Kendi Gerçeğiyle Yüzleşmeyenlerin Tam Bağımsız Olması Bir Ham Hayâldir (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

 

(Türkler), artık komşuları ve dünyanın geri kalanı için bir tehlike oluşturamayacak.” (1).

Ne değişecek de ” Artık dünya için bir tehlike oluşturmayacaklar ”  ?..

Fransa (eski) cumhurbaşkanlarından Giscard d’Estaing, 2004 yılında, AB ile ilgili görüşlerini açıklar :  “Türkiye halkı bu gerçekleri hiç bilmiyor.” (2)

Türkiyenin kendisi, özellikle yakın tarihi ile hangi gerçeklerini biliyor ki ?

D’Estaing devam ediyor:

“Avrupa’nın ortak kimliği Hıristiyanlıktır. Türkiye bunun hangi parçasını oluşturabilir ? Türkiye bir İslam ülkesidir. Bu iki kimlik bir arada olmaz. Aksi hâlde AB dağılır. Türkiye, AB’ye girmesi için, İslam kimliğinden, egemenliğinden, bağımsızlığından vazgeçecek mi ?  Brüksel’i Ankara yerine başkent kabul edecek mi? Türkiye Avrupa tek devletinin bir federe devleti olacak mı ?” (3)

Türkiye halkı bu gerçekleri hiç bilmiyor.” (4)

“Avrupa Anayasası’nı yazarken bizi kaynaştıran özellikleri tanımlamaya çalıştık: Antik Yunan ve Roma’nın kültür mirası, Avrupa hayatının özümsediği dini geçmiş, Rönesans’ın yaratma şevki, Aydınlanma Çağı felsefesi ve rasyonel düşünce. Oysa Türkiye bu unsurlardan hiçbirini paylaşmıyor.” (5)

Yukarıdaki soruların cevabını okuyana bırakarak devam ediyoruz.

Kurucuları,  “Avrupa Birliği”ni şöyle tanımlamaktadır :

“Avrupa Birliği (AB), demokratik Avrupa ülkelerinden oluşan, vatandaşlarının hayatını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bir ailedir. AB, sadece yarım yüzyıllık ömründe Avrupa’da barışı ve refahı sağladı, tek Avrupa para birimini (Avro) oluşturdu; sermayenin, hizmetlerin ve malların serbest hareket ettiği sınırsız ‘tek pazarı’ meydana getirdi. (6)

Ve çok kısa olarak Avrupa Birliği – Türkiye hikayesi :

1959 : 31 Temmuz. Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu.

1970 : 23 Kasım. Gümrük Birliği’ne ilişkin kuralları içeren “Katma Protokol” imzalandı.

1982 : 22 Ocak. Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon’un talebi üzerine, Türkiye-AET Anlaşması’nın askıya alınmasını kararlaştırdı.

1990 : 6 Haziran. Avrupa Komisyonu, Türkiye ile her alanda işbirliğinin başlatılması ve hızlandırılması konusundaki önlemleri içeren bir “İşbirliği Paketi”ni hazırlayarak Avrupa Konseyi’nin oluruna sundu.

2005 : 3 Haziran. Devlet Bakanı Ali BABACAN, Avrupa Birliği ile yapılacak tam üyelik müzakerelerinde “Başmüzakereci” görevini yürütmekle görevlendirildi. (7)

Ve sonunda dayanamamış olmalı ki, yaklaşık 60 yıl sonra Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, 1 Ekim 2017‘de şöyle konuşmuştur :

Avrupa Birliği sürecini sonlandıran tarafın Türkiye olmayacağını söyleyerek, “Aslına bakarsanız, bizim Avrupa Birliği üyeliğine ihtiyacımız da kalmamıştır.” dedi.

Avrupa Birliği’nin kurucuları, burası “Hıristiyan Birliği” demelerine rağmen biz, neden ısrarla, “Gireceğiz” demeye devam ediyoruz ?

Acaba içimizden, aşağıdakileri mi söylüyoruz :

– “Hilafeti Kaldırın” dediniz de, kaldırmadık mı ?

– Tüm geniş caddelerde yer alan mağazaları, size yaranmak için İngiliz ve Fransızca tabelalarla donatmadık mı ?

– Yılbaşı eğlencelerinizi taklit etmedik mi ?

Hristiyan Roma Hukuku’nu, Medeni Kanunu’nu almadık mı; hatta aile ve sıcak yuva geleneklerimizi size benzemek adına yıkmadık mı ?

Şimdi neleri feda ederek buralara geldiğimizi hatırlamak adına biraz gerilere gidiyoruz.

Aşağıdaki alıntı, 18 Nisan 1920 tarihli, The New York Times gazetesinden yapılmıştır :

Nüfus Yarı Yarıya Azalacak (18 Nisan 1920)

(Paris, 16 Nisan). The Matin (gazetesi), Türk barış antlaşmasının bir incelemesini yayımladı. Son iki aydır Londra’da, İtilaf devletlerinin uzmanlarınca üzerinde çalışılan antlaşma şartları gözden geçirilecek ve büyük ihtimalle San Remo’daki konferansta sonuçlandırılacak.

