İzmir’in Yunanlılara işgal ettirilmesinin arkasında, “Yeni Devlet” kurularak Osmanlıların “Reset” edilmesi, “İslam öncesine dönüş” ayarı mı var (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

reset-2-

Ulaşılan veya içerisinde bulunulan, yaşanılan durum, sizin inkâr edilemeyecek gerçeğinizdir. Mesele bunun farkında olabilmek için gelinen süreci çok iyi bilmekte ve başlangıç ile sonucu bir arada masaya yatırabilmektedir.

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:

-“Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?”

Doktor:

– Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz.  Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.

-Siz ne yapardınız?

Adam:

– Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük.

-”Hayır!”, der doktor.

Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.

“Gerçek Akıl, sadece bize sunulan –dayatılan- çözümleri seçmek değil, en uygun çözümü –doğruyu- bulabilmektir.”

Her zaman olduğu gibi konu ile ilgili farklı kaynakları okuyanın önüne getirerek bir sonuca gidilmesini, yazılanların yorumunu, okuyanın, bilgisine ve basiretine bırakıyoruz.

Kaynak 1; “Anadolu İhtilali”, Sabahattin Selek,

-İzmir’in işgali Anadolu ihtilâlinin doğmasında (Yeni devletin kurulmasında) olumlu bir etki yapmış ve İhtilâli çabuklaştırmıştır. (Sahife:229)

İdeolojik bir yönü olmayan Anadolu İhtilali, Mustafa Kemal Paşanın kafasında, politik strüktürü değiştirerek memleketi kurtaracak yeni bir rejim kurmayı hedef tuttuğundan, İzmir’in işgali ve hükümetin işgal karşısındaki tutumu, ihtilâl liderinin işine çok yaramıştır Halka, dış düşmanı göstererek devlet düzeni dışında bir organizasyon kurmak, sonra bu organizasyonu memleket haklarını korumayan hükümete karşı işletmek, Anadolu İhtilâlinin stratejisine temel teşkil eder.

İzmir’in işgali, Mustafa Kemal Paşaya bu fırsatı vermese idi, ihtilâlin en büyük dayanağı olan orduyu bile İstanbul’dan ayırmak güç olurdu…

İyi bir tesadüf, Mustafa Kemal Paşanın Anadolu’ya geçişi ile İzmir’in işgalini zaman bakımından denk getirmiştir.

Fırsatlardan faydalanmayı bilen İhtilâl lideri, ilk merhalede, memleketi yalnız dış düşmanlardan kurtaracak adam rolünde görünmüş ve ihtilâlci hüviyetini gizlemiş olmasına rağmen, İzmir’in işgalini hükûmete karşı alabildiğine İstismar etmiştir.

…1919 Türkiye’sinin şartları, böyle bir ihtilâl için fazla elverişli değildi. (sahife;230)

-İzmir’in İşgali, Türk istiklâl Harbinin gerçek cephesini ve savaşılacak asıl düşmanı tâyin etmiştir. (Sahife:230)

İngiliz, Fransız ve İtalyanların Anadolunun muhtelif yerlerinde bulundurdukları kontrol subayları ve Samsun ve Ankara gibi bazı yerlerdeki küçük İşgal müfrezeleri bu devletlerin Türkiye ile yeni bir harbe girişmiyeceğini gösteriyordu. Zaten harb sonrası, durumları icabı İngiltere’nin, İtalyanın hattâ Fransanın yeni bir harbi göze almayacakları belli olmuştu.

Bu büyük devletler, yenilmiş Osmanlı Devletine zafer programlarını politik yollarla ve hazırlıkları devam eden barış andlaşması İle kabul ettireceklerini umuyorlardı.

Fakat Yunanlıların önemli kuvvetlerle Anadoluya çıkmaları, kendilerine verilen bölgeyi ilhak için gerekirse harb etmek niyet ve kararında olduklarını açıkça ortaya koymuştu.

Türkiye her şeyden önce kendi topraklarından bu küçük devleti atmak zorunda idi. Bunu yapamadıktan sonra büyük devletlerin emellerine karşı durmak mümkün olamazdı.

Şu hâlde Türk kurtuluşunun sağlanması için girişilecek istiklâl harbinin asıl cephesi Batı Anadolu’da kurulmuş demekti. Dolayısiyle savaşılacak düşman da belli olmuştu. Türk istiklâl harbinin plânı bu gerçeğe göre hazırlanabilirdi. (Sahife:230)

Kaynak 2; “Felakete Doğru”, (Yazarı;Yunan Ordusunda dönemin Kolordu Komutanı) Prens Andrew

-“..Biz düşmanı (Türkler’i) Küçük Asya’nın nihayetsiz genişlikleri içinden Kürdistan’a ve İran sınırlarına kadar kovalayabilir miydik?

