İsrail, Fransız, İngiliz ve ABD tarafından laboratuvarda üretilmiştir. (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İlk yazıda Yahudilerin, 1290’da İngiltere, 1396’da Fransa, 1421’de Avusturya, 16’ıncı asırda İspanya, 20’inci asırda Rusya ve Almanya’dan kovulduklarını ve Yahudi karşıtlığının altında; “İsa’nın öldürülmesinden tamamıyla Yahudilerin sorumlu olduğu” anlayışının yattığı açıklanmıştı. Donanması İngilizlerce yakılan Napolyon, Akka’da ilk raundu da kaybedince civardaki emir ve beylere, Hıristiyan ve Yahudi ileri gelenlerine mektuplar yazarak yardımlarını istemiş, 1799’da Moituer Üniversel gazetesine verdiği bir ilanda da bütün Avrupa, Asya ve Afrika Yahudilerini Fransız ordusuna gönüllü asker olarak katılmaya çağırarak, karşılığında Filistin’de bir Yahudi devleti kuracağını vadetmişti.

Fransızlar, Yahudilere yardımları karşılığında böyle bir vaatte bulunur da ezeli düşmanları İngilizler boş durur mu?

“Otu çek köküne bak!”

Bir ağacın meyvasının köklerle olan ilgisi, bir siyasi sonucun, süreçte beslendiği çeşitli çıkar olaylarıyla birbirine çok benzemektedir.

Bu anlayışla, bugün birkaç asırlık geçmişi olan bir siyasi meyvanın oluşumunu kavrayabilmek sanıldığı gibi kısa bir özetle, sadece ağacın gövdesini tanımlamakla pek olası değildir.

Bu nedenle konu, daha iyi anlaşılabilmesi için zaman zaman detaylandırılacaktır.

İngilizlerin, İsrail Devletinin ve hatta bizim Cumhuriyet’in kurulmasında büyük gayretlerinin olduğu meraklılarınca çok iyi bilinmektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın 1919’da Samsun’a gerçekte ne amaçla gittiği hem Osmanlı, hem de vizeyi veren İngiliz (sarayının) işgal yönetiminin bilgisi içindedir. Vizeyi veren İngiliz İstihbarat subayı Bennett, anılarında, “Samsun’a gidecek askeri heyetin Osmanlı genelkurmayın en seçme komutanları olduğunu görünce panikle üstlerine bilgi verdiğini, “Bırakınız gitsinler” emri karşısında bıraktığını” yazmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın bilinenlerin aksine, Anadolu’ya ordunun beyin takımı ve çok önemli yetkilerle gittiği taraflarca en başından bilinmektedir.

Bu anlayışla bizim yakın tarihimizin (dolayısıyla İngiliz siyasetinin) daha kolay anlaşılması için, Cumhuriyetin ve İsrail’in kuruluşu birlikte değerlendirilmelidir.

Kazım Karabekir Paşa günlüklerinde açıklamaktadır.

-“İngiliz Albay bana Cumhuriyeti önerdi”

Paşa’nın herhalde o an aklına sormak gelmemiştir;

-“İngilizler, (siz) asırlardır monarşi-Krallık yönetimi ile idare olunmaktasınız. İyi ise neden cumhuriyet yönetimine geçmediniz. Eğer, bir yararını görmedinizse bize neden Cumhuriyeti önermektesiniz?”

Bu noktada konuyu biraz daha açılarak, İsrail’in kuruluşu ile ilgili olarak, hem Fransız devrimi, hem de ABD Başkanı Wilson’ın ilkeleri, sonuçları itibariyle başlık olarak aşağıda verilmektedir.

Fransız Devrimi’nin sonuçları…

– Devrimin getirdiği Milliyetçilik ilkesi, siyasi bir karakter kazanarak, çok uluslu devletlerin parçalanmasında etkili olmuş,

– Eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri yaygınlaşmaya başlamış,

– Dağınık halde bulunan milletler, ( Buna Yahudiler dahildir. ) siyasi birliklerini kurmaya başlamışlardır.

ABD Başkanı Wilson’ın, 1918 yılında açıklanan ilkeleri;

İlkeler, gerçeğinde dikkatli bir gözle bakıldığında Fransız devrim anlayışını destekler, tekrar eder mahiyettedir.

Bunlar aynı zamanda, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra istediği, “Yeni Dünya Düzeni”ne ilişkin görüşlerdir.

– Sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır.

– Bugünkü Osmanlı Devleti’ndeki Türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, Osmanlı yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır…

– Büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır…”

Uluslararası diplomasi lisanını anlamak adına,

Fransız devrimi ile Wilson ilkelerini, ifade ettiklerini ve uygulamalarını eşleştirerek sorgulamak istediğimizde bakınız karşımıza ne çıkmaktadır;

Görünüşte Fransızlar tüm milletler için ne istemektedir?

“Eşitlik, özgürlük ve adalet…”

Ancak, Fransa’nın dün Cezayir’de, bugün Libya’da yaptıklarına bakıldığında, bu konuda ne kadar samimi oldukları ortadadır.

Ve ABD’lilerin, “Yeni Dünya Düzeni” ilkeleri

– Büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır…”

Bunlara; ABD’nin Vietnam, Afganistan, Irak işgalini ve bu ülkeleri sömürmesi örnek gösterirsek…

Ortaya çıkan, uluslararası diplomaside, “Kim kimi kandırırsa!” aldatmacasıdır.

Batının, “Özgürlük, Eşitlik, Adalet, Milliyetçilik...” İfadeleri, gerçeğinde avlandıkları denize attıkları oltanın yemi olmaktadır.

-“Irak’ı özgürleştirdik… Bunu kim demiştir? ABD Başkanı Bush”

Evet… Sömürerek ve nihayetinde öldürerek özgürleştirmekte, çağdaş bir yöntem olmalı!

Konuya dönersek…

Fransızlar, 1799’da İşgal ettikleri Mısır’da zor durumda kaldıklarında, Yahudilere yardımları karşılığında, gazetelere de ilan vererek Filistin’de bir devlet kurma sözü verirler.

Yine bu dönemde Fransızlar sadece Yahudilere söz vermezler.

İleride Suudiler için söylenen, “Araplar, Osmanlıyı arkadan vurdular!” ifadesine konu olan olayların temeli o günlerde atarlar

“Napolyon Akka’da ilk raundu kaybedince civardaki emir ve beylere, Hıristiyan ve Yahudi ileri gelenlerine mektuplar yazarak yardımlarını ister: Vahhabilerin kurucusu Abdulvahhab’a, Mekke şerifi Galip bin Musaid’e, Maskad İmamı’na, Dürzi Emin Beşir’e, Maruni ve Yahudilere yazdıkları mektuplardan olumlu cevap alamaz..”

Fransızların, Yahudilerden ve Vahabilerden ilk yardım istediği tarih, 1799’dur.

Vahabiler (Suudiler) bu isteğe 117 yıl sonra cevap vereceklerdir.

Tarihler 5 Haziran 1916’yı gösterdiğinde, Mekke Şerifi Hüseyin, Osmanlı’ya İngiliz ve Fransızların para ve silah desteği ile isyan eder…

Ve sonrasında olanlar yaygın olarak bilinenlerdir.

Demek ki diplomasi ağacı, meyvelerini ancak yüz yıllık dönemde verebilmektedir…

Ve şimdi sırada İsrail’in kuruluşu vardır.

Önce, dünya kamuoyuna anlatılanları, daha sonra da anlatılmayanları ile,

Bu arada diplomasinin medyayı nasıl kullandığı, medyayı kullanarak insanlığı nasıl aldattığı gözler önüne serilecektir.

Medya üzerinden insanları aldatma süreci, Fransız ihtilalini hazırlayan “aydınlar” ile başlamıştır. O dönemde bakarlar ki, gazetelerde yazılanlar halk tarafında dığru olarak kabul edilerek kanaat oluşturulmaktadır.

“Diğer ifadesi ile “Harmanı yel deliyi el döndürebilmektedir!”

Medyaya, resmi anlatıma göre İsrail’in kuruluşu ;

“Arz-ı mev’ut (vadedilmiş topraklar) üzerine devlet kurma çalışmaları ilk önce İngiltere’de görülür. 1848’de İngiliz hükumeti bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını, Yahudilerin himayesine verdi.

1870’te Yahudi faaliyetlerinin merkezi İngiltere’den Rusya’ya geçti. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için birçok çalışmalarda bulundu.

Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, gayesine ulaşma çabasındaydı. Siyonistler, devlet olabilmeleri için bir tarım sınıfına ihtiyaçları olduğunu farkettiler, bununla birlikte Avrupa Yahudilerinin neredeyse tamamı ticaretle uğraşıyordu, Rusya’da ise tarımla uğraşan Yahudiler mevcuttu.

Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- programlar ismiyle bilinen bir dizi katliam yaşandı.

(bu bilinçli katliamı lütfen not ediniz)

Katliamlara maruz çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı.

1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladılar…

I.Dünya Savaşı sonunda 2 Kasım 1917’de İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour’un girişimiyle Balfour Deklerasyonu süreci başlatıldı.

Milletler Cemiyeti 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı.

Bundan sonraki yıllarda Siyonistler dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan Yahudi topluluklarını -devlet kurabilmek için etkili bir nüfus oluşturmak gayesiyle- Filistin’e göçmeleri için ikna etme çabalarına girişti.

Nazi Almanyası’nın 1930’lardan 1940’ların ortalarına kadar Yahudilere soykırım uygulamaya başlamasıyla Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başladı.

(Bu katliamı da not ediniz)

Filistin’deki Araplar bu göçe karşı koyduklarından İngiltere, Yahudi göçlerinin durdurulmasına karar verdi.

Bunun üzerine Sion’a bağlı Askeri Yahudi Teşkilatı Hagana, Filistin’e göç konusunda İngiltere’nin aldığı bu kısıtlayıcı kararı protesto amacıyla silahlı terör eylemlerine girişti. Filistin yönetimi Nazi liderliği ile işbirliğine girişti. Bu amaçla Kudüs müftüsü Almanya’ya birçok ziyarette bulundu.

Günümüzdeki durum Filistin’e de gizli Yahudi göçleri düzenlenmeye başlandı. II. Dünya Harbi’nin müttefiklerin galibiyetiyle bitmesinden sonra, Filistin meselesi son safhasına ulaştı.

İngiltere daha sonra Amerika’nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş Milletler’e götürüp, meselenin çözülmesini istedi. BM, Kasım 1947’de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. (BM tutumunu da not ediniz.)

Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti. Kudüs şehrine ise BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. İsrail-Filistin Savaşı başladı.

14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler.

1949 yılının ilk aylarında BM nezdinde İsrail ile onunla savaşan Arap ülkelerinin her biri (o dönemden beri İsrail’le müzakere masasına oturmayı reddeden Irak hariç) arasında doğrudan müzakereler düzenlendi ve bunların sonucunda bir ateşkes anlaşması imzalandı.

Anlaşma uyarınca sahil şeridi, Celile ve tüm Necef İsrail’e, Yehuda ve Samiriye (Batı Şeria) Ürdün’e, Gazze Mısır yönetimine ve Kudüs’ün ise Eski Şehir’in de dahil olduğu doğu kısmı Ürdün’e, batısı da İsrail’e bırakıldı. İsrail’in Filistinliler ile olan gerginliği ise sürmektedir. (Vikipedi)

Ve küçük bir not ile bu yazıyı noktalarsak;

Dünya üzerinde 2008 yılı IMF kayıtlarına göre en borçlu ülkelere baktığımızda karşımıza;

– ABD, 12 trilyon 250 milyar dolarla, ilk sırada,

– İngiltere, 10 trilyon, 450 milyar dolarla ikinci sırada çıkmaktadır.

Peki, bu borç paralar kimlerden alınmıştır?

Sizce?

Gelecek yazıda, İsrail, hangi pazarlıklarla ve kimler tarafından kuruldu?

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Amerikan baskani Wilson dan basliyarak, kisilerin soylediklerini kapsayan kaynakca veriniz ve lutfen verdiginiz kaynakcalar guvenilir yerlerden olsun (wikipedia degil)
Yazinizin ciddiye alinmasi acisindan soyluyorum bunu.
kolay gelsin.

Saygıdeğer Haluk Bey, bilirsiniz, “Wikipedia” kamuya açık ve yazılanlar büyük çoğunluluğu ile geçerli bir kaynağa dayandırılmaktadır. Elbette bunları rastgele almıyor, arşivlerimizle teyit ederek yazıyoruz. Bununla birlikte yazdıklarımız içerisinde ve size göre gerçek olmayan bir bilgi var ve bizi bu konuda uyarırsanız memnun olur, araştırarak düzeltir ve doğrusunu kaydederiz. Konuya ilginize ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*