İnsan, Din ve Devlet gerçeği; Dünya aydınlar üzerinden Cumhuriyet ve Laiklikle aldatıldı mı? (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Düşünmeyen (okumayan-sorgulamayan) bir aklın, özgürleşmesi, içi boş kazan misalidir.

Cumhuriyet, ‘Temsili Demokrasi’ ise, Cuntacı, Darbeci ve diktatörler -Cumhuriyet kavramında- nereye oturmaktadır?  Bu bir aldatmaca değil midir?

-Semavi din, Yaratıcının kulları arasındaki ilişkileri düzenleyen, “Kurallar Manzumesi”,

-Laiklik, (İnsanların) yaptığı bir “Yasalar Demeti”dir.

-Öyle ise, Yaratıcının tavsiyelerine karşılık ortaya konulan “Laiklik” Yasalar Demeti, Yaratıcıya, kullarının bir cevabı olmaktadır?

Yaratıcı; “Öldürmeyecek, çalmayacak ve zina yapmayacaksın…” Der;

Kul; “Öyle şey olur mu? Kazanmanın ahlakı mı olur! Üstelik ‘Dini ve ahlakı olan aç kalır!’

Son bin yıllık süreç…

-1215 İngiltere’sinde “Magna Carta/Büyük Ferman” ile, “toplum güçleri arasında bir denge kurulur ve kralın yetkileri din adamları ve halk adına sınırlanır. Ve bu anlayışla 1640’lı yıllara gelindiğinde siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle bir kez daha kavgaya tutuşulur ve bu kez kralın tek başına yönetim yetkisini (parlamento ile) elinden alınır.

-1789 Fransa’sında yapılan ihtilal ile Kral yönetim masasından tamamen atılır. Şimdi kraldan sonra sıra Kiliseye gelmiştir. Bu kez “Laiklik, Sekülerleşme!” anlayışı ile, Kilisenin de hakkından gelinir. Ortada kim kalmıştır? (Burjuva-küresel) Sermaye! Artık Parası olan düdüğü çalacaktır.

-Gelinen durumda artık ne Kral temsil edilmektedir, ne de Klise…

-Şimdi temsil edilen yegane şey, (Küresel sermaye) Paradır.

-Aslında gelinen yeni durumda insan açısından değişen-gelişen yeni bir şey yoktur. Mızrakların yerini füzeler, Derebeyi-Ağanın yerini bankalar-tefeciler almıştır.

-“Cumhuriyet”, bilenlerine göre “Temsili Demokrasi”dir. Peki, bakalım öyle midir?

-Parlamento olmadan Kral mutlak söz sahibi olduğuna göre, (Cumhuriyet ve bir adım sonrası) ortada konuşulan yönetim/rejim “Demokrasi” olmayacaktır.

-Kilise, Devleti yönetmeye talip olduğunda ise durum yine aynı olacaktır,  yine kastedilen manada “Cumhuriyet/Demokrasi” yoktur

-Kralı ve Kiliseyi devre dışına bıraktığımızda, bunların yetkisi kime geçmektedir? Temsil edenlere değil mi?

-Diğer ifadesi ile, Meclis, Hükümet ve Cumhurbaşkanları/Devlet Başkanı‘na.

-Laik anlayışla dini; Cumhuriyet anlayışı ile Kralı oyundan çıkardık.

-Bakalım şimdiki yeni oyun kurucuları kimlerdir?

-Yönetimin adı Cumhuriyet ancak, yönetim başında silah zoru ile yönetimi gasp eden bir diktatör bulunmaktadır.

-Eğer, Cumhuriyet, Temsili Demokrasi ise, bu (Cunta-Darbe) Krallık veya Saltanattır. Ve ortada ne -başka- bir kuvvet vardır, ne de Kuvvetler ayrılığı.

-“Efem Asınız! Efem Kesiniz! Oy için eller havaya kalksın! Asmayalım da besleyelim mi!”

Yargı; “Biz Cumhuriyet ve Laik sistemin bekçisi ve teminatıyız.”

Ordu; “Aaa… Olur mu asıl biz Cumhuriyetin, Laikliliğin ve Devrimlerin bekçisiyiz”

Bürokrasi; “Amanın! İrtica var! Hemen bir Darbe yapmalı!”

Meclis Duvarında bir yazı;

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Ve önünde darbeci bir asker konuşmaktadır.

Yargı, Adaletin temsilcisi, bekçisidir.

Ordu; Sınırların bekçisidir.

Bürokrasi; Halkının hizmetçisidir.

-Sizce de öyle değil midir?

“Cumhuriyet” nasıl tanımlanmaktadır?

-“Temsili Demokrasi!”

-Gerçeğinde ne imiş?

-Güç ve Güçlülerin temsilcisi.

Ve Laiklik;

-Laiklik, “Din ve Devletin birbirinin uzağında durması” mı;

-Diğerini haklaması mıdır?

Devam edecek

-Acı ama gerçek;

1838’de (ekonomik manada) yarı bağımlı, 1952’de (siyasi manada) tam bağımlı mı olduk?

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Paylaşımınız için teşekkürler. Kaliteli paylaşımlarınızın devamını bekliyoruz. Kolay gelsin!

Nazik mesajınıza ve yazılara ilginize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*