-Bizim zayıf kuvvetlerimizle öyle bir memleketi işgal etmekliğin, ne demiryolları ve ne de anayolları olmayan bu memleketi ekip içmek ve işletmek işinin ne derece mümkün olduğunu anlamak için Küçük Asya haritasına bakmak yeterlidir

-Bu yeni hududu, Bursa-Uşak hattını, 500-600 kilometre uzunluğundaki hudutları tam manasıyla düşman bir memlekette 100 bin neferlik bir kuvvet ile konmaya imkân yoktu. Er geç biz kendimizi bir çıkmaz içinde bulacaktık, hatta galip gelsek bile, düşman düzensiz teşkilatı ile, gerçekte olduğu gibi, bizi duraksamaksızın hırpalayabilirdi.

-Gerçek amaç ve hedef ne idi? Asya’nın fethi ve Türk Devleti’nin yok edilmesi.

-Bu teşebbüs, Yunanistan tarafından, kısmen seferber edilmiş zayıf askeri kuvvetleriyle, hiçbir malî desteksiz ve dışarıdan hiçbir yardımsız olarak boşa çıkarılacaktı.

-Başlangıçta, Yunan ordusunun karşısında cephe tutan bir Türk Ordusu yoktu. Yalnız bizim birliklerimizi türlü türlü yollar ve usullerle hırpalayıp yoran bazı düzensiz birlikler vardı.

-Basitçe söylemek gerekirse bizim cephemizin karşısında düşman ordusu yoktu. Yalnız bazı düzensiz çeteler vardı. Fakat ordumuz, MÜTTEFİKLER TARAFINDAN TAYİN EDİLMİŞ OLAN BELİRLİ BİR HATTIN DAHA ÖTESİNE İLERLEMEYE İZİNLİ DEĞİLDİ.

Bunun mânâsı da şudur: MÜTTEFİKLER, DÜŞMAN ORDUSUNUN TEŞKİLATLANMASINI VE TAARRUZLARINA BAŞLAMASINI BEKLEMEYE YUNAN ORDUSUNU MECBUR ETMİŞLERDİ.

Ordunun durumu da iç açıcı değildir 1916 yılı Eylülü’nde Selanik’te, Yunan subayları, Amyna ya da Savunma denilen cemiyet kurdular Amaçları Yunanistan’ı “Büyük Harp”e sokmaktı. 1917 Haziranı’nda Kral Konstantin’i tahttan indirdiler, kendilerine itaat etmeyen 2.000 subayı ordudan kovdular. Güvendikleri küçük rütbeli subayları büyük makamlara geçirdiler..”

Burada meraklıları için bir not düşmemiz gerekmektedir.

-Olayların içerisindeki Yunanlı Kolordu Komutanı ne demektedir?

“…Ordunun durumu da iç açıcı değildir. 1916 yılı Eylülü’nde Selanik’te, Yunan subayları, Amyna ya da Savunma denilen cemiyet kurdular Amaçları Yunanistan’ı “Büyük Harp”e sokmaktı. 1917 Haziranı’nda Kral Konstantin’i tahttan indirdiler, kendilerine itaat etmeyen 2.000 subayı ordudan kovdular. Güvendikleri küçük rütbeli subayları büyük makamlara geçirdiler..”

Bu ifadeler,  “Şark Meselesi”ni anlayabilmek; Büyük Devletlerin çizdikleri büyük resmi –benzerlikleri- görebilmek için, Osmanlı İmparatorluğu’nun o döneminde yaşananlar ve İttihat-Terakki’nin uygulamaları ile eşleştirilebilir. Daha ileri boyutta araştırma yapacaklar, ilgili dönemde, İran ve Rusya’da yaşananlara da bakmalıdır. Bu ülkelerde nerede ise aynı dönemlerde –belki de birilerinin tetiklemeleri ile- aynı olaylar yaşanmaktadır.

