İnsan, Din ve Devlet gerçeği; Cumhuriyet (Temsili Demokrasi) Şekere Batırılmış Emzik midir (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Adına "Halkın Yönetimi" dediğimiz rejimlerde hayati öneme sahip  kararları kimler vermektedir?

Adına “Halkın Yönetimi” dediğimiz rejimlerde hayati öneme sahip kararları kimler vermektedir?

 

Haklarımızı savunmak için atadığınız temsilci (Avukat) ile, seçtiğimiz siyasetçilerin ortak noktası, bizleri (çıkarlarımız doğrultusunda) temsil etmeleridir. Gerçeğinde uygulamalar böyle midir?  Örneğin; Ülkelerinin taraf olacağı bir savaşa karar verenler, karardan önce halklarının görüşlerini almakta mıdır?

-Anayasalarımızda “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” denmekle birlikte, tarihî ve fiilî pratik bunun böyle olmadığını gösteriyor, çünkü “milî irade” oldukça kısa aralıklarla askıya alınıyor ve toplum, egemenliğin başka bir kaynağı olduğunu deneyimle öğreniyor. (1)

“Şimdi şekerim, basın doğruyu yazdığı sûrece, ona karşı her zaman tepki ve nefret vardır… ‘Ben, basını çok seviyorum,’ diyen insanların yüzde 99’u aslında sahtekârdır. Sanki bizler birer umacı imişiz gibi, bizimle korkudan ahbaplık ederler. Halbuki hepimiz, onlar gibi insanızdır. Basın için dünyada ‘Beş büyük kuvvetten biridir… Dördüncü kuvvettir.’ Derler. Bu söz, Türkiye için geçerli değil… Hakimiyet, elbette, ‘Kayıtsız şartsız milletindir’… O, başka… Ama birinci kuvvet, Türkiye’de ordu mu? Hayır… Basındır… ikincisi, ordudur… Çünkü orduyu, ihtilallere basın hazırlar…” (Erol Simavi)  (2)

Burada sadece Mayer Rothschild’in

-“Bana bir ülkenin para arzının kontrolünü verin, yasaları kimin yaptığı umurumda bile olmaz.” sözüne biraz değinmek istiyorum.

Rothschild’in bu sözü birçok komplo teorisinin oluşmasına, propagandaya ve tartışmaya konu olmuştur.

Rothschild’in anlatmaya çalıştığı şey aslında şudur: Para arzını kontrol edebilen biri, parayı bollaştırarak enflasyon yaratabilir. Bunu yapmadan önce borçlanıp, o borç parayla da mal mülk edinir. Enflasyon oluşunca tüm mal ve mülklerin fiyatları artar. O da daha yüksek fiyattan elindekileri satar ve enflasyonun erittiği borcunu da kolaylıkla ödeyip servetini katlamış olur…

Burada anlatılmak istenen aslında bir ülkeyi yönetmek veya kontrol etmek değil, para arzını kontrol edebilenin kendisine nasıl servet transfer edebileceğidir…

Zürih ETH (*) araştırmacılardan James Glattfelder,

-“Gerçekler o kadar karmaşık ki, gerek komplo teorisi tabanlı gerekse serbest piyasa anlayışına dayalı dogmalardan uzaklaşmak zorundayız. Bizim araştırmamız gerçekler üzerine” diyor.

James Glattfelder’in Zürih ETH’ya sunduğu doktora tezi araştırmanın çekirdeğini oluşturuyor. ETH’da gelişen şöyle bir anlayış var:

“Evrenin başlangıcını anlayabilmek için milyarlarca dolar harcıyoruz ancak daha hala kararlı bir toplum, işleyen bir ekonomi ve barış için gerekli şartları anlayabilmiş değiliz.”

Antik çağlarda Anaximenes de Pisagor’a bu bağlamda bir soru sormuş ve

-“Etrafımda kölelik ve ölüm kol gezerken neden uzaklardaki yıldızların gizemini anlamak için uğraşayım” demişti. (3)

…Ne ki, daha ilk rauntta kaybetmeyi göze alamazdı. Önemsiz şeyler hakkında yapılan bu amaçsız, sonu gelmez tartışma onu kızdırmıştı. Sinirleri iyice bozulmaya başladı. Bu malumatfuruş budalalar sürüsü, ölü bir kurumun yozlaşmış yapısını destekleyecek materyal bulmak için kelimelerle oynarken, Gazi, egemen olarak kendisi bütün gün oturup bekleyecek miydi?

Ansızın bütün kontrolünü kaybetti. Öfkeden titreyerek, homurdanarak bir masanın üzerine sıçradı ve toplantıyı durdurdu.

-”Efendiler, Osmanlı Sultanı egemenliği halktan zorla almıştır, ” dedi “ve halk şimdi zorda onu geriye alıyor. Saltanat Hilafet’ten ayrılmalı ve kaldırılmalıdır. Bu görüşe katılır ya da katılmazsınız, bu sizin bileceğiniz iş. Ama ne olursa olsun bu gerçekleşecektir, bu arada bazılarının kafaları kesilse dahi.”

Diktatör emirlerini vermişti. Saygıdeğer başkan ayağa kalktı ve konuştu:

-“Efendiler, ” dedi, “Gazi bize meseleyi bizim ele aldığımızdan çok farklı bir bakış açısından izah etti.”

