl bekledik?

Aşağıda meselelerimizin daha açık olarak anlaşılması ve ilgisi nedeniyle İngiliz, Fransız devrimleri ile I. Dünya savaşına gelinen sürecin uzun bir hikayesi verilmektedir.

Anlatılan ve yaşanan iki farklı “Fransız devrimi”  vardır. Biri; resmi tarihimizin vitrininde neon lambaları ışığı altında parlatılan! “Hürriyet, Özgürlük, Eşitlik!” Öyküleri. (Doğrusu yalanları) Diğeri;  “Mutlakıyet / Cumhuriyet” kavgası ile Dünya savaşının nedenlerinden olan Fransız devrimi.

8 ve 9 sayılı yazılarımızda anlatılan ve tamamlanacağı için  yarım bırakılan hikâyeler, birinci dünya savaşının hikâyesinin arkasından birbirlerine bağlanarak ve konu toparlanacaktır.

İngiliz  Devrimi,

“Oliver Cromwell (1599-1658), İngiliz siyaset adamı, asker ve devlet yöneticisidir. İngiltere’nin yönetim biçimini Krallıktan Cumhuriyet’e çevirmiş ama 1650’den ölünceye kadar Devlet Koruyucu Lord unvanı ile ülkeyi tek başına idare etmiştir…

1628 yılında hayatının yönünü değiştiren bir olay olarak Londra Parlementosu’na mebus olarak seçildi. Ancak bu Parlemento 1629de feshedilmesinden sonra Cromwell babasının çiftliğine çekilip çok dinsel inanış gösteren bir kırsal centilmen olarak yaşamaya başladı.  1640’da sonradan Uzun Parlamento adı verilecek Parlemento’ya Cambridge Üniversitesi mebusu olarak tekrar seçildi.

İngiliz Kralı I. Charles tarafından yapılan yüksek harcamaları karşılama için vergi arttırma gereğiyle çağrılmış olan (Cambridge Üniversitesi mebusu olarak bulunduğu)  bu Parlemento kralın istediği vergileri arttırmayı kabul etmediği için kral ile karşı karşıya geldi ve Ocak 1642’de Parlamento ile Kral I. Charles’in çekişmeleri bir İç Savaş’a dönüştü.

Ülke,  iç savaşta Parlemento taraftarı ve Kral taraftarı olarak ikiye ayrıldı. Oliver Cromwell,  iç savaşta kazanır ve Kral I Charles yargılanarak idam edilir.

Siyaset yaşamı birçok çelişki ile doludur. Kurmuş olduğu parlamentoyu askerlere verdiği emirle dağıttırmış, dinde inanç özgürlüğünü savunurken, dine hakaret edenlere işkence uygulanmasına izin vermiştir…

Oliver Cromwell’den sonra oğlu Richard Cromwell Devlet Koruyucu Lord ünvanı alarak devam etmiştir. Fakat kısa bir müddet sonra onun ülke idaresi yeteneğinin çok az olduğu görülmüş ve ülkenin bir siyasal ve ekonomik karmaşalık gölgesi altına girdiği anlaşılmıştır.

Bunun üzerine Commonwealth rejiminin İskoçya’ya gönderdiği vali olan General Monck monarşiyi tekrar geri getirme kararı ile İskoçya’dan ordusuyla gelip Şubat 1660da Parlemento’yu fesh edip Richrad Cromwell’i görevinden feragat ettirmiştir. Stuart Hanedanı’ndan (babası idam edilmiş kral I. Charles olan) II. Charles Londra’ya 23 Nisan 1661’de gelip taç giymiştir.

Sonuçları itibariyle İngiliz –Burjuva-devrimi;

-1648 İngiliz devriminde din öğesi, devrimin ideolojik temelini oluşturur.  Bununla beraber, İngiltere’de iç savaş,  bir yandan gittikçe gelişen ve zenginleşen orta sınıf (burjuvazi) ile, saray ve aristokrat sınıf arasındaki siyasal güç mücadelesinin bir sonucudur.

