Japon devlet adamları anlatıyor: Ne yaptık da dünyanın nakit zengini olduk (7/Son)

Önceki Yazı

 

 

japon imp.-2-

Bir gün bir kadın abur-cubur, ufak-tefek şeylerle bir eski gazete kâğıdı, bir de ip parçası getirdi, postacıya verdi: “Omru’ya Takar Miyako’ya gidecek” dedi, gitti.(1)

Aşağıda anlatılanların, 1909 yılında Japonya’da yaşanmış olduğu hatırlanmalıdır.

POSTALAR

Japonlarda posta işleri daimidir. Postaya mektup, para, eşya ve saire vermek için posta merkezleri gece-gündüz açıktır. Yalnız saat saat memurlar değişirler, ‘Posta açıldı, posta kapandı’ sözü yoktur…

Posta merkez şubeleri o kadar çok ki sayılması mümkün değil, sonra bütün eczahâneler taahhüdlü mektup kabul ediyorlar, pek çok bakkal dükkanları (da) taahhüdlü mektup kabul ediyorlar. Âdi posta pulu her dükkanda satılıyor. Millete kolaylık göstermek olursa bu kadar olur.

Tokyo’da bulunduğum zaman benim civarımda bir posta şubesi vardı, sabah-akşam bazı gider(ek) orada oturuyordum. Bir gün bir kadın abur-cubur, ufak-tefek şeylerle bir eski gazete kâğıdı, bir de ip parçası getirdi, postacıya verdi: “Omru’ya Takar Miyako’ya gidecek” dedi, gitti.

Postacı onları toplayarak kâğıda sardı, o iple bağladı, adresini de yazdı, deftere kaydettikten sonra koçanını orada hizmet eden uşağa verdi (ve) “Falan kadına ver” dedi. İşte posta memuru, işte millet… İnsan bu millerin methini yazmakla bitiremez. (2)

JAPONLARDA KÖYLÜLER

Japonların köylerinde gezmekte ayrıca bir letafet var. Köylü ile şehirli arasında büyük bir fark da göremezsiniz. Âdet ve ahlâk, giyiniş tarzı, her cihetten köylü ile şehirli aramda zahirî bir fark görülemez: Japonların köylüleri de son derecede terbiyeli, edepli, konuk-severdirler. Ekser köylerde dahi İngiliz lisanı bilenler pek çok bulunur. Bazı köylerde gazete neşrolunur. Köylüler oldukça daha sade, yaşantıları tabiata daha uygundur, velhasıl bir Doğu hayatı geçirirler.

Evlerde eşya nâmına bir hasırdan, tam ortada bir de mangaldan başka bir şey bulunmaz.

…Köylerde gördüğüm letafet fevkalâde insanı imrendirir. O köyleri birbirine bağlayan yolların intizamına, hele fevkalâde zerafetine meftun olarak bazan bütün bütün köylü bir Japon (olmayı) lyi arzu ederdim. Fakat yemek bahsine gelince medet-Allah, balıktan başka bir şey bulunmuyor. Yiyecek bir balık ile bir pirinç haşlaması. Et, ekmek gibi şeyler aramayın, bol bir şey var ise o da yumurtadır. Ucuz da olduğu için ekseriyetle yumurta ile vakit geçirirdim…

Japonlarda, maişetin (hayatın/yaşamın/geçimin) umumiyede gayet basit ve sade olduğunu zaten söylemiştim; köylere gelince, tabii daha basit ve daha sade olacağı muhakkaktır. Özellikle yiyecekler tarife gelmez derecede basittir, bizce tabir olunursa, ‘abur-cubur’ dedikleri gibidir? Birinci (en başta gelen) gıdaları, gıda namına yenebilecek şeyleri: Yağsız, tuzsuz, etsiz, sebzesiz halis sade pirinç haşlaması, deniz haşeratının çeşitleri, balığın en âdi cinsi -o da bulunursa-, çeşitli ağaç damarları, bunun da günde bir veya iki defa olduğunu hatırdan çıkarmamalı. Sabahleyin her şeyden evvel kahvaltı gazetedir.

En fakir evde her sabah en evvel ele alacakları bir şey var ise, o da gazetedir. Şafak söker-sökmez hemen gazeteciler otomobil ile geçerler.