Mebuslar tehlikeden kurtulmak için aceleden birbirlerini ite kaka Meclis’e bu önerinin yasalaştırılmasını tavsiye etmeye koştular; Saltanat kesinlikle Hilafet’ten ayrılmalıydı; Saltanat’ın kesinlikle ilga edilmesi ve Vahdettin’in ülkeden çıkarılması şarttı. Uzun giysilerinin eteklerini kavuşturarak, bu zincirsiz bozkurt üzerlerine atlamadan önce savuşabilmek için kaçıştılar.

Meclis, tasarıyı görüşmek için hemen oturuma geçti. Tartışmaya başladılar. Mustafa Kemal, Meclis’in genel havasının kendisine karşı olduğunu anlamıştı. Bir an evvel oylamaya geçilmesini sağlamalıydı. Her ne pahasına olursa olsun kazanması şarttı. Kişisel taraftarlarını toplantı salonunun bir tarafına topladı ve derhal açık oylamaya geçilmesini istedi.

Kimi mebuslar tasarının ad okunarak oylanmasını talep etti.

Mustafa Kemal buna karşı çıktı. Taraftarları silahlıydı; içlerinden bazıları her şeyi yapabilecek karakterdeydi; emir alırlarsa silahlarını hiç duraksamadan kullanacakları kesindi.

Meclis’in oybirliğiyle kabul edeceğinden eminim” dedi. Sesinden bir tür tehdit seziliyordu ve taraftarları da ellerini bellerine atmışlardı.

-“Ellerin kaldırılması yeterlidir.” Başkan bir gözü Mustafa Kemal’de, tasarıyı oylamaya koydu. Birkaç el yükseldi. “Oybirliğiyle kabul edildi” dedi Başkan.

Bir düzine kadar mebus protesto etmek için sıraların üstüne fırladılar.

-“Bu doğru değil, ben karşıyım!” Diğerleriyse, “Otur yerine! Kes sesini! Domuz!” diye bağırıp ıslık çaldılar, birbirlerine sövüp saydılar.

Tam bir velvele çıkmıştı. Mustafa Kemal’den gelen işaret üzerine. Başkan Bütün bu gürültüyü bastırmak için bağırarak karanı tekrar etti.

-“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin oybirliğiyle aldığı karar sonucu, Saltanat ilga edilmiştir” diyerek oturumu kapattı. Mustafa Kemal, taraftarlarıyla çevrilmiş olarak Meclis’ten ayrıldı.”(4)

-“Benim oyum Çobanın oyu bir sayılıyor”

“Hani manken kızımız Aysun Kayacı, Besim Tibuk’tan alıntı yapıp “Benim oyumla çobanın oyu bir sayılıyor” serzenişinde bulunmuştu ya.. Hakikaten Kayacı’nın oyu ile dağdaki çobanın oyu bir olmamalı..

Çünkü çoban kullanacağı oyu namusu gibi kabullenerek sandığa mutlaka gidiyor; Kayacı ve türevleri Bodrum sahillerinde güneşlenmeyi memleket meselesinin önünde tutuyor..

Bu bağlamda;

Tabii ki dağdaki çobanın oyu çok daha kıymetli olacak.!! (5)

“İki milyon seçmen oy kullanmadı” (Gazeteler)

-“Biz eskiden eskiden su içerdik testiden!

-Asırlar öncesinde, “Feodal ekonomik yapı basittir. Köylüler, Soylunun toprağında üretim yapıp, gereken çok az miktarı kendine ayırdıktan sonra geriye kalanı soyluya vermektedir.

-Bugüne baktığımızda, Ekonomik yapı daha karmaşıktır.  Köylülerin yerini işçiler, toprağın yerini işyerleri, kalelerin yerlerini güvenlikli siteler almıştır. Halk kendilerine bir “lütuf!” olarak verilen kredi kartları ile kazanmadan harcamakta ve mobil telefonları ile (düşünmenin yerine) saatlerce (boş boş) konuşmakta ve yazışmaktadır.

Yazılanları özetlersek;

-Açıklamalara göre; Halkın Parası, Medyası ve dahi Ordusu yoktur.

-Ancak nasıl oluyorsa! “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir!”  Sizce de öyle midir?

-Öyle ise, Dünya Savaşları ‘na ve bu  savaşlarda ölen, sakat kalan yüz milyonlarca insanın akibetine kimler karar vermiştir-vermektedir?

 

Devam edecek

-Düşünmeyen-Sorgulamayan varlık, insan değildir.

 

(*) Bir Teknik Üniversite ismi.

Kaynaklar;

(1) ”Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye?” MURAT BELGE Sahife:60

(2) Babıâli Tanrıları: Simavi Ailesi, İrem Barutçu, Birinci Basım: Aralık 2004

(3) Daha fazlası için bakınız; http://kanalfinans.com/editor/dnyayi-yneten-kapitalist-sebeke/

(4)“Bozkurt”, H.C. Armstrong, Nokta kitap, (Meraklılarına; Mustafa Kemal Paşa, bu kitabı sağlığında okumuş ve cevaplandırmıştır.)

(5) Daha fazlası için bakınız; http://www.adanamedya.com/bidon-kafalilarin-zaferi-3729yy.htm

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*