İşgalci Devletler işgal ettikleri bir ülkenin ordusuna neden silah verirler? (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Rekabetçiniz kadar bilgi ve teknoloji üretemiyorsanız, ancak bir lokomotifin arkasında vagon olabilirsiniz.

Rekabetçiniz kadar bilgi ve teknoloji üretemiyorsanız, ancak bir lokomotifin arkasında vagon olabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anadolu’ya silah kaçırma işinin, Ankara’da Meclis açılana kadar, Mustafa Kemal’in bilgisi dışında oluşup geliştiği anlaşılıyor. Merkezleri, Velid Bey’in (*)Tasvir-i Efkâr matbaası idi. Şefleri kimdi? Parayı kim veriyordu? Silahlar nereye gidiyordu? Silahların Anadolu’ya naklinin, Yunan’ın İzmir’e çıkışından önce başlamış olduğunu, Ankara’da Meclis açıldıktan sonra Mustafa Kemal ile temas kurulmuş bulunduğunu öğreniyoruz. Silahların, İngiliz ve Fransız subaylarının görmezden gelmesiyle, resmî araçlarla takalara taşındığını da biliyoruz. Silah kaçırma işini İstanbul hükümeti üstlenmediğine ve Ankara’da Meclis açılıncaya kadar da kimse ilgilenmediğine göre, kimler üstlendi? (1)

..

FRANSIZ ŞARK KOMİTESİ:

‘Şark Komitesi, Dola Kruva (**) adlı ateşin genci, milli hareketimizle alakalandırarak, İstanbul’a gönderir

‘Tasvir-i Efkâr, o dönemde ecnebilerce de milli gayenin en samimi taraftarı idi

“Komite, Dola Kruva’ya, Tasvir’in sahibine müracaatla tasarladığı yardım çığırını açması talimatını verir.

“Dola Kruva, İstanbul a gelir gelmez, sahibi Velid’in (2) Bakırköy’deki adresini öğrenir ve yakın olması nedeniyle, Bakırköy’ de bir pansiyona yerleşir. “Velid’den görüşmek için bir randevu alır Genç Fransızın ricası kabul edilir. (3)

 ‘”Fransız, Milli orduya yardım için geldiğini, her dilediğimizi yerine getireceğini Velid’e söyler.

“Ertesi gün matbaada Velit, Dola Kruva ve ben birleştik. Ben, bu kendi gelen yardımcının bitmek bilmeyen vaitleri karşısında hayretlere düşmüştüm. İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir derler. Bu yirmi iki yaşındaki dost, acaba bir Hızır mıydı? Hakikati halde, bizim için vefakâr bir kurtarıcı idi. (4)

‘Dola Kruva’dan, bir Fransız alayının koruması altında olan Zeytinburnu Baruthanedeki silah ve mühimmatın bize verilmesini rica ettim. Vrangel ordusunun da orada 400 kadar makineli tüfeği vardı. Milyonlarca piyade fişeği milli ordu için büyük bir kıymetti ‘”(5)

 “Bir Fransız makamı ile Velid’in görüşmesi, kat’i teminat alması lâzım gelirdi.. İki gün sonra Velit alâkadarlarla görüştü ve kalenin gediği açılmış oldu.’” (6)

FRANSIZLARIN KORUMASI ALTINDAKİ SİLAHLARIN DEPOLARDAN ÇIKARILMASI

“Depolardan alınacak cephane ve silahları seçmek için, bu işten anlayan arkadaşımız Sim’yi yanımıza aldık.

“Vapur, Üsküdar açıklarında, ışıklarını söndürmüş bekliyordu. Mavnalar da sahilde bekliyordu.

“DöIa Kruva ile birlikte, depolara geldik. Nöbetçiye yüzbaşıyı görmek istediğimizi söyledik. Siyahı asker kapıyı açtı, karşılaştığımız çavuş bizi yüzbaşının dairesine götürdü.

“Dola Kruva, yüzbaşı ile konuştuktan sonra, cephanelikler ve iskele sahasının serbest bulundurulmasını temin etti İşaret verdik, mavnalar yanaştı.