-Mutlak monarşinin, feodal beylerin ve doğrudan doğruya krala bağlı kilisenin nüfuzu ortadan kaldırılmış; Kapitalizmin gelişmesini önleyen engelleri yokedilmiş;

-Tarımın ve ücretli el emeğine dayalı sanayin ve özellikle demir ve yünlü imalathanelerin hızla gelişmesine ortam hazırlamıştır.

Fransız İhtilali  ( Devrimi)

Fransa’da krallık sistemi 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi ile sona erdi ve Fransız Devrimi sırasında dönemin Fransa kralı XVI. Louis ve eşi Marie Antoinette ile onlara yakınlığı olduğu düşünülen yüzlerce Fransız vatandaşı öldürüldü.

Kısa süreli bir dizi yönetim denemesinden sonra Napolyon Bonapart 1799’da cumhuriyetin kontrolünü ele aldı ve kendini önce Birinci Konsül, daha sonra, günümüzde Birinci İmparatorluk (1804–1814) adıyla anılan devletin imparatoru ilan etti.

(Meraklı okuyanlar, bu sürecin İngiltere’de de yaşandığını hatırlayacaktır.)

1815 yılında yapılan Waterloo Savaşı’nda Napolyon’un son yenilgisinden sonra Fransa’da krallık yönetimine geri dönüldü. Ancak bu kez kralın yetkilerine anayasal kısıtlamalar getirildi.

1830 yılında çıkan bir sivil ayaklama olan Temmuz Devrimi’yle Bourbon Hanedanı tümüyle kaldırılarak anayasal krallığa dayanan Temmuz Monarşisi getirildi.

Bu yönetim biçimi 1848 yılına dek sürdü. Bu arada kurulan İkinci Cumhuriyet oldukça kısa süreli oldu ve 1852 yılında III. Napolyon İkinci İmparatorluğu kurunca yıkıldı.

1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı’nda yenilen III. Napolyon bunun üzerine tahttan indirildi ve bu yönetim rejimi de Üçüncü Cumhuriyet’in kurulmasıyla fesholdundu.”

Bu iki devrimi karşılaştırdığımızda, Her ikisinde de, Krallık yıkılarak cumhuriyet rejimine geçilmiş ancak ülkede yaşananlar nedeniyle tekrar krallık yönetimine dönülmüştür. Bu ülkelerden İngiltere’de bugün monarşi, Fransa’da yarı başkanlık sistemi bulunmaktadır.

Devrim den önceki yıllar Fransız ekonomisi için pek de parlak sayılmamaktadır. Halkın içinde bulunduğu ekonomik sorunlar vergilerin düzenli olarak ödenmesini yol açmış devletin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin sekteye uğraması hazineyi büyük bir bunalıma sürüklemiş, bu sebepten kral vergilerin arttırılması ve yeni vergileri  konması yolunu tutmuş, bu plan dahilinde tüm toplumunda vergilerin yaygınlaşması düşüncesi ortaya çıkmış, Paris parlamento’su da bu yeni vergi aleyhlerine onay vermeyerek genel meclisin Etats Generaux’un toplanmasını istemiştir.

Kamuoyuna verilen bilgilere göre; Yaklaşık yüzkırk yıl ara ile gerçekleşen iki devrimde görünür neden vergilerin artırılmasıdır. Ancak, bu çok doğru değildir. Perde arkasında, dönemin ülke gelirinin paylaşımındaki rahatsızlığın kavgası vardır. İlginçtir, 1908 İttihat darbesinin arkasında olan nedenlerden birisi de budur. Osmanlının ilgili dönemdeki geliri, Rum-Ermeni vatandaşları tarafından paylaşılmakta, Selanik Musevi sermayesi hakettiği payı almadığına inanmaktadır. Bu anlayışla, İttihatçılar, Museviler-Masonlar tarafından (yönlendirilmiş ifadesi ağır olabilir) desteklenmiştir.

