Kılıçlar çekilmiş tüm güçler CHP-MHP-Demirel sahaya sürülmüştür. Şah ve Mat

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

12 Haziran seçimleri yeni bir başlangıç için son kırılma ve dönüm noktasıdır. Türkiye’de cumhuriyet ilan edilmiş ancak yakın zamana kadar vatandaşlardan demokrasi ve özgürlük esirgenmiştir. Bugün CHP, MHP ve Demirel, Ergenekon sanıklarını aday göstererek aynı davanın arkadaşları olduklarını resmi olarak açıklamış, statükonun savunucuları bu doğrultuda yedekler dâhil tüm güçlerini sahaya sürerek “Şah” demişlerdir.

Sayın Süleyman Demirel’i, CHP ve MHP’yi doğru anlamak için aşağıda eski Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Süleyman Soylu’nun röportajından bir bölüm sunuyoruz.

-“12 Haziran seçimlerinde en çok konuşulan parti CHP. CHP’nin Ergenekon sanıklarını ve Süleyman Demirel’e yakın isimleri aday göstermesi birçok soruyu akla getiriyor. Bu işbirliğinin anlamı ve hedefi ne?

-Bu ve benzer soruları eski Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu ile konuştuk. Soylu, Demirel’in CHP içindeki operasyonu AK Parti karşısında güçlü bir blok oluşturmanın bir parçası olarak niteleyerek, bu işbirliğinin 1960’larda yazılan siyasetin milletten gizlenen yasalarına ve bununla oluşan iktisadi ve siyasi akrabalığa dikkat çekti.

-Demokrat Parti geleneğinden gelen biri olarak size hemen şunu sorarak başlamak istiyorum. Demirel’e yakın isimler ve Ergenekon sanıklarının CHP’den aday olmasının anlamı nedir?

…AK Parti 8-9 yıllık iktidarında şunu yapmıştır, Türkiye’de siyasetin alanını meşruiyet içerisinde daraltmıştır. Yani öyle hamleler gerçekleştiriyor ki, diğer siyasi partilerin alan açmasına, büyüyerek siyaset yapmasına, farklı kitlelerle bir araya gelmesine izin vermiyor. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum, siyasi bir başarıdan bahsediyorum. Bu yenileşme hamlesi diğer siyasi partilerin hareket kabiliyetini daraltıyor.

İlerlemecilik ve yenilik toplumun vazgeçmediği cazibe duyduğu temel belirleyici kriterdir.

İşte bu ortamda CHP’nin başına Kılıçdaroğlu geldi. Kılıçdaroğlu hem bireysel olarak hem de uyguladığı dingin ve rasyonel politikalar açısından aslında CHP’ye yeni siyaset tarzı getirmeye çalışıyor. Ancak bunu fiili olarak hayata geçirmesi için yeterli zamanı olmadı. İşte CHP’nin arayışı burada başladı. Ve Demirel devreye girdi.

Demirel’in devreye girmesinin temel bir nedeni var;

12 Haziran 2011’i kendi yerleşik iktidarları için son şans olarak görüyorlar.

Kendi yerleşik iktidarının yerini milletin iktidarına bırakmasına tahammül edemiyorlar.

Şu anda milletin iktidarını AK Parti temsil ettiği için de, yerleşik iktidarın tüm güçleri AK Parti karşısında en güçlü olan partide yani CHP’de bir araya geliyorlar. Demirel hep devrede oldu…

-O zaman bu ilişki sadece bu seçimlere özgü değil. Öncesi de mi var?

-Var. 2009 yerel seçimlerinde Demirel, ciddi bir şekilde CHP’nin adaylarına doğrudan destek verdi. Hatta bugün MHP’den 1. sıradan aday olan Demirel’e yakınlığı ile bilinen eski bir DYP’li bakan, şu anda bizim partimizin Türkiye’nin en popüler belediye başkanlarından bir tanesine aday olduğu zaman Demirel’i referans göstererek “Gel seni CHP’den aday yapalım” dedi. Yine Demirel Türkiye’nin önemli ticaret odalarından birisinin başkanını aradı ve CHP’yi desteklemesi konusunda ricada bulundu.

Bunlar, söyleyebileceğim onlarca örnekten birkaçı. Bu ilişkiyi sadece bugüne özgü bir fotoğraf anı olarak nitelendirirsek yanılırız. 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçiminden, seçimlere kadar AK Parti’ye yönelik çok şey denediler ama olmadı. Kapatma da buna dahil. Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına gelmesi de dahil.