“işçiler üç cephaneliğe dağıtılmışlardı. Binlerce sandık piyade cephanesi vardı. Sabaha kadar çalışıldığı halde ancak 2000 sandık ayırıp kaldırabilmişti. Dola Kruva da bizim gibi heyecanla çabalıyordu, elinden gelse bütün o mevcudatı vapura nakledecekti.(7)

“Sayın Koçer’in anlattıklarından, İstanbul’dan Anadolu’ya silahın kaçırılmasında Fransızların başrolü oynadıklarını anlıyoruz. Fransızlar, İstanbul’da toplanan silahları, Osmanlı ordusuna değil, Anadolu’ya, kurulacak yeni devletin silahları olarak kaçırmak için, kendi aralarında bir komite kurduklarını, bu işten sorumlu olarak, Koçer’in Hızır’ diye adlandırdığı bir Fransız’ı da görevlendirdiklerini öğreniyoruz. İngilizler de boş durmuyorlar ve Yunan tercümanın nöbetçi olmadığı günlerde Boğaz’dan silah çıkarılmasını sağlıyorlardı.

Lord Kinross, Anadolu’ya silah kaçırılması işinin, ‘eski Türk subaylarının bulunduğu yeraltı teşkilatı’ tarafından ‘güçlükle karşılaşılmadan’ yürütüldüğünü anlatıyor:

“Anadolu’ya silah kaçırma işi, başlarında çok kere eski Türk subaylarının bulunduğu yeraltı teşkilâtı tarafından başarıyla yürütülmekteydi. Bunların pek zorlukla karşılaşdıkları söylenemezdi Bir kere depoların çoğunun bekçileri Türk’tü. Sonra, çalınan silahları İngiliz devriyeleri ile Yunan (Rum) çetecilerinin burnunun dibinden Anadolu’ya geçirmeye gönüllü sürü ile hamal, sandalcı ve sürücü (arabacı daha doğru) vardı. Bunları köylü arabalarına, saman ve kömür yığınlarının altına saklıyorlar, yalnız geceleyin yol alıyor, gün doğmadan önce toprağa gömüyorlar, gece olunca tekrar yükleyip bundan sonra varacakları yere kadar yeniden uzun ve ağır yolculuklarına devam ediyorlardı.

“Harbiye Nezareti hile, mütarekenin silahsızlanma ile ilgili koşullarını uygulamaktan sistemli şekilde kaçınıyordu. O sırada Harbiye Nâzırı olan Fevzi Paşa gibi yurtsever subayların da bu işte rolleri vardı.

“Şimdi Fransızlar da silah hırsızlığına göz yummaya başlamışlardı. Milliyetçiler, Gelibolu’da Fransızların korumakta oldukları bir silah deposundan büyük ölçüde silah yağma etmişlerdi

“Yunanlarla çekişme halinde olan İtalyanlar, daha baştan beri milliyetçileri tutmakta ve şimdi de, birliklerini çekmeye hazırlandıkları şu sırada onlara silah satmaktaydılar Üstelik taşıyıcılara Müttefik kontrolünden sıyrılmak için yardım bile ediyorlardı.

‘Ingilizlere gelince, onlar da baştan beri silahların toplanıp saklaması işini pek ciddi tutmamışlardı. Bir İngiliz kurmayı… yalnız Türklerin silahlarını alıp da Rumlarınkini bırakmanın haklı bir şey olmadığını söylemişti

‘Böylece Milliyetçi kuvvetler boyuna silahlanmaktaydılar’’ (8)

Bu silahlanma işinin Yunanistan’ın Anadolu’ya çıkmasından önce başladığını, başta Fransa olmak üzere, bazı ülkelerin bu işe destek verdiğini anımsarsak, ortaya bambaşka bir tablo çıkar. Silahlanma ve depolardan silah kaçırma işi. Müttefik güçler tarafından, Anadolu’da meydana getirilecek olan Yunan işgaline karşı, Osmanlı Ordusu işe karıştırılmadan, milli kuvvetlerin ortaya çıkmasının hazırlığı olarak görülüyor. (9)

“…İtalyan diplomatı Kont Sforza görüşlerini yazıp bastırmıştır…

‘’…Orlando, Sonnino ve Fiume dolayısıyla Wilson’la yaptıkları o fırtınalı münakaşadan sonra, gösterişli bir şekilde konferansı terk edince Lloyd George, Amerika Cumhurbaşkanı ile anlaşarak Venizelos’u çağırdı ve Küçük Asya’daki Türk Milliyetçi hareketinin endişe verici hale geldiği gibi boş bir bahane ile ona, Yunan hükümetinin kendinde iki üç gün içinde İzmir’e asker çıkarma kuvvetini hissedip etmediğini” sordu. (10)

“Venizelos müddetin kısalığından şaşkına döndü, fakat tavizin İtalyanlarla bir kırgınlığın neticesi olduğunu anlamakta gecikmedi.

