İslam (Şii) İran neden Türkiye değil Ortodoks Rusya’nın (yanında) çizgisindedir?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

şii

Osmanlılara ve İran ile Arap milletlerine de son derece zararlı olan bu düşmanlık, Hıristiyanlığın İslamiyet tarafından tamamen istila edilmesini önleyen tek neden olmuştur. (1)

İki Müslüman devletin ezeli düşmanlıklarının kaynağı olan, ortak inançlarının değişik yorumları durmadan körükleniyordu. Bu mezhep ayrılığı, Osmanlı tarihinin olduğu kadar, Iran tarihinin de önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Osmanlılara ve Iran ile Arap milletlerine de son derece zararlı olan bu düşmanlık, Hıristiyanlığın İslamiyet tarafından tamamen istila edilmesini önleyen tek neden olmuştur. (2)

Yukarıdaki ifadeler Fransız Politikacı, yazar, Alphonse de Lamartine tarafından yazılmıştır.

Size, 1979’da Paris‘te, İran’da bir “Devrim!” için hazırlanan Şii dini lider Humeyni bu manada bir şey ifade ediyor mu? Veya;

-İslam’da bir ruhban ( Din adamlığını meslek edinen sınıf ) bulunmazken, Şii anlayışında neden (Hıristiyan anlayışında olduğu gibi)  “Ruhban” sınıfı vardır? Denilirse…

Fransız politikacı, yazarın (Alphonse de Lamartine) 1850 yılında yazdığı “Osmanlı Tarihi” ile vermek istediği mesaj  Şii anlayışın batı çıkarları için ne kadar önemli olduğu ve farkında oldukları düşüncesi midir?

*

Sultan Süleyman 1529’da Viyana önlerinde kurduğu karargâh Hıristiyanları dehşete düşürür.

(Çözüm bulunması adına) Osmanlılar hakkında bilgi alması için başkent İstanbul’a gönderilen bir elçi ülkesine gördüklerini aktarmaktadır:

-“Onların elinde imparatorluklarının muazzam zenginliği, zarar görmemiş kaynakları, silahlarda deneyim ve idman, tecrübeli bir ordu, kesintisiz bir zaferler dizisi var… Bizde ise boş bir hazine, lüks alışkanlıklar, tükenmiş kaynaklar, yılgın ruhlar… ve hepsinden kötüsü de, düşman zafere, bizse yenilgiye alışkınız. Sonucun ne olacağından kuşku duyulabilir mi?

…Osmanlılar Şii İran’ı daha adamakıllı yenilgiye uğratabilseydi, Türkler 1529’da Viyana’yı alabilirdi; minareler ve müezzinler İngiltere göklerini inletebilir ve Gibbon’ın ifadesiyle, Oxford gibi üniversitelerde Kuran tefsirleri eğitimi veriliyor olabilirdi. Bir Türk zaferi belki Batı’nın ağırlık merkezini Akdeniz’de tutarak Atlantik ekonomisini daha doğmadan kurutabilirdi;“ (3) diyerek, Hıristiyan Avrupa’nın kurtuluşlarının çözümüne işaret eder; Bunların (Osmanlının) önünde tek engel Şii (Safeviler) İran’dır.”

*

Hıristiyan Avrupa neden Şiileri, Safevileri- İran’ı kendilerinin kurtuluşu görmüş, görmektedir?

Yıl, 1473’ler…

Fatih gibi Müslüman olan (Şiiliği resmi mezhep kabul eden) Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan (*) ile birleşen papa, Venedik, Ceneviz, Rodos şövalyeleri Akkoyunların (Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed’e Otlukbeli Savaşı) yenilgisinden sonra da Anadolu’nun güney kıyılarına saldırılarını sürdürdü…(4)

*

Altı oğlunun taht mücadelelerini bastırmakla uğraşan ve büyük oğlunu öldürtmek zorunda kalan (Şii Akkoyunlu Devleti Hükümdarı)  Uzun Hasan, 1478 yilinda utanç içinde yaşama gözlerini yumdu. (Osmanlı tarihi, Alphonse de lamartine Sahife:298)

*

Osmanlı ve (Şii) Akkoyunlu hanedanları arasındaki düşmanlık, Yıldırım Bayezid ve Kara Yölük Osman zamanına dek uzanıyordu. Osmanlılar Karakoyunlularla müttefikken Akkoyunlular da Timur’u desteklemişlerdi. Bu destek sonucu 1402 Ankara Savaşı’nda Osmanlılar yenilir ve kısa sürede İmparatorluk dağılma noktasına gelir, ancak, 15 yıl gibi kısa sürede yeniden birlik sağlanmıştır.

*

Yukarıdaki yazılanlar özetlenirse;

Şii anlayışa sahip İslam ülkeleri, Yaklaşık 600 yıllık bir dönemde Osmanlıları (Hristiyan) batının çıkarları adına engellemiş, Fransız politikacının (1850 yılındaki) ifadesine göre de:

– “Hıristiyanlığın İslamiyet tarafından tamamen istila edilmesini önleyen tek neden olmuştur.”

Bunun arkasında,

-(Görünürde) Din olmadığına göre farklı mezhep anlayışı mı vardır?

-Ancak, bırakınız farklı mezhep anlayışını, çıkarlarına geldiğinden (her iki tarafın) kimsenin hareket çizgisi, Din veya mezhep farklılığı olmamaktadır.

-Eğer, Öyle olsaydı, Hıristiyan Ortodoks Rusya ile Şii (İslam) İran -çıkarları-  nasıl bir çizgide olabilirdi?

-Bizler bunları bilelim, bilelim de, istediğimizi gibi düşünmeye devam edelim.

*

Yazıyı sonlandırırken okuyanın içeriği daha geniş pencereden değerlendirebilmesi için dünden ve bugünden iki örnek verilmektedir.

