Japonlar “Batılılaşma” hareketinde, Batının “Taklitçilik” Tuzağına neden düşmedi (12)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

çocuk-işçiler-11-

 

 

Bir izi takip ederseniz ulaşacağınız yer, iz sahibinin evi, daha doğrusu onun size hazırladığı tuzaktır. Bu, bizim üç yüzyıl önce içine düştüğümüz, Japonların düşmediği “Taklitçilik Tuzağı!”dır.

Japonlar, 19’ncı asırda başlattıkları kalkınma uygulamalarında, batıdan aldıklarını taklit ederek kalkınamayacakları en baştan öngörebildiler. Aynen, Ortaçağ karanlığında, İslam’ın geliştirdiklerini alan ve onu taklit etmeyerek daha da geliştiren Hıristiyan Avrupalılar gibi.

Peki, bizler, Avrupalıların ve Japonların yaptıklarını neden yapmadık, yapamadık? 

Kanunlarını, sanatlarını, adetlerini, müziklerini, davranışlarını, tatil günlerini, hatta geleneklerine göre kutladıkları özel günlere dek taklit ettik, kopyaladık. Kopyaladık da ne olduk?

Kötü ucuz bir kopyaları.

Birileri çıkıp,

-“Ya hu… Senin, “Noel, Sevgililer günü” hatta, “Anneler günüile ne ilgin var? (*)

-Senin inanışında, “Cennet, anaların ayakları altında, Analarımız, Başımıza taç”, Ayaklarının altı öpülesi, en kıymetlimiz değil midir?

-Bunu düşünemiyor, annelerimizi, sevdiklerimizi bir yılda, beş dakika için üç paralık hediyeye mi indiriyor, değersizleştiriyoruz?

Annemizi ve “Yarim, Yarim” imizi, Gönlümüzden çıkarıp, bir vazoda, bir demet “Gül” mü yaptık?

-Artık, saygımız, sevgimiz, “Mezara” kadar değil de, “solasaya, kuruyasıya”  kadar mı?

-Bunlar hiç aklımıza gelmedi mi?

Ve Japonlar ne yaptılarda Batılıları geride bıraktılar?

VAPUR MU KÜTÜBHÂNE Mİ?

17 Kasım 1909, Japonya’nın Hozan Maru isimli vapuruyla Rusya’dan ayrılacağım.

Hozan Maru ( vapur) iskeleden açılıyor, yolcuların çoğu vapur üzerinde dürbünleriyle etrafa bakmakta, bütün liman bembeyaz buz, kenardan seyrolunurken âdeta vapurlar buz üzerinde gider gibi gözükmekte; şehirde acaip bir manzara teşkil eder, yüce dağlar arasında beyaz karlar ile çevrili büyük binalar, dağ tepelerinde ejderha gibi ağzını açmış toplar, telsiz telgraf direkleri, hep bilim mahsulü dehşedi tabyalar, diğer taraftan askerî boru sesleri… insanın kalbine dehşet verir şeyler..

..Vapur daha limandan çıkmamıştı, tayfalar anbarları tamamıyla kapattılar, vapurun üzerini tertemiz yıkadılar, yarım saat-bir saat kadar bütün tayfalar gözden kayboldular, sonra birer birer efendiler arasına çıktı, hep ellerinde kitap, yahut gazete, vapurun üzeri âdeta bir kütüphane kesildi.

…Hozan Maru (vapur) 12 mil üzerine yol alıyor, vapurda tayfa, yolcu farkı kalmadı-, hep gemi tayfası efendi kesildi, mütalaaya daldı, vapurumuz hemen bir kütübhâne şeklini aldı. Herkes vapurun her tarafında karyolalara uzanmış. Bazılarının elinde kitap, bazılarının elinde gazete hep mütalaa İle meşgul bulunuyorlardı.

Yalnız Amerika’ya gitmekte olan birkaç Rus amelesi vardı, bunlar okuma bilmedikleri için her yerde güvertede uzanmış yatmakta idiler. Ama Japonlar hep mütalaa ile vakit geçirmekte idiler.

