“Kemalist Cumhuriyet” gerçeği, Harf devriminde Sovyetlerin etkisi (9)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“…Harf reformu yeni bir gündem maddesi değildi. Tanzimat’tan bu yana Arap alfabesinin geliştirilmesi yönünde öneriler yapılmış, ancak fazla bir sonuç ortaya çıkmamıştı, Arap alfabesinin tamamen terk edilip yerine Latin harflerinin geçirilmesi yönündeki bu radikal fikir Türkiye’de 1923 ve 1924 yıllarında ileri sürüldü ve tartışıldı. Ama kesin biçimde reddedildi.

Ne var ki 1927’ye gelindiğinde durum değişmişti, Kemalist rejim artık hâkimiyeti tam olarak ele almıştı ve fiilen diktatörce bir kudrete sahipti. Bir dizi ezici darbeyle dinsel muhalefet sindirilmiş ve cesareti kırılmıştı.

Sovyet yetkililerin S.S.C.B.’nde konuşulan Türk dilleri için Arap alfabesi yerine Latin harflerini benimsemesi de önemli bir etken oldu. Böylece Türkiye Cumhuriyeti hükümetine bir örnek ve bir cesaret sağlanmıştı.

Sovyetlerin bu kararının hemen ardından, 1926 Mart ayında Milli Eğitim Bakanı Necati, alfabenin değiştirilmesinin siyasi Önemi üzerinde durdu. 1927 yılı boyunca hazırlıklar devam etti, ama Ocak 1928’e kadar kamuya hiçbir şey duyurulmadı.

1928’de yaylım ateşinin ilk atışları başladı. 8 Ocak’ta, Şeriat’ın kaldırılmasında başrollerden birini üstlenmiş olan ateşli reformcu Adalet Bakanı Mahmud Esad, Latin harflerinin üstün özelliklerini öven bir konuşma yaptı.

On beş gün sonra eski Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi daha da ileri giderek “Latin harflerinin kabulü bizim için bir zarurettir, eski edebiyat çürümeye mahkûmdur”, dedi.

24 Mayıs’ta Türkiye’nin diğer Müslüman ülkelerle birlikte kullanmış olduğu Arap rakamları yerine “uluslararası” rakamları kabul eden bir kanunla, ilk yasal adım atıldı.

26 Haziran’da “Latin harflerinin kabulü imkânını ve tarzını incelemek” amacıyla İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nda özel bir heyet toplandı.

Bütün yaz süresince İstanbul’da olan Mustafa Kemal, tanışmaların başında bulundu ve hiç kuşku yok ki. Heyetin işini hızla ve maharetle yürütmesinde etkili oldu.

Altı hafta içinde yeni alfabe tamamlandı. Mustafa Kemal bunu millete sunmaya hazırdı. 9 Ağustos 1928 tarihinde bir zamanların Gazi Paşası, şimdinin Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal, artık bambaşka bir role, başöğretmenliğe soyunmuştu.

Cumhuriyet Halk Fırkası o gece Sarayburnu’ndaki parkta bir eğlence düzenledi. Devrin birçok ileri gelen şahsiyeti oradaydı. Saat on bire doğru Cumhurbaşkanı geldi ve bir süre sonra oradakilere hitaben bir konuşma yapmak üzere ayağa kalktı:

-Arkadaşlar bizim ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz.

-Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmek gerek. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır… Bu hata bizde değildir.

-Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını bir takım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz. Bu hataların tashih olunmasında bütün vatandaşların faaliyetini İsterim… Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün uygarlık aleminin yanında olduğunu gösterecektir. (1)

Bu seferberlik çağrısının ardından Gazi ülke içinde gezilere çıktı. Köy meydanlarında, sınıflarda, belediyelerin toplantı salonlarında ve kahvehanelerde halka dersler verip onları sınava tuttu.

Başbakan ve diğer ileri gelenler de bu örneği takip etti. Kısa sürede bütün Türkiye bir dershaneye döndü. Ülkenin aydınları karatahta önünde tebeşirle, halka okumayı, yazmayı yeni alfabeyi öğretiyordu.

