İsrail’in kuruluşu ile Müslüman ve Museviler kaybetmiş, Hıristiyanlar kazanmıştır.(son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Hıristiyan Batının İsrail Devletini kurmasının altındaki nedenlerin başında; İngiltere ve Fransa arasındaki paylaşılamayan sömürgeler, Sanayi Devrimini sürdürmek için gerekli hammadde ihtiyacı, Yahudilerin Avrupa dışına sürülmesi ve ABD’nin büyüme hesapları gelmektedir.

Yaygın olarak İsrail devletinin temellerini, gazeteci ve Politik Siyonizm’in kurucusu Teodor Herzl’in (1860-1908) attığı ifade edilir. Resmi olarak anlatılanlar özetle ;

“Fransa’da ortaya çıkan Dreyfus Olayı hem onun yaşamına hem de siyonizm fikrinin seyrine yön verir ve Yahudilerin tüm dünyada ezildiği ve acı çektiği düşüncesinden hareketle “Yahudi Devleti” (Judenstaat) adlı kitabını yayınlar…(1896).

1897 yılında Dünya Siyonist Teşkilatı’nın kurulması ve kurulduğu İsviçre’nin Basel kentinde teşkilatın ilk kongresinin yapılmasını sağlanır…

Kongrede “Ben bugün burada Yahudi Devleti’ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir.” demiştir.

Teşkilatın amacına uygun olarak kutsal Siyon tepesinin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi Devleti’ni kurmak amacı ile önce İngilizlerle bağlantıya geçmiş, ancak Filistin topraklarının Osmanlı egemenliği altında olması çözümün adresi olarak dönemin padişahı II. Abdülhamid’i göstermiştir.

Öncelikle Osmanlı ile iyi ilişkileri olması hasebiyle Alman İmparatoru II. Wilhelm ile ilişkiye geçmiş ancak umduğunu bulamamıştır.

17 Mayıs 1901 tarihinde Abdülhamid ile görüşmeyi başarmıştır. Görüşmede Herzl, padişaha “Yahudilerin vadedilmiş topraklarda “yurt” kurmasına izin verildiği taktirde Avrupa’daki Yahudi bankerlerin Osmanlı’nın tüm dış borçlarını ödeyeceğini” bildirir.

Bu taahhüdü Abdülhamid “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır.” cevabı ile reddetmiştir.

Aslında teklif oldukça caziptir, Osmanlı Devleti moratoryum –borç erteleme- ilan etmiştir, mali açıdan çok zor durumdadır, Abdülhamid bu durumu şu sözleri ile açıklamıştır:

-“Kudüs taraflarından toprak satın alarak her taraftan Yahudileri oraya iskan istediler. Adeta orada bir memleket tahsis etmek isterler. Teklifleri de devletin Düyun-u Umumiyesini kamilen deruhte etmek idi. Güzel bir şey. Zira Düyun-u Umumiye birgün gelip de borçlarımızı ödemez isek, devletin maliyesini murakabeye almak gibi bir tehlike mevcuttur.”

Herzl, II. Abdülhamid ile ikinci görüşmesini 4 Temmuz 1902 tarihinde yapar ancak istekleri yeniden reddedilir. Herzl vadedilmiş topraklar uğruna yaptığı savaşı sürdürürken Osmanlı Sultanı tarafından kullanıldığını acı bir şekilde anlayacaktır.

Zira o dönemde Fransız finansörlerinden Osmanlı dış borçlarının kapatılmasında kullanılacak miktarın arttırılması için piyon olarak kullanılmıştır. Bu olayın üstüne Osmanlı planını rafa kaldırırken ağzından şu sözler dökülecektir.

“Türkler gün gelecek, dilenci durumuna düşecek ve dizlerime kapanıp yalvaracaklar.” Bunun üzerine İngiltere ile yeniden ilişki kurarak sorunun çözüleceği fikrinden hareketle İngiliz Sömürgeler Bakanı Chamberlein ile görüşür.

Bu görüşmeden de istediği sonucu alamayan Herzl kısa bir süre sonra Londra’ya davet edilir. Bu görüşmede “Yahudi yurdu” olarak kendisine Uganda teklif edilir, ancak Teşkilat kongrede bunu reddeder.

Filistin topraklarının “vadedilmiş topraklar” olması Herzl’in gözünü buraya dikmesinin nedenidir.”

-Peki, bu resmi anlatımın dışında kalan gerçekler nelerdir?

İsrail’in Devletinin kurulmasında dönemin iki büyük devletinin aralarındaki ekonomik rekabet vardır.