Fransız Devrimi’nin sonuçları;

-Yıkılmaz diye düşünülen, hatta egemenlik hakkını Tanrı’dan aldığı iddia edilen mutlak krallıkların yıkılabileceği ortaya çıktı.

Not 1; İngiliz-Japon-İsveç-Norveç-Danimarka-Hollanda ve diğer hanedanlıklar nedense Yıkılmamıştır.) Yıkılanlar; Birinci ve 2.ci Dünya savaşında (Japonya hariç)  kaybedenler, daha doğrusu paylaşılacak sömürgesi olanlar. Örnek; Osmanlı ve  Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’dur.

Not 2 ;  Japonya 2. Dünya savaşında ağır bir mağlubiyet almasına, tepesinde iki atom bombası patlatılmasına rağmen barış antlaşması için  imparatorluğun muhafazasını şart koşmuştur.

-Japonya bugün,  Dünyanın nakit zenginidir. Ülkede imparator vardır.

-Norveç bugün, Avrupa’nın en yüksek gelirine sahiptir. Ülkede Kral-Kraliçe vardır.

-İngiltere bugün, Dünyanın petrol tüccarı-sömürgeler kralıdır. Ada’da Kral-Kraliçe vardır.

Bu örnek; bir kral-Cumhuriyet tatışmasına girmek için değil, gerçeğinde ülkenin kalkınması ile yönetiminin doğrudan bir ilgisinin olmadığını, ilgisinin paylaşım anında önem kazandığının ifadesi için verilmiştir.

Devamla…

-Egemenliğin halka ait olduğu kabul edildi. (Bu da doğru değil, Cumhuriyetler demokrasi ile desteklenmiyorsa saltanattan fazla bir farkı kalmamaktadır. Rusya-Çin-Suriye-İran, hatta yakın tarihe kadar Türkiye yönetimleri incelenebilir.)

-Milliyetçilik ilkesi, siyasi bir karakter kazanarak, çok uluslu devletlerin parçalanmasında etkili oldu. (Parçalananlar sonradan her ne hikmetse!  İngiliz-Fransız –ABD-Rus kankalarca adaletli şekilde! Taksim edilmiştir.)

-Eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri yaygınlaşmaya başladı. (Elbette, Afganistan, Irak, Filistin, Körfez ülkeleri, Afrika vb şimdi daha özgürdürler.)

-İnsan Hakları Bildirisi, Fransızlar tarafından dünya çapında bir bildiriye dönüştürüldü. (Bu nedenle olsa gerek Fransızlar, Cezayir, Libya , Afganistan,  Suriye ve Afrika ülkelerine bol bol insan hakları olarak -ölmek ve işkence görmek- hürriyetleri  götürmüşlerdir!)

Bugün yaşananları, dünü tam ve doğru olarak öğrenmeden ne yazıkki anlamak mümkün değildir. Bu nedenle yaşananlar farklı pencerelerden özet olarakta olsa verilmektedir.

Birinci Dünya savaşının perde arkası…

-“Avrupa’da 16. yüzyıl’da yaşanan Katolik-Protestan ayrışmasıyla, Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na bağlı Prenslikler, farklı taraflarda savaşmışlar, tarihte Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) olarak bilinen bu savaş da Vestfalya Antlaşması’yla sona ermiştir.

-Savaş sonucunda, bugün bile Avrupa Birliği’nin kökenini oluşturan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu birliği dağılmıştır. Savaşın sonunda Fransa’nın güçlenmesi, tam aksine Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun (Bir çok vatandaşı Alman’dır)  ve Habsburg Hanedanı’nın zayıflaması sözkonusudur.

-Bu sonuç Almanya için 19.yy’a kadar sürecek bir zayıflık dönemine ve yine bu tarihlere kadar birliğini kuramamasına neden olmuştur. Sanayi Devrimi ve Sömürgecilik hareketlerinde de bu olay etkisini göstermiş ve İngiltere, Fransa sömürgecilik alanında hızla güçlenirken Almanya’nın bu alanda geri kalmasına neden olmuştur.

