“Kemalist Cumhuriyet” Ve arapça olan Mustafa ismini bıraktı Kemal Atatürk oldu. (4)

Sonraki Yazı
Afgan Kralının ülkemizi ziyareti

Afgan Kralının ülkemizi ziyareti

 

Ne var ki, Mustafa Kemal kararını vermişti. Saltanat ve hilafet birbirinden ayrılacak ve saltanat kaldırılacaktı. Bundan böyle artık padişah olmayacak, bir Osmanlı şehzadesi hilafet makamına geçecek, ancak yetkileri siyasi değil dini olacaktı.

Mustafa Kemal bu uzlaşı vasıtasıyla siyasi değişim karşısında dinsel muhalefeti etkisiz hale getirmeyi, meşru ve saygın bir makamın avantajlarını siyasetin üzerinde tutmayı, aynı zamanda padişahın şahsi hâkimiyetine de bir son vermeyi umut ediyordu.

31 Ekim’de Mustafa Kemal bu tekliflerini, Müdafaa-i Hukuk grubunun bir toplantısında dile getirdi. Ertesi gün teklifler Meclis’e sunuldu ve uzun, hararetli tartışmalara yol açtı. Şiddetli bir muhalefet derhal kendini gösterdi, Meclis’in çoğunluğu din adamlarından oluşan Şer’iye Encümeni üyeleri her türlü hukuki ve kuramsal itirazı dile getirdiler.

Kalabalık encümen odasının bir köşesinde oturan Mustafa Kemal bu tartışmalardan tatminkâr bir sonuç ortaya çıkmasının muhtemel olmadığını gördü.

Hikâyenin gerisini en iyi anlatan yine onun sözleridir:

-“Nihayet, müşterek encümen reisinden söz aldım. Önümüzdeki sıranın üstüne çıktım. Yüksek sesle şunları söyledim:

-“Efendim, dedim, hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakere ile, münakaşa ile verilmez.

-Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır.

-Osmanoğulları zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardı, bu tasallutlarını altı asır boyunca sürdürmüşlerdi.

-Şimdi de Türk milleti bu haddini aşanların haddini bildirerek, hâkimiyet ve saltanatını isyan ederek, kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir.

-Söz konusu olan Millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, meselesi değildir.

-Mesele, zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal olacaktır.

-Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi doğal görürse, fikrimce uygun olur.

-Aksi takdirde, yine hakikat kendi ifadesini bulacaktır. Fakat ihtimal, bazı kafalar kesilecektir.

-işin ilmi yönüne gelince. Hoca efendilerin hiç merak ve endişelerine mahal yoktur. Bu hususta ilmi izahat vereyim” dedim ve uzun uzadıya bir takım izahatta bulundum.

-Bunun üzerine Ankara mebuslarından Hoca Mustafa Efendi,

-“Affedersiniz efendim,” dedi, “biz meseleyi başka bir açıdan değerlendiriyorduk, izahlarınızla bizi aydınlattınız.” Mesele müşterek encümence halledilmişti.

-Süratle kanun taslağı hazırlandı. Aynı günde Meclis’in ikinci oturumunda okundu. İsim isim oylanması teklifine karşı kürsüye çıktım.

-Dedim ki, “Buna gerek yoktur, memleket ve milletin istiklalini ebediyen muhafaza edecek esasları yüce meclisin oybirliği ile kabul edeceğini zannediyorum.”

-“Oylayalım” sesleri yükseldi.

-Nihayet reis oya koydu ve “Oybirliğiyle kabul edilmiştir,” dedi. Yalnız menfi bir ses işitildi:

-“Ben muhalifim!” Bu ses, “Söz yok!” sesleriyle boğuldu.

-İşte efendiler, Osmanlı saltanatının yıkılış ve çöküş merasiminin son safhası bu şekilde cereyan etmiştir. (1)

1 Kasım 1922’de onaylanan bu kararın iki maddesi vardı.

-Birincisi şunu ilan ediyordu: “Türk milleti şahsi hâkimiyete dayanan İstanbul’daki hükümet şeklini 16 Mart 1336 (1920)’den itibaren ve ebediyen tarihe gömmüştür”;

-İkincisi ise hilafetin Osmanlı hanedanına ait olduğunu kabul ediyor, ancak hilafetin Türk devletine dayalı olduğunu ve Meclis’in halife olarak “Osmanlı hanedanından bilgi ve ahlak olarak en layık ve uygun olanını” seçebileceğini belirtiyordu. (2)

VI. Mehmed Vahdettin, Meclis’in kendi bilgi ve ahlakı hakkında hüküm vermesini beklemedi. 17 Kasım günü, saraydan sessiz sedasız çıkıp bir İngiliz gemisiyle Malta’ya kaçtığı haberleri alındı.