Kaynak 3; Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz yazoğlu, Sahife; 657

-“22 Şubat 1922’de (Yunanlı) Gounaris, Curzon’a yazdığı mektupta ümitsizliğe düştüğünü bildiren bir mektup yazar. Levazım azalmıştır, para ister, Yunanların kaynakları tükenmektedir. Türkler, yalnız Rusya’dan değil, Müttefik (İşgalci olan) devletlerden de yardım alırken, Yunanlar, azalan levazım ve kaynaklarını karşılamak için para isterler. Yunanistan’ın güçlenmeye, taze savaş malzemesine ve malî desteğe acil ihtiyacı var. İngiltere, gerekli olan yardımı yapmaz, Curzon 6 Mart’ta verdiği cevapta, savaşın diplomasi yoluyla çözülmesinden yana olduğunu bildirir. (Yazarın kaynağı; H.Howard, age, S.265)

Bu noktada da bir açıklama yapmak gerekmektedir.

-Yunanlılara İzmir işgalinin başında her türlü yardımı yaparak savaşa sokan İngilizler, (maksatlarına ulaşmış olmalılar ki) Yunanlılara şimdi; “Buraya kadar, artık savaş yok! Başınızın çaresine bakınız!” Demektedir.

Kaynak 4; “Anadolu İhtilali”, Sabahattin Selek,

Padişah, nihayet Damat Ferit Paşa ile hükümet edilemeyeceğini anlamaya başlamıştı. İhtilâlcilerle (Mustafa Kemal Paşa kastedilmektedir) anlaşmaktan başka çıkar yol olmadığını da idrak etmişti. Mustafa Kemal ve Ali Fuat Paşaların eskidenberi arkadaşları olan Abdülkerim Paşa vasıtasıyla bir anlaşma yolu bulmayı denemek istediler. Abdülkerim Paşa, Sadrâzam ile de görüşerek teşebbüse geçti. Anadolu harekâtını idare edenlerle bir yerde buluşup konuşmak için Ali Fuat Paşaya teklifte bulundu.

…8.5 saat süren bu konuşmada Padişahın etrafında birleşmekten, Hükümet ile milletin anlaşmasını teklif etmekten başka bir şey söylemedi ve bir formül teklif etmedi. Tarafların mutabık oldukları tek nokta Padişahın kişiliği ve otoritesi idi.

Mustafa Kemal Paşa bu hususta şöyle diyordu;

-“Muhterem büyük padişahımız efendimiz hazretlerinin beyannamei humayunlarındaki irşatların, hükümet ve milletimiz için yegâne ulaşılacak gaye olduğunda tamamen müşterekiz. Necip milletimizin ve cümlemizin zâtı akdesi hilâfetpenahıye olan hürmet ve sadakat bağlarımızın sarsılmaz bulunduğuna asla kimsenin şüphe ve tereddüt etmeğe hakkı yoktur. Hakan-ı celilüşşanımızın her türlü arzu ve iradelerine başeğmek bizim için büyük bir nimettir… Bugün ve ilelebet bu noktayı necata sadakatim katidir. Bilcümle mesai arkadaşlarımızın kafi hissiyat ve inançları aynıdır.  Alelûmum ve büyük ve alicenap vefakâr milletimizin dahi bundan başka türlü mütehassis olmasına imkân mutasavver değildir. Halife-î akdes ve padişahı celilüşşanımız hakkındaki sadakat ve ubudiyet ve sonsuz hürmetlerimizin her ne olursa olsun daima mahfuz bulundurulacağını bütün mukaddesatımız üzerine yemin İle bir kere daha teyit eyleriz.”(Anadolu ihtilali, s.299)

İhtilâlcilerin başı ve sözcüsü (Mustafa Kemal Paşa) bu suretle Padişaha teminat verdikten sonra Ferit Paşa Hükümeti ile anlaşmayı reddetmiş ve Ferit Paşanın derhal istifa etmesini istemiştir. Ferit Paşaya karşı da bir teminat verilmesini lüzumlu gören Mustafa Kemal Paşa, Abdülkerim Paşaya şöyle diyordu:

-“Eğer kendi şerefi şahsîler’i ve hayatları hakkında bir güna tereddütleri varsa bugün için bu gibi şeylerle iştigal tenezzülünden pek yüksek olan milletimiz namına kendilerine istedikleri tarzda söz ve teminat vermeyi dahi milletimizin menfaati mukteziyatından addederiz.”

Mustafa Kemal Paşa, Abdülkerim Paşaya yazdığı uzun telgraflarda Damat Ferit Paşa Hükümetinin bütün hıyanetlerini birer birer saymış ve arada tehdit etmeyi de unutmamıştır. İhtilâlin, iktidarı yıldırmak için söylediği sözler şu şekilde kaleme alınmıştı:

-“Harekâtı milliye vüs’atı kamile ile İstanbul’a ilerlemektedir. Bittabi, Ferit Paşa ve rüfekası buna tamamen vakıftır.”

