“Kemalist Cumhuriyet” gerçeği Sultan Vahdettin kaçmadı, hanedan sürgün edildi. (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılı sonunda, ;ngiliz gazeteci, Grace Ellison'a; "Sultanı uzaklaştırdık!" demektedir. Resmi tarihte, "Kaçtı!" iddası bu şekilde çökmüştür.

Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılı sonunda, İngiliz gazeteci, Grace Ellison’a; “Sultanı uzaklaştırdık!” demektedir. Resmi tarihte, “Kaçtı!” iddası bu şekilde çökmüştür.

 

“…Bu programın kısa ve yetersiz olduğuna dair bazı şikâyetler olmasına karşın, yeni bir siyasi gelişimin başlama noktası oldu. Üç yıl içinde isyancı bir çeteden milli bir parlamento haline dönüşmüş olan Büyük Millet Meclisi, 16 Nisan’da yeni seçimler için kendini feshetti.

Bu, uzun zaman sonra yapılacak ilk gerçek genel seçimdi. Haziran’da gerçekleşen seçimin sonucunda 286 vekillik yeni meclis ortaya çıktı ve ilk oturum 11 Ağustos 1923’te yapıldı. İki gün önce 9 Ağustos’ta Mustafa Kemal’in başkanlığında Halk Fırkası ilk kongresinin görüşmelerine başlamıştı. (1)

Meclis, Mustafa Kemal’i Cumhurbaşkanlığına seçti. Fethi Bey (Okyar) Rauf Bey’in yerine geçerek Başbakan oldu.

Yeni Meclis’in ilk büyük siyasi eylemi 23 Ağustos’ta, yeni Türkiye’nin uluslararası konumunu teminat altına alan Lausanne Antlaşmasını onaylamak oldu.

Bundan sonra da ülke içindeki meselelerde önemli sonuçlar yaşandı.

2 Ekim’de son İtilaf birlikleri İstanbul’u terk etti, 6 Ekim’de Şükrü Naili Paşa komutasındaki Türk birlikleri saltanat şehrine yürüdü. Tuhaf bir tesadüf eseri Damat Ferit Paşa da aynı gün Nice’te öldü.

Ankara hükümeti artık birinci derecede önem taşıyan bir karar aşamasındaydı. Cevap daha fazla geciktirilmedi. 9 Ekim’de Halk Fırkası’nın bir toplantısında İsmet Paşa, anayasal bir değişiklik önerisi sundu:

-“Türk devletinin hükümet merkezi Ankara’dır.” Dört gün sonra Meclis resmen bu öneriyi kabul etti.

Bu değişiklik geçmişle olan bağların bir kez daha kopması anlamına geliyordu, saltanatın kaldırılmasından sonra gelen mantıklı bir ikinci adımdı.

Padişah gitmişti, saltanat şehri, onu tahtından eden devrimcilerin hükümetini ağırlamak için uygun değildi.

Yaklaşık beş yüzyıl boyunca İslam imparatorluğunun başkenti İstanbul olmuştu. Şaşaalı bir geçmişin soluk hayaletleri hâlâ sarayın ve Bab-ı Âli’nin koridorlarında kederli kederli dolanıp durmaktaydılar.

Camileri ve saraylarıyla, dini şahsiyetleri ve saray erkanı ile Türk İstanbul; imtiyaz sahipleri ve aracılarla kozmopolit tüccar topluluklarını barındıran Levanten mahallesi Pera (Beyoğlu), bunların geçmişle olan bağları öyle sıkıydı ve hem hakikatte hem de Türk insanının zihninde öylesine yer etmişti ki Mustafa Kemal’in kurmak istediği yeni Türkiye’nin merkezi olamazdı.

Böylece yaşanmakta olan değişimleri simgeleyen ve vurgulayan yeni bir başkent seçildi.

Yeni devlet hanedana, bir imparatorluğa ya da bir inanca değil. Türk milletine dayanıyordu ve başkenti de Türk anayurdunun tam ortasındaydı. (2)

Bu esnada Mustafa Kemal daha da köklü bir değişimin hazırlığı içindeydi. Cumhuriyet ilan edecekti.