Bu verilen taviz geçici olabilirdi Tereddüt etmeden hemen ‘Evet’ diye cevap verdi.”

“Ben o zaman yüksek komiser olarak İstanbul’da bulunuyordum. Orada İngiliz ve Fransız meslek arkadaşlarımla birlikte İzmir’e Yunan çıkarmasını Babıâli’ye bildirmek emrini aldım. Emir kat’i idi, bana, kendi payıma bunun gerek İtilaf devletleri ve gerek Yunanistan’ın kendisi için meşum olacak bir tedbir olduğunu kesin bir dille İngiliz meslektaşıma bildirmekten başka yapacak bir şey bırakmıyordu. (11)

 “İzmir’in işgali, Türk Milliyetçi hareketi liderlerine, halkı etraflarına toplayabilecekleri en önemli davalardan birini vermiştir. 1919 Mayıs’ından önce taraftarları çok azdı ve başarıları sınırlıydı, İzmir’in işgali Milliyetçilere, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak ve 1922’de Yunan ordularının topyekûn imhasıyla sonuçlanan Türk-Yunan Harbini açacak kadar kuvvetlenecekleri şekilde hayat aşılamıştır. (12)

“Yüksek Konsey, raporda sıralanan esef verici olayların hâlâ alınamadığına dikkati çekerek aynı hataların gelecekte tekrarlanmamasını Venizelos’a tavsiye etti. Yüksek Konsey, Venizelos’a şu ihtarda bulundu:

-“Yunan birliklerinin İzmir ve yöresini defacto işgali sırf mevcut şartlar dolayısıyla kararlaştırılmıştır ve gelecek için yeni bir hak yaratmamaktadır Bu,  Barış Konferansı’nın Doğu sorununun yarattığı çeşitli problemleri çözümleme yetkisini hiçbir şekilde kısıtlamayan geçici bir tedbirden ibarettir “(13)

-“Yunan işgalinin, bazı problemleri çözmek için –yani Osmanlı’nın yerine kurulacak devletin kadrolarına halkın desteğini sağlamak için- başvurulmuş geçici bir tedbir olduğunu, kalıcı tedbir sanıp da hayal kurmamasını, Yüksek Konsey Venizelos’a hatırlatıyor. Türk ve Yunan askerleri ve Batı Anadolu halkları, bu geçici tedbirin kurbanlarıdır demek istiyor ki gerçeğin kendisidir. (14)

“…Ancak ortada hakları koruyacak güçte ne bir devlet, ne de hükümet vardı. O halde her şey galip devletlerin kararlarına ve insafına kalmış oluyordu. (15)

…Bu devletlerin Osmanlılar hakkındaki karar ve hükümleri verilmiş bulunuyordu. Bu kararlar gereğince İngilizler, 17 Aralık 1918’de, Fransızlar ve Ermeniler de 2 Ocak 1919’da Mersin’de karaya çıktılar, gümrük binası ile kışlayı işgal ettiler.

…21 Aralık 1918’de Adana’yı işgal eden Fransızlar, 9 Ocak 1919’da Albay Bremond’u Genel Valiliğe getirdiler, sancak ve ilçelere “Gouverneur” olarak subaylar tayin ettiler ve bu surede Osmanlı idaresi şebekesi üstünde bir Fransız kontrol idaresi kurdular. (16)

Fransızların Suriye’de meydana getirdikleri Ermeni Lejyonu veya Ermenice adı ile Çamavur denilen Ermeni gönüllüleri de Fransızlarla birlikte aynı günde Mersin’de karaya çıkmışlardı.

