Kemalist Cumhuriyet ekonomisi, yabancılara verilen yatırım izinleri ve dış borçlar (11)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“…Erken cumhuriyet dönemi ekonomik tarihi iki döneme ayrılmaktadır. Birinci dönem (1923-1929) bir yeniden yapılanma ve dış ticaret ve yabancı yatırıma açıklık dönemiydi. Küresel bunalıma cevap veren ikinci dönem ise (1929-1950) yeni bir model olarak devletçiliği gündeme getirdi. (1)

Ekonomik yeniden yapılanma (1923-1929)

“…İzmir İktisat Kongresi (1923) bu dönemin ana hatlarını çizdi. Kongre Ankara seçkinleriyle, Milli Mücadele sırasında Ankara’dan uzak kalmış belli başlı ekonomik merkezler olan İstanbul ve İzmir’deki işadamlarını bir araya getirdi.

Kongredeki tartışmalar “milli iktisat” anlayışını yeni cumhuriyet koşullarına uyarladı. İşçi ve köylülerin çıkarlarına gelince; kongre çiftçilerin ve işçilerin korporatist (*)  bir temelde temsil edilmelerini, tüccarların, sağlayan bir düzenleme yaparak meseleleri zorla kontrol altına aldı. Her grup blok olarak oy kullanıyor ve işçilerle köylüleri temsil eden örgütlere kapitalistlerle toprak sahipleri başkanlık ediyordu.

Milli iktisat” anlayışının bu dönemde nasıl işlediğini gösteren dikkat çekici örnekler vardır. Lozan’a eşlik eden ticaret anlaşması gümrük tarifelerini dondurarak yasaklıyor ve sadece devletin gelir elde etmek amacıyla üzerinde tekel oluşturduğu mallar için bir istisna tanıyordu.

Hükümet Türk kapitalistlerini güçlendirmek amacıyla kibritten alkole, patlayıcılardan petrole ve liman idaresine kadar pek çok mal ve hizmet üzerinde tekeller kurdu ve daha sonra bu tekelleri ayrıcalıklı şirketlere teslim etti.

Siyasal nüfuz sahibi kişileri ortak veya hissedar olarak alan şirketlerin çoğu aşırı kazançlar elde ettiler.  (2)

İş Bankası (1924) siyasal ve finansal sermaye arasındaki ittifakın simgesiydi. Bankanın ismi Fransızca banque d’affaires ifadesinin tercümesiydi. Fransızcadaki pejoratif affairiste sözü Türkçe’ye aferist olarak geçmiş ve neredeyse bir siyasetçiler bankası niteliğindeki İş Bankası’nı çevreleyen çoğu Milli Mücadelenin eski askerlerinden oluşan nüfuz tacirlerini ve iş takipçilerini ifade etmek için kullanılır.

Osmanlı İmparatorluğunu fiilen bir yarı-sömürge ayrıcalıklar peşinde olmamak koşuluyla yabancı sermayenin gelişi de hoş karşılanmaktaydı.

1920’lerde yabancı sermaye genellikle ortaklıklar yoluyla ülkeye girdi.

Bu ortaklıklarda yabancı ortak sermayeyi, Türk ortak ise siyasal nüfuzu sağlıyordu. Dönemin aşırılıkları birçok kitabın sayfalarını doldurmaktadır. (3)

Bütün eksiklere karşın, 1920’lerde önemli gelişmeler de yaşandı. Bunlardan biri temel ulaşım alt yapısında yabancı denetimine son verilmesiydi.

1922’de Amerikalı kapitalistlere bir demiryolu imtiyazı verilse de, Chester projesi denilen bu proje yatırımcıların anlaşmazlıkları sebebiyle hiçbir sonuç vermedi.

1924’te Türk hükümeti yabancı sermayeyi demiryollarından çıkarmaya karar verdi. Belli başlı demiryollarının yanı sıra İstanbul-Ankara demiryolunun başındaki Haydarpaşa garına bitişik olan limanı millileştirdi.

Böylelikle demiryolları yeni cumhuriyetin ilk büyük devlet işletmeleri haline geldiler.

Ardından Türk kıyılarındaki deniz taşımacılığı da millileştirildi. Limanların idaresine el kondu ve ihaleyle Türk şirketlerine verildi.

Türkiye’nin uzun sahil şeridi ve kötü yolları göz önünde tutulursa, kıyı taşımacılığı yolcuların, malların ve postanın hareketi açısından olduğu kadar milli güvenlik açısından da son derece önemliydi.

