İsrail, Arap Devletleri Ve Kürdistan’da Yanlış Nerede (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Emperyalist Batı, bölgenin /  petrolün sömürüsü için önce Arapları ve Yahudileri kullanmıştır, şimdi de Kürtleri sahaya sürmektedir ! Ancak, yaklaşık beş asır boyunca Doğu’nun zenginliklerini Emperyalist Batı’ya soydurmayan Osmanlı’da ne değişti ki; Emperyalist Batı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bu kadar hoyratça soygun yapabilmektedir ?

Kemal Tahir’den alıntılarla konuyu biraz açalım :

* * *

“TOPLUM – TARİHSEL ÖDEV (AMAÇ)

Toplumların dağılması, tarihsel amaçlarını yitirdikten sonra başlar. Tarihsel amaçlarını yitirmiş toplumların kişileri ne kadar bilgili, hünerli, atılgan, cesur olurlarsa olsunlar, amaçlarına sırt çevirtilmiş durumda iseler, bütün bu yaşama güçleri aleyhlerine işler (dağılmayı hızlandırır).” (1)

“Batıcılaşma siyaseti imparatorluğu kurtarmak amacıyla devlet eliyle başlatılmış, imparatorluğumuz bu yolla kurtarılmak istenmiş ama imparatorluk elden çıkmıştır.

İmparatorluğun elden çıkarılışı da Batıcılaşma’nın bir başarısı sayılıp, sorunlarımızı çözmede bir engelin daha ortadan kalkmış olması biçiminde değerlendirilmiştir.

…Türkiye nin çeşitli alanlarda karşılaştığı açmazlar, temelde öncelikle siyasi düzeyde kalmaktadır. Toplumumuz, Batıcılaşma Siyaseti’nin yanlışlığı nedeniyle belli açmazlara itilmiş bulunmaktadır. Bu açıdan ‘Batı Seçimi’nin ne ölçüde yerinde bir seçim olduğunu tartışmaya açmak, Batıcılaşma siyasetini ve sonuçlarını sorgulamamız zorunluğu vardır.  

Batıcılaşma Siyaseti, her şeyden önce, ‘Batı Seçimi’ ve Batı yanlısı bir siyaset anlamını taşımaktadır.

…Osmanlı Batı’yı tanımakta ve doğru tanımaktadır. Osmanlı, uzun yüzyıllar Batı ile boğuşmuştur. Ama Batı bu kez bilinen başarıların sahibi olarak, yeni olayların eşiğinde bulunan bir Batı olarak Osmanlı’nın karşısına çıkmaktadır.       

Ayrıca Batı, son dönem görüntüsünü, Osmanlı’ya ve geleneksel Doğu’ya karşı geliştirdiği siyaset sonucu kazanmış bulunmaktadır.

Yeni ticaret yolları (*) aracılığıyla Osmanlı’yı dışlayan bir dünya çabasında Batı, Yeni Çağ’daki kimliğine kavuşmuştur. Batı’nın Yeni Çağ’daki kimliği, Osmanlı dışında kurulan dünya egemenliğine dayalı bir kimliktir. Bu dünya egemenliğinde Osmanlı’nın yeri yoktur ve Batı, Osmanlı’yı dünyadan söküp atmak çabasındadır.

Böyle bir Batı’ya yanaşmak yanlışı, Türkiye’de batı yanlısı bir siyasetin içine düştüğü birinci çelişkidir.

Batıcılaşma, Batı’daki ‘Doğu Sorunu’nun yeni biçimiyle gündeme gelmesiyle de doğrudan bağlantılıdır. Bu yeni biçimde bize verilen yer, Batı başarısına destek olmaktır. Batıcılaşma, Batı’nın ‘Doğu Sorunu’ önündeki tutumunun başarısı uğrunda sağlanan destekten başka bir anlam taşımamaktadır.” (2)

* * *

Bu görüş, 1925 yılında Amerikalılar tarafından da onaylanmaktaydı :

(Kaynak) 25 Ocak 1925 tarihli The New York Times gazetesi. Yazar : Margeurite E. Harrison.

“TÜRKİYE, BATI DÜNYASINA GÜVENMİYOR

…Buna ilaveten, toplumsal ya da siyasi olarak, Türkiye’nin yakın gelecekte bakacak olduğu yer Doğu değildir. Ankara Hükümeti’nin amacı; Osmanlı İmparatorluğu’nun bitmiş olan rüyasındaki gibi Batı’daki Asyalı bir güç olmak değil, Asya’da Batılı bir güç olmaktır…

Türklerle aramızdaki ilişkilerde genellikle dikkate almadığımız bir etken vardır; Türkler’in büyük ölçeklere karşı olan korkuları. Bunların altında her zaman siyasi bir amaç ararlar. Türkiye ile Amerika arasında çok sağlam bir ticari münasebet kurulabilmesi için bir temel var; fakat ürkek Türk’ü korkutmayacaksak, bu azar azar başlamalı ve kişisel ilişkiler üzerinden gerçekleştirilmelidir…” (3)

* * *

Amerikalı yazar Harrison, 1925 yılındaki yazısında ne demektedir ?

