“Kemalizm Dramı”; Kemalizm, “Törensel lâf kalabalığı”, ithal malı fikir kırıntıları mıdır? (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

yarı ilah cumhuriyet

İçerik, Kemalizmin fikir sahiplerine ( ideologlarına) aittir. Tamamı belgelidir ve bir arşiv niteliğindedir. Yazıdan amaçlanan: Okumayan, okumadığı için araştırmayan, bu nedenle hayalindekilerle -kulaktan dolma bilgilerle-  düşünce üretenlerin az da olsa bir gerçeği görmelerini sağlamaktır.

-Peki, bir yazı ile (şartlanmış insanlar) gerçeği görebilir mi?

-Sanmıyoruz…

-O halde kendimiz çalıp kendimiz oynayacağız!

-Elbette öyle de değil.

-Amaç, Okuyanın içine bir şüphe düşürerek konunun araştırılmasını sağlamak.

– Paulo Coelho böyle durumları bakınız nasıl özetlemiştir;

“Açıklamalarla vaktini harcama… İnsanlar sadece duymak istediklerini duyarlar!

Ve yine yaygın kanaate göre:

-“Kimse görmek istemeyen birisi kadar kör, duymak istemeyen birisi kadar sağır değildir.” 

Başlamadan, konuyu açmak adına “Kemalizm” anlayışı ile ilgili ideologlarından (Fikir sahiplerinden) kısa alıntılar:

“…Bu yazının üstünden geçen 45 yıla rağmen hâlâ kızoğlankızlığını koruması, Kemalizmin çok acı ve çok acıklı bir talihsizliğidir. Gençliğin bunalımı bir idealizm boşluğundan doğuyor. Gençlik, heyecanlanma, şevklenme inanıp bağlanma açlığını Kemalizm ideolojisiyle doyuramadığı içindir ki, çokluk hep sağlı sollu yabancı ideolojilere kaçıyor…

-Onun için Kemalizmi bir törensel lâf kalabalığı olmaktan kurtarıp, gençliği doyuracak nitelikte bir gerçek Kemalist ideoloji sistemi yaratmak zorunluğundayız..”

Yukarıdaki satırların yazarı, VEDAT NEDİM TÖR, 

-“Atatürk’ün altın çağında, Ankara’da Matbuat Umum Müdürü, Turizm Müdürü, Radyo Müdürü olarak görev yapmış bir yazardır. Yazdığı esere, geçmişteki başarılara özlemlerini ve son yıllarındaki acı burukluğunu yansıtacak şekilde; “Kemalizmin Dramı” koymuştur.

Sayın TÖR devam etmektedir;

-“..Onun için biz, Kemalizmi “en ileri” bir fikir sistemi olarak “kurmak” durumundaydık, işte, burada bilimsel yaratıcı gücümüzün harekete geçmesi gerekirdi.

-Fakat, ne yazık ki, Atatürk’ün çağında olsun, ölümünden sonra olsun, hatta 27 Mayıs’ta olsun bizim ulusal bilim yaratıcı gücümüz -bizim pek kısa ömürlü Kadro denememiz dışında,—  Kemalizmin şanına yakışır bir çaba gösteremedi.

Hep ithal malı fikir kırıntılarıyla yetindik ve hep Batı modeli bir demokrasiyi taklit etmeye yeltendik.

Fakat, ne çare ki, bütün bu konfeksiyon malı anayasalar, seçim kanunlarımilletimizin tarihsel yapısına uymadığı için de zaman zaman bir askeri makastarın müdahaleleri zorunluğu doğdu.

…Atatürk, daha 1922 yılında, Dumlupınar’da, 30 yıl sonraki politik gelişmeleri şaşılacak bir aydınlıkla sezen bir kâhin gibi şöyle konuşmuştu:

“Şimdi, günün ufukta ağardığını nasıl görüyorsam, bütün mazlum Şark milletlerinin de uyanışı öyle görüyorum, istiklal ve hürriyetlerine (kavuşacak olan daha birçok kardeş millet var. Emperyalizm ve müstemlekecilik yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerin arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır.”

Görülüyor ki, Ankara, bütün sömürge ve yarı sömürge milletleri için de, özgürlüğün, kuruluşun kabesiydi.

“Tarihte Emperyalist uluslarla sömürgeler arasındaki tezadın çözüm çağını Türk Devrimi açmıştır.

O halde Devrim Türkiye’sinin Devleti, ne Fransız Devriminin doğurduğu bir Burjuva Devleti, ne de Komünist devriminin kurduğu bir Proletarya Devleti olabilir…”

…Onu sadece bir Avrupalılaşma, yani Fransız Devriminin doğurduğu Devlet Tipine ve toplum koşullarına ayak uydurma hareketi sananlar var.

İşte, bu anlayış bizi taklitçiliğe götürüyor. Devrimimizin kişiliğini söndürüyor. Yaratma yeteneğini körletiyor.

