“Kemalizm Dramı”; Kemalizm, “Törensel lâf kalabalığı”, ithal malı fikir kırıntıları mıdır? (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

yarı ilah cumhuriyet

 

İtalyan Doğu Enstitüsü, “Kemalizm” ile ilgili yaptığı araştırma için Kemalist ideologlardan Şevket Süreyya Aydemir’e yazdığı mektupla bilgi ister. Ancak, O sırada Şevket Süreyya Aydemir vefat etmiştir. Mektup, “KADRO“culardan V. Nedim Tör’e ulaştırılır.

Aşağıda, İtalya’dan gönderilen mektup ile cevabı (özetlenerek) aktarılmaktadır.

Sayın Şevket Süreyya Aydemir,

Ben Roma’da Istituto per  L’Oriente’de çalışıyorum.

Enstitümüz Yakın Doğu ülkeleri (Arap ülkeleri, Türkiye ve Iran) ile ilgilenmektedir…

Enstitüde birçok üniversite profesörleri bilimsel araştırmalar yapıyorlar, şimdi Yakın Doğu ülkelerindeki  siyasi partiler ve ideolojiler üzerinde bir araştırma yapmak istiyoruz. Gerçekte şimdi yapmakta olduğumuz araştırmaları daha genişletmek ve derinleştirmek istiyoruz. Ben şahsen Türkiye hakkında birkaç makale yayınladım..

Daha evvel Türk edebiyatı hakkında etüdlerimi yaptığım sırada ve 1930 yıllarını incelerken, Kadro dergisi ile karşılaştım ve çok ilgilendim…

Şimdi bu konuda kısa bir makale hazırlamaktayım.

…Bu makaleyi yazma arzusu bana, merhum Prof. Ettore Rossi ile Kadro dergisi arasındaki polemikten geldi. Ettore Rossi 1955’e kadar Enstitümüzün ve Oriente Moderno’nun müdürü idi 1932’de “Giornale de Politica e di Letteratura” dergisinde Ettore Rossi Yeni Türkiye’yi takdim etti.

Makalesinin sonunda Ettore Rossi, Kemalizm’in Faşizm’e benzediğini ve onu taklit ettiğini yazmıştı.

Kadro’nun 8’nci sayısında Burhan Asaf, Ettore Rossi’nin Türkiye’nin samimi dostu olduğunu kabul etmekle beraber Kemalizm’in Faşizmi taklidinin bahis konusu olmadığını belirtmişti…

Ben makalemde bu polemiği ele almak istiyorum, çünkü 1932’de geçiyordu…

Eğer izin verirseniz, Kadro ideolojisi hakkında benim anladığım fikri, özet olarak, size sunayım. Böylece siz de arzu ederseniz müşahedelerinizi bildirdiğiniz takdirde çalışmalarıma kıymetli bir katkıda bulunup beni müteşekkir edersiniz.

Kadro için halkın sesini duyan ve anlayan bir lider lâzımdı. Bu liderin etrafında bir kadro, kurulacaktı. Şuurlu bir elite ki görevi, milleti bilinçlendirmek ve onu yönetmekti. Herkes bu kadro’yu kurmaya yetenekli değildi, çünkü herkesin kapasitesine göre bir görev yapması lâzımdı.

Ulus içinde sınıflar arasında tezatlar olmaması gerekiyordu. Bu hal o zaman mümkün olabiliyordu, çünkü Türkiye’de o zaman kapitalist ülkelerde olduğu gibi kesin olarak sınırlanmış sınıflar yoktu.

Millî bir sermaye birikimi yapabilmek için, ekonominin kesin olarak devletçe yönetilmesi gerekiyordu.

Aynı şekilde dış politikada, bu ülkeler arasında, tezatlar ve istismarların ortadan kaldırılması lâzımdı. İdeolojiniz yani Kemalizm, bütün kurtuluş hareketleri için bir örnek olarak görülüyordu.

..Sizin görüşlerinizde hem aristokrat ve hem de sosyal öğeler (unsurlar) buluyorum…

Sonuç olarak sormak istediğim soru, sadece politik ve pratik bir soru değil, existential (varlığı olan) bir sorudur.

Fikrince toplumun kemale ermesi kabiliyeti var mıdır veya daima güçlü bir rehberin mevcudiyeti zaruri midir?

İnsanlık mükemmel mi veya “değişemez” midir?

Toynbee başka bir medeniyetten teknik öğeler alan bir halkın, o başka kültürü tamamen kabul etmeye mecbur olduğunu söyledi.

Çünkü ö teknik öğeler, bir Weltanachuung içinde, bir «dünya görüşü» içindedirler. Siz, kendi kültürünüzü koruyarak, Batı Avrupa medeniyetini kabul etme olanağına inanıyor muydunuz?