-1815’te yapılan Viyana Kongresi ile Avrupa’ya ve geniş anlamda dünyaya yeni bir statü getirilmiş ve buna göre güçler dengesi kurulmuştur. “

Anlatılanlardan özetle, Birinci dünya savaşına giden sürecin başlangıcı 16. Yüzyıldır.

-Kırım Savaşı’nda (1853-1856)  (Viyana Kongresinde oluşturulan) bu dengelerin Rusya lehine değişmesine engel olmak için, Haçlı Seferleri’nden sonraki en önemli ittifakla, Avrupa Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Ruslara karşı savaşmıştır.

-Yenilgiye uğrayan Ruslar, etkisi 1917 Ekim Devrimi’ne kadar sürecek siyasi ve ekonomik dalgalanmaların etksine gireceklerdir. Yine bu savaşın sonunda, İtalya Birliği’ne gidecek yollar da açılmıştır.

-1870 Sedan Savaşı (1) ile Almanya ve İtalya’nın birliklerini kurmaları, bunların büyük devletler olarak devletlerarası ilişkilerde yer almak için girişimlerde bulunmaları, Viyana Kongresi statükosunu ve güçler dengesini büyük ölçüde değiştirmişti.

Bundan sonrası ise yeniden bir dengenin kurulması girişimlerine, o da Avrupa’da yeni blokların ortaya çıkmasına ve bunların birbirleriyle çatışmasına yol açmıştır.

Bloklar arasındaki gerginlik de karşılıklı silahlanmaya yol açmıştır. Bu da silahlı barış dönemini ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde bloklar ve devletlerarası ilişkilerde çok yönlü gelişen çatışmalar gerginliği daha da arttırmış ve devletleri bir savaşın eşiğine getirmiştir.

Bu genel çerçeve içinde I. Dünya Savaşı’nın nedenleri çeşitli ekonomik, siyasi, askeri gelişmelere dayanmaktadır. Bunlara büyük devletlerin çıkar hesaplarını da eklemek gerekir.

-Özelikle Prusyanın Avusturyayı yenip Alman birliğini sağladıktan sonra yeni ortaya çıkan Alman İmparatorluğu’nun elinde önemli sömürgeleri olmamasına rağmendönemin süper gücü İngiliz İmparatorluğu’na karşı koyabilecek hatta onu geçebilecek bir sanayi insan gücü ve teknoloji haline gelmesi ve bunun başta İngiltere ve Fransa tarafından engellenmek istemesi başlıca çekişme kaynağıdır.

Yukarıda ikinci kısımda anlatılanlardan anlaşılan,  (dönemin büyükleri olarak)  Hiç kimse mevcut dengenin bozulmasına rıza göstermemekte ve bu dengelerin oynanması çok açık olarak bir savaş sebebi  sayılmaktadır.

-Sanayi Devrimi ve Sömürgecilik sonucunda ekonomik pozisyonlarını güçlendiren İngiltere ve Fransa, karşı taraftaki Almanya ve İtalya gibi ülkelerden ekonomik olarak çok ilerideydi.

-Almanya ve İtalya, siyasi birliklerini oluşturduktan sonra, 1914’e kadar olan süreçte aradaki farkı kapatmaya çalışmışlardır. İngiltere ve Fransa’nın ekonomik hakimiyet alanlarını korumak, Almanya’nın ise bu alanları ele geçirmek niyeti savaşın başlıca ekonomik nedenlerindendir.

-Bu, sömürgeler, deniz yollarının hakimiyeti, uluslarası ticaret imtiyazları gibi ana başlıklarda değerlendirilebilir. Öte yandan 19. yüzyıl sonlarından itibaren kullanılmaya başlayan ve neredeyse 20. yy’a damgasını vuran petrol yataklarının mülkiyeti de savaşın temel ekonomik nedenlerindendir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyeti altındaki Orta Doğu Petrol varlığı, 19. yy sonlarında özellikle İngilizler tarafından, çeşitli gizli/açık yöntemlerle tesbit edilmişti.