1 Kasım 1928’de yeni dönemin ilk gününde Meclis, Mustafa Kemal’e altından bir alfabe plaketi sunma kararı aldı. 3 Kasım’da ise yeni Türk alfabesini kabul eden ve ertesi yıldan itibaren Türk dili için eski Arap harflerinin kamuda kullanılmasını yasaklayan bir kanunu onayladı.

Birkaç gün sonra devlet memurları yeni alfabeden sınava sokuldu ve 11 Kasım’da “Millet Mektebi”nin kurallarını belirlemek üzere, bakanlar kurulunca bir kararname çıkartıldı. 3. Ve 4. Maddeler şöyleydi;” Erkek ve kadın her Türk vatandaşı bu teşkilatın üyesidir” ve “Millet Mektebi’nin başöğretmeni Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal hazretleridir.”

* * *

Harf Devrimi’ni açıklamak ve haklı göstermek için çeşitli argümanlar ileri sürülmüştür. Arap harfleri Türk dilinin seslerinin ifadesi için uygun değildi, öğretilmesi zor, baskısı sorunluydu, dolayısıyla eğitim ve kültürel genişleme açısından bir engeldi.

Bu ithamlar mesnetsiz değildir ve açık, basit ve fonetik olan yeni alfabenin okuryazarlık oranını arttırmaya ve matbuatın kapsamlı biçimde yayılmasına yol açtığına kuşku yoktur.

Ancak değişimin altında yatan temel amaç toplumsal ve kültürel alanda çok da uygulamaya ya da eğitime dönük değildi.

Halkını bu alfabeyi kabule zorlarken Mustafa Kemal aslında geçmişin kapısını kapatıyor ve geleceğe doğru bir kapı açıyordu. Geçmişle ve Doğuyla olan son bağ da böylece koparılacak ve Türkiye’nin modern Batı uygarlığıyla bütünleşmesine giden yolu açılacaktı.

İçinde barındırdığı tehlikeyle birlikte bu arzu, önde gelen Türk yazarlarından Halide Edip Adıvar tarafından iyi biçimde ifade edilmiştir:

-“Garp medeniyetini bir bütün olarak idrak edebiliriz. Demek ki. Garp medeniyetine tam olarak ne İngiliz, ne Fransız ne de İtalyan diye bir marka koyabiliriz. Yani bu medeniyete geç olarak iltihak eden bir millet de bunların sadece takipçisi değil. Garp medeniyetinin bir parçasıdır. “Bir örneklik” ve topyekün taklit Garp medeniyetinin ruhunun tamamen zıddı olmak demektir. Bu noktayı, bilhassa bu medeniyete geç iltihak etmişler durup düşünmelidirler. (2)

* * *

Ve konu ile ilgili tartışılması için farklı görüşler;

-“Yeni alfabeye geçişle, Türk İnsanı’nın 1000 yıldır kullandığı bir alfabe kaldırılmıştır.”

-“Öte yandan, bir nesil sonrakiler Arap harflerini öğrenecek yer bulamadıkları için; bütün kütüphanelerimiz, arşivlerimiz, belgelerimiz kısa zamanda “müzelik, seyirlik” oldu. Her türlü araştırma, inceleme durdu.”

-“Alfabe değişikliğine bir de uydurma dilcilik eklenince; geçmişimizden, tarihimizden, edebiyatımızdan, soydaşlarımızdan koptuk. Yeni politikacılar, tarihçiler, edebiyatçılar, öğretmenler de geçmişimiz yokmuş gibi davranmaya başladılar…”

-“Arşivlerimizdeki belgeler ilgisizlikten çürüdü. Bir kısmı odun niyetine sobalarda yakıldı, “hurda kağıt” diye Bulgaristan’a satıldı. Ne olduğunu anlayamadığımız için pek çok değerli kitap yurt dışına kaçırıldı. Hindistan, Pakistan, Sovyetler Birliği, Avrupa, Amerika kütüphanelerindeki yüzbinlerce cilt eski yazı eserden hiç yararlanamaz olduk.”

-“Esas sıkıntıyı siyaset alanında çektik. Türkiye “geçmişi olmayan bir devlet” gibi yaşadı. Tarihten ders alınmadığı için, dış ve iç siyasette pek çok hatalar yapıldı. Bazen “Amerika yeniden keşfedildi”.