“…Türkiye’nin yakın gelecekte bakacak olduğu yer Doğu değildir. Ankara Hükümeti’nin amacı; Osmanlı İmparatorluğu’nun bitmiş olan rüyasındaki gibi Batı’daki Asyalı bir güç olmak değil, Asya’da Batılı bir güç olmaktır.”

* * *

Kemal Tahir’den alıntıyla devam ediyoruz :

“Batıcılaşma atılımı, son dönem ülkemizde görülen gelişmelere de yön vermiştir. Bundan sonra atılan her adım sorunlarımıza çözüm getirmemiş, aksine daha da açmaza düşmemize yol açmıştır.

Biz kendi tasfiyemize yardımcı olursak yaşamamıza izin verilir sandık. Yardımcı olunan olay aslında Osmanlı’nın, Osmanlı Siyaseti’nin tasfiyesinden başka bir anlam taşımamaktaydı.

Osmanlı, Batı hizmetine koşulursa, varlığını sürdürmesine Batı’nın izin vereceğini sanmıştır. Bu durum yalnızca son dönem Osmanlı Devlet adamlarının şaşkınlıklarının ürünü değildir.

Osmanlı’nın diğer Doğulu toplumlardan farklı özellikleri vardır. Osmanlı, tarihi boyunca üretici Doğu ile geleneksel Doğu tarım uygarlıklarıyla özdeşleşmeden, dünya siyasetinde ve ilişkilerinde Doğu‘nun savunucusu ve koruyucusu olarak kalmayı yeğlemiştir. Bu özelliğine bağlı olarak Osmanlı, devlet işleriyle halk arasında, Doğu ile Doğu koruyuculuğu arasında bir ayrım yapmıştır.

Osmanlı, Doğu düzeninin temsilcisi olmaktan çok, bir dünya imparatorluğudur ve öncelikle belli bir dünya siyasetine dayanmaktadır. Osmanlı’nın siyasetine destek olduğu tarafla tam anlamıyla özdeşleşmeme özelliği, yeni bir siyasi seçime girmesine olanak tanımıştır.

Fakat bu yeni siyasi seçiminde güvendiği dayanaklar, kendisine karşı olan üstelik kendi denetimi dışında bulunan güçlerdir. Osmanlı Batı’ya dayanmayı denemektedir. Kendi denetimi dışındaki güçlere dayalı bir deneye girişmesiyle Osmanlı, yönetimi altında bulunan halklara ve kendi coğrafyasına da ters düşmüştür.

Kendi halkına, kendi coğrafyasına yaslanmaktan vazgeçmek, yineleyelim, kendi öz dayanakları üzerindeki denetimini de yitirmek anlamını taşımaktadır.

Osmanlı’nın bu yeni seçiminin yol açtığı terslikler bununla da sınırlı kalmamış; yönetimi altındaki toplumların koruyucusu devlet olmaktan vazgeçmesiyle, bu toplumlarla birlikte Doğu’yu korumasız, devletsiz bırakmıştır.

Osmanlı, Batıcılaşma ile kendi halkının çıkarlarıyla uyuşan, onların yararına bir siyaset yerine; halkının aleyhine güç kazanmış Batı ile işbirliğini seçmiştir. Çok yanlış bir dünya siyaseti olan Batı seçimi ile Devlet, kendi yönetimi, koruması altındaki halklar aleyhinde de bir seçim yapmış olduğundan coğrafyasına, tarihi görevine, başka deyişle kendi kendisine ihanet içine sürüklenmiştir.

Bu seçimi karşılığında Batı da kendisine yapılacak hizmetler için biçeceği ücretle yetinmesini, geleneksel destekleriyle yabancılaşarak bütün bağlarını koparmasını, Osmanlı’ya her durumda koşul olarak öne sürmüştür. (Canmehmet notu : Islahatlar, Lozan Antlaşması, IMF şartları ve benzerleri bu kapsamda değerlendirilmelidir.)

Böylece Batı ile işbirliği, Osmanlı’nın kendi halkıyla, Doğu alemiyle ve tarihi ile bağlarını koparmasına yol açmıştır.