Demiryollarının ve deniz taşımacılığının millileştirilmesi, birarada düşünüldüğünde, daha iyi bir milli ekonomik bütünleşme anlamına geliyordu.

1925’te bir başka Osmanlı bakiyesi olan Tütün Rejisi devlet tarafından satın alındı ve millileştirildi. Teşvik-i Sanayi Kanunu (1927) sınai teşebbüsler için vergi muafiyetleri ve benzer kolaylıklar sağladı. Bu kesimleri desteklemek için 1925’te Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu.

Devletçilik

“…Yeni ekonomi politikasına dair ilk işaret İsmet Paşa’nın Sivas’ta 1930 yılında yaptığı bir konuşmada kendini gösterdi: Devletin daha büyük ekonomik faaliyetine duyulan ihtiyacı vurguluyordu. Ardından 20 Nisan 1931’de Mustafa Kemal meşhur manifestosunu yayınladı.

İlk defa altı “temel ve değişmez ilke” ileri sürüldü ve bunlar, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın bir sonraki ay gerçekleşen genel kongresinde kabul edildi, daha sonra da anayasaya kondu.

Bunlar hâlâ partinin flamasında altı ok resmiyle temsil edilmektedir. Manifestonun ilk maddesi ‘Cumhuriyet Halk Fırkası cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır” der.

 Bu ilkeler arasından sadece bir tanesi, devletçilik, yeniydi. Manifestonun üçüncü maddesinde şöyle tanımlanmıştır:

-Hususi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdandır. (4)

Ardından gelen yıllarda Parti, hükümet ve bizzat Mustafa Kemal tarafından devletçiliğe dair başka tanımlar da yapıldı. Devletçiliğin sözcüleri ise aslen sosyalist olmadıklarını vurgulama hususunda ciddi gayret içindeydiler.

Ekonomiyi kolektifleştirme veya devlet tekelleri kurma niyetleri yoktu, tarıma hiç dokunmayacaklardı ve özel teşebbüsü sanayi ve ticaretten uzaklaştırmak gibi bir arzuları yoktu.Amaçları, milletin güç ve refahı için yaşamsal önem taşıyan, özel sermayenin yetmediği, faal olmadığı ya da ağır olduğu alanlarda projelere girişmek ve bunları geliştirmekti.

1933’te Türk sanayisinin büyümesi için ilk beş yıllık plan hazırlandı. 9 Ocak 1934 tarihinde onaylandı ve 1939’da tamamlandı.

Bu plan hiç kuşku yok ki, Rusya örneğinden esinlenmişti ve doğal olarak Rus kredisi ve rehberliğinden yardım almıştı.

Plan, başta tekstil sektörü olmak üzere, tüketim malları sanayii (ayrıca kağıt, cam, seramik) ve temel sanayi potansiyelini (özellikle de demir, çelik, kimya sanayiini) eşzamanlı olarak geliştirmeyi amaçlıyordu.

Kayseri’de Sovyet planlarıyla kurulmuş olan 33-000 iğlik tekstil fabrikası ve Karabük’te İngilizlerin kurduğu demir ve çelik fabrikası, elde edilen en önemli başarılar arasındaydı.

Ağustos 1935’te Mustafa Kemal İzmir Fuarı’nda şunları söyledi:

-Fertlerin hususi teşebbüslerini ve şahsi kabiliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket ekonomisini devletin eline alması esasına dayanarak Türkiye’nin tatbik ettigi devletçilik sistemi, on dokuzuncu asırdan beri sosyalizm nazariyatçılarının ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir…” (Modern Türkiye’nin doğuşu, Bernard Lewis)

İktisatçılar, Türk devletçiliğinin başarıları üzerine genel olarak sert hükümler vermişlerdir.

-Devletçilik, hiç kuşkusuz ülkeye pek çok yeni sanayi tesisi kazandırmıştı. Kayseri, Ereğli, Nazilli, Malatya ve Bursa’da tekstil fabrikaları, İzmir’de kağıt ve selüloz, Gemlik’te suni ipek, Paşabahçe’de cam ve şişe, Kütahya’da porselen, Keçiborlu’da sülfür, Sivas’ta çimento fabrikaları acımıştı. Ağır sanayide, Zonguldak’ta antrasit, Karabük’te demir ve çelik tesisleri kuruldu.

