‘İslam Şehri’, Cambridge’de “İslam’da Eğitim” anlatılıyor (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarihte hangi anlayış; "10 kişiye okuma-yazma öğreten esirler azad edilecektir." Demiştir?

Tarihte hangi anlayış; “10 kişiye okuma-yazma öğreten esirler azad edilecektir.” Demiştir?

İslam’da eğitim bir keyfiyet değil, zorunluluktur. “İlim tahsili her Müslüman için bir görevdir. Beşikten mezara kadar ilmi arayınız.” Hadisleri bu zorunluluğa işaret eder.  Ve bu amaçla İslamın ilk günlerinden itibaren, Mescit ve Camiler aynı zamanda birer eğitim yuvası’dır. (*)

Yine bu tavsiyeler doğrultusunda İslam ülkelerinde eğitim küçük yaşlardan itibaren sırası ile; aile içerisinde başlayarak, küttablarda, (ilk-temel eğitim kurumları) Cami, Medrese ve araştırma merkezlerinde devam etmiştir.

Cambridge’deki sunuma kaldığımız yerden devamla;

“…Ayrıca camide yer alan akademik faaliyetlerin bazılarının dünyevî (seküler) olduğunu da belirtmeliyiz. Dünyevî ile dinî olanın Îslami toplumda görünmez bir şekilde iç içe geçtiği unutulmamalıdır.

Darü’l-Hikmet ve Darü’l-ilm de, daha çok caminin müfredat programında yer almayan konulara önem veriyorlardı. Bu açıdan, bu iki kurum eski Yunan akademilerine benzerler…ikisinde de önemli olan akademik araştırmadır, öğretim ikinci sırada yer almaktadır.

Aslında Dar ül-Hikmet ile Darü’l İlm’in İslamî kökenli olmadığına dair çeşitli kanıtlar mevcuttur. Guneyme, Darü’l-Hikmet’in İran kökenli olduğunu, Darü’l’ İlm’in ise Pitolemi devrindeki İskenderiye’de bulunan benzer bir kurum örnek alınarak kurulduğunu göstermiştir.

İran uygarlığıyla tanışmalarından sonra Araplar, İran’ın yönetimi ve mahkemelerinde geçerli olan geleneklerden büyük ölçüde etkilendiler.

Bu etki, Abbasi Devletinde Arap olmayan (çoğunlukla İran ve Türk) unsurların artan tesiriyle daha da güçlendi. Abbasi halifeleri İranlı hükümdarların saraylarına yaptırdıkları kütüphaneleri biliyor olmalıydılar. Bu kütüphanelerde Farsça kitapların yanısıra, Yunanca ve Sanskritçe eserler de bulunuyordu. İbnü’l-Mukaffa’nın ünlü Arapça eseri Kelik ve Dimne’nin giriş bölümünde bu kütüphanelerden bahsedilir.

Islamî Darü’l-Hikmet’de faaliyetlerin kütüphane etrafında yoğunlaştığı hatırlanırsa, bu kurumla İran’daki benzeri arasındaki ilişki daha iyi anlaşılır. Bağdat’ın Darü’l-Hikmet’inde, faaliyetlerin büyük bir bölümü, İranlı hükümdarların saraylarında kütüphaneden sorumlu bilginlere yaptırdığı gibi, tercümeye dayanıyordu.

Abbasi Halifeleri de (özellikle el-Me’mun), diğer akademik araştırmaların yanısıra, Darü’l-Hikmet’te tercüme yapılmasını teşvik etmişlerdi. Böylelikle, önceleri yalnızca bir kütüphane olan bu kurum, gerçek bir akademi haline geldi.

Dar ül-Hikmet’in Bağdat’ta kesin kuruluş tarihi saptamak çok zor. Yaklaşık olarak milattan sonra 8. Yüzyılın ikinci yarısında olmalı, ki bu da Halife el-Mansur (MS 754-75) veya Harun Reşid (MS 786-809) dönemlerine rastlıyor.

