İsrail ve Kürdistan / PKK dosyası; “İsrail en az masraflı paralı asker” Peki, PKK (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
"Paralı asker" geleneği çok eskilere dayanmaktadır. Selçuklular döneminde Türkler'de Bizanslılara hizmet vermiştir.

“Paralı asker” geleneği çok eskilere dayanmaktadır. Selçuklular döneminde Türkler’de Bizanslılara “Paralı Asker” olarak hizmet vermiştir.

 

Çok merak edilen bir konu: İsrail mi ABD’nin çıkarlarına hizmet etmektedir,  ABD mi İsrail’in? Cevabı, NATO eski Genel Sekreteri Joseph Luns vermektedir. “İsrail, modern çağımızın en az masraflı paralı askeri olmuştur” (1)

İsrail ve Kürdistan/PKK konusuna başlamadan önce,  Ünlü Amerikalı tarihçi Marshall Hodgson’ın Dünya ve Avrupa Tarihi ile ilgili bir tespiti, iddiası ile Fransız Düşünür Roger Garaudy’nin  görüşlerini aktarmamız gerekmektedir.

-Amerikalı Tarihçi Hodgson’a göre,  Dünya ve Avrupa tarihi doğru yazılmamıştır.

Hodgson, Batı medeniyeti kavramının, Batı Avrupa’nın insanlığın kalanına kültürel ve ahlaki bakımdan üstünlüğü hissine dayandırıldığına dikkat çeker.

Ancak, o bu görüşte değildir. Ona göre, İslâm medeniyeti Batı medeniyetine yakın bir medeniyettir ve hatta kardeşidir. Zira dini ve düşünce yönüyle aynı köklere dayanmaktadırlar. Aynı zamanda birçok benzerlikleri de mevcuttur.

Bu bakımdan İslam medeniyeti dünya tarihi içinde ele alındığında Avrupa tarihi de yeniden ele alınıp incelenmesi gerekecektir. Böylece Avrupa tarihi de dünya tarihi içinde ele alındığından olağandışılığı zamanla ortadan kalkacak, gerçek boyutlarına daha yakın bir şekilde anlaşılabilecektir.

Hodgson, “Tarihte Toplumların Karşılıklı İlişkileri” başlığı altında dile getirdiği görüşlerinde, dünya tarihini Avrupa merkezli tarih ve medeniyet tasavvurundan farklı bir şekilde yorumlamıştır. Ona göre, büyük oranda medeniyetlerin menşei Asya’da olması sebebiyle, medeniyet tarihi incelemelerinde bu nokta daha ziyade nazar-ı itibara alınmalıdır.

Zira, Afro-Avrasya’da tarıma dayalı bir ekonominin üzerinde gelişen şehirleşmiş toplumların birbirleriyle ilişkilerini ortaya çıkaran bağın daha ziyade Asya’dan çıktığını düşünmektedir.

Batı Avrupa, diğer büyük Afro-Asya medeniyetlerinin kültürel seviyesine ancak XVI. yüzyılda ulaşabilmiştir.

Bundan dolayı, “tarihte bölgeler arası yarımküre ölçeğinde bir yaklaşım Batıyı tarihin merkezine yerleştiren yaklaşımlardan daha üstündür.” (2).

..

-Roger Garaudy’ye göre ise,  İsrail’in, “Vadedilmiş Topraklar!” iddiası da doğru değildir.

“Efsanelerle örülü bir politikanın ortaya çıkışı ve tesiri…

Garaudy, İsrail Politikasının Kurucu Efsaneleri kitabında ‘Israil’in Allah’ı yerine, İsrail devletini” koyan politik Siyonizm’in sapmasına işaret etmişti.

Bu görüşünü İsrail Mitler ve Terör adlı kitabında da sık sık dile getirmektedir.