Ne var ki Türk plancılar ve yabancı danışmanlarının gayretleri çoğu kez yetersiz, karmaşıktı, yanlış yönlendiriliyordu ve yüksek fiyatla kalitesiz üretim yapan fazla masraflı ve verimsiz fabrikalar hak hakkında birçok söylenti dolaşıyordu. Thomburg raporunda şöyle diyordu;

-Türkiye’de gördüğümüz şey planlı ekonomiye değil sermayenin çoğunun hükümetçe sağlandığı, ama kötü idare edilmekte olan kapitalist ekonomiye benziyor… (Sovyet etkisinin) sonucunda ortaya çıkan şey, ana-babasının en iyi yönlerini taşımayan bir melezdir. (5)

Thomburg raporu devletçi anlayışla plan yapanları, sadece kendi işlerini mahvetmekle değil, ayrıca kendine bir şekilde yer bulmuş olabilecek özel teşebbüsün de önünü kesmekle itilam ediyordu. “Özel teşebbüs başarısız olmamış, kasten teşvik edilmemiştir.” (6)

Öte yandan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’nın raporunda ise şu gerçeğin altı çizilmektedir.

– “Devletçilik yönetimi altında Türkiye büyük ilerleme kaydetmiştir. Osmanlı mirasının getirdiği dezavantajları taşıyan yerel özel teşebbüsün bu dönemde benzeri bir başarı elde edebileceği kuşkuludur. “ (7)

Belki de bütün bu girişimin en ciddi kusuru neredeyse tamamen tarımı göz ardı etmiş olmasıydı. “Sonuç olarak” der Hershlag,

-“ülkenin sahip olduğu en büyük doğal serveti, işlenmeden bırakıldı, tarımsal üretim artmadı ve sadece sınırlı bir işgücü kent sanayisine aktarıldı.” (8)

*    *    *

“…Milli” ekonomik kalkınma ve burjuva sınıfı oluşturma hedefleri değişmemişti. Ancak yüzyıldan fazla bir  zamandır görülmedik bir şekilde, küresel ekonomik bütünleşmenin sıkılaşacağına gevşemesi, fiili otarşi koşullarında bir “milli iktisat” politikası uygulama fırsatı yaratmıştı.

1939dan sonra şartlar ve politikalar değişse de, 1930’ların devletçi fikirleri, gerek olumlu gerek olumsuz etkileriyle, yarım yüzyıl daha yankılanmaya devam etti.

1920’lerdeki Türk ekonomi politikasının en büyük başarısızlıklarından biri sanayileşmenin Osmanlı devrindeki düzeyin ötesine taşınamamasıydı. (9)

Bunun sonucu olarak, Türkiye buğday temelli tarımın icat edildiği memleketlerinden biri olmasına karşın Türk Değirmenleri ithal unla rekabet edemiyorlardı.

1929 bunalımı ham madde fiyatlarını mamul madde fiyatlarından daha çok azaltıp gümrük tarifelerinin dünya çapında yükselmesine sebep olunca, ithalata bağımlı bir ekonominin maliyeti katlanılmaz boyutlara ulaştı.

Bununla baş etmenin tek yolu ithal edilen malların ülke içinde üretmekti. Türkiye için bu, “üç beyaz” (un, şeker ve kumaş) ile başlamak anlamına geliyordu.

Pancardan şeker üretimini desteklemek, öylesine cumhuriyetin halkın refahına verdiği önemin simgesine dönüştü ki, “yeni ürün ve yeni milli devlet” sembolik olarak kalıcı biçimde birbirine bağlı hale geldi.

Özel teşebbüsün esas tutulduğu ama devletin ekonomik hayata müdahale ettiği bir karma ekonomi anlamındaki devletçilik, 1931’de Cumhuriyet Halk Partisinin programına girdi.

Devletçi politikanın tam anlamıyla uygulanmasına 1932de başlandı.  Bu yolu hazırlayan birçok önemli gelişme vardı.

*   *   *

“…1920’lerde millileştirilen demiryolu ve deniz hatları devlet tekellerine dönüştürüldü. Devlet yatırımcı rolünü genişletirken, stratejik ekonomik hedeflerini gerçekleştirmenin bir yolu olarak Kamu İktisadi Teşekküllerini (KÎT) kurdu. Ayrıca bir beş yıllık sanayi planı yürürlüğe kondu. Plan hakkındaki çalışmalar 1932de başladı.”