Çağdaş dünyada bu meselenin önemli bir mesele olduğuna inanıyorum.

Şimdi Türkiye’de bütün düzeyde yerli kültür ile yabancı kültür arasında bir mücadele görüyorum.

…Böyle uzun bir mektupla, sizi rahatsız etmediğimi umarım…

Eğer müşahedelerinizde bana yardım etmeyi lütfederseniz, bir makale yazıp Kadro’nun ideolojisini takdim etmek ve İtalya’da Kemalizm üzerinde yapılmış muhtelif enterpretasyonlar ve “Enternasyonal faşizmin Kemalizmi faşizm içine dahil etmek çabaları ve başarısızlığa uğrayışını meydana çıkarmak istiyorum…

En iyi dileklerimle saygılarımı sunarım.

Giacame E. Carretto»

**

İTALYAN TÜRKOLOG’U PROFESÖRE YANIT

Pek Sayın Profesör,

Büyük dostum, ideal ve can arkadaşım Şevket Süreyya Aydemir, 25 Mart 1976’da Ankara’da sizlere ömür, öldü, O’na gönderdiğiniz 28/2/1976 tarihli mektubu oğlu, bana ancak 5 Haziran’da yolladı. Onu büyük bir hayranlıkla okudum.

Demek, bizim “Kadro” muz Türkiye sınırları dışında böyle büyük bir ilgi kaynağı olmuş… Bizim için bu ne büyük şeref…

Bu bilimsel olay beni hem sevindirdi, hem de doğrusu, utandırdı. Çünkü “Kadro”, kendi memleketimde, bugün artık tarihe karışmış bir düşün akımı haline düşmüştür.

Kadro hareketi, “Kemalizm’i komünist, faşist” liberal dünya görüşlerinin dışında, onlardan apayrı, bağımsız bir ideoloji halinde sistemleştirmek davasını güdüyordu…

“Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını tekrar etmek lüzumunu hissediyorum. Türkiye’nin müdafaa ettiği dava, bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır.”

1923’te söylediği şu sözler de Atatürk’ün davasına ne kadar geniş görüşlü, adeta peygamberane bir imanla bağlı olduğunun en canlı belgeleridir:

“Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, Uzaktan bütün şark milletlerinin uyanışını da öyle görüyorum. İstiklâl ve hürriyetlerine kavuşacak olan daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki, terakkiye ve refaha müteveccih olacaktır. Bu milletler, bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm, yeryüzünde yok olacak ve yerlerine milletlerin aralarında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeden yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır.”

…Atatürk’ün antiemperyalist dünya görüşüyle komünist enternasyonalinin antiemperyalist taktiği arasındaki büyük ayrılığı da Stalin’in Millî Kurtuluş hareketleri hakkındaki şu sözleri çok açık ve seçik ortaya koymaktadır:

“Milli Kurtuluş hareketleri, umumî Cihan İnkılâbı meselesinin bir parçasıdır. Bu meselenin konusu, müstemleke ve yan müstemlekelerin hareketçi ve inkılâpçı kabiliyetlerinden dünya işçi inkılâbı uğruna istifade etmektedir. Onları da bu yolda kullanmaktadır. Yani bu memleketleri komünizmin rezervi haline getirmektir.”

Görülüyor ki, Stalin, yani komünist enternasyonal. Millî kurtuluş hareketlerini ancak kendi çıkarlarının  bir rezervi, bir ihtiyat kuvveti, yani yepyeni ve müstakil bir tarihî olay olarak değil, komünist emperyalizmine tabi bir hareket olarak değerlendirmektedir.

Atatürk, millî kurtuluş hareketleri savaşında ne kadar yepyeni, hümanist, evrensel bir dünya görüşünün mümessili ise, Stalin de o kadar egoist ve dar bir çıkar politikasının tutsağıdır.

Atatürk’ün bu hümanist evrenselliği, Balkan antantı zamanında, Romanya Dışişleri Bakanı Titolesko’ ya hitaben Ankara Palas’ta söylediği şu sözlerle canlı dile gelir:

“Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi, onunla meşgul olmalıyız. Hadise ne olursa olsun, bu esastan şaşmamak lâzımdır.  Beşeriyetin hepsini bir vücud ve her milleti bunun bir uzvu saymak gerekir. Bir vücudun parmağındaki acıdan bütün vücut müteessir olur. İnsan, mensup olduğu milletin varlığım ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını düşünmelidir, -kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet verirse, bütün dünya, milletlerinin saadetine hizmet etmeye de o kadar çalışmalıdır.”