Bunun yanında, Amerika açısından İsrail, Ortadoğu petrollerine sahip çıkma gayesine hizmet eden en önemli istinat noktasıdır. Ve “kendisinin olmayan bir ülkeyi Siyonistlere teslim ederken” en önemli amaçları petrolü elde tutmaktı. NATO eski Genel Sekreteri Joseph Luns: “İsrail, modern çağımızın en az masraflı paralı askeri olmuştur” sözleriyle menfaat birliğini göstermek istemiştir.  (3)

…Bazı hadiseler gözönünde bulundurularak- yorumlanacak olursa; sadece masum Arap halkları değil, masum Yahudi halkının da Siyonist ve Batı’nın menfaatleri uğrunda kullanıldığı söylenebilir.

Amerika, Birleşmiş Milletlerdin 1972’den 1996’ya kadar Israil için aldığı mahkûmiyet kararlarını -30’dan fazla- veto etmiştir.Bu şartsız destek sayesinde milletlerarası hukuk kuralları bir     ‘kağıt parçası” hükmüne geçmiştir.

Diğer bir husus; İsrail, işgal ettiği topraklardaki kıyım faaliyetlerine dinen meşruiyet bularak halkını yönlendirdiği anlaşılmaktadır. Yazar, burada birçok tarihî (efsanevî) olayın yeniden veya yeni bir anlayışla arzı endam ettiğine dikkat çeker. Fethedilmiş topraklar anlamına gelen hususlar, “vaat edilmiş topraklar” anlayışına inkılap ediyor.

Garaudy, “Mısır’dan Çıkış”ın da çarpık bir şekilde yorumlandığını ifade eder. Halkların zulümden kurtuluşunun sembolü olan bu kıssa, bütün ümmetlere ışık tutan bir anlam bütünlüğüne sahip olmasına rağmen, seçkin bir halkın kısmi ve tarafgir bir Tanrı’sının bahşettiği bir imtiyaz olarak sunulmaktadır.

Îsrail devleti için meydana getirilen modern mitolojiye göre. Hitler’in barbarlığının sonucunda, Filistin’in, Yahudilerin yegane sığınağı durumuna geldiği sanılmaktadır. Halbuki, Hitler’e ittifak teklif etmiş olan ve İngilizler tarafından düşmanla işbirliği gerekçesiyle tutuklanan İzak Şamir’in görüşleri farklı doğrultudadır:

-“Genel kanaatin aksine, İsrail’e göç edenlerin ekserisi Hitler’ in katliamından arta kalanlar değillerdi, fakat bazı Arap ülkelerinin, bölgenin yerlileri durumundaki Yahudileri idi.

Bütün bunlar gösteriyor ki, İsrail’in ve onun müttefiki durumundaki ülkelerin politikalarına uygun olarak bazı hususları abartmak gerekiyordu.   

Garaudy, somut örnekler veriyor: 1994 yılına kadar Auschlüitz kurbanları adına dikilmiş anıtın levhasındaki “dört milyonkurban” ifadesi değiştirilip “yaklaşık bir buçuk milyon” yazılıyor. Halbuki daha önce altı milyon Musevi’nin soykırıma tabi tutulduğuna işaret edilerek tarihin en büyük –ilk- katliamının bu olduğu iddia edilmiş; ancak, bütün düzeltmelere rağmen bu, bir sihirli rakam gibi zikredilmişti.

Tam da bu noktada yazar, 60 milyon Amerikalı yerli, 100 milyon zencinin öldürülmesine sebep olanları hatırlatıyor. Hiroşima ve Nagazaki’yle (ki, teslim olmak için temasa geçen İmparator Hirohito’nun bu teşebbüsü görmezden gelinerek sırf güç gösterisi amacıyla, acımasızca sivil halka karşı atom bombası kullanılıyor) beraber 50 milyon insanın II. Dünya Savaşı’nda öldürüldüğüne dikkat çekiliyor. Fakat, “sanki Hitler sadece Yahudi kıyımı yapmıştı da bütün insanlığa karşı suç işlemişti” gibi bir hava yayılıyor.

Ancak, altı milyon Yahudi’ye katliam uygulandığının ortaya atılması müttefiklerin yaptıkları katliamların üzerine sünger çekilmesi için önemli bir fırsat veriyordu.