Bunlar Hindistan’ı sömüren İngiltere ile İngiltere’nin Hindistan’dan kovaladığı Fransa’dır.

Kısa bir dönem sonunda da aralarına emperyalist (yayılmacı) düşüncelerle, büyük güç olmak isteyen ABD katılacaktır.

Hikayemiz, Fransa’nın Hindistan’daki kayıplarını telafi için 1798’de Mısır’ı işgali ile başlar. Fransız ordusunun başındaki Napolyon, gerek donanmalarının Mısır’ı işgal sırasında İngilizlerce yakılması, gerek Osmanlılara Akka’da yenilmesi nedeniyle zor durumda kalınca,

Bölge ve Avrupa’daki Yahudilerden gazetelere ilan vererek yardım ister. (1799) Fransızlar, Yahudilere yapacakları yardımlara karşılık, Filistin’de bir yurt kuracaklardır.

Gerçeğinde yurt kuracakları bölge, Osmanlı topraklarıdır.

-Fransızların Yahudiler üzerine hesabı olur da, Siyaset ustası ve amansız düşmanları İngilizler bir kenarda beklerler mi?

“1840 yılında Britanya İmparatorluğu Kudüs’te bir elçilik kurduğunda İngiliz Lord Palmerston,

“Britanya İmparatorluğunun yüksek çıkarlarını korumak üzere” burada bir Avrupalı Yahudi yerleşim kolonisi kurma fikrini ortaya attı.

Filistin de kurulacak Müslüman olmayan bir devlet İngiliz emperyalizminin Ortadoğu’da ileri karakolu olacak hem de Avrupa’daki Yahudi nüfus azaltılmış olacaktı..

Zaten Tevrat’a göre Nil nehri ile Fırat nehri arasındaki topraklar tanrının (yahova) İsrail oğullarına vadettiği topraklardı…

(Bu anlayış bir süre sonra İngiliz siyasetçisi-başbakan ve amansız İslam-Türk düşmanı Evanjelik Gladstone tarafından adım adım hayata geçirilecektir. İlk planda Balkan halkları ayaklandırılmış, balkanlar Osmanlıdan koparıldıktan sonra sıra Ortadoğu’ya –Filistin’e- gelmiştir.)

Bu arada Avrupa ve Amerika basınında kampanyalar düzenlendi: “Vatansız halka, halksız vatan”. Yahudiler vatansızdılar ve Filistin halksız bir vatandı..

Filistin Siyonistlere verilmeliydi. Hâlbuki Osmanlı Devletinin elindeki bu topraklarda Araplar ve Türkler yaşamaktaydı.

Neticede İngilizlerin önderliğinde ve Filistin’de Yahudilerin oturduğu ilk yerleşim yeri 1860 ta kurulur.

(Kurulur ancak, bu topraklara çok sayıda Yahudi gerekecektir. Devlet kurulacak topraklarda yaşayacak Yahudi bulmak adına; Dünya genelinde 2. Dünya savaşındaki Nazi Kıyımları da dahil bir oyunlar zinciri başlayacaktır.)

Filistin’e Yahudi göçü Rus çarı II. Aleksandr’ın öldürülmesi ile hızlanır, Çünkü Ruslar çarlarının öldürülmesinden Yahudileri sorumlu tutmaktadırlar…

(Hıristiyanlarda İsa’nın ölümünden!)

Rusya’da o tarihlerde 3 milyon Yahudi vardır. Çara suikast sonrası başlayan göçün ilk duraklarından biri İstanbul olur. Abdülhamit Anadolu ve Filistin’e yerleşme isteklerini kabul etmez ve yardım ederek göçü Amerika’ya yönlendirir…

1890 da Rusya ve diğer bölgelerden gelenlerle beraber Yahudi nüfus 42.000’e ulaşmıştır. Zor şartlar altında hayatlarını devam ettirmeye alışmış Rus Yahudileri Filistin’deki şartlara kolay uyum sağlar ve Yahudi yerleşimlerinin sürekliliğini sağlayan militan ana gövdeyi oluştururlar.

1882de ikinci yerleşim bölgelerini de kuran Yahudiler, 30.000 dönüm toprak satın alırlar.

O yıl, Osmanlı Devleti hacılar hariç tüm Yahudilerin Filistin’e girişini yasaklar. Fakat bu önlem Yahudi göçünü durdurmak için yeterli değildir. Kendilerini hacı gibi gösterip giriş yaptıktan sonra kolonileştirme faaliyetlerine devam eder ve geri dönüş yapmazlar.

