İslam anlayışında kadın, erkek cinsiyet ayırımı yoktur.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Sevdiklerimizle birlikte çektirdiğimiz bir resmi ilk elimize aldığımızda en çok merak ettiğimiz, hayalimizdeki görüntünün varlığıdır. Sonra sıra; resimdeki konumumuzla ve bulunanlarla aramızdaki sıcaklıktadır. Artık bu resim bir ömür bizimle, gönlümüzün ve evimizin başköşesinde yerini alacak ve ne zaman nefes almaya zorlansak, bu resim bizim ferahlığa açılan bir penceremiz olacaktır.

Ailemiz ve sevdiklerimiz resimlerimiz gibidir. Eğer, onların gözünde; kendimize biçtiğimiz değeri, bize olan ihtiyaçlarındaki yüksek beklentiyi hissedememiş ve canlı uygulamasını görememişsek onlar, beğenmediğimiz resimlerimiz gibi bir kenarda sararacak ve unutulacaklardır.

İnsan ilgi ve sevgiyle var olabilmektedir. İnsanların verimliliklerin, üretkenliklerinin altındaki itici güç bu iki değerdir. Bu iki değer özellikle; çocuklar, kadınlar ve yaşlılar için daha önemlidir.

Bu manada iyi düşünülerek doğru insanlarla kurulmuş bir aile; huzur, güven, ilgi ve sıcaklık kaynağı olacağı için çok önemlidir.

Mutlu ve huzurlu insanların oluşturduğu ailelerin resimlerine baktığımızda, onları adeta birbirine yapışmış bir halde görürüz. Sanki aralarında duygu ve ilgi transferi yapmaktadırlar.

* * *

Kadın;

Kadın ve kokulu güllerin bir ortak özellikleri vardır; İkisi de soğukta (sevgisiz) açmaz ve o mis misali kokularını içlerine hapseder etraflarına yaymazlar…

Açmamış her kadın bir cam fanusunun içindedir…

Ve o kadın orada sadece bir görüntüdür… Kokusuz, donuk…

* * *

Nefret ve sevgi kadına özgü değerlerdir.

Kadının sevgisi, onun yaşam enerjisidir. Sevgisini veren kadın aslında karşısındakine enerjisini vermektedir.

Diğer ifadesi ile sevgisini veren kadın kendini yok etmektedir…

Eğer, karşısındaki, onun sevgisiyle ve roket hızıyla yukarı doğru fırlamamışsa, geriye tek seçeneği kalmaktadır; çıkamadığı hızla yere çakılmak…

Kadının yukarı taşımayan sevgisi, enerjisi, bu kez; yok eden, yere çakılmaya neden olan nefrete dönüşecektir…

Kadının verdiği sevgi, her zaman yukarı çıkarmayabilir… Ancak bugüne kadar nefretinden dolayı yere çakılmayanın olmadığı söylenmektedir;

Eğer, bir kadın sevmişse, karşısındakinin yere çakılmamak için tek seçeneği vardır; yukarı çıkmak… Yani sevgiye misliye cevap vermek… Ve bu sevgiye layık olmak…

* * *

Kadın;

Önce dine ve felsefeye konudur; sonra edebiyata, hukuka;

Ve bilginlere, yazarlara, sanatkârlara;

Ve Batı Rönesans’ının temelini attığı Fransız İhtilal’ine…

Ve 19’uncu asır sanayi devrimi, kadını günümüz anlayışına bir adım yaklaştırır…

Ve sıra; “Kadını yüceltmeyi ve onun toplum içerisindeki etkinliğini artırmayı amaçlayan “feminizm” anlayışındadır;”

* * *

“İslam’ın öngördüğü toplum aile merkezli bir toplumdur.” (**) Bu nedenle ilk bölüm, İslam anlayışındaki “Aile” kavramının açıklaması ait olacaktı. Ancak kadını ve İslam anlayışında ki yerini etraflıca anlatmadan zannediyorum önce kadınlarımıza sonra konuya haksızlık olurdu.

Bu nedenle ilk konu, İslam’ın kadına verdiği öneme ayrılmıştır.

* * *

-“Allah meleklere yeryüzünde halife yaratacağını bildirdiği zaman kadın erkek ayrımı yapmadı. (1)

-“Yalnız Buhari’de “İşlerini bir kadının yönetimine bırakan bir millet felah bulmaz.” (2) Şeklinde bir hadis vardır. Bu hadise dayanarak İslam bilginlerinin çoğu, kadının velayet sahibi olmadığını ve dolayısıyla devlet başkanı olamayacağını söylemişlerdir.(3)

-“Kadının çalışabileceği ve kazandığının da kendisinin olacağı bildirilmektedir: “Erkekler için çalışıp kazandıklarından bir pay vardır, kadınlar için de çalışıp kazandıklarından bir pay vardır.” (4)

-“Büyük İslam hukukçularından olan Kasani de ‘Bedayia’ adlı eserinde kadının hükümdar ve hâkim olmaya yatkın olduğunu söylemektedir.(5)

-“Böylece kadının herhangi bir kamu görevi alma veya devlet başkanı olması hususunda delile dayanan bir engel yoktur. Geçmişteki menfi görüş ve uygulamalar, o günün gerektirdiği yorum ve ictihadden ibarettir, denebilir. (***)

Konu devam eden yazılarda açılacaktır…

* * *

İslam’ın insana ve ilişkilerine bakışında tek ölçü vardır;

-“Hakkını helal et” Zarureti.

-Bu nedenle her ölen için (musalla taşının üzerindeyken) helallik istenmektedir.

-“Hakkınızı helal ediniz… Hakkınızı helal ediniz… Hakkınızı helal ediniz…”

-Gaybı elbette yaratan bilir. Kimin af edilip edilmeyeceğini de;

-Ve Allah ; “Bana üzerinizde başkasına ait (ödenmemiş) bir hak ile gelmeyiniz.” diye uyarmaktadır;

-Demektedir ki; “Ben kullarımın samimiyetine (uygulamasına) bakarım”

-İslam’da tüm ibadetlerin temelinde olan anlayış;

-İnsan mutlaka bir gün Allah’a dönecektir. Ve Rabbine giderken götüreceği en güzel hediye temiz bir (gönül) kalptir. Ve bu kalbi içerisine koyacağı kutunun üzerinde; şunların yazılı olduğu bir makbuz olmalıdır;

“Başkasına ait tüm maddi ve manevi borçlar ödenmiştir.”

(*)Paul Janet – Gabriel Seailles, Metlib ve Mezahip (Ter: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır) Haznedar Ofset Matbaası 1978- İstanbul. S. 385
(**)Prof. Dr. Faruk Beşer. www.zaman.com.tr
(***) Ayet ve hadisler; Değerli bilim adamı, Prof. Dr. Osman Eskicioğlu’nun “İslam ve kadın hakları” makalesinden alınmıştır. Değerli çalışmaları için teşekkür ediyorum.
(1)Bakara Suresi, 2/30
(2) Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, İslam ve kadın hakları (12. açıklama)
(3)Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Ebuzziya Matbaası, İstanbul, 1938, II.Cilt, 1349
(4)Nisa 4/32
(5)Alaüddin el-Kasani, Bedai’üs Senaiı, Dar’ül, Kütübi’l Arabi, Beyrut -1974, I, 262

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*