“intikam Alayı” adını alan ve “Beyaz kalpaklı, kamalı, çifte tabancalı” olan bu Ermenilerin “göz oymak, kulak ve burun kesmek, kadınları ayaklarından asıp döğmek, memelerini koparmak” ve ırzlarına tecavüz etmek gibi insanlık dışı davranışları vardı. Fransızlar da onların bu hallerine göz yumuyor, hatta katılıyorlardı.’(17)


Konunun biraz daha açılması adına notlar…

-“Bu meselede, İngiltere’nin aksine Fransa’nın Türkiye’ye silah yardımında bulunduğunu dikkate almak gerekiyordu. Hiç şüphe yok ki bu yardım Türkiye’ye olağanüstü pahalıya mal olmuştu ve Mustafa Kemal, bu yardımı kabule yanaşmadan önce çok tereddüt etmişti. Türkiye için kritik olan bu anlarda yardımımızı genişletememiştik. Ekonomik ve mali bunalım içinde kıvranan Türkiye için Fransa’nın silah yardımını kabul etmekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Doğal olarak Fransa bu durumdan Türkiye ile aramızı açmakta yararlanmaya çalışıyordu. Sovyetler’e karşı şiddetli bir propagandaya girişmişti. Biz, Fransızlarla bizim yardımımız arasındaki farkları Türklere anlattık, Fransa’nın emperyalist planlarını açığa vurduk. Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşları bu farkı gördüler. Demokratik aydınlarla halk, bütünüyle Sovyet Rusya ile dostluğun pekiştirilmesinden yanaydı. Fransızların anti-Sovyet ajistasyonu, özellikle muhalefet çevrelerinde etkili oldu. “ (18)

-“…Demek ki Yunanların Anadolu’ya çıkarılması, sonucu belli taktik bir olaydır. Stratejik sonuç ise, Yunanların Anadolu’yu terk etmesiyle meydana gelmiş yeni oluşumdur. Büyük güçler, bu oluşumu elde edebilmek için Yunanların Anadolu’ya çıkartılması ile senaryoyu başlatmış oldular. İstanbul başta olmak üzere…. Samsun İngiliz işgali altındaydı. Mustafa Kemal’i Sivas’tan Ankara’ya getiren otomobilin benzinini Sivas’taki Amerikan Mektebi vermiştir, isteselerdi, bayraklarını anılan şehirlerin kalelerine çekebilirlerdi.

Mustafa Kemal Ankara’ya geldiği zaman, eski Meclis binası Fransızların karargâhıydı.

Mustafa Kemal ve kafilesinin bina önünden geçişini, duvar üstünde oturmuş Fransız askerleri ayaklarını sallayarak izliyordu..” (19)

“…O devrin en büyük gücü olan İngilizler, Anadolu’da hiçbir askeri harekâta katılmamıştır. Büyük kentler İngiltere’nin işgali altında bulunduğuna göre, bu kentlerdeki gelişmeleri ve oluşumları, planın uygulama evreleri olarak algılamak gerekir, İstanbul’daki Harbiye Bakanlığı binası da bu güçlerin elindeydi. Başka türlüsünü düşünmek mümkün değildir, istemedikleri oluşumlara izin vermezlerdi. Anadolu’ya silah ve mühimmat kaçırılması olayını da bu açıdan ele alacağız, işgal kuvvetlerinin emrindeki depoların kapılarının. Anadolu’ya malzeme gönderilmesi için bizzat kendileri tarafından açılmış olduğu bilinen gerçeklerdendir. “Gizlilik” senaryo gereğidir. .” (20) 

 …

“…1919’da başlayan Yunan istilası, temeli 1908’de atılmış olan ve Reval mülakatında Rusya ile İngiltere arasında kararlaştırılan şartların devamı ve tatbikiydi.” (21)

Demek daha işin başında “Anadolu’nun bölünmemesi” esas kabul edilmişti. O halde Yunanları Anadolu’ya niçin çıkartmışlardı?  …. Bu sorunun yanıtının “stratejik amaç” olduğu açıklanacak. İngilizler açısından bu stratejik amacın ana hatları şöyleydi:

