İşgalciler İngiliz ve Fransız, ancak biz piyonları Yunanlılarla savaştık. İlginç değil mi (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Sonucu değil, sonuca nasıl gelindiğini, nedenlerini tartışmak, sizi bir daha aynı kuyuya ikinci kez düşürmez.

Bir meselede sonucun değil, sonuca nasıl gelindiğini, nedenlerinin tartışılması, bir daha aynı kuyuya ikinci kez düşülmesine mani olacaktır.

 

I.Dünya Savaşı’nda aldığımız yenilgi sonucu önümüze uzatılan “Mondros Antlaşması!” nı imzalamamızla birlikte galip devletler ülkemizi işgal etmeye başladılar. Ancak bu işgal takvimine dikkatli bakıldığında işin en başında bir gariplik olduğu görülecektir.

Bunun görülebilmesi için aşağıda işgal planını detaylı  olarak veriyoruz.

Mondros Mütarekenamesi imzalandığı gün Selânikte Fransız generali Franchet D’Esperey, Mondros’ta İngiliz Amirali Galthrope, Suriyede İngiliz Generali Allenby. Irakta İngiliz Generali Karsel, Hazer Denizi kıyılarında İngiliz Generali Thomson, Türkiye’yi işgal için hazır durumda bekliyorlardı.

Önce General Karsel davranıp, mütarekeden bir gün sonra Musul’u işgale kalktı. General Allenby 3 Kasımda İskenderun’u İşgal edeceğini bildirirken. Iraktaki İngiliz kuvvetleri Musul’u işgal için 6. Orduyu tazyike başladılar.

6 Kasımda Boğazların temizlenmesine başlandı ve ertesi gün müttefik donanması, yardımcı gemileriyle Çanakkale Boğazını geçti.

Bu arada İngiliz Albayı Muerphi, işgal ordusunun öncüsü olarak 7 Kasımda Istanbula geldi.

Yenilmenin ilk acısını duymak için, İstanbulluların daha bir hafta beklemesi gerekiyordu.

Gerçekten 13 Kasım günü 55 parçadan ibaret müttefik harp gemisi İstanbul limanında demirleyince, facia bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmış oluyordu.

Bu karışık donanmanın tertibi şöyle idi: 22 si İngiliz, 12 si Fransız, 17 si İtalyan, 4 ü Yunan.

Bunlar, Türkiyenin yeni hâkimleri idiler. En büyük söz ve hak sahibinin İngiltere olduğu anlaşılıyordu.

Derhal karaya asker çıkararak şehrin belli başlı yerlerini ve Boğaziçini işgal ettiler. İki gün içinde bütün Karadeniz Boğazı, galip devletlerin eline geçmişti. Trakyaya 9 Kasımda. 1 Fransız alayı gelmişti. Fransızlar. Uzunköprü – Sirkeci demiryolu boyunca yerleşip hattın kontrolünü ele almış bulunuyorlardı. Aynı gün General Allenby kuvvetleri de İskenderun’a girdi.

Yarış başlamıştı. 15. Mayıs. 1919, tarihine kadar işgal şu sırayı takip etti:

Fransızlar, Dörtyol’u (11. Aralık. 1918). Mersin’i (17. Aralık. 1918). Pozantı’ya kadar Adana Vilâyetini (26. Aralık. 1918), Çiftehan’ı (3. Şubat. 1919). Afyonkarahisar istasyonunu (16. Nisan. 1919);

İngilizler. Batum’u 24. Aralık I918) Ayıntab’ı (10. Ocak. 1919). Cerablus’u (3. Ocak. 1919), Konya istasyonunu (22. Ocak. 1919), Maraş’ı (22. Şubat. 1919). Birecik’i (27. Şubat. 1919). Urfa’yı (24.Mart. 1919), Kars’ı (13. Nisan. 1919);

(İngilizler, ayrıca 9 Martta Samsun’a da bir müfreze çıkarmışlar ve birkaç gün sonra Merzifon’a bir kıt’a göndermişlerdi.)

İtalyanlar, Antalya’yı (28. Mart. 1919); Kuşadası’nı (4-Mayıs. 1919). Fethiye, Bodrum ve Marmaris’i (11. Mayıs. 1919);

(İtalyanlar 2 Nisanda Konya’ya bir tabur ile ve 14 Mayısta Akşehir’e bir müfreze ile yerleşmişlerdi.)

Yunanlılar, Uzunköprü – Hadımköy demiryolunu (9. Ocak.1919); (Bu hattı evvelce işgal eden Fransızlar. Yunanlıların gelmesi için çekilmişlerdir.(1)

Yukarıdaki açıklamaya göre; “İstiklal Savaşı” yaptığımız Yunanlıların, “Denize döktük!” dediğimiz İzmir bölgesinde değil, işgalci büyük devletlerin gölgesinde Trakya bölgesinde olduğu görülmektedir.