Birinci örneğimiz: İran Devleti ile olan ilişkilerimizde önemli bir yeri olan Çaldıran Meydan Muharebesi‘nin nedenleri hakkında bilgi vererek, yaşananların arka planı biraz daha aydınlatılmalıdır.

Çaldıran Meydan Muharebesi, Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasında (İran sınırları  içindeki) Çaldıran Ovası’nda  (23 Ağustos 1514) yapılan savaştır. Osmanlı ordusu bu savaştan kesin zaferle çıkmıştır.

Fransız Politikacı ve yazar Alphonse de Lamartine, bu konuda: Sultan Selim,

-“Gençliğinden beri İran’la savaşmak için fırsat kolluyordu.” Demektedir.

Fransız Politikacıya göre, Sultan Selim’in:

-“İran Türklerinden alınması gereken üç Öcü vardı: Bunlardan ilki babası II. Bayezid’in ordularının yenilmesinden dolayı milli olanı; ikincisi İslamiyet’i parçalayan Sünnilik- Şiilik çekişmesinden dolayı dinsel olanı ve üçüncüsü de Osmanlı tahtında rakipleri şehzade Ahmed ile öteki yeğenlerinin İran’da sığınacak yer bulmuş olmalarından ötürü tamamen kişisel olanıydı.” (5)

*

İkinci örneğimiz:

“…Suriye’yi yakıp yıkmasında, Rusya’nın bir diğer teşvikçisi…

İran sistemi içinde önemli bir isim olan Muhsin Rızaî’nin stratejik yorum sitesi olan  ‘tabnak’da, (29 Ocak günü 564201 numarayla, ve Michigan Üni’den bir öğretim üyesinin makalesinden) reddiyesiz yayınlanan bir yazı, ilginç bir itiraftır.

Bu yorumun daha ilk cümlesinde yer alan şu ifadeler her şeyi ortaya koymaya yetiyor:

‘Rusya’nın geçen Ekim ayında Suriye’ye müdahalesinin başlaması, birçoklarınca umutsuz bir hareket ve büyük bir kumar telakki ediliyordu. İran’ın en yüksek komutanlarından Qaasım Suleymanî, miladî-2015 Yazı’nda, ‘Rusların Suriye’de bulunmaları konusunda onları ikna etmek için’ Moskova’ya gitmişti.

Libya konusunda ülkesinin etkinlik fırsatını elinden kaçırmış olan Viladimir Putin, bu sûretle, Suriye Hükûmeti’nin yardımına koşmaya ciddî olarak karar verdi.’

Demek ki, kendi yaptıklarıyla yetinmeyip Suriye’yi, bir müslüman diyarını, öteki emperyalist güçlerin yanı başında, daha bir yakıp yıkması ve Baas rejimi ve Esed Hanedanı’nın yarım asırlık diktatörlüğünü kurtarmak içinPutin’i, İran’lı Gen. Suleymanî ikna etmiş!

Sonra da, İslam birliği ve kardeşliği idealinden en çok söz eden bir durumda olmak. Yazık!.. (6 )

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar:

(1-2)OSMANLI TARİHİ, Alphonse de Lamartine

(3) “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıpları ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları. IAN MORRIS

IAN MORRIS: MÖ 10.800 kadar MS 2010’u da pırıl pırıl aydınlatan başyapıtı çok kapsamlı bir çalışma olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir yetenek gösterisi sunuyor.” Paul Cartledge, Cambridge Üniversitesi’nde Antik Yunan Tarihi profesörü:”…Doğu-Batı ilişkilerine taptaze, keskin bir bakış açısı sağlamak üzere bir araya getirilmiş harika bir malzemeler ve otoriteler yelpazesini sunan muhteşem bir sentez ve argüman…” Andrew Marr, BBC, Modern Britanya Tarihi Belgeseli’nin yazarı (İdefix kitap tanıtımından)

(4) Osmanlı Tarihi, Alphonse de Lamartine, Sahife:296

(5) A.g.e. Sahife: 357.

(6 Yazının tamamı için bakınız; http://haber.star.com.tr/yazar/rusyayi-kimler-mi-yureklendiriyor/haber-1086115

(*) Akkoyunlu Devleti’nin kurucusu, Kutlu Bey’in küçük oğlu Kara Yülük (Yölük) Osman Bey’dir. 1400’de Timur’un Anadolu’ya girişine destek verdi ve bu hizmetine karşılık Malatya’yı, 1402’de Ankara Savaşı’ndaki desteğine karşılık da Diyarbakır bölgesini aldı.

Kara Yülük Osman Bey’in torunu Uzun Hasan, 1453’te Diyarbakır’ı ele geçirerek iktidar kavgalarına son verdi. Akkoyunlu Devleti’ni, sınırları doğuda Horasan’dan batıda Fırat Irmağı’na, kuzeyde Kafkaslar’dan güneyde Umman Denizi’ne kadar uzanan bir imparatorluğa dönüştürdü. Karakoyunluları yenerek bu devleti ortadan kaldırdı ve başkenti Diyarbakır’dan Tebriz’e taşıdı. 1500 yılında tahtın iki büyük varisi Murat’la Elvend ülkeyi iki yere parçaladılar. Akkoyunlu Devleti, Safevi hükümdarı Şah İsmail tarafından 1508’de tamamen ortadan kaldırıldı.

Diyâr-ı Bekir Türkmen Beyliği’nin “Akkoyunlu Aşîreti” tarafından kurulması üzerine İlhanlı ve Moğol saraylarını terk eden Şiî âlimleri bu topraklara sığındılar. Çünkü Akkoyunlu Hükûmeti Şiîliği resmî mezhebi olarak kabul etmişti

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*