Bazı köyler vardır ki, âdeta köy denilecek derecede de; iki-üç hane, beş hane, bunlar da pek çoktur. Böyleleri ekseriyede yoldan kenarda, uzakça bulunur, gazeteciler uğramaz. Fakat o hizadan geçerken o köylerin gazetelerini yol üstüne atar gider. (3)

TİYATRO

Japonlarda tiyatro eskiden beri yaygın imiş, burada her şeyden evvel şunu diyeceğim: Japonların tiyatroları da Japonlar gibidir. Evvela, tiyatro oyunu gece değil, gündüz oynanır. İkinci olarak, tiyatroya yalnız şıklar (sosyete) devam etmez, avam-havas, herkes gidebilir; herkes ailesi, çoluk-çocuğu ile beraber gider. Ailede kaç çocuk var ise hepsi olmak şartıyla, memede olanından tutun da üç ve daha büyük yaşlarda olanlara varıncaya kadar. Tiyatronun içi dümdüz, hasır serilmiş. Dört köşeli ocaklar yapılmış, her aileye bir ocak, her ocakta dört minder, bir de mangal olur, her aile kendi ocağına yerleştiği gibi, kendi evinde nasıl ise öylece oturur, yiyeceği-içeceği oraya gelir. Localardan başkasında fiat hep birdir, orası pahalı, burası ucuz değil. Localar cüz’î bir aralık ile olduğu için fiatça biraz farkeder.

Tiyatroda oyun çoğunlukla opera/eski tarihî vakalardır; dram pek nadir oynanırmış. Balit, Faus hiç yok. Operalarda hep Japonların kendi te’lifâtı, kendilerine ait şeylerden bahseder. Avrupa’da maruf oyunlardan hiç birinin Japon tiyatrolarında şimdiye kadar oynadığı yokmuş. Ve Avrupa usulünde tiyatro binaları Japonya’da hâlâ yoktur.. (4)

JAPONYA’DA GECE ÂLEMİ YOKTUR!

Japonların her şeyi böyledir, tiyatroları dahi gündüz olur. Avrupa’da olduğu gibi gece âlemi Japonya’da yoktur. Geceleri Avrupa’da olduğu gibi gece zevalî saat 10, nihayet 11’de sokaklarda kimse kalmaz. Yalnız postacılarla telgrafçılar ellerinde birer fener olduğu halde gider gelirler. (5)

Japon Sanayii ve üretim anlayışı;

-Tabii bu cihede Japonları da Doğu’dan istisna edeceğiz. Zira Japonlar her şeyi önce Avrupa’dan alıyorlar, 5-10 sene sonra tamamıyla kendilerine mal ediniyorlar.

-Bugün ufacık Japonya’nın geliri milyarlara vardı. Ben Japon fabrikalarının büyük kısmını gezdim, önemli ve büyük mevkilerde şöyle dursun, usta ve amele sınıfı arasında bile bir yabancı göremedim. İnançları da: ‘Japonya Japonlar içindir’ derler. (Alem-i İslam)

Ve bir ibret vesikası;

Önce haberin kaynağını verelim;

Eserin ismi;SAVAŞ GANİMETLERİ‘ Amerikan silah ticaretinin insani bedeli, Sahife; 148

Yazarı; Amerikalı gazeteci, JOHN TIRMAN. Nisan 2005 Baskısı.

“…Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı. Anlaşmanın açıklandığı gün şirket sözcülerinden biri, “..Anlaşma, ülkenin henüz yeni kurulan askeri uçak endüstrisine yardımcı olacaktır” dedi… Türkler buranın İşleyen bir uçak-üretim tesisi olmasını bekliyor ve bunun gerçekleştiğini görmek de General Dynamics’in sorumluluğu” demiştir. Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Uçağın ön gövdesi ve kokpiti imal etmek – ki buna uçaktaki her türlü elektronik donanım dahildi – ve bunları Türkiye’deki Mürtet tesislerine göndermek suretiyle en önemli teknoloji üzerindeki kontrolü elinde tuttu. Bu kısmi iş, 1980’lerde Fort Worth’taki sendikaları tatmin etmişti; çünkü o tarihlerde yapılacak bir sürü iş vardı. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’ndaki ihracatı denetim bürokratları tarafından da onaylanmıştı.

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü – nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu. Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi..”

Yukarıdaki yazılanlardan anlaşılan, Japonların satın aldıkları bir (uçağı) Teknolojik makineyi en geç iki yıl içinde (şifrelerini çözerek) yeniden tasarlayarak daha iyisini yapmaktadır.

Japonların neden kalkındığı ile bizim neden -hala- bocaladığımız -nedenleri- konusunda başka bir söze gerek var mıdır? Herhalde yoktur.

Özeti; Bizler,  -Hem Osmanlı ve hem de Cumhuriyet döneminde – yabancı danışmanların kurbanı; onlar, kendi çalışmalarının sonuçlarının kahramanı olmuş, olmaktadır. (*)

Ve Batılıların gözünde Japon kalkınması;

Kaynak eser;Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıpları ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları. Yazar: lAN MORRIS

“..W.S. Gilbert ve Arthur Sullivan 1885’te Londra’da komik operaları Mikado’yu sergilediği zaman, egzotik Şark modeli olarak minik kuşların aşk uğruna öldüğü ve yüce cellat efendilerin kendi kafalarını kesmek zorunda kaldığı türden bir yer olan Japonya’yı almışlardı.Ne ki, aslında Japonya halihazırda tarihteki tüm diğer toplumlardan daha hızlı sanayileşmekteydi.