Saltanatın kaldırılması ve halifeliğin ayrı bir yapı olarak muhafazası, devletin başkanlığında tehlikeli bir belirsizlik yaratmıştı.

Meclis’te ve başka yerlerde pek çok insan vardı ki bunlar, halifenin şahsında meşru bir hükümdar ve devlet başkanı görmekteydi. O, bir çeşit meşruti hükümdar ve özellikle de dinin savunucusuydu.

Ancak Mustafa Kemal’in kafasında başka fikirler vardı. Ekim başında Cumhuriyet ilan edeceğine dair söylentiler dolaşmaya başladı ve bunlar şiddetli bir muhalefet ve tartışma yarattı.

Ekim’in sonunda, itinayla planlanmış bir dizi siyasi manevranın ardından, Mustafa Kemal Meclis’e gelerek bazı anayasa değişiklikleri teklifi sundu.

Onun deyişiyle bu değişiklikler siyasi sistemlerinde mevcut olan belirsizlikleri ve karmaşayı ortadan kaldıracaktı. Bir önceki gece hazırlanmış olan değişiklik taslağı şunları içeriyordu:

Türkiye devletinin yönetim şekli Cumhuriyettir… Türkiye Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ve kendi üyeleri arasından… seçilir… Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başıdır… Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından… seçilir.

Saatler süren tartışmanın ardından saat 8.30’da karar, 158 oyla alındı. Pek çok çekimser oy vardı, ancak hiç red oyu yoktu.

Meclis üye sayısını tekrar verirsek; “Haziran’da gerçekleşen seçimin sonucunda 286 vekillik yeni meclis ortaya çıktı…”

On beş dakika sonra, saat 8.45’te, vekiller Mustafa Kemal’i ilk Cumhurbaşkanı olarak seçtiler. O da İsmet Paşa’yı ilk Başbakan olarak atadı.

Haberler o gece ülkenin her köşesinde yayınlandı ve gece yarısından sonra 101 pare top atışıyla her yerde kutlandı. (3)

Din Devletine Saldırı

Anayasa değişikliği tartışmalarına katılan taraflar arasında; ‘seçkin bir tarihçi olan Abdurrahman Şeref de vardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son resmi tarihçisi olan Abdurrahman Şeref, Türk Tarih Kurumu’nun ilk başkanı ve o zamanlar Büyük Millet Meclisi’nde İstanbul vekiliydi. Diyordu ki.

Bütün hükümet şekillerinin sayılmasına lüzum yok. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir: dedikten sonra kime sorsanız bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin. (4)

Padişahın eski tebaasının tümü, hadiselerin gidişatını aynı tarihsel gerçekçilikle göremiyordu. Birçok çevrede Cumhuriyet’in ilanı yeni bir dönemin başlangıcı olarak coşkuyla karşılanmaktaydı.

Bazı yerlerde ise tam bir sarsıntı ve üzüntü ve geleceğe dair derin endişelere yol açmıştı. Bunun anlamı neydi?

Padişahın hâkimiyeti basitçe Mustafa Kemal’e mi geçmiş oluyordu?

Bu, halifeliği ve bununla beraber Türkiye’nin İslam dünyasındaki önderliğini nasıl etkileyecekti?

11 Kasım 1923 tarihli Tanin gazetesinin bir makalesinde şöyle deniyordu:

-Hilafet bizden giderse beş-on milyonluk Türkiye Devleti’nin İslam alemi içinde hiç önemi kalmayacağını, Avrupa siyaseti gözünde de son derece küçük ve değersiz bir hükümet konumuna düşeceğimizi anlayabilmek için büyük bir dirayete gerek yoktur… Osmanlı hanedanında kabul edilmiş ve dolayısıyla sonsuza kadar Türkiye’de kalması garanti altına alınmış hilafeti elden kaçırmak tehlikesini icat etmeyi akıl ve gayretle, milliyet duygusuyla yorumlamak mümkün değildir. (5)