-Petrol sahaları (Mezopotamya ve Kafkasya) üzerindeki egemenlik sağlandıktan sonra, Hintli Müslümanların taleplerinin etkisizleştirilmesi; Halifenin ve halifeliğin kaldırılması; diğer Müttefik ülkelere Osmanlı mirasından pay vermemek için Anadolu’nun toprak bütünlüğünün korunması; “düşman Batı” ile savaşıldığı havası yaratılarak, Hintli Müslümanları Ankara’nın destekleyicisi durumuna sokmak suretiyle Ankara’nın tek muhatap olarak dünyaya sunulması. “ (22)

“…1 Haziran 1919’da Damat Ferit Paşa hükümeti, gazetelere bir tebliğ göndererek Türk halkının Yunanlara karşı takındığı tavrı tabiî karşıladığını, halkın duygularına hükümetin de katıldığını bildirmiş ve “itilaf devletleri Katında gerekli teşebbüsleri yapmakta olduğunu”, ayrıca Paris Barış Konferansı katında da “işgal keyfiyetini reddettirmek için” çalışacağını açıklamıştı.’(23)

 …

İNGİLİZLERİN MİLLİYETÇİLERE YARDIMI

Rumbold’dan Curzon’a

13 Aralık 1920, No.1606  

1-Mustafa Kemal’e gidecek Türk hükümeti heyeti, 3 Aralık’ta Haydarpaşa’dan hareket etti. Dahiliye Nâzırı İzzet Paşa başkanlığındaki heyette. Bahriye Nâzırı Salih Paşa, Ziraat ve Ticaret Nâzırı Hüseyin Kâzım Bey ile birlikte beş kişi daha bulunuyor. İstanbul’daki İngiliz başkumandan Haydarpaşa’dan tren yolu boyunca İngiliz subaylar refakat etti…” (25)

Anadolu Savaşı’nın başından itibaren İstanbul’dan 2. 8. 1337 (1921)

(Meclis’in Seçip Cepheye Gönderdiği Heyetin Verdiği Rapor):

RIZA NUR (Sinop) – İstanbul’dan gelen zabitlerin hemen ekseriyet-i azimesi pek iyi harp etmiştir. Şimdiye kadar, taarruzun iptidasına kadar İstanbul’dan 3.500 zabit celp edilmiş… İstanbul’dan harcırahlarını vermek suretiyle…’ (26)

Bu sözlerden de anlaşıldığına göre hükümet, Anadolu’da başlamış olan mücadeleyi tamamiyle tasvip ediyordu. 15 Haziran 1919’da Harbiye Nezâreti’nin Sadaret makamına gönderdiği bir yazı, bunun daha açık bir deliliydi. Harbiye Nezareti bu yazısında, “Yunan işgallerini millî kuvvetlerimizle karşılamaklığımız icab eder ki arkadan gelen kuşaklara karşı sorumlu kalmayalım,” diyordu.” (24)

Milliyetçilere, harcırahları İstanbul hükümeti tarafından ödenmiş 3.500 subay gelmiş. Bakanlıkların tamamen İngiliz denetiminde olması nedeniyle Anadolu’ya gönderilmiş 3.500 subayın harcırahlarının da bu kanaldan ödenmiş olduğu sonucuna varıyoruz. İngilizler, Osmanlı Harbiye Bakanlığı’nı kontrolleri altında tuttuğundan, Anadolu’ya gönderilecek subayların, harcırahları da verilerek sevkleri yapılıyordu.

Rıza Nur’un Meclis’teki bir konuşmasından, İngiliz gemileri aracılığıyla İnebolu’da, 2.000 tane Osmanlı mitralyözü dâhil olmak üzere külliyetli miktarda silah satıldığını öğreniyoruz:

…İngiliz karargâhının kumandanının yaverleri. Bilmem neleri, bol bol silâh satıyorlar… Bizim Osmanlı mitralyözlerinden bile 2.000 tane varmış. Ben Müdafaa-i Milliye Vekili olsaydım her şeyden evvel bunu satın alırdım. Bir tanesi yüz tane nefer demektir. Şimdi o adamlar teklif ediyorlar. Parayı veriniz, size istediğiniz noktada teslim edelim. Mesela İnebolu’ya, güzelce İngiliz gemisiyle almışlar, çok zaman bunlarla uğraşmışlar. Son zamanda almışlar. Elli lira fazla idi, değildi diye sebep bunu göstermişler, almamışlar. Son zamanlarda sıkışınca yine alıyorlar.”’ (27)

**

Açıklananlardan çok açık olarak anlaşılan, Rusların ve Fransızların, kendi devlet çıkarları için  Ermeniler’i; İngilizlerin de, Yunanlıları kullanmış oldukları, alenen katliam, zulüm yaptırdıklarıdır.