“…Planın uygulandığı dönemde gayrisafi yurt içi hâsıla (GSYH) 1938 e kadar yılda ortalama yüzde 7 artış gösterdi. 1920’lerden 1938’e, kamu yatırımları reel olarak iki katına çıktı. Ulaşımdan sanayi, eğitim, sağlık ve tarıma yönelmeye başladı.

Büyümenin büyük kısmı hâlâ tarım kesiminde gözleniyordu. Bu durum planın hedefleriyle çelişiyor gibi görünebilir; ne var ki plan çerçevesinde kurulmuş olan devlet işletmelerinde çalışan işçiler sanayi işçilerinin sadece küçük  bir kesimini oluşturmaktaydı ve sanayi ve madencilikte çalışan işgücü (1938’de 561 000) tarım kesimiyle karşılaştırıldığında hâlâ oldukça azdı.

1930’larda Türkiye’yle, Latin Amerika devletleri veya Japonya gibi, aşağı yukarı onun benzeri olan diğer bağımsız gelişmekte olan ülkeler karşılaştırılacak olursa, ekonomik bunalıma etkili çözümler geliştiremeyen hükümetlerin rejim krizlerine ve otoriter rejimlere saplanıp kaldıklarını söyleyebiliriz.

Dolayısıyla Türk devletçiliğinin önemi ekonomiyle sınırlı değildi. Sonradan yaşananlar devletçi, korumacı, ithal ikameci modele içkin olan sınırları açığa çıkardı. ..” (10)

*   *   *

Yabancılara verilen yatırım izinleri ve alınan dış borçlar

Kaynak; Kaynak; Kazım Karabekir Paşa günlükleri, YKB yayınları 1.ci baskı.

-“Tarih, 2 Ocak 1923 Yusuf Razi, Fransızlar geldi. Telsiz istasyonu için müracaatta bulundular…”

-“Tarih, 4 Şubat 1927, “Milliyet gazetesi, bir buçuk milyon lira ile Türk-Fransız barut inhisarı şirketinin teklifi yazıyor. Meclis-i idarenin dördü Fransız, yedisi Türk. Türkler, sabık Maliye vekili Trabzon mebusu Hasan Bey (saka) (Maliye vekili iken 70 milyon açık vermiş. İstifa ile meclis reisi naibi olmuştu.) Fransızlar iki grupmuş; Azot Fransa, ekspluzif minelist) Sahife; 1014,”

-“Tarih, 23.02.1932,; Amerikalı bir şirket Van ve Diyarbakır’a tayyare işletecek. Hükümet sözleşme imzalamış. sahife, 1052”

-“Tarih,13 Mayıs 1932, Ruslar 8 milyon kredi açmış…”

-“Tarih, 31 Mayıs 1932, İtalyanlar 30 milyon kredi vermiş…”

-“Tarih,18 Mayıs 1932, İngilizler 16 milyon borç veriyor…”

*   *   *

İmtiyazlar…

Kaynak; Türkiye Cumhuriyetinde tek partinin kurulması, 1923-1931, Prof. DR. Mete Tunçay, Tarih Vakfı Yurt yayınları.

“…Sorumlu yöneticiler borç karşılığı imtiyaz vermeyiz diye konuşurlarken, gerçekte bir Isveç-Amerikan firmasından 10 milyon altın dolar ödünç alınması karşılığında, bir kibrit ve benzeri tutuşturucular tekeli verildiği”ni yazmaktadır (s. 68). 15 Haziran 1930 tarih ve 1722 sayılı yasayla onaylanan sözleşmeye göre, (Ivar Kreuger Konsernine bağlı) Amerikan-Türk Yatırım Şirketi, bu imtiyaz karşılığında Türk hükûmetine yüzde 6,5 faizle ve 25 yıl vadeyle bu miktarda borç vermeyi yükümlenmiştir…”

*     *     *

Çok tartışılan ünlü “Chester projesi” Nedir?

Kaynak; “Türkiye’nin Yeniden doğuşu” Amerikalı gazeteci yazar, Clair Price, sahife 244, (Mustafa Kemal Paşa ile de görüşmüştür.)