Hilafet sorunu, Türkiye sınırlarının çok ötesinde dahi ilgi uyandırdı ve cumhuriyetçi rejimin taşıdığı niyetler konusunda özellikle Hindistan’da endişeli sorulara yol açtı. Bunlara sonunda Mustafa Kemal

-“hilafete saldıranlar yabancılar değil, Çanakkale’de, Suriye’de ve Irak’ta Türklere karşı İngiliz Bayrağı altında savaşan Müslümanlardı” şeklinde sert bir yorumla cevap verdi (6)

Türkiye’deki muhafazakar muhaliflerin Cumhuriyet’e karşı yönelttikleri temel itiraz, onun Türk halkının hem İslami geçmiş hem de imparatorluk geçmişiyle arasındaki bağları, hem de uzun süredir önderi oldukları İslam Dünyası ile olan bağlarını tehlikeye atacağı idi.

Geleneğe dayalı güçlerin halifenin şahsı etrafında toplanmaları kaçınılmazdı. Zira o, söz konusu her iki dünyaya da bağlılığın yaşayan sembolüydü.

Ilımlı ve iyi eğitimli bir adam olan Halife Abdülmecid yine de kendisini bu role verdi ve Ocak 1924’de Cumhurbaşkanı’ndan iğneleyici bir söze maruz kaldı:

-Halife hem özel hem de kamusal hayatıyla atası olan padişahların yolunu takip ediyor gibi görünmektedir… Türkiye Cumhuriyeti’ni nezaket ve safiata kurban edemeyiz. Halife kendisinin ve makamının ne olduğunu açık biçimde bilmeli ve bununla yetinmelidir…” (7)

Öyle görünüyor ki hilafetin kaldırılmasıyla sonuçlanan krizi tetikleyen şey Hindi Müslümanların hilafete gösterdikleri ilgi oldu.

24 Kasım 1923’te üç büyük İstanbul gazetesi İsmet Paşa’ya hitaben yazılmış bir mektubun metnini yayınladılar. Mektup iki önemli Hintli Müslümanın imzasını taşıyordu: Emir Ali ve Ağa Han.

İmza sahipleri, halifeliğin saltanattan ayrılmasının genelde Müslümanlar için halifeliğin önemi arttırdığını belirtip Türk Hükümeti’nden hilafeti “Müslüman Milletlerin güvenine ve saygısına hükmedecek, bu şekilde Türk Devletine eşi bulunmayan bir güç ve yücelik sağlayacak bir temel üzerine” yerleştirmesi için ricada bulunuyordu (8)

Mustafa Kemal hilafetin geçmişle ve İslamiyet’le arasında bir bağ gören muhalifleriyle aynı düşüncedeydi. Zaten kesinlikle bu nedenden dolayı o bağı koparmaya kararlıydı. Bir kez daha dikkatle hazırlık yapıldı.

Mustafa Kemal 1924’ün Başında geniş kapsamlı bir askeri tatbikata başkanlık etmek üzere İzmir’e gitti ve orada iki ay kaldı. Yanında Başbakan İsmet Paşa, Harbiye Nazırı Kazım Paşa ve Erkan-ı Harb Reisi (Genelkurmay Başkanı) Fevzi Paşa vardı.

“Hilafetin kaldırılmasının gerekliliği hususunda mutabık idik.  Aynı zamanda Şer’iye ve Evkaf Vekaletini de kaldırmak ve kamusal eğitimi birleştirmek kararındaydık (9)

Mustafa Kemal 1 Mart 1924’te meclisin yeni oturumunu açtı. Konuşmasında üç ana noktayı vurguladı: Cumhuriyet’in korunması ve istikrara kavuşması, birleştirilmiş bir Milli Eğitim sisteminin oluşturulması ve “İslam inancını asırlardan beri alışık olduğu siyasi vasıta konumundan kurtararak onu yüceltmek ihtiyacı (10)

***

Sultan Vahdettin’in Türkiye’den ayrılışı ve Sürgün Yılları…

Bu güne kadar her nedense dikkatlerden kaçan bir husus vardır. Osmanlı Saltanatı, TBMM tarafından, 1 Kasım 1922’de kaldırılmıştır. Sultan Vahdettin’in ülkeden ayrılış tarihi ise, 17 Kasım 1922’dir.