“Türkiye” diyor the Matin (gazetesi), “nüfusunun yarısından fazlasını kaybedecek. İstanbul ve Çanakkale boğazlarını elinde tutabilse dahi, sadece 9 milyon Osmanlı ve 2 milyon Hristiyan tebaası kalacak. Antlaşma, savaş sırasında kapasitelerine göre İtilaf Devletleri’nin davasına yardım etmiş olan yaklaşık 10 milyon Arap’ı, Ermeni’yi ve Yunan’ı özgürlüğüne kavuşturacak.“

“Küçük Türkiye, sürekli olarak İtilaf Devletleri’nin yakın denetimi altında olacak. Ekonomisi, ticareti, ordusu ve azınlık halkları öyle organize edilecek ki; kötü liderlik altında çok fazla zarar vermiş olan bu ırk (Türkler), artık komşuları ve dünyanın geri kalanı için bir tehlike oluşturamayacak.”

“Güneyindeki uçsuz bucaksız bölgeler, kendilerini (Türklerden) ayırdılar : Suriye, Filistin, Arabistan ve Mezopotamya (Irak). Kuzeydoğusunda – Başkan Wilson’un temenni ettiği kadar büyük olmayan- bir Ermenistan, özgür bir hayatı yaşamayı deneyecek. Kürtler, özel bir yapı elde etmeye çalışıyorlar. Batıda, İzmir ve Trakya, Yunan köklerine dönmek üzere.”

“Adana ve Antalya’nın iç bölgelerini kapsayan, tamamen Türk etki alanındaki bölgeler, Fransa ve İtalya’ya ayrılmış olacak.”

“Dahası, Osmanlı Hükümeti başkentinden (İstanbul’dan) ayrılsa da ayrılmasa da, İstanbul ve Çanakkale Boğazı, uluslararası bir statü alacak.” (8)

Barış Konferansı’nda Türk Delegasyonu (17 Haziran 1919)

Henüz bir barış antlaşması taslağı formüle edilmemiş olmasına rağmen, 17 Haziran 1919 tarihinde bir (Osmanlı) Türk delegasyonunun Onlar Konseyi’ne katılmasına izin verildi. Delegasyonun başında, 4 Mart tarihinde sadrazamlığa getirilen ve padişahın kayınbiraderi olan Damat Ferit Paşa bulunuyordu.

Damat Ferit Paşa alttan almaktan ziyade, dikbaşlılıkla okuduğu önceden hazırlanmış metninde, Türkiye’nin savaşa girmesinde ve Ermeniler’le Yunanlılar’ın gördüğü kötü muamelede Türk halkının bir sorumluluğu bulunmadığını, ülkesinin daima İngiliz ve Fransız yanlısı olduğunu, yapılan zulmü de yürekten kınadığını ifade etti.

Olanlarda padişahın da bir kabahati yoktu. Hiç tartışmasız bütün kabahat, Almanya’yla ittifaka girip ordunun denetimini elinde tutan ve böylece bütün bir ülkeyi teslimiyete götüren İTC’nin (İttihat terakki Cemiyeti) birkaç liderinde aranmalıydı.

Zulme uğrayanlar sadece Hıristiyanlar değildi. İTC’nin yaşattığı şiddetten üç milyon Müslüman da nasibini almıştı. İsteklerini çoğunluğun ortak dinine dayandıran Damat Ferit Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünün korunmasını talep ediyordu.

– “Çünkü” diyordu. “Bu yekpare bloğun parçalanması, Doğu’nun barış ve huzur ortamı için çok zararlı olacaktır.”

Muhtıra, Damat Ferit’in Onlar Konseyi karşısında tutturduğu ses tonundan daha da sert çıktı. Dolambaçlı ifadelere hiç girilmeden, Osmanlı hükümetinin;

– ‘İmparatorluğun parçalanmasını ya da muhtelif mandalar altında taksim edilmesini kabul etmeyeceği belirtiliyordu. Bunu hemen, hükümetin kabul etmeye hazır olduğu maddeler izliyordu.

Trakya’da, Edirne’yi korumak amacıyla 1878 Berlin Kongresi’nde belirlenen sınırlara dönülmesi zorunluydu. Kıyı adalar ile Rus ve İran sınırına kadar Musul dahil, bütün topraklar Türkiye’ye ait olmalıydı.

Onlar Konseyi’nde bulunanlar kulaklarına inanamıyorlardı.

(ABD Başkanı) Wilson :

– “Ömrümde bundan daha aptalca bir şey duymadımderken,

(1916-1922 dönemi İng. Başbakanı) Lloyd George ise, Türk delegasyonu ve muhtırası için :

İyi espriifadesini kullanıyor ve gösterinin, ‘Türkler’in siyasi kabiliyetsizliğinin en iyi kanıtı’ olduğu yorumunu yapıyordu.” (9)

İngiliz ve Amerikalı liderlerin alay ettiği Damat Ferit Paşa’yı tarihçilerimiz nasıl tanımlar ?

– “Hain!”.

