“Din ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkümdurlar!” (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Arı yer bal yapar, Örümcek zehir!

Cumhuriyetin ilk yılları ile yakın tarihimizde bugüne kadar karanlıkta kalmış birçok olay, taraflarının ağzından ve belgeleri ile verilmektedir. Tarih şunu göstermiştir; eserleri yakarak, halkı korku ile sindirerek gerçeklerin üzeri ilelebet örtülememektedir.

Bu bölümde konu başlıkları verilen olaylar ilerleyen bölümlerde detaylandırılacaktır.

-“Dini ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar,”

– “Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etsinler… “ (Mustafa Kemal Paşa)

**

Karabekir, konuyu yakın arkadaşı İsmet Paşa ile de görüşür.

“16 Ağustos’ta İsmet Paşa ile görüştüm. 18 Temmuz’da Teşkilat-ı Esasiye münasebetiyle Fethi Bey ve arkadaşlarıyla yaptığımız (İslamlık terakkiye manidir) münakaşasını ve Gazi’nin yakın zamanlara kadar her yerde İslam dinini, Kuran’ı ve hilafeti medhü sena ettiği ve pek fazla olarak Balıkesir’de minbere çıkıp aynı esaslarda hutbe dahi okuduğu halde dün gece heyet-i ilmiye muvacehesinde peygamberimiz ve Kuran hakkında hatır ve hayale gelmeyecek tecavüzde bulunduğunu anlattım ve bu tehlikeli havanın Lozan’dan yeni geldiği hakkındaki kanaatin umumi olduğunu da söyledim…”

“İstiklal Mahkemeleri’yle işe başlamalarından M. Kemal Paşa’ya ve kendisine karşı kalplerdeki büyük sevginin sarsıldığını ve hele mahkemeler keyfi kararlar verirlerse değil istanbul’un, bütün vatandaşların endişeye düşerek aynı duygulara kapılacaklarını, bunun için bu mahkemenin hiçbir tesire kapılmadan asilane iş görmesini ve işi çabuk bitirip geri gelmesini ve artık şu veya bu sebeplerle bu mahkemeleri bir vasıta olarak kullanmamalarını ve meselenin Türk milletinin ve Türk vatanının şerefi olduğunu ve Cumhuriyet idaremizi zayıf gösterecek olan bu cebir ve şiddet vasıtası göstermekliğimiz lüzumunu izah ettim.” Göstermekliğimiz lüzumunu izah ettim.”

**

Eski arkadaşlarıyla Karabekir arasındaki bir tartışma da, orduya alınacak araç ve gereçler konusundadır. Karabekir, İsmet Paşa’ya bir mektup göndererek şunları yazar:

-“Orduya ait işlerden ve hele tayyare, mühimmat fabrikalarına hakkında gazetelerde gördüğüm birtakım şirketlerin talip oluşundan resmen bizlere haber verilmemesinin mahzurlu olduğunu ve işlerin Enver Paşa’nın zamanındaki gibi dar bir çerçeve içinde yapılmasının önüne geçilmesi.”

**

Karabekir 9 Nisan günkü dördüncü toplantıda şu görüşü ileri sürer ;

-“Nutuk çok yanlış ve tarafgiranedir Nutuk’ta daha ziyadede teferruat üzerinde durulmuş ve esaslar kamilen ihmal edilmiştir Benim yakılan kırk kitabım içinde biri de Nutuk’un hata ve sevap cetveli adını taşımaktaydı. Bunda Nutuk’un yanlışlar bir bir gösterilmişti,”

**

-“Şeyh Sait’in, hilafetin kaldırılmasından sonra, “İslamın Kürtler ve Türkler arasında tek bağ olduğu” biçiminde konuştuğu İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın 24 Şubat 1925 tarih ve 154 sayılı gizli belgesinde yazılıdır...”

**

Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi’nce 1972 yılında yayınlanan;

-“Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938)” başlıklı kitap Genelkurmay Başkanlığı tarafından (yayınlanmasına rağmen, kendi yayınları) toplattırılır…

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu bölümünü okumak yasaktır!

(Bu kitapla ilgili yayın yasağı 10 yıl sonra 1982 yılında serbest bırakılmıştır.)

**

-“Her ihtilal, çatışmalar ve çalkantılar içinde oluşur. Bu çatışma ve çalkantılar, ihtilalcileri karşı karşıya da getirir. Mustafa Kemal ve Karabekir Paşa, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın utkuya ulaştıran iki eski dost, iki eski asker ve iki eski ihtilalcidir.

Ama yolları, hilafetin kaldırılması ve cumhuriyetin İlanıyla birlikte ayrılmıştır.

İhtilal, evlatlarını yer…”

**

-“İlk sözü Gazi aldı.

