Japon devlet adamları nasıl kalkındıklarını anlatıyor: Kalkınma sırlarını hapishanelerde gizliyorlar (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

japon imp.

Tokyo Hapishane kapısına geldim. Bilmem ne diyeyim: Hapishane mi? Mektep mi? Gezip eğlenme bahçesi mi? Fabrika mı?…

Burada anlatılanların,1909 Yılına ait olduğu hatırlanmalıdır.

TOKYO’DA HAPİSHANE

Tokyo’da meşhur Sogamo hapishanesini ziyaret etmek üzere rikşe (*) ile hapishane kapısına geldim. Bilmem ne diyeyim: Hapishane mi? Mektep mi? Tenezzüh (gezip eğlenme) bahçesi mi? Fabrika mı?…

Hapishane, sokak kapısında öyle bir manzara gösteriyor ki âdeta saltanat kapısını andırır. Kapı açık kapıda yalnız bir polis neferi bulunuyor, o da bize hiç bir şey sormadı, biz de kapıdan içeri girdik, ne göreyim: gayet muntazam bir bahçe, hayretimi mucip oldu.

İnsan burada bir hapishane olduğu ihtimalini hatıra dahi getirmez.

Bahçe de gayet büyük ve bakımlı, hapishane ile bahçe arasında münasebet yok, ben bu hapishanede bulunduğum zaman mahpuslara gıpta edercesine hayrete duçar oldum.

Bahçenin nihayetinde bir daireye geldik, nöbetçilerden biri olacak bizi karşılayarak ‘Buyurunuz’ dedi, önümüze geçti, bizi il salonuna götürdü. Orada beş dakika kadar bekledikten sonra çaylar getirdiler, sonra biri ayağa kalkarak dedi ki:

-Ne emredersiniz?

-Hapishaneyi gezmek-görmek isterim.

Müsaade ederseniz hapishaneyi daha gezmeden birkaç şey soracağım.

-Mahpusların miktarı kaça ulaşıyor?

-Şimdi mevcudumuz 1.843 kişidir.

-Daha çok olursa ne kadar olabilir?

-En çok olduğu zaman 2.000’e ulaştığını bilmiyorum. Hatta son senelerde mahpuslar azalmaktadır. Bu sene, geçen seneye nisbetle 14 (mahkum) noksandır.

-Hapishane mamulatından geliriniz çok mu?

– 200.000 Yen kadar gelirimiz oluyor.

-En ağır suçları işleyen kaç seneye kadar mahkum olabiliyor?

-12 seneden fazlası yok.

– Hapishane gelirlerinden suçluların hissesine ne kadar ayırıyorsunuz? Amele hakkı var mı?

– Sanata göre tayin olunmuştur, iş bilir sanat ehli ve öğretmenlik vazifesini ifa edebilecekleri % 70 alır, amele olanlar da % 30 alırlar. Bunları komisyon tayin eder, komisyonda da kendilerinden üç adam bulunur, bu üç adamı dahilî komisyondan kendileri seçerler.

-Dahilî komisyon nedir?

-Biz “dahilî komisyon” deriz. Hapishane dahilinde 12 kişiden oluşan bir komisyon vardır ki, amelenin vazifesi ve hapishanenin iç işlerini bu komisyon kararıyla tayin eder. Sonra bizde, bir de haricî komisyon vardır ki, bunlar da 12 kişidir. Bunların 9’u hükümet tarafından tayin edilmiştir, 3’ünü de dahilî komisyon azalarından kendileri seçerek yollarlar.

Sonra hapishaneyi gezmeye çıktık, saat tam 12 idi. Evvela hapishane kütüphanesine geldik: Kütüphaneleri gayet ufak, buraya 15-20 adamdan fazla sığmaz. Kitapları için de yerleri yok. Bundan ötürü kitapları mahpusların bulundukları dairelere verirlermiş. Herkes kendi yerinde okurmuş. Kitapların çoğu ahlâka ve dîne aitmiş.

-Biz kütüphaneden çıktığımız gibi tekrar büyük bir bahçeye geldik, bu bahçede sarı elbiseli birkaç adam çalışmakta idi, müdir Yamagami, “Bu hapishanemizin tarlası, hapishane için lazım olan hububat ve sebze buranın mahsulüdür. Dışardan satın alınmıyor” dedi.

Sonra fabrikaya, gayet büyük bir iş yerine girdik. Asıl ibret dersi burada idi, burası gayet uzun bir koridor, iki taraf işleri; evvela bez dokuma dairesine geldik. Biz kapıdan girmez, nöbetçi subay yüksek sesle bir şey söyledi, bütün mahpuslar işlerini bırakarak, bir tazim rükûsu ettiler, sonra subay tekrar bağırdı, hepsi birden işlerine devam ettiler.