-“Rauf Bey’in gelişi ile birlikte, eski Osmanlı İmparatorluğu ile İstanbul’da yapılan daha önceki görüşmelerde yer alan, ABD Donanmasından (emekli) Tuğamiral Colby M. Chester tarafından desteklenen Osmanlı – Amerikan Kalkınma Şirketi (The Ottoman – American Development Company) ile görüşmeler başladı.

11 Nisan 1923 tarihinde hükümetin hazırladığı kalkınma planı. Büyük Millet Meclisi tarafından Osmanlı – Amerikan Şirketine devredildi ve 30 Nisanda Bayındırlık Bakanı, şirketin iki temsilcisi ile uzun süreden beri Chester İmtiyazı olarak anılan bu proje için bir anlaşma imzaladı.

Bu Türk programı, üç bölüme ayrılmaktadır:

-Birinci bölüm, 2174 millik yeni bir demiryolu hattı inşasını,

-İkinci bölüm. Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılan kent ve köylerin yeniden inşası ile birlikte Samsun, Yumurtalık ve Trabzon’da yeni limanların ve Ankara’da yeni bir başkentin inşa edilmesini ve

-üçüncü bölüm, yeni inşa edilen demiryolu hattının her iki yanında 20 kilometrelik bir alan içinde bulunan bütün madenlerin işletme hakkını içermektedir.

Chester grubuyla yapılan bu anlaşma, Türk Hükümeti, 30 yıl sonra satın alma hakkını kullanmayı tercih etmediği takdirde 99 yıllık bir dönem için yürürlükte kalacaktır.

Yeni demiryolu hatlarını işletecek olan Türk şirketi, kârının % 30’unu devlete ödeyecek ve inşaat malzemeleri ile kömür için ödenecek gümrük vergileri haricinde Türk vergi sistemine bağlı olacaktı. Kömür için tanınan muafiyet, 10 yıl için geçerli olacaktı.

Şirket, yabancı uzman görevlendirebilecekti. (1909 yılındaki orijinal Chester projesi, yabancı elemanların fes ve resmi bir üniforma giymelerini şart koşmuştu), ama Türkler, onların yerini almak için eğitileceklerdi ve işçi grupları tamamen Türk olacaktı.

Bu imtiyaz, Türk Hükümeti’nin, demiryolu hatlarını devralmaya karar vereceği döneme kadar zaten taşımakta olduğu yüklere ek olarak ne bir kilometre garantisi istiyordu, ne de ek bir mali külfet getiriyordu.

Türk programının belkemiği, demiryolu projesiydi ve bu bakımdan 1909 yılındaki orijinal Chester projesinden oldukça farklıdır. Türk Hükümeti, Çarlık Rusyası ortadan kalktığından, ilk önce Bağdat demiryolu için önerilen, ama Rusya tarafından veto edilen orta Anadolu projesini, şimdi yeniden gündeme getirmektedir.

Bu proje, orijinal olarak Sivas, Harput, Diyarbakır ve Musul’dan geçecek olan Bağdat demiryolunun ana hattı olarak tasarlanan Eskişehir – Ankara hattının uzatılmasını önermektedir,  ama demiryolu programı. Son dört yıl içinde gelişen yeni ihtiyaçlara uyumlu kılınacaktır.

Avrupa’da savaş henüz sona ermediğinden ve Türkiye’nin nefes alması için daha ne kadar süre tanınacağını kimse bilmediğinden hükümetin demiryolu projesinin çerçevesinin çizilmesinde asker yorumların önemli bir rol oynadığı farz edilebilir.

İlk olarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye’ye kadar inen bir kol ile birlikte Yumurtalık – Harput – Bitlis hattı inşa edilecekti.  Bu hat, tamamlanırsa ya da tamamlandığı zaman, Suriye ve Mezopotamya sınırlarını güçlendirecekti.

Bu hattın, İskenderun körfezinin Türkiye tarafında Yumurtalık’ta inşa edilecek mükemmel bir limanda son bulacak olan batı ucu, hükümete, Akdeniz’de şiddetle ihtiyaç duyduğu bir liman sağlayacaktı.

İkinci olarak Karadeniz’de Samsun’a ve Trabzon’a inen kolları olan Ankara – Erzurum hattı inşa edilecekti. Şu an hükümetin, Karadeniz limanlarına demiryolu ile ulaşma olanağı yoktur. “Pontus” illerine hızlı ulaşma olanağı olsaydı, herhalde bu bölge, son dört yıldır süren çete Savaşlarıyla mahvolmamış olacaktı.