-“Kemal Tahir’in de işaret ettiği gibi, herhangi bir alfabenin “gerici” veya “ilerici” olamayacağı hususudur.”

-“Ne tuhaftır ki, bugün kendi özel alfabelerini kullanan Japonya, Çin, Kore, Rusya, Hindistan, Yunanistan ve İsrail gibi ülkelerin hepsi, gelişmişlik açısından Türkiye’den ileridirler!.. Arap alfabesi kullanan ülkeler de, milli gelir açısından Türkiye’yi geri bırakırlar…”

-“Bunlardan Çin, Japon ve Hint alfabeleri, Arap alfabesinden de zordur. Çin alfabesinde 2000’den fazla karakter ezberlemek gerekir. Ama hiç kimse bunu “ilerlemek, kalkınmak için engel” olarak görmez!.. Dünyada geçmişte kullanılmış pek çok  alfabe olduğu gibi, şimdi kullanılmakta olan 300’e yakın alfabe vardır!

-“Şu halde tartışılması gereken husus; bir alfabenin “ilerici” veya “gerici” olması, “zor” veya “kolay” olması değil; “dilimize uygun” olup olmadığıdır!

-“Arap alfabesinin Türkçe yazmada bazı zorluklar yarattığı, bazı kelimelerin aynı harflerle yazılıp farklı okunduğu, karışıklık yarattığı doğrudur.

-“bir Japon, kendi dilini Japon alfabesinden başkası ile yazmayı, onu “medeniyet” uğruna terketmeyi aklından bile geçirmez. bir Arap dünyaları verseniz Arap alfabesini bırakmaz!.. İsraillilere gelince, 3000 yıl önce ölmüş olan İbrani alfabesini diriltip kullanmaya başlamışlardır! üstelik çoğu Amerika, Avrupa gibi latin alfabesi kullanan diyarlardan göç etmiş iken!.. bunların hepsi aptal mı, gerici mi?..

-“Bu ülkeler öz alfabelerini, “varlıklarını sürdürme“nin başlıca şartı olarak görürler!…bizden tek bir aydın bile çıkıp ta bu konuda kemal tahir gibi kafa yormaz!

-“Dünyada 10 milyonluk Yunanistan’dan başka Grek alfabesi’ni kullanan yoktur, ama hiç bir yunan, Avrupa Birliği’ne girmelerine rağmen Latin alfabesi’ne geçmeyi düşünmez! Yurdumuzdaki sadece 50.000 kadar olan Ermeniler bile, ermeni alfabesi ile gazete çıkarırlar.

-“Bunların hepsi milli alfabenin milli benlik olduğunun idrakindedirler!.. başka bir alfabe kabul etmekle, o kültürde eriyip gideceklerini düşünürler!..(3)

*  *   *

Ve ilgisini okuyanın basiretine bırakarak aşağıda bir fıkra anlatılmaktadır.

-“Kadınlar hakkında, enternasyonal boyutta araştırmalar yapan bir sosyolog; dünyanın çeşitli ülkelerinde şöyle bir soru sormuş kadınlara:

-Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız?

İşte aldığı yanıtlar:

İsveçli kadın:

-Neyimi beğenmediğini sorarım.

*

Rus:

-Evi terk ederim.

*

Fransız:

-Sesimi çıkarmam, sevgilime gider, beni teselli etmesini isterim.

*

İtalyan:

-Kadını vururum.

*

İspanyol:

Kocamı vururum.

*

Yunanlı:

-Her ikisini de vururum.

*

Türk:

Benim kocam, öyle şey yapmaz. (4)

Devam edecek…

-Demokrasi deneyi…

Kaynak; Birinci bölümde açıklananlara ek olarak;

(1) Milli Eğitim Söylevleri, i. 32-33; daha değişik versiyonları için bak. Söylev, ii. 254-5 Hist.. s 246-9.

(2) Halide Edip Adıvar, Türkiye’de Şark… (1946), s. 11

(3) http://www.angelfire.com/rnb/atadiyar/ata32ba.html

(4) Av. Taner Aktop’tan (alıntıdır.) Kaynak; Çetin Altan

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*