Hatta büfede hizmet etmekte olan aşçılar ve tablakârlar (garsonlar) dahi hep okumakta idiler. Vapurun kaptanı ara-sıra gelir, yolcuların hatırını sorardı, Bir şey lazım olursa kendisine söylememizi rica ederdi. Bu surede benim kütüphane deniz üzerinde tam 40 saat yol aldı, insanın burada gördüğü insanca muamele, söylemekle tükenmez, o kadar hoş idi. (1)

Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı…

Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü– nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu.

Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi.(2)

Yazdıklarımızı özetleyerek diziyi sonlandırıyoruz.

Hristiyan Avrupa’da Topluma, Kilise-Devlet işbirliği ile, Okuma-Yazma’yı öğretmek amacıyla bazı zorunluluklar getirilir.  Bunlar: Okuma-Yazma bilmeyenler için evlenmenin zorlaştırılması, kilisede toplu duaya katılmanın engellenmesi ile, Noter ve mahkemelerde okuma-yazma bilenlere sağlanan bir takım haklardır. İleri dönemde okuma-yazma bilmeyenlere en basit bir iş dahi verilmeyecektir.

Avrupa’da, okuma-yazma sayısındaki artış, Müslüman ilim insanlarının eserlerinin tercümesini ve içinde yazılanların geliştirilmesini, Rönesans’ı, uyanışı hazırlar.

-Avrupalılar, ilk başta dayatmalarla başladıkları okuma işinde, yararlarını gördükçe bir “okuma hastalığı”na tutulurlar. Ve bu hastalıkları asırlardır artarak bugünde devam etmektedir.

-Osmanlılar, Avrupa ile aralarının açılmasını ilk kez 18.ci asrın başında görür ve onların gelişmelerini yakalayabilmek için sırası ile onları:  Ordu ve Öğrenim (uygulamalarında) usullerini taklitle yakalayacaklarını düşünürler. Ancak atladıkları bir husus vardır. Batılılar, sürekli olarak kendilerini geliştirmektedirler.

Osmanlılara sattıkları bir silah, veya öğrettikleri bir usul, onların kullanımı ile birlikte işlevini kaybetmektedir.

-Açık ifadesi ile, Osmanlılar, batıdan aldıkları bir silah veya bilgiyi taklit ederek onları çok geriden takip etmekte olduğumuzu (Çünkü bize satılan silah ve sistemlerin hemen bir üst modeli üretilmektedir.) bugün dahi çoğunluğumuz ile farkında değiliz.

-Batılıların gelişmedeki sırlarını öğrenen ilk toplum Japonlardır. Japonlar, kalkınmaya ilk önce topluma okuma alışkanlığı aşılayarak başladılar. Biliyorlardı ki, batılılar, toplumu, okuma-yazma ileuyandırdılar ve  harekete geçirdiler,

-Ve Japonlar bugün geldikleri noktada: çok okudukları, araştırdıkları için, yukarıda Amerikalı silah üreticilerinde dedikleri gibi; “Onlar aldıklarını geliştirerek daha iyisini yaparlar…Türkler de böyle bir anlayış yoktur.”

Lütfen!

-Ülkemizi, ülkemizin geleceğini, çocuklarımızı, onurumuzu düşünüyor ve 15-90 yaş aralığında bulunuyorsak; 7 gün 24 saat değilse bile, yılda en az 30 kitap okumalıyız.

-Neden?

-Bugün, bir İngiliz, Fransız, Alman ve Japon gibi yılda 25 kitap okursak, ancak, onları taklit edecek ve geçemeyeceğiz. Eğer, bir yılda 30 kitap okuyabilirsek, onları gelişmede yakalamakla kalmayacak geride bırakacağız.

-Lütfen!

-ülkemiz ve çocuklarımız için gereğinden çok okuyunuz.

www.canmehmet.com

(*) Batı geleneklerine göre kutlanan özel günlerin ne anlama geldiği ve neleri tetiklediği öğrenmek isteyenler, İngiliz siyasetçisinin verilen linkteki görüşlerini öğrenmelidir.  http://www.canmehmet.com/vatandasin-osmanli-tarihi-turk-dostu-ingiliz-david-urquharta-bir-vefa-borcumuz-var-3.html

Resim: Web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar:

(1)“Alem-i İslam”, Sahife: 272

(2) “Savaş Ganimetleri”, Sahife:148

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*