-İngiltere, petrol siyasetini, 1900’lerde tüm stratejilerinin birinci sırasına koymuştu.

-Diğer bir konuda Rus İmparatorluğu’nun ekonomik durumudur. Rusya, 19. yy’ın sonlarında 20. yy’ın başlarında toplumsal dalgalanmanın en fazla görüldüğü ülkedir. Toplumun en büyük kesimini oluşturan köylü sınıfı ve o büyüklükte olmasa da etkin bir işçi sınıfı 1905 Devrimi ile 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolu açmıştı.

-Toplumsal dalgalanmalar ekonomik açıdan Rus İmparatorluğu ve Çarlık Rejimi için tehlike oluşturuyordu. Rus Yönetimi bu dalgalanmaları engellemek için siyasi ve ekonomik güç kazanmak zorundaydı.

-18. ve 19. yüzyıllarda İngiltere, büyük bir sanayi devleti ve sömürge gücü haline gelen Britanya İmparatorluğu’nun merkezi konumundaydı. 19. yüzyılın başlarında Avustralya, Kanada, Hindistan, Afrika’da bazı devletler, Antil Adaları ve Hong Kong gibi dünyanın büyük bir kısmına yayılan dev bir sömürge imparatorluğu kurulmuştu.

Kraliçe Victoria (1837-1901) zamanında İngiltere dünyanın en büyük gücü durumuna geldi. 1877’de Hindistan sömürgeleştirildi. 1882’de Mısır ele geçirildi.

İngiltere bu gücü sömürgeler, deniz yolları hakimiyeti, küresel şirketler aracılığıyla, askeri ve siyasi anlamda da sağlamayı başabilmiştir.

-İngiltere, 1871’ten itibaren Alman İmparatorluğu’nu kendi etkinliğine karşı en önemli tehdit olarak algılamıştır.

-Çünkü güçlü bir Almanya İngitere için en büyük tehdit olacaktır.

-Fransa ile sürdüğü ortaklıkta (özellikle Kırım Savaşı bir örnektir.)  Fransa’nın da 1871 yenilgisinden itibaren Alman İmparatorluğu’na karşı olan düşmanlığı belirleyici nokta olmuştur.

– Yine aynı şekilde Rusya ile 1.Dünya Savaşı öncesinde temin ettiği ittifak da, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da Rusya’nın Pan-Slavizm Politikası ile Almanya’nın Pan-Germen Politikası karşıtlığı temeline oturmuştu.

-Alman İmparatorluğu’nun İngiltere için gerek ekonomik gerekse de siyasi tehdit haline gelmesi İngiltere için tartışmasız bir savaş nedeniydi.

-Aynı zamanda, sömürgelerin korunması, deniz yollarının kontrol altında tutulması, küresel şirketlerin hakimiyeti ve en önemlisi Ortadoğu Enerji Koridoru’na sahip olmak stratejileri tamamen Alman İmparatorluğu çıkarlarıyla çatışmaktadır.

Rusya İmparatorluğu hedefleri

-Rusya İmparatorluğu’nun başlangıcı 1721 yılındadır. 1866 yılında toprakları Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın belirli bölümlerini kapsamıştır. 19. yüzyılın başında dünyanın en büyük ülkesi olmuş, toprakları kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden güneyde Karadeniz’e, doğuda Büyük Okyanus’dan batıda Baltık Denizi’ne kadar uzanmıştır.

-19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında, İmparatorluğun ekonomik yapısı geniş ölçüde köylü ve sayıca daha az ama etkili bir işçi sınıfına dayanmaktaydı. Sanayileşme yetersizdi ve üretim büyük ölçüde tarıma dayalıydı. Şehirleşme 2-3 şehir dışında son derece az ve nüfusun büyük çoğunluğu taşrada yaşamaktaydı.

-1905 Devrimleri ve ardından gelen 1917 Devrimleri, Rusya’nın bu ekonomik ve siyasi yapısından kaynaklanmıştır.