Musul’un bizde kalmasının istemek ile, ülkenin manda altında yönetilmemesini istememenin, hainlikle nasıl bir ilgisi bulunmaktadır ?

Buradaki sırrı anlayanlar, anlamayanlara açıklayabilirler…

Ve bu yazıyı okuyanlardan kaç kişi, Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya gönderenlerin başında Damat Ferit Paşa’nın (10) olduğunu bilmektedir ?

Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay

– “İsmet Paşa anlaşıldığına göre Lozan’da İngilizlerle bir nev’i gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul’un Hahambaşısı Hayim Naum Efendinin telkinleriyle, hilâfetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye’de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu. Peki ya dört-beş ay önceki hilafete bağlılık, hatta hilâfetin kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat’i ifadeler ve İslam âlemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecan ne olmuştu ? (11)

Aşağıdakiler bir kehanet olmadığına göre, “Büyük Oyun” un bir parçası mıdır ?

Bir İngiliz diplomat, 1882’de Kahire’de bir kitap yazar…

– “Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin, bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır.” (12)

İngiliz Diplomat / Yazar devam etmektedir :

– “Hilâfet, –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak–  Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir.” (13)

– “…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor. (14)

Diziyi bitirirken, ilk iki bölümdeki anlatılanları da dikkate alarak, I. Dünya Savaşı’nın başlamasında ve sonuçlarının değerlendirilmesinde, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili yapılan hesaplar :

Sanayi devrimi nedeniyle : (özellikle galip devletlerden İngiltere – Fransa) şiddetle ihtiyaç duydukları (petrol) hammadde kaynaklarına ulaşmakla kalmamış, sömürgelerine giden yolları (Hindistan, Kuzey Afrika, Basra körfezi vb) güvence altına almışlardır.

Hristiyan Avrupa, 1453’den bu yana Hilal’in (İslam’ın), Salib’e (Haç’a) karşı galibiyetinin, kendilerine göre rövanşını almışlardır. Osmanlı (Müslüman Türkler) yeniden Türkleştirilmiş, “Tehlike” bertaraf edilmiştir !!!

Yahudilere Filistin’de bir devlet kurularak, bölgenin kalbine nifak tohumları atılmış, böylece İsrail Akdeniz’de sabit bir uçak gemisi haline getirilmiştir.

– Osmanlı İmparatorluğu (Bir Dünya Devleti, Bir Medeniyet Sahibi olmasına rağmen) bir sabah, renksiz, kokusuz, hafızasız, iddiasız (hatta yarı bağımlı) olarak uyanmış; gönüllü olarak, 500-600 yıl yönettiği devletler derecesine indirilmiştir.

– 1919-1920 tarihli The New York Times gazetesi yayınlarından yaptığımız tercümeler göstermektedir ki,  Osmanlı Hahambaşısı Haim Naum, (İtilaf Devletleri nezdinde,The New York Times ve Şalon Gazetesi’ne göre) hem Mustafa Kemal Paşa’ya (kefil), hem de Cumhuriyet yönetimi çalışmalarına destek olmuştur. Haim Nahum’un ülkemizde işi bitince, benzer çalışmalar için ölesiye kadar yaşayacağı Mısır’a gönderilmiş olmalıdır.

Sonsöz :

Amerikalı Kadın Gazeteci Clair Price, yazdığı kitapta bakınız ne demektedir :

“Osmanlı Hilâfeti, emperyalizm önünde son büyük engeldi.” (15)

Osmanlı kimseyi sömürmedi, sömürtmedi.

Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte sadece bir devlet, bir imparatorluk yıkılmadı. Hoşgörü ile birlikte insana, farklı dinlere, mezheplere, inanca, kültüre ve hayvanlara saygı da yıkıldı.

www.canmehmet.com

Açıklama ve Kaynaklar :

(1) 18 Nisan 1920 tarihli, The New York Times gazetesi. Yazı linki:  http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=9F0CE2DB133FE432A2575BC1A9629C946195D6CF

(2-3-4-5) “BİTMEYEN HESAP”. Yazar : Yaşar YAZICIOĞLU.

(6) https://www.avrupa.info.tr/tr/ab-nedir-72

(7) http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-ab-sureci-17738218

(8) Daha fazlası için bakınız : http://query.nytimes.com/mem/archive-free/pdf?res=9F0CE2DB133FE432A2575BC1A9629C946195D6CF

(9) “SEVR ENTRİKALARI”,  Sahife : 81-82-83.

(10) Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderildiği tarihlerde Damat Ferit Paşa sadrazamdır. (Mart-Ekim 1919)

(11)  (http://gercektarihvekultur.blogspot.com/2010/08/lozanda-turkiyeyi-neden-yahudi-din-adam.html)

(12) “İSLAM’IN GELECEĞİ”. Yazar : Wilfred S. Blunt. Sahife : 96.

(13) A.G.E. , Sahife : 98.

(14) A.G.E. , Sahife : 105.

(15) “REBIRTH OF TURKEY”. Yazar : Clair Price. (Türkiye’nin Yeniden Doğuşu). New York, 1923, Sahife : 93. (“Osmanlı’nın Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, kitabından dip not).

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*