Diğer ifadesiyle, (eski) Sultan’ın ayrılmadan önce ne bir hükümdarlık görevi vardır, ne de bir saltanatı.

Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de İzmir’in Kurtuluşu ve  13 Ekim1922’de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz  askeri işgali altındaydı. 6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girdi.

Bu günlerde basın organları Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular.

Padişah Vahdettin’nin Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalaması onun vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünen Halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmışlardır.

1 Kasım 1922’de TBMM çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı kaldırdı… 17 Kasım sabahı Vahdettin, küçük oğlu Mehmet Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan HMS Malaya adlı İngiliz zırhlısı ile Malta’ya gitmiştir.

İngilizler Vahdettin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için devrik padişah bir süre Malta’da kaldı. 1922 sonunda Hicaz kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923’e kadar Hicaz’da kaldı. İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı.(11)

Not; Anlaşılan İngiltere’nin hilafet konusunda gösterdiği hassasiyet hiçbir zaman önemini kaybetmeyecektir.

Ayrıca bu konu ile ilgili “Modern Türkiye’nin doğuşu” isimli eserinde, Princeton Üniversitesi Yakındoğu Etüdleri profesörü Bernard Lewis, şöyle demektedir;

-Osmanlıcılık bir İmparatorluğa ve bir hanedana bağlı olmaktı, ancak İmparatorluk parçalanıyordu ve hanedan sürgüne gidiyordu. (12)

Vahdettin’in kaçması için bir sebep yoktur…

-Vahdettin’in kaçması için bir sebep olmadığını, ancak kalmasının işleri zorlaştıracağını, ayak bağı olacağını, bu yüzden de gitmesi istendiğini, Padişah İstanbul’da tahtında oturuyorken Osmanlı’nın bedeni üzerinde gerçekleşecek “Lozan ameliyatının zira kolay olmayacağını belirtti… “ (13)

Devam edecek

Şubat 1925’te Doğu Vilayetlerinde bir Kürt ayaklanması baş gösterdiğinde Mustafa Kemal süratle ve şiddetle harekete geçti.

Kaynaklar;

Birinci bölümde belirtilenlere ilave olarak

(1) Bak. İleride s. 515.

(2) G.J. Jaschke, “Ankara wird Hauptstadt der neuen Türkei”, WI, n.s., iii (1954), 262-7; Cebesoy, iii/2, 26-27, karş. İleride, s. 510-1.

(3) Nutuk, ii. 815.; karş. Speech, s. 657 v.d.; Cebesoy, iii/2, 38 v.d.; karş. A.g.e. 59-60. Metinler ve tartışmalar için bak. Gözübüyük ve Kili, s. 95 v.d. ve Arıburnu, s. 32 v.d. Ayrıca bak. Orga, s. 140 v.d.

(4) Nutuk, ii. 812; karş. Speech, s. 655.

(5) Nutuk, ii. 830; karş. Speech, s. 669

(6) Nutuk, ii. 829; karş. Speech, s. 668.

(7) Nutuk, ii. 847-8; karş. Speech, s. 682-3.

(8) RIIA, Survey, 1925, s. 571; Cebesoy, iii/2, 77/78.

(9) Nutuk, ii. 848; karş. Speech, s. 683; Cebesoy, iii/3, 64-65. Ayrıca bak. WI, x (1924), 81.

(10) Nutuk, ii. 849; karş. Speech, s. 684.

(11) http://tr.wikipedia.org/wiki/VI.Mehmet (Alıntı kaynağı; Mustafa Armağan. “Vahdettin kaçtı mı, kaçırıldı mı?“, Zaman. 25 Aralık 2011)

(12) Modern Türkiye’nin doğuşu, Prof. Bernard Lewis S.476

(13) Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, zaman.com.tr

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*