Gerçeğinde işgal planlarına bakıldığında, Büyük Devletler, gelecekteki hedefleri ile uyumlu olduklarını, Yunanlıların ise, böyle bir hedefleri olmadığı gibi, izin de verilmediği anlaşılmaktadır.

30 Ekim 1919 Tarihinde İmzalanan Mondros Mütarekenamesi’nden 15 Mayıs 1919’a kadar geçen sürede, İşgalcilerle (Halkımızın kendi gayretleri ile işgalcilerden Fransızlarla çarpışmaları dışında) düzenli orduların bir çatışması görülmez.

Gerçeğinde, Osmanlı Devleti’nde çarpışacak bir ordu-silahta kalmamıştır.

Mondros Antlaşma’sına göre işgalci devletler gerek gördükleri her durumda ülkenin dilediği yerini işgal edecektir.

Ordu terhis edilmiş, silahlara el konulmuş ve Osmanlı Devleti’nin tüm yönetimi, işgalcilerin kontrolüne girmiştir.

Padişah ve hükümet sadece bir kukladır. (gerçeğinde 1908’den itibaren)

İşgalin üzerinden yaklaşık altı ay geçer ve İngilizler, Yunanlılara İzmir ve bölgesini işgal emrini verirler.

Bu işgal emri ile birlikte “Yeni bir Devlet” kurulması ile ilgili çalışmalar da başlar…

-“Yunanlıların devreye sokulması, Yunanlılara İzmir’i vermek değil, Yeni Devlet’in kurulmasına altyapı oluşturmak için açıkça kullanmaktır.

Ülkemizin aydınları;

-İstiklalimiz için (neden işgalci büyük devletlerle değil de) tetikçileri Yunanlılarda çarpıştığımızı;

-Birinci Dünya Savaşı’na neden girdiğimizi ve girmemizle birlikte, içinde bulunduğumuz duruma düşürülmemiz ve sonuçları ile ilgili tartışmamaktadır.

-Tartışılan; “19 Mayıs 1919” ve sonrasında yapılan kongreler, açılan Meclis ve Yunanlılarla olan çarpışmalardır.

“19 Mayıs 1919” tarihi ile Erzurum, Sivas kongreleri de Meclis gibi bir sonuçtur.

Bizim ibret almamız gereken nokta, buraya nasıl geldiğimizdir. Ki, bir daha böyle bir duruma düşmeyelim.

Bizler bunları tartışmalıyız.

Bizim, hangi beklentilerle ve oya gibi işlenen hesaplarla içine düşürüldüğümüz durumdan çıkmamız, çıktığımız ancak, bundan sonra yapılması gereken bir tartışmadır.

Açık ifadesi ile, bizler bir büyük kazada,

Tutan ellerimizi, yürüyen ayaklarımızı ve bizi bir arada tutan mıknatıslarımızı, değerlerimizi kaybettik…

Bizler bunu nasıl kaybettiğimizi değil, kaybettiklerimizin yerine taktığımız protez (takma) uzuvları ve yararlarını tartışıyoruz.

Almanların sömürgecilikleri hatırına sokulduğumuz Birinci Dünya savaşı’nı kaybetmemiz;

-“Büyük Devlet” vasfımızı;

Balkanların en verimli arazileri ile, Musul-Kerkük ve Batum Petrol bölgelerini,

-Üç kıtada atalarımızın muhteşem zenginlikteki vakıflarını,

-Belki de en önemlisi, milyonlarca kardeşimiz, kaybettiğimiz yerlerde boynu bükük ve sahipsiz bırakılmasıdır.

İslam toplumları’nın nasıl sahipsiz ve sonrasında da ilgisiz bırakıldıklarını hiç gündeme getirmeden.

 

Devam edecek…

Yunanlılara işgal için ne zaman yeşil ışık yakıldı?

Yunanlılara bu işgalle ödediklere bedel karşılığında ne verildi? (Devletlerin kirli çamaşırlarını açıklayan) WikiLeaks belgeleri’nde,  (Yunanlılar tarafından olmalı) açıklanan bir arşiv odasında raflarda duran Mustafa Kemal Paşa’nın resminin bu olaylarla bir ilişkisi var mıdır? Veya Mustafa Kemal Paşa’nın resmi üzerinden ne anlatılmak istenmiştir? Ayasofya’nın Müze olmasının bu olaylarla bir ilgisi var mıdır?

Neden bizim gibi savaşta yenilen Almanlarla beş ayda bir antlaşma yapılmasına rağmen Osmanlı Devleti, bir antlaşma için beş yıl oyalandı?

 

(1)ANADOLU İHTİLALİ, SABAHATTİN SELEK, Beşinci baskı, 1981

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*