 

Gelinen noktada;

-Ruslar, İstiklal Savaşı‘nda yaptıkları silah ve para yardımları ile,

-Fransızlar ve İngilizler de işgal ettikleri ülkede, “Taşeron İşgalci!” Olarak kullandıkları Yunanlıların zulümleri nedeniyle adeta işgal ettikleri ülkede bir “Kurtarıcı!” olmuşlardır.

Bugün, “İstiklal Savaşı” dediğimizde, aklımıza düşman olarak hangi milletler gelmektedir?

-İngiliz, Fransızlar mı; Yunanlılar, Ermeniler mi?

Bin yıllık devlet kültürüne sahip bir millet bu basit numaraları elbette yememiş, ancak durumun gereği sadece yutkunmuştur.

**

Akıllı insanlar’ın, yaptıkları hataların bedelini ödeyerek yaşadıklarından (pahalı) bir ders alabildikleri;

Çok akıllı insanlar’ın ise, başkalarının yaşadıkları olumsuzluklardan bir ders çıkararak kendi yaşamlarına (bir bedel ödemeden) yön verebildikleri, ifade edilmektedir.

**

Osmanlı İmparatorluğu bir “Güneş Ülkesi” (**) Olarak hayal edilebilecek ideal seviyede üç kıta üzerinde bir cihan imparatorluğu, bir medeniyet kurmuştur.

Bir düşünür, nitelikli bir yaşam’ın, bisiklet üzerinde sürekli pedal çevirmekle mümkün olabildiğini ifade eder. Kastedilenin, burada yorulmak ve durmak yoktur. 

Biraz soluklanmak için pedal çevirmeyi bıraktığınızda rakipleriniz sizi geride bırakmaktadır.

Osmanlı Devleti, kendi döneminin şartları içinde en –güçlüsü- iyisidir. Ancak, Batı Avrupa, içerisinde bulundukları karanlıktan çıkmak için can havli ile atılım yapar ve kendi dönemleri için ihtiyaç duyabilecekleri şartları belirlerler.

Osmanlı, Avrupa’nın hareketlenmesinin farkında olmakla birlikte,  kendi dönemlerinin şartları ile (değişen) dünyaya nizam vermeye devam etmek istemiş ve büyük bedeller ödemelerine ve çırpınmalarına rağmen başarılı olamamışlardır.

Dünyanın kuruluşundaki doğru; Şartların sürekli değişeği gerçeğidir.

Bu anlayışla olsa gerek,

İki Cihan Güneşi, Hz. Muhammed (sav);

-“Düşmana silahı ile mukabele ediniz!”, (Yaşanan gelişmeleri takip etmelisiniz.)

-“İlim Müslüman’ın yitik malıdır, onu gördüğü yerde almalıdır.” demiştir.

-Bilgi, ondan kendi ihtiyaçları doğrultusunda, yeni bir bilgi üretilmediğinde sahibi için yüktür.

-Bilgi, ondan yeni bir bilgi üretiminde kullanılırsa, ancak sahibine yararlı olabilmektedir.

Bu kadar kapsamlı ve çok yönlü bir konuyu özellikle de bir blog ortamında ve amatör bir anlayışla, yeteneklerimizin ve çok kısıtlı bilgimizin izin verdiği ölçüde açabildik.

Amaçlanan, meselelerimizin sorgulanması, araştırmacılar, meraklıları için bir kapı açılabilmesidir.

 

www.canmehmet.com

Resim;ulusgazetesi.com‘dan alınmıştır.