Türk Devrimine özgü bir Ekonomi Politikası,

Türk Devrimine özgü bir Eğitim Sistemi,

Türk Devrimine ‘özgü bir Basın cihazı,

Türk Devrimine özgü bir san’at anlayışı, sözün kısası,

Türk Devriminin erek ve niteliğine göre bir Türk Toplumu kurma savaşı yerine, bunların Avrupa örneklerine özenmeye yeltenmeleri başgösteriyor.

Oysa, Avrupa’dan ancak metod ve teknik alabiliriz.

Fakat, sistem, ideoloji ancak Türk toplumunun kişiliğinden doğabilir.

Bir yarı koloninin özgür Ulus olma örneğini tarihe ilk armağan etmiş olan Kemalist Türkiye’nin kendine özgü dünya görüşünü kendi yaratmak zorundadır. .” (Kadro dergisi, 1933) (1)

**

İtalya’da faaliyet gösteren, Roma’daki ”Institute Per L’oriente”nin (Doğu Enstitüsü), “Kemalizm” ile ilgili araştırmalar yapmaktadır. Bu amaçla,  Kemalist fikrin babalarından Şevket Süreyya Aydemir’e bir mektup yazarak konuyu onun ağzından öğrenmek isterler.

Ancak, O sırada Şevket Süreyya Aydemir vefat etmiştir, bu nedenle mektup V. Nedim Tör’e ulaştırılır.

Gelecek bölümden itibaren hem yazılan mektup hem de cevapları yayınlanacaktır. Ki; “Kemalizm”in ne olduğu veya olmadığı birinci derece yetkililerinden öğrenilmiş olsun.

Bakalım İtalyan “Doğu Enstitüsü”nden gelen mektubun satır başlarında neler vardır?

Sayın Şevket Süreyya Aydemir,

Ben Roma’da Instituto per  L’Oriente’de çalışıyorum.

Enstitümüz Yakın Doğu ülkeleri (Arap ülkeleri, Türkiye ve Iran) ile ilgilenmektedir. Enstitümüzde mevcut kitaplık, modern Yakın Doğu sahasında ihtisaslaşmış olup, kitaplar ve dergiler, özellikle “Oriente Moderno” dergisini yayınlamaktadır.

Enstitüde birçok üniversite profesörleri bilimsel araştırmalar yapıyorlar, şimdi Yakın Doğu ülkelerindeki  siyasi partiler ve ideolojiler üzerinde bir araştırma yapmak istiyoruz. Gerçekte şimdi yapmakta olduğumuz araştırmaları daha genişletmek ve derinleştirmek istiyoruz. Ben şahsen Türkiye hakkında birkaç makale yayınladım, diğer arkadaşlarım da Arap ülkeleri hakkında yazdılar. Daha evvel Türk edebiyatı hakkında etüdlerimi yaptığım sırada ve 1930 yıllarını incelerken, Kadro dergisi ile karşılaştım ve çok ilgilendim…

… (Kadro’nun bütün sayılarını okuduğum zaman bu konuyu daha geniş şekilde yayınlayabileceğimi umarım). Bu makaleyi yazma arzusu bana, merhum Prof. Ettore Rossi ile Kadro dergisi arasındaki polemikten geldi.

…Makalesinin sonunda Ettore Rossi, Kemalizm’in Faşizm’e benzediğini ve onu taklit etiğini yazmıştı.

Kadro’nun 8’nci sayısında Burhan Asaf, Ettore Rossi’nin Türkiye’nin samimi dostu olduğunu kabul etmekle beraber Kemalizm’in Faşizmi taklidinin bahis konusu olmadığını belirtmişti.

…Ben makalemde bu polemiği ele almak istiyorum, çünkü 1932’de geçiyordu. O senelerde İtalya’da yeni bir Faşizm’den söz ediliyordu. “Evrensel faşizm” ve bir “enternasyonal” kurmak üzere akımlar vardı. Ancak son yıllarda solcu, anti-faşist tarihçiler bu akımları tetkik ettiler. (Geçen yıl İtalya’da solcu çevrelerde faşizm etüdleri ve prof. De Felice’nin bir kitabı hakkında çok önemli bir polemik oldu. Prof. De Felice en önemli faşizm tarihçilerinden biridir).

…Onlara göre yeni bir insan, yeni toplum şekilleri kurmak lâzımdı. Fakat bu hareketler boğuldu veya hükümet tarafından istismar edildi.

Eğer izin verirseniz, Kadro ideolojisi hakkında benim anladığım fikri, özet olarak, size sunayım. Böylece siz de arzu ederseniz müşahedelerinizi bildirdiğiniz takdirde çalışmalarıma kıymetli bir katkıda bulunup beni müteşekkir edersiniz.