-Rusya 19. yüzyıl’da temelde dört hedef doğrultusunda siyasetini konumlandırmıştır:

a)Batısında Pan-Slavizm Politikalarıyla (böylece Slav kökenli halkların kontrolünü eline geçirmek) ve Balkanlar/Doğu Avrupa’da hakimiyetini sağlamak.

b)Güneyde, Osmanlı İmparatorluğu (Boğazlar ve Doğu Anadolu’yu ele geçirmek) ve İran (Petrol alanları) politikaları ile hakimiyetini sağlamak.

c)19.YY.’da Ortaasya’nın büyük bölümünü ele geçiren Ruslar, bu hakimiyetlerini korumak.

d)Doğuda, Japonya-Rusya-İngiltere-ABD arasındaki güç dengesini kaybetmemek.

-1904-1905 Rus Savaşı’nda büyük yenilgiye uğrayan Rusya, aynı tarihlerde, İngiltere ile İngiliz-Rus Sömürge Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır.(2)

Almanya’nın hedefleri

-18 Ocak 1871 yılında Versailles Antlaşması’yla kurulan Alman İmparatorluğu, tüm dağınık Alman Devletçik’lerini -Avusturya hariç-bir arada topladı.

– İmparatorluk 1884 yılından itibaren ülke dışında sömürgeler kurmaya başladı. (3) Alman İmparatorluğu 1914 yılına kadar, birliğini geç oluşturması nedeniyle geri kaldığı İngiltere-Fransa-Rusya ittifakıyla, ekonomik, siyasi ve askeri yönden başabaş noktasına geldi.

-Hatta sanayileşme ve işgücü alanında İngiltere’den (1914 verilerine göre) daha ileri bir seviyeye ulaştı. II. Wilhelm döneminde, Almanya, diğer Avrupa güçleri gibi emperyal bir politika izlemiş ve zaman zaman sömürgeleri konusunda komşu devletlerle sürtüşmeye girmiştir.

-Bu, bir takım dostlukları zedelemiş ve Almanya’ya karşı Fransa, Birleşik Krallık ve Rusya İmparatorluğu bir anlaşma imzalayarak kutup oluşturmuştur.

-Almanya ise sadece Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ittifak kurabilmiştir.(4)

Almanya’nın emperyal politikası ülke dışına taşmış ve devlet diğer Avrupa güçleri gibi Afrika’nın paylaşımına katılmıştır.

Berlin Konferansı’nda bu kıta Avrupa güçlerine pay edilmiştir. Almanya’nın payına Alman Doğu Afrikası, Alman Kuzey-Batı Afrikası, Togo ve Kamerun düştü.

-Büyük güçler arası Afrika’da olan bu mücadele I. Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olacaktı.

-Almanya siyaset alanında ve denizlerde, o sırada Britanya’ya ait olan küresel konumu ele geçirmek ve böylece Britanya’yı otomatik olarak daha alt statüye indirgemek istiyordu. (5)

-1900’lerde emperyal ve emperyalist çağın en yüksek noktasında hem Almanya’nın yegane küresel statü iddiası (Alman Ruhu dünyayı yenileyecektir!) deyişiyle, hem de Avrupa Merkezli bir dünyanın tartışmasız büyük güçleri olan Britanya ve Fransa’nın iddiası henüz etkiliydi.(6)

-Alman Ulusal Birliği’nin kurulduğu 1871 ile 1.Dünya Savaşı’nın çıktığı 1914 tarihleri arasında Avrupa Tarihi’nin hiç değişmeyen öğesi Almanya ile Fransa arasındaki düşmanlıktır.(7)

Öte yandan, Hohenzollern Hanedanı yönetiminde ve mutlakiyetçi yapıdaki Almanya İmparatorluğu,siyasi olarak cumhuriyetçi İngiltere ve Fransa’nın yönetim sistemi yönünden de rakibiydi.