Açıklamalar;

(*)Velid Bey; “İstanbul’un işgali sırasında, Bayburtlu Tayyar Ağazade Necip Bey’le müştereken fındık ticareti ile meşguldüm. İstanbul’un namertçe işgali…bir sabah Yunanların da İzmir’i işgal ettikleri haberi, bir bomba gibi beynimizde patladı…Doğru Nuruosmaniye’deki Tasvir-i Efkâr gazetesi idarehanesine gittim. Bu gazetenin sahibi ve başyazarı Velid Ebüzziya Bey çok samimi dostumdu. Odasına girdiğim zaman ikdam Gazetesi sahibi Ahmet Cevdet Bey’le, tanınmış armatörlerden Kalkavanzade İbrahim Kaptan’ı da orada buldum.. Hepimiz mutlaka bir şeyler yapmak, behemehal istiklal ve hürriyetimizi korumak uğrunda harekete geçmek lazım geldiği noktasında müttefiktik. Velid, “İlk iş olarak, büyük bir protesto mitingi yapılmaya karar verildi. Bütün arkadaşlar hep birlikte orada bulunmalıyız. Ondan sonrasını konuşuruz,” dedi.’ (İlyas Sami Kalkavanoğlu, Milli Mücadele Hatıralarım, İstanbul, 1957)

 

(**) Dola Kruva; Albay Kemal (Koçer) Bey,  Fransız Şark Komitesi’nin Döla Kruva adlı bir genci, milli orduya yardım etmesi için Paris’ten İstanbul’a gönderdiğini yazar. (http://www.sde.org.tr/tr/authordetail/istiklal-harbinde-silah-kacakciligi/1029)

 

(***) Güneş Ülkesi, İtalyan yazar, Tommaso Campanella tarafından hayal edilmiştir. Detaylı bilgi için; http://www.canmehmet.com/vatandasin-osmanli-tarihi-osmanlinin-gunes-devlet-oldugunu-gizleyenler-affedilmeyecek-9.html

 

Kaynaklar;

İSTİKLAL SAVAŞI’nın arka planı ile ilgili olarak, Cengiz Yazoğlu tarafından  yazılan “Osmanlının Tasfiyesi”, birinci dereceden belgelerle desteklenmiş, tarafsız ve çok değerli bir kaynaktır. Meraklıları, kafalarındaki bir çok soruya cevap bulacaklardır.

(1) “Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, 

(2) Velid;  Sırasıyla Mekteb-i Sultani ve Saint Benoit Fransız Okulu’nu bitirdi. Daha sonra Fransa’ya giderek Paris’te Hukuk Fakültesi’nde ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde ihtisas yaptı. İstanbul’a döndükten sonra Tasvir-i Efkârda gazeteciliğe başladı. (Osmanlının Tasfiyesi, Dip not)

(3) İlyas Sami Kalkavanoğlu, Milli Mücadele Hatıralarım, İstanbul, 1957. Sahife, 88.

(4) “Osmanlının Tasfiyesi”, S.384

(5) İlyas Sami, Age, Sahife, 89.

(6) Age, sahife, 89.

(7) Age, S.93. 

(8) Lord Kinross, age, s.319.

(9) ”Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, Sahife,386)

(10) Celal Bayar, Ben de Yazdım, 6, s. 1771.

(11) Age, S.1772.

(12) Kayhan Sağlamer, Anadolu’nun İşgali ve Yunan Mezalimi Hakkında Müttefikler Arası Komisyon Raporu, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 49, Ekim 1971. Sahife, 6

(13) T. Bıyıklıoğlu, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, (Türk İstiklal Harbi, 1) s. 10.

(14) Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, Sahife, 388

(15) Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya, s.221.

(16) Age, s.221.

(17) Age, S.222.

(18)Bir Sovyet diplomatının anıları, S.I ARALOV)

(19) Lord Kinross, Atatürk-Bir Milletin Yeniden Doğuşu,  s. 312-313.

(20) Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu,

(21)Cemal Kutay, Malta, Siyasî Mahkûmlar Adası, s. 123 )

(22) Osmanlının Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, S.437

(23) Tansel, age, s.290; Ömer Sami Coşar, İstiklal Harbi Gazetesi, No: 17; Osmanlının Tasfiyesi, sahife, 438)

(24) (Tansel, age, s.290; Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, sayı 4. Belge 84.)

(25) B. Şimşir, age, 2, s.448.

(26) Gizli Celse Zabıtları, 2, s.135.

(27) Gizli Celse Zabıtları, s. 138.

 

4571 Toplam Ziyaretçimiz 11 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*