Son olarak bir grup olarak birbirlerine bağlanan hatlar inşa edilecekti. Ankara – Sivas hattı. Kayseri üzerinden Bağdat demiryolu hattı üzerinde bulunan Ulukışla ile birleşecekti ve Erzurum hattı, İran sınırında bulunan Beyazıt’a kadar uzatılacaktı.

Doğu İllerindeki Erzurum ve Beyazıt hatlarının, açıkça, Rusların, 1915-16 yıllarında gerçekleştirdikleri büyük istilayı gelecekte de tekrarlamak için bir girişimde bulunabilecekleri endişesi ile bir ilgisi vardır.

Elbette bu demiryollarının, bundan daha öte anlamları vardır… Chester hatları üzerinden Akdeniz’e barışçı bir şekilde ulaşmak. Rusya’nın dış politikasında Boğazların önemini, kolaylıkla çok küçük bir etken durumuna düşürebilir.

Türkiye, sosyalist bir devlet olmadığından ve muhtemelen de olmayacağına göre Rus – Türk barışı, dünya barışının temelidir ve chester grubu, uzun süreli bir Rus – Türk barışına fiilen katkıda bulunabilirse, dünya barışı davasına da ölçülemez derecede büyük bir hizmette bulunmuş olacaktır…”

Kitabı ç.n.;“Musul ve Kerkük, Lozan Antlaşması’nda Türkiye’nin sınırları dışında kalınca asıl ilgisi bu bölgelerdeki petrol yataklarına yönelik olan şirket, projeyi yürürlüğe koyamadı ve Türk Hükümeti, imtiyaz sözleşmelerini 18 Aralık 1923 tarihinde feshetti. Kitap, bu tarihten önce kaleme alındığından dolayı yazar, doğal olarak bu son gelişmeyi aktarmamıştır.”

Devam edecek…

-Karşı iddiaları ile birlikte toplumda çok tartışılan iddialar…

Kaynaklar;

Birinci bölümde belirtilenlere ek olarak;

(1) Modern Türkiye Tarihi,  Carter V. Findley, Sahife, 270

(*) Korporatizm, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir.

Korporatizmin esas iki amacı vardır:

1) Ekonomik hayatı yeniden kurmak,

2) Sosyal adaletin tesisini sağlamak.

Faşizm, ekonomiyi korporatizm üzerine kurar ve korporasyonları temel alır. Bu, Mussolini’nin; “Faşist devlet korporatiftir.” sözü ile pekiştirilen bir hükümdür. Korporasyonlar, nisbeten “lonca”lara benzerler.

Korporatizm, toplumu organizmacı bir gözle görmenin bir sonucu olarak her kesimin tüm faaliyetlerinin amacını dayanışma ve ortak çıkara indirgeyen politik bir yaklaşımdır. Tahmin edileceği gibi burada farklı kesimlerin farklılıkları ancak ortak çıkar ya da devletin faydası ekseninde okunduğu müddetçe yaşayabilir. En tipik örneği Mussolini dönemi İtalya uygulamasıdır. Korporatif ekonomi ile İtalya’daki işsizlik azalmış ve milli gelir yükselmiştir. (Vikipedi, Alıntı kaynakları;

-Ayferi Göze, Korporatif Devlet: XIX ve XX’inci Yüzyıllarda Avrupa’da Korporatif Devlet Teorileri ve Korporatif Devlet Sistemleri, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1968

-G. Gürkan Öztan, “Korporatizm”, Modern Siyasal İdeolojiler, Bilgi Üniv. Yay. İstanbul, 2007

-Taha Parla, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, Deniz Yay., İstanbul, 2009

(2) A.g.e. s.274

(3) Atay Çankaya, s. 449-60; Tezel İktisadi Tarih, s. 203-5.

(4) OM, Mayıs 1931, s. 225-6; 1935 programından yapılan resmi İngilizce çeviri için bak: C. Smith, Modern Turkey (1940), s. 328. Karş. Hershlag, Turkey, s. 86.

(5) Thomburg, s. 39 (Kaynak kitap, s.385)

(6) A.g.e. s. 34.

(7) The Economy of Turkey (1951), s. 9

(8) Kyklos, s. 324; karş. Aynı yazar, Turkey, s. 143 v.d.

(9) A.g.e. sahife.273 (Alıntı kaynağı; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Bernard Lewis)

(10) “Modern Türkiye Tarihi”, Carter,

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*