Aslında diğer Batılı ülkelerin farklı ırklara yapmış olduğu muameleleri Hitler beyaz ırka mensup, sermaye ve         sosyo-kültürel yönden gelişmiş bir topluma (üstün bir ırka -!-) uygulamıştır. Bu bakımdan İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’ya karşı müttefik olarak savaşan ülkelerin yöneticilerininHitler’den eksikleri yoktu. Hitler’in talihsizliği (!) savaşı kaybetmiş olmasıydı.(4)

Gerçekleri tahrif etmekle ilgili bir de (2. Dünya savaşı-Hitler dönemine ait) “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” (*) olayı vardır.

“Soğuk Savaş döneminde okullarımızda tavsiye edilen “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”nin orijinal olmadığını öğrenmek neden önemli? Şundan: Adam Smith’inkini aratmayacak bir “görünmez el” onu icat ve imal etmiş ve Yahudilerin çektiklerini ömür billah hafızalardan çıkmayacak bir şekilde işlemiştir.

Tarihçi Robert Faurisson’un günlüğün sahte olduğunu 1982’de ilmî bir dergide yazdığına, Roger Garaudy’nin ise “İsrail: Mitler ve Terör” adlı kitabında özetlediğine göre hatıra defterinin bir kısmının tükenmez kalemle yazıldığı ortaya çıkmış. Oysa tükenmez kalemin piyasaya çıkışı savaştan 6 yıl sonradır. Anlaşılan daha etkileyici olabilmesi ve bestseller olup okunabilmesi için yeniden yazılmış ve parçalar eklenmişti. Tek kelimeyle sahteydi.

Ne var ki bu, 2. Dünya Savaşı sonrasında sık rastlanan tarih tahrifatının yegâne misali değil. Aslında İsrail devletinin kuruluş yıllarından itibaren tarih çarpıtılmış, yeniden yazılmış ve devletin ideolojisine uygun hale getirilmişti.”(5)

Artık konuya girebiliriz.

PKK’da, Suriye olayında açığa çıktığı gibi, İsrail misali! Batı’nın çıkarlarına paralı askerlik yaparak mı hizmet etmektedir?

 

www.canmehmet.com

Resim: http://www.ulusalkanal.com.tr

(*) Anne Frank’ın Hatıra Defteri: Anne Frank 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 arasında günlük tutmuştur. Mektupları, radyoda sürgün olan Kültür ve Bilim Bakanı Bolkestein’in konuşmasını dinleyene kadar sadece kendine yazdı. Bolkestein, savaştan sonra Hollanda halkının Almanlardan gördüğü zulme şahitlik eden tüm belgelerin toplanıp yayınlanması gerektiğini söylüyordu. Örnek olarak da günlükleri veriyordu. Bu sözler Anne Frank’ı çok etkiledi ve savaştan sonra bir kitap çıkarmaya karar verdi. Günlükleri bu kitap için temel olacaktı. Anne Frank Bergen Belsen kampında 1945 yılının Mart ayında 15 yaşında öldü. Aileden hayatta kalan tek kişi olan Otto Frank onun günlüğünü yayınladı. Anne Frank’ın Hatıra Defteri o zamandan beri dünyada en çok okunan kitaplardan biri oldu. Otuzun üzerinde dile çevrildi ve 16 milyon adet satıldı. Ülkemizde de yayınlandığı ilk yıldan beri aynı ilgiyle okunan, okullarda öğretmenlerin referans kitap olarak tercih ettiği vazgeçilmez kitaplardan biri olan ANNE FRANK’IN HATIRA DEFTERİ’ni gözden geçirilmiş baskısı ve orijinal dilinden yeni çevirisiyle bir kez daha okuyucularla buluşturmaktan onur duyuyoruz. (Tanıtım Bülteninden) http://www.idefix.com/kitap/anne-frankin-hatira-defteri-anne-frank/tanim.asp?sid=GCPREUU5SF2FIN4RO0G1

Kaynaklar;

(1) Medeniyetlerin ruhu, Nazmi Eroğlu

(2)http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=122

(3) Medeniyetlerin ruhu, Sahife:131

(4) A.g.e.

(5) http://www.haksozhaber.net/yahudi-halki-nasil-icat-edildi-50741h.htm   Haberin kaynağı; ZAMAN Gazetesi)

 

 

974 Toplam Ziyaretçimiz 2 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*