Peygamberimizi ve hilafeti medhü sena etti. Çok uzun süren sözlerinin sonlarında:

(Bundan sonra makam-ı hilafetin dahi Türkiye Devleti için ve bütün İslam âlemi için ne kadar feyizkâr olacağını da istikbal bütün vuzuhuyla gösterecektir. Türk ve İslam-Türkiye Devleti bu iki saadetin tecelli ve tezahürüne menba ve menşe olmakla dünyanın en bahtiyar bir devleti olacaktır) dedi. (Atatürk’ün I Kasım 1922 tarihli konuşması için bkz. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri)

**

“İzmir’de iken 29 Ocak’ta M. Kemal Paşa ile Lâtife Hanım’ın nikâhları yapılmıştı. Fevzi Paşa ve ben, Gazi’nin şahidi olarak iki yanında oturmuştuk.

5 Şubat’ta Akhisar’da iken İsmet Paşa’dan 4 Şubat’ta sulh müzakeresinin inkıtaa uğradığı hakkında şifreli telgraf geldi. Yine bu arada Ankara’dan Meclis ikinci reisi Ali Fuat Paşa’dan mühim bir şifreli telgraf geldi:

“Gazi’nin geçen yıl millete verdiği söz mucibince bir tarafa çekilmesi şartıyla kendisine bir saray ve ayda on bin lira verilmiştir, müzakereye koyalım mı?”

Gazi buna çok kızdı. Rengi kaçtı. Şifreyi bana da okuttu. Mütalaamı sordu. O hâlâ hilafeti uhdesine almaya ve eski mefkuresine kavuşmaya uğraşırken kendisine bu tavsiye çok acı geldi. Gerçi gıyabında bu tarzda ve dış siyasetimiz henüz takarrür etmeden bu teşebbüs doğru değildi. Bunun için mütalaamı şöylece söyledim…”

**

Hocaları Toptan Kaldıralım!

Karabekir, o günlerde, Ankara’nın Keçiören semtinde “Kubbeli Köşk” diye bilinen bir küçük köşkte kira ile oturmaktadır. 19 Ağustos 1923 günü M. Kemal, Lâtife Hanım ve İsmet Paşa bu köşke yemeğe gelirler.

Yemekte tartışma çıkar. Tartışma Karabekir ve İsmet Paşa arasındadır. M. Kemal, tartışmayı sessizce izler.

İsmet Paşa müthiş bir inkılap hamlesi teklif etti:

Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak hiçbir zaman yapamayız.

İlk Fethi Bey grubundan işittiğim bu yeni inkılap zihniyetini İsmet Paşa da bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak bu üç şahsiyetin üç maddelik programı kulaklarımda tekrarlandı:

I- İslamlık terakkiye manidir.

2- Arap oğlunun yavelerini Türklere öğretmeli.

3- Hocaları toptan kaldırmalı.”

Peki ama ne olmak istiyorsunuz, dedim, Hıristiyan mı, dinsiz mi?

**

Atatürk’ten İnönü’ye 6.8.1933:

“Başvekil İsmet Paşa Hazretleri’ne:

İsmet; sen büyük adamsın; hassas olduğun kadar his veren adamsın.

Sen benim sözlerimi okurken gözlerin yaşarmış; ya ben seni okurken hıçkırıklarla ağladığımı söylersem, inanır mısın?

Ben duygularını sofrada değil, kimsenin yanında değil, yatak odama çekildikten sonra mahremimde yazıyorum. Sen beni muhakkak çok seviyorsun. Ya ben seni!

Buna cevap istemez.

Gözlerinden öperim.”

İnönü’den Atatürk’e 5.10.1938:

Sevgili Atatürk; Sevgili Velinimetim;

Muhterem Celâl Bayar bana sizin selamınızı getirdi. Çok sevindim. Bir soğuk algınlığından yatakta ıstırap çekerken sizden lütufkâr ve şefkatli bir haber bana ihya edici bir ilaç gibi geldi. Yüreğimin ta içinde bütün muhabbet hislerim sızladı. Bütün ömrümün en aziz hatıralarını teşkil eden hadiseler hafızamda canlandı. Aziz varlığınız düşüncelerimin âlicenap timsalidir Sizin bir an evvel afiyet bulmanız yegâne ve samimi dileğimdir Sizi kudret ve sıhhatle ve şan ve şerefle aramızda görmek ümidi her zamankinden sağlamdır

İki mübarek elinizden, sevgili ve can verici yüzünüzden doymadan binlerce öperim sevgili Atatürk, büyük Atatürk, velinimetim Atatürk

Tazim ile.

İsmet İnönü.”

(Tarih araştırmacısı Emekli Albay Kemal Tüfekçioğlu’nun arşivinden alınan bu iki mektup ilk kez, 11 Kasım 1986 günü Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı (Mumcu Uğur, “Atatürk ve İnönü”)

Atatürk’ün vefatından sonra İsmet İnönü tarafından paraların ve pulların üzerinden Atatürk’ün resimleri kaldırılmıştır.

Para ve pullarla da yetinilmemiş, Duvarlardaki Atatürk’ün resimleri de depolara kaldırılmıştır.

Devam edecek…

Resim;yazarlikyazilimi.meb.gov.tr

Kaynakça;

-“Kazım Karabekir anlatıyor” Uğur Mumcu, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara,

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*