Batıcılaşma, yanlış bir seçim ama daha da önemlisi Devlet’in halkına hıyaneti olmuş, Batı seçiminin sonuçlarını yalnız Devlet değil, koruması altındaki halklar da ödemiştir, Devlet’i korumak adına Batı ile işbirliği yolu seçilince, halkların Osmanlı aracılığına gerek duymadan, doğrudan Batı ile işbirliğine girişmesi, imparatorluğu yalnız geleneksel desteklerinden değil, yeni siyaseti için umduğu Batı desteğinden de yoksun bırakmıştır. Anadolu, bu yeni siyasete ortak edilememiştir.

Batı’nın bizden beklediği görev sınırlıdır. Batı bizden, Doğu’dan gelecek saldırılara karşı kendisinin savunulmamasını; bir Bizans olmamızı değil; Doğu siyasetinde, biçeceği bedelle kendisine destek olmamızı istemektedir…” (4)

* * *

Durumu özetleyen güzel bir ifadeyi hatırlamak yerinde olacaktır :

“Sana her ne gelirse senden gelir, sen zannetme ki o benden gelir”

* * *

Devam edecek…

-İsrail’in kuruluşundaki senaryo ısıtılıp yeniden devreye sokulmaktadır.

www.canmehmet.com

AÇIKLAMALAR VE KAYNAKLAR :

(*) Çoğrafi Keşifler, “Önce Herşeyi Avrupa üretti (!)” anlayışına savunan, Avrupa-merkezci bir bakışa göre verilmektedir.

Vasco da Gama (1469 – 1524), Keşifler Çağı’nda yaşamış, Avrupa’nın en başarılı kaşiflerinden olan, Avrupa’dan çıkıp doğrudan Hindistan’a giden ilk kişi olarak bilinen, Portekizli denizcidir.

Portekiz kralı I. Manuel’e bağlı olarak, Doğu’nun hazinelerine ve hristiyanlar için kutsal olduğuna inandıkları Hindistan topraklarına ulaşmakla görevlendirilmiştir. 1497’de, kendisinden önce Bartelemeu Dias’ın keşfettiği ve Afrika’yı dolanan Ümit Burnu’nu kadar uzanan deniz yolunu geliştirerek, Denizci Henri’nin başlattığı Portekiz deniz keşiflerine bir yenisini eklemiştir.

Avrupalıların Hindistan’a deniz yoluyla ulaşabilmeleri, Osmanlı Devleti’nin ticari alandaki üstünlüklerine son vermiş, deniz ticaretinde Avrupalıların üstünlüğü ele geçirmesini sağlamıştır. Daha fazlası için bakınız :  http://www.canmehmet.com/cografi-kesifleri-kimler-yapti-vasco-da-gama-efsanesi-ve-umit-burnu-gercegi-7.html

(1) NOTLAR / ÇÖKÜNTÜ. Kemal Tahir. Sy.9. Bağlam Yayıncılık.

(2) NOTLAR / ÇÖKÜNTÜ. Kemal Tahir. Önsöz. (Önsöz Kısmı yazarları : Cengiz Yazoğlu ve Baykan Sezer).

(3) Kaynaklar ve daha fazlası için bakınız : 25 Ocak 1925 tarihli The New York Times Gazetesi’nde yayımlanan “TÜRKİYE, BATI DÜNYASINA GÜVENMİYOR” isimli yazı. Yazar : Margeurite E. Harrison. (tarafımızca tercüme edilmiştir). http://www.canmehmet.com/amerika-erdogan-kavgasi-1923ten-kalan-mandaterlik-kavgasi-midir-10son.htm

(4) NOTLAR / ÇÖKÜNTÜ. Kemal Tahir. Sy.6-7.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SPAM ENGELLEME SORUSU

*

Next Post

ABD'nin Kurduracağı Kürdistan'ın Bedelini Kimse Ödeyemez (4)

Paz Eyl 29 , 2019
Önceki Yazı Sonraki Yazı Suudi Arabistan ve İsrail, kendilerini koruması karşılığında Amerika’ya büyük miktarda haraç ödemektedirler. Bu haracın kapsamı da, Ortadoğu’nun petrolü ile Yahudi bankerlerin imkânları(nın kullanılması)dır. Bunlara karşılık Kürtlerin, Amerika’ya “Suriye, Irak, İran ve Türkiye’den kopartılacak topraklar” üzerinde kurdurtacağı (olası bir) “Kürdistan” için ödeyecekleri bedel ne olacaktır? Kürtler’de bunun karşılığını ödeyecek bir imkan […]

Eğitim

↓