Burada gayet büyük bez fabrikası… Japonya’nın askerine gömlek için lazım olan bez burada imal olunduğu gibi, bunun bitişiğinde olan dairelerde kesilerek diğerlerinde dikilir. Beşinci daireden tam gömlek, don olarak çıkmakta idi.

Sonra şemsiye fabrikası daireleri, bildiğimiz şemsiyelerin her cüzü ayrı bir dairede imal olunarak, beşinci daireden tam şemsiye olup çıkmakta, en adi şemsiyeler olduğu gibi, en ine, zarif ve kadınlara mahsus şemsiyeler de imal olunmakta idi.

Ben bu şemsiye dairesinin demir imalatı bölümünde dikkat ettim, burada demircilerin nezafeti şaşılacak ve hayret edilecek derecede idi; o ateşçinin kulak arkalarına kadar baktım, hiç tozdan eser yoktu, halbuki kendisi ter içinde idi.

Sonra şapka imaline mahsus daireler bulunuyordu ki yalnız iki daireden ibaretti. Burada da gayet ince işler görülmekte imiş. Sonra asker elbisesi ve ayakkabıları imal olunuyordu, umum asker levâzımâtı, çantalara varıncaya kadar burada yapılmakta idi.

Marangoz, çilingir, hatta velesbit/bisikletler yeniden imal olunmakta idi. Lazım olan edevatın mükemmelliği gıpta edilecek derecedeydi.

42 adet iş yerini tamamen dolaştıktan sonra yemekhanelerine gelerek hazır yemeklerini gördüm. Burada olan nezafet/temizlik fevkalâde, ancak Japonya’da bulunabilir, Petersburg’ta büyük lokanta mutfağında dahi bu nezafete tesadüf olunamaz.

Oradan hamama gittim, hamamlarını gördüm, hamam iki büyük daireden ibaret; her ikisinde de büyük sıcak havuzlar var, kurnalar o kadar temiz idi ki... Hamamın bir dairesinde 52 musluk saydım.

Sonra mahkûmların yatakhanelerini gezdim. Burası da büyük bina, uzun koridor, İki taraf odalar, odalarda olan temizlik ve intizam fevkalâde, neredeyse bir ibadethane gibidir.

Mahkumların yatakları (öyle) temiz ki, olmaz derecede, gündüz kimseler yok, hep o gördüğümüz fabrikalarda çalışmakta bulunuyorlardı.

Çalışma zamanı sabah (zevali/alafranga)  saat 6’dan akşam saat 5’e kadar, 1 saat teneffüs ve 1.5 saat da yemek zamanı imiş, toplam 8.5 saat çalışırlarmış. Geceleri 2 saat da mütalaa ile meşgul olurlarmış.

Bütün hapishanede 21 kişi okuma-yazma bilmiyor, bunlardan 8’i kendi adını yazıyor. (1)

(1)Alem-i İslam, Sahife:369

Yukarıda yazılanlardan anlaşılan;

Hapishanenin görünüşü, insanları kazanmaya yönelik. Kaybetmeye değil. (Hapishane, mektep, gezip eğlenme  bahçesi, Fabrika görünümündedir.)

Hapishaneler tüm ihtiyaçlarını kendileri (üretiyor ve kazandıkların) karşılıyor, dışarıdan (devlet) yardım yapılmıyor.

Hapishane gelirlerinden makumlara pay veriliyor. (Bu rakamlar çıktıklarında iş kuracak miktara ulaşabiliyor)

-Hapishanelerde kurulan (yönetimle ilgili)  komisyonlarda mahkumlara da yer verilmektedir.

Cezaevlerinde kitaplar daha ziyade mahkûm odalarında ve din-ahlak ağırlıklı.

-Hapishanelerde ciddi manada her çeşit tarım ve sinai üretim yapılabilmektedir.

-Yemekler kaliteli, banyolar, yatakhaneler çok temiz, çalışma ve dinlenme saatleri insanca bir yaşama uygun.

-Özeti; Japonya’da her şey, insanı üretken kılmak ve onu toplumun, yaşamın içinde barındırmak.

Anlatıları, 700 yıl evvel Osmanlı Devletinin manevi kurucusu olan Şeyh Edebali nasıl özetlemiştir?

-“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” Demek ki, Devlet, halkı için vardır. Halkı devlet için değil.

Devam edecek

-Ve sıradaki konu; Japon eğitim-öğretim sistemiOkula başlayan çocuğa ilk yıl ders-ödev verilmiyor, ilk yıl çocuğa okulu sevdirmek için sadece oyun oynatılmaktadır.

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmıştır.

Kaynak; Alem-i İslam, Abdürreşid İbrahim (1907-1909 Yılında yaptığı Japonya seyahati anıları)

(*) Rikşe: İnsan-yolcu taşımak için yapılmış, insanların çektikleri tekerlekli araba.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*