-Bu rekabet, 1.Dünya Savaşı’nı, bir nevi mutlakıyet / cumhuriyet mücadelesi şekline de getirmiştir. (Zaten, savaş sonrasında mağlubiyete uğrayan tarafta, bütün mutlakiyetler çökmüş, yerine yeni cumhuriyetler kurulmuştur.) (8)

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu

-1866’da Prusya – Avusturya Savaşı yenilgisi ve Alman Konfederasyonunun dağılmasından sonra prestijini kaybeden Avusturya İmparatorluğu 1867 yılında da Macaristan’la birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdular.

-Emperyal bir devlet olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda, onbirin üzerinde etkili etnik grup mevcuttu. Bu etnik grupların büyük kısmı Almanlar, Slavlar ve Macarlar’dan oluşmaktaydı. Etkinlik sahasında  (doğu bölgesinde yoğun Slav devletleri, batısında da Germen toplumları) farklı etnik gruplar bulunmaktaydı.

-1789 Fransız Devrimi ve beraberinde getirdiği süreç, emperyal devletlerin sonunu hazırlamaktaydı. Uyanan milliyetçilik akımları 19.YY’da en fazla Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na zarar vermiştir.

-Aslında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun da durumu Osmanlı İmparatorluğu’ndan farklı değildi. İki imparatorluk da kendi geleceklerini tamamen savaş sonunda alınacak bir galibiyete bağlamışlardı.Yani savaş, bir ölüm-kalım mücadelesi idi.

Ve Osmanlı İmparatorluğu

-Ekonomik yönden; maliye iflas etmiş ve cari harcamaları dahi karşılayamayacak durumdadır.

-Siyasi yönden; Balkanları ve Mısır’ı kaybetmiş, Ortadoğu bölgesinde kalan toprakları için de endişeli bir Osmanlı İmparatorluğu vardır. Etnik gruplarındaki milliyetçilik ve ayrışma hareketleri nedeniyle, Anadolu’da dahi güvenlik sorunları en üst düzeydeydi.

-İmparatorluk, İngiliz ve Fransızlar’ın Ortadoğu konusundaki niyetlerini ve -sanılanın aksine- petrolün yeni dönemdeki önemini son derece iyi bilmekteydi.

-Öte yandan yüzyıldan fazla süredir aralıklarla savaştığı Rusya’nın da Boğazlar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi üzerindeki hedeflerinin farkındaydı.

-Askeri yönden; Balkan Savaşları sonucunda ordunun son derece zayıflamış yapısının ortaya çıkmasına rağmen, İttihat-Terakki Hükümeti iki yıldan kısa bir sürede bu yapıyı reforme ederek, yeni bir ordu yaratma başarısı göstermiştir.

-Hükümet, ordu yapısı içerisindeki alaylı/okullu sistemini değiştirerek, okullu subayları faal birliklere, alaylı subayları da ya emekliye ya da geri görevlere sevketmiştir. Öte yandan personel yapısında çok başarılı bir değişim gösteren ordu, aynı başarıyı -ekonomik nedenlerden dolayı- teknoloji ve silahlar yönünde yakalayamamıştır.

-Alman ekolünün hakim olduğu Osmanlı Ordusu, özellikle lojistik ve sevkiyat konusunda da gerekli düzeyde kabiliyete sahip değildi.

-1913 Bab-ı Ali Baskını ile iktidara gelen İttihat-Terakki Hükümeti, savaşın kaçınılmaz olduğunu farkettiği andan itibaren, İngiltere ve Fransa ile uzlaşmak amacıyla çalışırken, Almanya ile de ilişkilerini aynı ölçüde sıkı tutmaya çalışmıştır.