1884 yılına gelindiğinde Dâhiliye Nazırı yeni bir yasa çıkarır…

Yasaya göre, hacılar da dâhil olmak üzere vizelerini yetkili Osmanlı şubelerine onaylatmayan Yahudiler, Filistin’e kabul edilmeyecektir. Fakat bu önlem de soruna tam bir çare olmaz…

Bütün bu yasak ve tedbirleri Yahudiler azimle delerler. Kudüs mutasarrıflarını, kaymakamları, tapu müdürlerini satın alırlar…

Görünüşte Siyonist hareket, gerçeğinde İngiltere, Filistin’de Yahudi sayısını ve toprağını artırmakta ve onları orada güçlendirmektedir.

Bu altyapı üzerine Siyonistler bölgede bir Yahudi devleti kurma planlarında; Osmanlı İmparatorluğu, Britanya, İmparatorluk Almanyası gibi tüm egemen güçlerle ilişki kurar ve destek aramaya başlarlar ve meselelerini daha güçlü bir şekilde dünya kamuoyuna açarlar…

Teodor Herzl 1896 yılında Osmanlı İstihbaratının Avrupa’daki ajanlarından Newlinski ile İstanbul’a gelerek II. Abdülhamit’le görüşür ve görüşmede yirmi milyon altın karşılığında Filistin’e Yahudi göçünün serbest bırakılmasını talep eder…

Abdülhamit şiddetle Teodor Herzl’in teklifini reddeder ve Newlinskiy’e Herzl’e iletmesi için şu cevabı verir:

-‘Eğer Bay Herzl senin benim arkadaşım olduğu gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın.

Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz.

Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarında kalmışlardır.

Türk imparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir.

Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım, Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar, Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilirler.

Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.”

* * *

-Yaygın ifadesi ile kimi gerçekler gizlenerek Batı Avrupa’nın, “Aydınlanma Çağı” ile birlikte hızla kalkındığı, zenginleştiği ileri sürülür. Bu görüş çok doğru değildir.

İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa’da yapılan sanayi devriminin arkasında Latin ülkelerinin acımasızca sömürülmesi, altın ve gümüşlerin Avrupa’ya taşınması vardır.

Bu sömürülerden elde edilenler sanayi devrimine sermaye olmuştur.

* * *

-19’uncu asrın sonlarına doğru ABD dünyada yeni bir süper güç olma yolunda hızla adımlar atarak Avrupa’yı sıkıştırmaktadır. Bunlarla beraber elbette büyümek için ABD’ye sömürülecek yeni ülkeler ve kaynaklar gerekmektedir.

Ve bu anlayış için en uygun topraklar, “Hasta Adam!”, Osmanlı İmparatorluğu’nun elindedir.

Artık Amerika’da bölgeyi parçalamak ve çıkan huzursuz ortamlardan kazanç sağlamak adına “büyük oyun!” oyuna girmiş ve İsrail’in kurulması sürecine dahil olmuştur.

* * *

-Konu bir blog anlayışı ile yazılamayacak kadar geniştir. Burada noktalıyoruz.

Umarız, meraklısına araştırması için bir kapı açmışızdır.

İsrail’in bu bölgede kurulmasının sonuçlarından kimlerin yararlandığını ve kuruluş amacının daha iyi kavranabilmesi için bugün bölgeye yapılan silah satışları ile ilgili bir istatistik vererek, yorumu okuyana bırakıyoruz.

SIPRI’nin küresel silah transferi raporu

Ortadoğu silahlanıyor

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), Orta Doğu’ya ihraç edilen silah miktarının son 4 yılda hızla arttığını, ayrıca ABD’nin dünyanın en büyük silah ihracatçısı olmaya devam ettiğini açıkladı.

SIPRI’nin silah piyasası ve silahlanma ile ilgili raporuna göre, Ortadoğu, silah alımıyla dünyada başı çekmekte.

Silah satan ülkelerin başında ise her zaman olduğu ABD yer alıyor.

ABD’yi Rusya, Almanya, Fransa ve İngiltere takip etmektedir.

2008 yılında dünyanın en büyük 100 silah şirketinin satışlarını 39 milyar dolar artışla 385 milyar dolara çıkardığı bilinmektedir.

Sonsöz…

İsrail devletini dün kuranlar, bugün bölgeye en fazla silah satan ülkelerdir.

Açık ifadesi ile,

Ölenler, Müslümanlar ve Museviler…

Kazananlar, Hıristiyan batılılardır…

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*