Ertesi gün Büyük Millet Meclisi onun tahttan indirildiğini ve halife olarak yerine kardeşi Abdülmecid’in seçildiğini ilan etti.

Mustafa Kemal artık siyasi mücadelesinin bir sonraki safhasına hazırlanıyordu. İlk ihtiyacı siyasi bir vasıta oldu.

Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti milli mücadele döneminde son derece iyi iş görmüştü. Ancak barış ve bağımsızlık elde etmiş bir ülkenin ihtiyaçları için uygun değildi.

Mustafa Kemal bunu gerçek bir siyasi partiye dönüştürmek için işe koyuldu. Daha 6 Aralık 1922’de Halk Fırkası adını alacak olan yeni bir partinin oluşumu hakkında basına ilk duyurusunu yaptı ve ülkenin eğitimli sınıflarını, görüşlerini kendisine doğrudan iletmeleri için çağrıda bulundu.

Yeni yılda Anadolu’da çok kapsamlı bir geziye çıktı ve 8 Nisan 1923’te dokuz maddelik bir bildirge yayınladı. (3)

Bu maddelerle Mustafa Kemal, halka dayalı egemenlik, temsili hükümet ve saltanatın kaldırılması gibi konulardaki görüşlerini tekrar etmekte ve sonra da özellikle mali ve idari alanlarda gerekli olan bir dizi reform taslağı çizmekteydi. Onun 1927 tarihli söylevinde bu bildirgeyle ilgili şunlar söylenmiştir:

-“Bu program, bugüne kadar uyguladığımız ve elde ettiğimiz bütün hususları ihtiva ediyordu. Ne var ki programa dahil edilmemiş, mühim ve esaslı bazı meseleler de vardı.

-Mesela cumhuriyetin ilanı. Halifeliğin kaldırılması, Şer’iye Vekaleti’nin son bulması, medreseler ve tekkelerin kaldırılması, şapkanın benimsetilmesi…

-Bu meseleleri programa dahil ederek vaktinden evvel cahil ve gericilerin bütün milleti  zehirlemesine firsat bulmalarını uygun bulmadım.

-Çünkü bu meselelerin uygun zamanda hallolunabileceğinden ve milletin sonuç olarak memnun olacağından katiyen emindim. (4)

*  *  *

Ve Mustafa Kemal Paşa’nın Atatürk soyadını alması

“-Cumhurbaşkanı da eski unvanlarını bırakarak Meclis onayıyla Atatürk soyadını aldı.

-Aynı zamanda fazla Arapça olan Mustafa ismini bıraktı ve hayatının geri kalanında kullanılan ismini aldı, Kemal Atatürk oldu.

-Daha Türkçe olduğu iddia edilen Kamal kelimesi, Kemal’in yerine geçirildiyse de, bu uygulama kısa ömürlü oldu ve yaygın bir biçimde kullanılmadı. (5)

Devam edecek…

-Hilafete saldıran Müslümanlardır!

Kaynaklar;

Birinci bölümde açıklananların yanında;

(1) Nutuk, ii. 690 v.d.; karş. Speech, s. 557 v.d. Saltanatın kaldırılışıyla ilgili olarak Cebesoy’un anlattıkları yazarın anılarında yer almaktadır: iii/I, 110 v.d. Genel olarak bu meseleye dair bak. Jaschke, “Das Ende des osmanichen Sultanats”, Studien zur Auslandskunde, Vorderasien, I/i.

(2) Metin için bak. Gözübüyük ve Kili, s. 90-91; Arıburnu, s. 311-12.

(3) Metin için bak. Tunaya, Partiler, s. 580-2.

(4) Nutuk, ii. 718; Speech, s. 598.

(5) Modern Türkiye’nin doğusu, Bernard Lewis, S.388

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*