-Nasıl yani Kılıçdaroğlu’nun iktidara gelmesi yerleşik iktidarın operasyonu mu?

-Öyle. Sadece o değil. Son günlerde MHP ile ilgili çıkan kasetler de aynı hedefin parçası. MHP’yi CHP’ye yöneltmenin bir hedefi. CHP’yi dizayn edenler, şimdi de MHP için düğmeye bastılar.

Bu isimlerin CHP’de birleşmesini hızlandıran şey 12 Eylül 2010’da keybedilen referandumdur.

Eğer bu kadar farklı insanlar CHP’de bir araya gelmişse siyasi amacın yanısıra; bu bir araya gelenlerin arasındaki ticari ilişkiler, siyasi akrabalıklar, siyasi çıkarlara bakmak gerekir.

Bu ilişkiler ağının gizli yasası 1960’larda yazılmıştır. Bugün bu yasanın kuralları uygulanıyor…

-İktisadi ortaklıklar var

-Evet. Bakın bir kez daha ifade edeyim; bu ilişkiler sadece siyasi ilişkiler değildir. Bu ilişkilerin ticari bir kökeni de vardır. Herkes bu ilişkilere bakarken TMSF-Demirel ilişkilerine, burada Deniz Baykal’ın rolüne, Yüksek Yargı’nın Demirel şirketleri ile ilgili aldığı kararlardaki ani değişikliklere, burada Mehmet Haberal’ın rolüne baksın.

Muhakkak siyasal güçlerini kaybetmek istemiyor olabilirler ama bunun birde iktisadi bir alt yapısı olduğunu Ankara’da, Türkiye’de bu işleri takip eden herkes biliyor.

O olayların sürecini, o günkü TMSF Başkanı, o günkü kamu bürokrasisi, yüksek yargı yaşadı ve biliyor.

-Biraz açsanız bu iktisadi ilişkiyi?

-Demirel, şirketlerine el koyan TMSF’den kurtarmak, Yüksek Yargı’yı etkilemek için CHP, Haberal’ı ve birçok kişiyi devreye soktuğunu Ankara’da bu işleri takip edenler bilir.

CHP ve Haberal lobisi Demirel ailesinin şirketlerini TMSF’den bu çabanın sonunda hukuk yollarıyla kurtararak “kuyunun dibinden çıkarmıştır”.

İlişkiler o kadar iç içe geçmiştir ki burada diyet var, yerleşik Ankara iktidarını kaybetmemek var, kin var, korku var, siyasi hesaplar var.

-Bu bloğun ana hedefi nedir?

Bu blok, gönüllü değil, zorunlu bir muhalefet bloğudur. 12 Eylül 2010 referandum sonuçları bu bloğu daha birbirine zorunlu hale getirmiştir.

Temel amacı yerleşik Ankara iktidarını millete kaptırmamak, Türkiye’de yeni anayasa yapılmasına engel olmak, olmuyorsa yapılacak anayasada temel hak ve özgürlükler, demokratik açılımları ve genişlemeyi kısıtlamaktır.

12 Haziran sonrasında Meclis’in sayısal olarak iktidar açısından çok rahat olacağı araştırmalardan anlaşılmaktadır. Ancak bu bloğun beklentisi Meclis’i çatışma alanına çevirmektir.

Çünkü bu her iki taraf için de yüzyılın hesaplaşmasıdır.

Benim görüşüm, halkın bunlara bu imkanı vermeyeceği yönündedir. Yeni Meclis’te önceki dönemden daha sert mücadeleler olacaktır.

-Temel tartışma ekseni ne olacak?

-Vesayet sistemini değiştirmek isteyenlerle, millet iktidarını kurumsallaştırmak isteyenlerin bir mücadelesi olacak. Ergenekon ile ilgili mücadele edenlerle, Ergenekoncu olarak nitelendirdiğimiz birçok insan bu yeni Meclis’te karşı karşıya gelecekler. Şu anda yargılanan Ergenekon sanıklarını siyasi çizgiye kaydırarak dokunulmazlık hedefliyorlar.

Ergenekon bir anda Neo-Ergenekon’a dönüşüyor. Dokunulmazlık hedefliyorlar ve zaman kazanıp Ergenekon’u siyasallaştırma gayreti içerisindeler.