Fakat Darü’l-Hikmet’in altın çağının el-Me’mun’un hükümdarlığı sırasında (MS 813-33) yaşandığı kesindir. Bu dönem boyunca kütüphane akademi haline gelmiş ve seçkin akademisyenler tarafından Yunanca ve Hintçe eserlerin Arapçaya çevrilmesiyle bilgi ve kültür alışverişi gerçekleşmiştir.

El-Me’mun devrini yazan bazı yazarlar ise, Bağdat’taki Darü’l-Hikmet’in o zamanlar bu türden tek kurum olmadığını ve Irak’ta Harun Reşit ve Beramike devrinde benzeri birçok kurumun oluşturulduğunu söylemektedirler. (a)

Darü’l-‘İlm de, tıpkı Darü’l-Hikmet gibi bir kütüphane çevresinde kurulmuştu, fakat öncekinin aksine, bu kurum İslamiyet öncesi Mısır’ın akademik kurumlarından etkilenmişti.

Bilinen en eski Darü’l-‘İlm, MS 9. Yüzyılda Kahire’de değil Mevsil’de kuruldu.

 Ayrıca Bağdat’ta aynı adı taşıyan başka kurumlar vardı. Yine de bunların arasında en önemlisi, MS 1011’de Fatimî Halifesi Hakim Emrullah tarafından kurulan Kahire Darü’l-‘İlm’iydi.

Darü’l-‘İlm ile Darü’l-Hikmet iki açıdan farklıydı. Darü’l’llm’de daha fazla sayıda öğretmen ve öğrenci bulunuyordu ve esasen matematik ve tıp bilimleriyle ilgileniyordu. Buna karşılık, Darü’l-Hikmet tercümeye önem veriyordu.! (b)

Kahire Darü’l’İlm’i cami dışındaki en büyük eğitim kurumuydu.

Ne yazık ki, Kahire Darü’l-‘îlm’i kalıcı bir akademik gelenek oluşturacak kadar uzun süre yaşamadı. Kuruluşundan üç yıl sonra, evrensel değerdeki bilimsel görevi sona erdi ve el-Hakim ile izleyicilerinin kendi görüşlerinin propagandasını yapmak için kullandıkları bir araç durumuna düştü.

Sonunda Mısır’da Fatimîlerin egemenliğinin son dönemlerinde, muhtemelen Sultan Selahaddin tarafından ortadan kaldırıldı.

Kahire Darü’l’ İlm’inin başına gelenler, akademileri politik otoritenin hizmetine sokmanın ters sonuçlarını göstermiştir.

MS II. Yüzyılda medrese olarak bilinen yeni bir eğitim kurumu oluşturuldu. Arapça “derese” fiilinden türetilen medrese sözcüğü, kurumun bu isimle bilindiği II. Yüzyıla kadar kullanılıyordu; (c)

bu da, sözcüğün özellikle bu amaç için ortaya atıldığını gösteriyor.

Medreselerin ortaya çıkmasıyla egemen güçlerin, eğitimi sistematik olarak kontrol etmesi de başlamış oldu.

Daha önceleri devletin cami ya da akademilerde gerçekleştirilen eğitim faaliyetleri üzerinde herhangi bir kontrolü yoktu; daha ziyade bir vekil ya da hami durumundaydı.

Mısır’da Darü’l-‘İlm, Fatımi rejiminin hizmetine girmesinden sonra kısa sürede zayıflamış ve ortadan kaldırılmıştı.

Ancak medrese, kesinlikle devletin himayesinde ve kontrolünde oluşturulmuş bir kurumdur. Kuruluş yıllarındaki koşullar da, bu savı desteklemektedir. Hicri 3. Yüzyılda Sünnîliğin İslam âleminin entelektüel yaşantısmdaki etkileri gittikçe zayıflamaya başlamıştı.

Sünnî İslami, zirvesine Abbasi döneminin başında ulaştı; Mu’tezile yavaş yavaş güç kazanarak el-Me’mun’un hükümdarlığmda hakim duruma geldi. Bu arada, Şiî görüşler özellikle Mağrip’te ağır fakat emin bir şekilde yerleşiyordu.