Görülüyor ki, Atatürk’ün dünya görüşü, dünya anlayışı çağının komünist faşist, nazist moda ideolojilerinden apayrı ilkelere dayanmaktadır. O, bir tür Anadolu hümanizminin devamıdır. Daha 18. Yüzyılda, “Düşmanımız kindir bizim/Kamu âlem birdir bize”  diyen büyük Anadolu ozanı Yunus Emre ile Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sloganı ne kadar kardeş bir hava içinde bağdaşmaktadırlar.

İşte. Millî Kurtuluş Savaşımızın zaferi ile açılan yeni çağın emperyalizmin ve sömürgeciliğin tasfiyesi çağının ilk başarılı örneğini tarihe armağan etmiş olan Mustafa Kemal’in adını taşıyan yepyeni bir ideolojinin, Kemalizmin zorunluğuna inanan 5 genç, 1932 yılında, Ankara’da “KADRO” adlı bir dergi yayınlamaya başladılar.

Bu derginin bütün sayılarında çıkan yazılarda, bütün millî kurtuluş hareketlerini yapmış ve yapacak olan milletlerin ideolojik fikir sistemini tedvin etmek cehdi hâkim olmuştur.

Size bütün bu bildiğiniz gerçekleri tekrarlamaktan amacım, Kemalizmin bir “taklit» hareket olmadığını, “nevi şahsına münhasır”, orijinal bir ideoloji örneği halinde işlenmesi gereken büyük bir tarihsel ve bilimsel ödev olduğunu belgelemek içindi…

19. yüzyılı olmayan yani makine ve buharın endüstriye uygulanması çağını yaşamamış olan milletlerin bünyesine Batı modeli demokrasi konfeksiyon malı hazır elbiseler gibi bir türlü uymamakta ve “oy avcılığı” yolu İle demagojik soysuzlaşmalara doğru kaymaktadır.

Demokrasi ileri endüstri memleketlerinde bile bir nevi “oy avcılığı oyunu”dur.

…Bugünkü teknoloji ve menagement bilgileri sayesinde en olumsuz koşullar altında bile neler yapılabileceğinin en parlak örneğini İsrail devleti vermiştir. Tuzlu topraklar üzerinde “ileri” bir ziraat memleketi, kömürsüz, demirsiz bir diyarda “ileri” bir endüstri memleketi kurmasını 20-25 yıl içinde başardılar. Çünkü onlar bilimi hayata uygulamasını becerdiler.

Klâsik iktisat kitaplarında ekonominin üç unsuru olarak tarif edilen “doğa, emek, sermaye” bugün artık kalkınmak için yeterli değil.

Bunlar, “teknoloji ve menagement” ile çiftleştirilip doğurgan bir hale getirilmezse, kalkınma temposu çok ağır oluyor. Bunun en acıklı örneği Türkiye’dir.

Türkiye’de eşsiz bir tabiat ve tarih zenginliği vardır, insanı da çok cevherli. Sermaye de bulunuyor. Fakat yine de İsrail ölçüsünde bir kalkınmayı beceremedik.

Çünkü politika esnafı «negatif seleksiyon» kanunu gereği, bilimsel bir politika uygulayamıyor. Bu yüzden çok zaman israf ediyoruz. Bugünkü Türkiye, hiç şüphesiz ki Atatürk’ün miras devraldığı Türkiye değildir.

O zamanki Türkiye tam anlamıyla bir açık pazardı. En çok ithal ettiğimiz mallar, pamuklu ve yünlü mensucattı. Şimdi bunları ihraç ediyoruz. O zaman Marsilya’dan patates, Yafa’dan portakal, limon, muz, hatta Nice’den çiçek ithal ederdik. Şeker, çimento, kâğıt ve diğer endüstri malları için de tam anlamıyla bir açık pazardık.

Türkiye’yi kendisi ile mukayese edersek, hiç şüphesiz ki büyük bir gelişme var. Ama, olanla olması mümkün olan arasında da büyük bir açık var. İşte Kadro’nun “planlı” devletçiliği bilimsel yöntemlerle uygulansaydı, bugün Türkiye, bütün üçüncü dünya memleketlerinin Kâbe’si olabilirdi.

Bana içimi dökmek fırsatım verdiğiniz için teşekkürlerimle saygılar sunarım.

10 Haziran 1976

(VEDAT NEDİM TÖR )

Devam edecek;

-İtalyanlar, sorularına Kemalist KADRO’culardan bir cevap alabildiler mi?

www.canmehmet.com

Resim; Web ortamından alınmıştır.

Alıntı kaynağı; Kemalizm Dramı, Vedat Nedim TÖR

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*