İç savaştan sonra 1868”de, genç imparator usta işi bir sahne amirliğiyle, Tokyo’da, ülkelerini Batılı devletlerle savaşlardan uzak tutacak, büyük ölçüde yerli sermayeyle sanayileşmeyi finanse edecek ve öfkeli halkı yabancılara kışkırtıcı saldırılardan alıkoyacak zeki yöneticileri başa getirdi.

Pekin’deki (Çin) acemi yöneticilerse…1884’te ülkeyi sürükledikleri Fransa savaşında pahalı yeni donanmalarının çoğunu bir saat içinde kaybederek yıkıcı bir çapta borçlandılar, hatta boğazlarına kadar battılar. (Sahife:605)

Bu olay çok önemli olduğu için bir açıklama yapılmalıdır:

Osmanlı Devleti’ de, ilk kez İngiliz-Fransız bankerlerden, 1853-1856 Kırım Savaşı’nı finanse etmek için dış borç almış ve bu borçla batmıştır. (Burada ilginç olanı; Ruslar, Osmanlılardan bazı taleplerde bulunur, (sözde) bizi desteklemek adına İngiliz-Fransızlar yanımızda savaşa katılır, savaşı birlikte kazanırız ancak, İngilizlerin destekleri karşılığında bizlerden aldığı taviz, Rusların istediklerinin daha fazladır. Bizi bu savaş için finanse eden (yüksek faizle borçlandıran da İngiliz-Fransızlardır) Çinlere yapılanlarla ne kadar benzerlik var değil mi? Demek ki, Doğu için oynanan tek oyun; Nedenli-Nedensiz bir savaş çıkarmak – Savaşı sürdürmek için borçlandırmak ve -sömürmek- batırmak)

Kalınan yerden devamla:

“…Japonya’nın seçkinleri liberalleşmenin bir paket anlaşma olduğu gerçeğiyle yüzleşti. Silindir şapkalar veya çemberli kabarık etekler giydiler. Bazıları Latin alfabesini benimsemeyi tartıştı; diğerleri Japonların İngilizce konuşmasını istedi. İşe yarayabilecek her şeyi dikkate almaya hazırdılar.

..Çin modernlik yolunda düşe kalka ilerlerken, Japonya doludizgin koşuyordu. 1889’da Japonya varlıklı erkeklere seçme hakkı tanıyan, Batı tipi siyasi partilere izin veren ve modern devlet bakanlıkları kuran bir anayasa çıkardı.

Japonya kitlesel eğitime öncelik verdi. 1890’da Japon erkek çocuklarının üçte ikisi, kız çocuklarının da üçte biri parasız ilköğretim alırken, Çin kitleleri eğitmek İçin neredeyse hiçbir şey yapmadı. Her iki ülke de ilk demiryollarını 1876’da yaptı; ama Şanghay’ın valisi 1877’de asilerin kullanabileceği korkusuyla rayları söküp attı 1896’da Japonya’nın 3700 km demiryolu vardı; (7)

Japon kalkınması ile ilgili toplam yedi bölümde yazılanlar özetlenirse;

-Japonlar çok okuyan, çok çalışan, ülkelerini ve halkını çok seven bir toplumdur.

-Japonlar bir dış tehlike (Amerikan tehdidi) karşısında derhal iç çekişmeleri ve çıkar kavgalarını bırakmış ve İmparatorlarının etrafında kenetlenmişlerdir. Ve onu, 2. Dünya Savaşı’nda, ülkelerinin yerle bir olmalarına, barış şartlarında dayatılmasına karşın, (Japonya için birleştirici özelliği nedeniyle) bırakmamışlardır.

-Japon yöneticiler ve halkı arasında (yaşam kalitesi yönünden) fark yoktur. Köylüleri ve şehirlileri arasında da.

-Japonlar, önce bir bilgiyi ediniyor, sonra bu bilgiyi kullanıyor, ve bu bilgiden yeni bir teknoloji üretiyor, bu anlayışla da çok kazanıyorlar.

-Japonlar, yabancı kültür, yabancı danışman ve (ölümle eş derecede çaresiz kalmadan) dış borç almamışlardır.

Japonlar, ülkelerini ve halkını sevmekte, hiçbir bahane üretmeden çok çalışmakta ve yatırım için kazandıklarından önemli ölçüde tasarruf etmektedirler.

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmıştır.

(*) http://www.canmehmet.com/japon-devlet-adamlari-nasil-kalkindiklarini-anlatiyor-japonlarin-en-buyuk-sirlari-tayfalari-3.html )

Kaynaklar;

(1-2-3-4-5) “Alem-i İslam”, Cilt I. Sahife:

(6) ‘SAVAŞ GANİMETLERİ ‘ Amerikan silah ticaretinin insani bedeli, Sahife; 148 Yazarı; Amerikalı gazeteci, JOHN TIRMAN (Aram Yayıncılık: Nisan 2005)

(7) “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıpları ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları.  Yazar: lAN MORRIS

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*