Fatimîlerle birlikte Şiîlik Mısır’a ulaştı ve Buveyhîler zamanında açıkça vaazedilmeye başlandı. Hicretin 5. Yüzyılı ise Şiî düşünce okullarının en kuvvetli oldukları dönemdi.

İşte bu sırada –yani Sünnî akımı iyice zayıfladığında-, Bağdat’ta Selçuklu vezirleri göreve geldi ve hararetle Sünniliği ve Abbasi halifeliğini savunmaya başladılar. Böylece Fatımilerin elinde bulunan Şam’ın kontrolünü hızla ele geçirdiler.

Tabii, burada Sünnilik ile Şiîlik arasındaki rekabeti bütün detaylarıyla anlatacak değiliz; bizim için önemli olan bu rekabetin İslam dünyasındaki eğitim kurumlarına nasıl yansıdığıdır.

Selçuklular genel olarak, eğitimi ve eğitim kurumlarını Şiî düşüncenin güçlü akınını kontrol etmede bir araç olarak görüyorlardı. Esasen kitleler arasında yaygınlaşan Şiîlik, Sünniliğin yararına çalışan aynı derecede güçlü bir propaganda mekanizması olmadan kontrol edilemezdi.

Doğal olarak, bu Sünni karşı savunmasında, en önemli rolü eğitim kurumları oynadılar. Böylece Selçuklular, o zamana kadar tamamiyle yerleşik bir kurum haline gelmiş caminin yanısıra, medreseleri oluşturarak Irak ve İran’ın önemli şehirlerine yaymaya çalıştılar.

Medresenin ilk olarak İran’ın Nişabur şehrinde, ilk Selçuklu veziri Alp Arslan’ın başa geçmesiyle ortaya çıktığı kabul edilir. Sonraları oğlu Melik Şah devrinde de diğer medreseler kurulmuştur.

Fakat medrese esasen vezir Nizamü’l-Mülk’le özdeşleştirilir; kendisi, MS 1065-67 tarihleri arasında inşa edien en ünlü medresenin, yani Nizamiye’nin kurucusudur. Mizamü’l-Mülk ayrıca Irak’ta çok sayıda başka medreseler de kurmuştur.

Bağdat’taki Nizamiye Medresesi, Müslüman eğitim tarihinde özelikle önemlidir; bunun nedeni orijinalliği ya da farklı bir amaçla kurulması değil –zaten yukarda da gösterildiği gibi, bu kurum Nizamü’l-Mülk’dan önce de biliniyordu- İslam âleminin doğu kesiminde eğitim kurumlarının ilk kez geniş kapsamda devletin bir fonksiyonu haline gelmeleridir.

Ayrıca yine tarihte ilk kez, Sünnî İslam, kendi “mezhep”lerinden birinin –Şafiîliğin- propagandasını yapabilmek amacıyla bir kurum oluşturmuştur.

Böylece Şafiîlik Selçuklu Devletinin resmi mezheb’i oldu ve bu da, Sünnî mezheb’leri arasında İslam tarihin de daha önce bilinmeyen bir rekabetin doğmasına sebep oldu…”(1)

Devam edecek…

www.canmehmet.com

Resim; http://desertpeace.wordpress.com/2010/08/02/zero-tolerance-at-ground-zero/ ”

(*)İSLAM TARİHİNDE EĞİTİM – ÖĞRETİM KURUMLARI”Yazan: Chikh BOUAMRANE Çeviren: Yrd. Doç. Dr. Nesimi YAZICI,

(1)“İSLÂM ŞEHRİ”, Hazırlayan: R. B. SERJEANT  Çeviren: Elif Topçugil, 2. Baskı: İstanbul, 1997

(a)Guneyme, s. 54

(b) Bu dönemde “matematiğin” şu konuları kapsadığını belirtmekte yarar var; aritmetik, cebir, geometri, astronomi ve müzik,

(c)Guneyme, Age, s. 63-70.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*