-Hatta bu öylesine yoğun bir çift taraflı mücadele olmuştur ki, her iki tarafla da son dakikaya kadar görüşmeler devam etmiştir. İngiltere ile yapılan görüşmelerde Osmanlı Hükümeti’nin ittifak için temel beklentisi olan savaş sonrası toprak bütünlüğünün garanti altına alınması isteği, İngiliz tarafından ancak savaş sonrası görüşülebileceği şeklinde yanıtlanmıştır. (9)

-İngiltere ve Fransa ile ittifakı sağlayamayacağı kesin görünen İttihat ve Terakki hükümeti, 2 Ağustos 1914 günü Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması (Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması) imzalayarak savaşa İttifak güçleri yanında girmeyi taahhüt etmiş ve silahlı kuvvetlerinin genel sevk ve idaresi için bir Alman askeri heyetini yetkili kılmayı uygun görmüştür. (10)

-Anlaşmadan haberdar olan İngiltere, Osmanlı Devleti’nin sipariş ettiği iki zırhlıyı Osmanlı Devleti’ne teslim etmekten vazgeçer. Rauf Orbay ve ekibi Londra’dan eli boş döner. Kalabalık bir İngiliz donanmasının Çanakkale Boğazı’na kadar kovaladığı Goben ve Breslav adlı iki Alman zırhlısının Çanakkale Boğazı’ndan geçmesine izin verilir.

-İki gemi 11 Ağustos’ta İstanbul’a gelir. İngiltere’nin bu durumu yansızlığın ihlali olarak değerlendiren bir nota vermesi üzerine, Alman zırhlıları Osmanlı donanmasınca ‘satın alınmış’ ve gemi mürettebatı fes giydirilerek Osmanlı hizmetine alınmıştır. Goeben (Yavuz Muharebe Kruvazörü), Breslau ise (Midilli Kruvazörü) ismini almıştır.

-26 Ekimde Osmanlı donanması bir keşif tatbikatı için hazırlanma emri aldı ve ertesi gün toplanma bölgelerine gitmek için Haydarpaşa’dan ayrıldı. 28 Ekimde Osmanlı filosu 4 ayrı görev gücüne ayrılarak Rusya kıyılarında farklı hedeflere yöneldi.

-Koramiral Souchon 29 ekim 1914 sabah 6:30’da 3 Osmanlı destoreyerinin refakatinde bulunan Goeben ile Sivastopol’daki kıyı bataryalarına ateş açtı. Hamidiye kruvazörü 6:30’da Kefe’ye geldi ve yerel yetkilileri 2 saat içinde çatışmaların başlayacağı konusunda uyardı.

-Hamidiye 9:00 da bir saat süren bir ateşe başladı ve daha sonra da Yalta’ya giderek burada 7 Rus ticaret gemisini batırdı.

-2 Osmanlı destroyeri 6:30’da Odessa’ya hücum etti ve 2 Rus gambotunu batırarak birkaç tahıl silosunu tahrip etti. Breslau kruvazörü ve ona eşlik eden Osmanlı destroyeri Novorossisk’e geldi yerel yetkilileri uyararak 10:30’da kıyı bataryalarına ateş etti ve 60 mayın döşediler. Limandaki 7 gemi hasar gördü, biri battı.

30 Ekim günü Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açmış, bundan birkaç saat sonra Enver Paşa, Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya savaş ilan ederek, savaşa İttifak Bloku yanında girdiğini duyurmuştur.

-Bu duyurudan sonra İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir.(11)

Devam edecek…

Kaynaklar;

-Prof. NIALL Ferguson,“İmparatorluk, Britanyanın modern dünyayı biçimlendirişi”,

1.   Oral Sander, Siyasi Tarih,Haziran 1998

2.   Alman İmparatorluğu’nun tüm sömürgeleri www.worldstatesmen.org

3-4   Eric J.Hobsbawm,Kısa 20.YY.

5.    (Bosworth (2005),

6.    Cemal Paşa Hatıralar-İşbankası Yayınları-Mayıs 2001,

7.    Anlaşmanın tam metni için İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 4,

8.    Talat Paşa’nın Anıları, İşbankası Yayınları,Temmuz 2006

9.    Birinci Cihan Harbi 1-4

10.Cemal Paşa Hatıralar-İşbankası Yayınları-Mayıs 2001,

11.Vikipedi

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*