Bu açık biçimde demokrasi mücadelesinin Meclis’te devam edeceğini gösteriyor. Bu mücadelenin bir alanı da önümüzdeki dönem yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktır…

–CHP 12 Hazirandan sonra bölünebilir mi? Yani Ergenekon yanlıları ile yeni CHP taraftarları gibi?

-Seçim sonrası çıkacak tablo Türkiye’nin önüne hiç beklemediği büyük bir sürpriz koyacakır.

Millet 12 Eylül 2010 referandumunun sonucunu anlamayanlara bir kez daha ders verecektir. Sonucu görünce, Ergenekon siyasi örgütünün ayakları suya erecektir.

Seçilenlere, yani siyasi temsilcilerine ne talimat verirlerse o gerçekleşir. Benim kanaatim hiçbirisinin CHP’den kopamayacağıdır. Çünkü CHP onlar için “saklama kabı” olacaktır.

-Bu proje 2009’da mı hızlandı?

-Dikkat ederseniz bugün CHP’deki adayların bir bölümü 2007’de Demokrat Parti’nin adayı idi. Mesela Sinan Aygün. Mehmet Haberal’ın o günkü Demokrat Parti’ye olan etkisi şimdi daha iyi anlaşılıyor.

O zaman da esas amaçları merkez sağı CHP bloğunun içerisinde çözmek ve MHP’yi buna zorlamaktı. Bu oyun 2008’de benim Demokrat Parti’nin başına geçmem ile bozuldu. Bizim çok ultra demokrat bir çizgi izlememiz, Ergenekon karşısındaki aldığımız belirgin tavır bu projeyi sona erdirdi…

-Ergenekon ne olacak?

-Burada hükümetin, yargının, HSYK’nın alacağı tavır önemlidir. Basının alacağı tavır önemlidir. Bunun bir siyasal mücadele değil, bunun Türkiye’nin değişim ve dönüşüm mücadelesi olduğu düşünülürse herkes için süreç daha kolay ilerler.

Benim vicdanımda bir Ergenekon vardır. Bunlar çok uzun süredir vardı. Benim vicdanımdaki Ergenekon Menderes’i idam etmiştir. Bana göre Ergenekon 1971 muhtırasını vermiş, 1980 darbesini gerçekleştirmiştir. 28 Şubat sürecini yaratmıştır.

Bu ülkenin çocuklarının sağcı, solcu diye birbirine düşürmüştür.

Benim vicdanımdaki Ergenekon namaz kılanları fişlemiştir, hepimizin kafasında Alevi öcüsü yaratmıştır.

Kürt sorununu şiddet kullanarak çözümsüz hale getirmiştir. Türkiye’nin yıllarca enerjini yok etmiştir. Benim vicdanımda Ergenekon mahkûm olmuştur. Failleri bellidir. Ergenekon vardır. Ve bizleri tehdit olarak görmekte, fırsat kollamaktadır. Temennim Ergenekon Davası en kısa zamanda sonuçlansın. Türkiye’nin önü açılsın…

– MHP’ye yönelik kasetlerin anlamı ne?

-Bir kere MHP, Türkiye’nin çok gerisinde kalmış bir siyasi partidir. Kürt meselesini okuyamayan bir siyasi partidir. Türkiye dönüşürken, dönüşemeyen bir siyasi partidir. Kasetlerin hedefi MHP’yi baraj altına itmek ve onu CHP’ye eklemlemek olabilir.

Ama Baykal’a yönelik kasetler ile, MHP’ye yönelik kasetler aynı akıl, aynı kaynaktır. Acaba Bahçeli’den Ergenekon, kamuoyunda bilinen aracıları vasıtasıyla bu koalisyona girmesini mi talep etmiştir. Yoksa şimdi bunun hesabını mı görüyorlar? MHP’nin Demirel’in MHP Genel Merkezi’ni ziyaret ettiği tarihten itibaren ters giden işlerini sorgulaması gerekir düşüncesindeyim.

Bence MHP’nin kasetlerden daha önemli sorunu vardır.

MHP 12 Eylül 2010 referandumunda kendi tabanı ile ters düşmüştür.

MHP 12 Eylül’de harakiri yapmıştır. MHP dünyanın ve Türkiye’nin nereye gittiğini okuyamayan arkaik bir parti haline gelmiştir…” (Star’dan Murat Aksoy’un röportajı, yayın tarihi:16.05.2011)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*