-“İzmit, Bolu, Zonguldak ve Şile’deki Kuvayi Milliyenin hareketi için emre intizar eyledikleri bildirilmektedir.”

-“Bilcümle ecnebi devletleri kemali hüsnüniyetle millete ve bizlerle şahsen temas ve münasebete girdiler.”

«..İngilizler bilhassa devlet ve milletimizin umuru dahiliyesine ve meşru maksat takip ettiği tahakkuk eden harekâtı milliyemize kafiyen müdahale etmiyeceklerine dair söz verdiler. Milleti, mukadderatını murakabede kabine ile karşı karşıya serbest bıraktılar.”(S:300)

Abdülkerim Paşa, bu telgraf konuşmasının notlarını aynen Padişaha ve Sadrâzama gösterdi. Anadolu 15 günden beri İstanbul ile bütün İlişiğini kesmiş bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın tehditlerinin bir kısmı lâftan İbaret değildi. İstanbul, bütün bu tehditlere, 15 günden beri gördüğü olaylarla iyice inanmıştı. Hükümete bağlı olan mutasarrıfların, valilerin ve kumandanların Anadolu’ya sokulmadığı, girenlerin ihtilâlciler tarafından kaçmaya mecbur veya tevkif edildikleri unutulacak kadar geride kalmış olaylar değildi…”

Yukarıda yazılanlar özetle;

Sabahattin Selek;

-İzmir’in işgali Anadolu ihtilâlinin doğmasında (Yeni devletin kurulmasına-Canmehmet) olumlu bir etki yapmış ve İhtilâli çabuklaştırmıştır.

-İyi bir tesadüf, Mustafa Kemal Paşanın Anadolu’ya geçişi ile İzmir’in işgalini zaman bakımından denk getirmiştir.

-Fırsatlardan faydalanmayı bilen İhtilâl lideri, ilk merhalede, memleketi yalnız dış düşmanlardan kurtaracak adam rolünde görünmüş ve ihtilâlci hüviyetini gizlemiş olmasına rağmen, İzmir’in işgalini hükûmete karşı alabildiğine istismar etmiştir.

-Durum böyle olmasa idi, hükümetin âsi ilân ettiği, ordu ile ilişiği kesilmiş bir Tuğgeneralin arkasından gidecek pek az babayiğit çıkardı.

-Yunanlı komutan;

-..Bizim zayıf kuvvetlerimizle öyle bir memleketi işgal etmekliğin, ne demiryolları ve ne de anayolları olmayan bu memleketi ekip içmek ve işletmek işinin ne derece mümkün olduğunu anlamak için Küçük Asya haritasına bakmak yeterlidir..

-Basitçe söylemek gerekirse bizim cephemizin karşısında düşman ordusu yoktu. Yalnız bazı düzensiz çeteler vardı. Fakat ordumuz, MÜTTEFİKLER TARAFINDAN TAYİN EDİLMİŞ OLAN BELİRLİ BİR HATTIN DAHA ÖTESİNE İLERLEMEYE İZİNLİ DEĞİLDİ.

-Bunun manası da şudur: MÜTTEFİKLER, DÜŞMAN ORDUSUNUN TEŞKİLATLANMASINI VE TAARRUZLARINA BAŞLAMASINI BEKLEMEYE YUNAN ORDUSUNU MECBUR ETMİŞLERDİ..”

-İngiltere/Lord Gürzon;

-…Curzon 6 Mart’ta verdiği cevapta, savaşın diplomasi yoluyla çözülmesinden yana olduğunu bildirir.

– Sabahattin Selek;

-Mustafa Kemal Paşa; “..Necip milletimizin ve cümlemizin zâtı akdesi hilâfetpenahıye olan hürmet ve sadakat bağlarımızın sarsılmaz bulunduğuna asla kimsenin şüphe ve tereddüt etmeğe hakkı yoktur. Hakan-ı celilüşşanımızın her türlü arzu ve iradelerine başeğmek bizim için büyük bir nimettir..”

…Bugün ve ilelebet bu noktayı necata sadakatim katidir. Bilcümle mesai arkadaşlarımızın kafi hissiyat ve inançları aynıdır.  

Ve…

-“..İngilizler bilhassa devlet ve milletimizin umuru dahiliyesine ve meşru maksat takip ettiği tahakkuk eden harekâtı milliyemize kafiyen müdahale etmiyeceklerine dair söz verdiler.”

Özetle;

Yukarıdaki ifadelerden anlaşılan; İngilizlerin Ankara’da kurulacak yeni bir devlet için “onay” verdikleridir.

 

Devam edecek…

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*