Kadro için halkın sesini duyan ve anlayan bir lider lâzımdı. Bu liderin etrafında bir kadro, kurulacaktı. Şuurlu bir elite ki görevi, milleti bilinçlendirmek ve onu yönetmekti. Herkes bu kadro’yu kurmaya yetenekli değildi, çünkü herkesin kapasitesine göre bir görev yapması lâzımdı.

Ulus içinde sınıflar arasında tezatlar olmaması gerekiyordu. Bu hal o zaman mümkün olabiliyordu, çünkü Türkiye’de o zaman kapitalist ülkelerde olduğu gibi kesin olarak sınırlanmış sınıflar yoktu.

Millî bir sermaye birikimi yapabilmek için, ekonominin kesin olarak devletçe yönetilmesi gerekiyordu.

Aynı şekilde dış politikada, bu ülkeler arasında, tezatlar ve istismarların ortadan kaldırılması lâzımdı. İdeolojiniz yani Kemalizm, bütün kurtuluş hareketleri için bir örnek olarak görülüyordu. Yakup Kadri’nin okuduğu kitaplar arasında Gustave Le Bon’un eserleri vardı.

Bu yazar lider ve elite üzerinde yazardı. Fakat kadro ve sizin için, bu elite her zaman için lâzım mı idi, veya yeni nesil bilinçlendiği, ideolojinizin yeni nesil düşüncelerinde sabit bir unsur haline geldiği zaman, başka bir rejime dönüşmeyi düşünüyor muydunuz?

Sizin görüşlerinizde hem aristokrat ve hem de sosyal öğeler (unsurlar) buluyorum. Bu öğeler sizi Dietrich’in neo-romantizm’ine yaklaştırıyor. (Dietrich, “Die Tat” dergisini kurdu ve Kadro, Dietrich’in ölümünden- sonra “Die Tat” dergisinin müdürü ile mülakat yaptı).

Sonuç olarak sormak istediğim soru, sadece politik ve pratik bir soru değil, existential (varlığı olan) bir sorudur. Fikrince toplumun kemale ermesi kabiliyeti var mıdır, veya daima güçlü bir rehberin mevcudiyeti zaruri midir? İnsanlık mükemmel mi, veya “değişemez” midir?

…Toynbee başka bir medeniyetten teknik öğeler alan bir halkın, o başka kültürü tamamen kabul etmeye mecbur olduğunu söyledi.

Çünkü o teknik öğeler, bir Weltanachuung içinde, bir “dünya görüşü” içindedirler. Siz, kendi kültürünüzü koruyarak, Batı Avrupa medeniyetini kabul etme olanağına inanıyor muydunuz?

Çağdaş dünyada bu meselenin önemli bir mesele olduğuna inanıyorum.

Şimdi Türkiye’de bütün düzeyde yerli kültür ile yabancı kültür arasında bir mücadele görüyorum. Ve en önemli mücadeleler, en fazla görünürde değil. Meselâ Türk ilerici yazarlar arasında, yani en devrimci yazarlar arasında, belki farketmeden geleneksel öğeler kullanıldığını görüyorum.

Bu öğeler, bir yabancıya millî şahsiyetini muhafaza edilmiş olduğunu gösteriyor. Sizi şahsen tanımayıp, sadece eserlerinizle tanıyorum.

Böyle uzun bir mektupla, sizi rahatsız etmediğimi umarım.

Eğer müşahedelerinizde bana yardım etmeyi lütfederseniz, bir makale yazıp Kadro’nun ideolojisini takdim etmek ve İtalya’da Kemalizm üzerinde yapılmış muhtelif enterpretasyonlar ve “Enternasyonal faşizmin” Kemalizmi faşizm içine dahil etmek çabaları ve başarısızlığa uğrayışını meydana çıkarmak istiyorum…

En iyi dileklerimle saygılarımı sunarım.

Giacame E. Carretto”

Şubat 1976

Yukarıda anlatılanlar özetlenirse;

-Kemalizm, geldiği noktada,“törensel laf kalabalığı” durumundadır.

M.Kemal Paşa, 1922’de, “ …Emperyalizm ve müstemlekecilik yeryüzünden yok olacak…” demektedir.

Ve İtalya Doğu Enstitüsü’nde görevli bilim insanlarına göre;

a)”..Kemalizm faşizmi çağrıştırmaktadır…”

b)”..Toynbee, başka bir medeniyetten teknik öğeler alan bir halkın, o başka kültürü tamamen kabul etmeye mecbur olduğunu..” söylemini hatırlatmakta ve soruna işarete devam etmektedirler;

c) “..Çünkü o teknik öğeler, bir Weltanachuung içinde, bir “dünya görüşü” içindedirler. Siz, kendi kültürünüzü koruyarak, Batı Avrupa medeniyetini kabul etme olanağına inanıyor muydunuz?”

Devam edecek…

www.canmehmet.com

Resim;

Kaynak; *Kemalizmin Dramı, Vedat Nedim TÖR, Sahife:24

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*