İnsan, Din ve Devlet gerçeği; Bilgi Toplumu olmanın yolu Düşünce ve İfade Hürriyeti’dir. (Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Aynı ortam ve şartlarda gerçekleşenler, gerçeğinde bir kural, bir kanun sonucu mudur?

Aynı ortam ve şartlarda gerçekleşenler, gerçeğinde bir kural, bir kanun sonucu mudur?

Kader” ve “Aşk” konusu, insanların kendileri başarılı şekilde aldattıklarının başında gelir. Gerçeğinde ne aşk vardır, ne de (başarısızlıkların sorumlusu!) kader. Sadece “Sorumluluk” vardır.

Kişiyi, başarı ve başarısızlık noktasında diğerinde ayıran husus, “Sorumluluk Anlayışı”dır.

Sorumluluklarını yerine getiren, ihtimaldir ki, “Kötü kader!” den bahsetmeyecektir.

Bunu biraz açalım.

Kader; Genel kabule göre, “Bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan ezeli takdir. Alın yazısı, Yazgı veya Mukadderat”tır.

-“Yeryüzünde bulunan sular (Deniz, göl, nehir) Güneşin  etkisiyle buharlaşır. Su buharı atmosferden yükselirken soğuk hava ile karşılaşır. Bu karşılaşma su buharının su zerrecikleri şeklinde yoğuşmasına neden olur. Yoğuşma sonucu bulut meydana gelir. Bulutu oluşturan su zerrecikleri birleşerek su damlalarına dönüşür. Su damlaları bulutta tutunamayacak ağırlığa ulaştığında yeryüzüne yağmur-kar olarak düşer.”

Su; aynı şartlarda, sıfır derecede donmakta, yüz derecede kaynamaktadır

Bu gerçek, su için bir kader midir? Yoksa, bir Fizik Kuralı mıdır?

Veya elimizdeki bir malzemeyi yüksekten yere bıraktığımızda, (dünyamız şartlarında) yere düşmesi, eşyanın Kaderi midir, bir Fizik Kuralı mıdır? 

Bizler, Yaratıcının koyduğu, örneğin, Fizik Kuralları’nı, Belki de işin kolayına kaçarak “Bir kader” olarak mı algılamaktayız.

Aşk (Derin Sevgi); Sevdiğiniz insan, saygı da duyduğunuz insan değil midir;

Veya saygı duyduğumuz insan, sevdiğimiz?

Kendisine karşı sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz insanlar bize saygı duymakta ve bir adım sonrasında bizi sevmekte ve bizimle daha fazla bir arada olmak istememekte midir?

Kimilerimizin tercihleri olan; “Karakaş, Mavi göz, Sarı saç, uyumlu endam, servet, güç, ” bir aşkın –başlamasının- mı; bir imaj-marka (nemalanma) meselesi midir?

Bu (nemalanmanın-aşkın!) Kalıcılığı, hevesin alınacağı süre ile doğru orantılı değil midir?

-“Aşkın ömrü üç yıldır!”

-“Efem, evlilik aşkı öldürüyormuş…”

-“Hayır efem! Aşkı öldüren evlilik değil, sorumsuzluktur.

Evlilik Fizik Kuralı 1;

-Güneş görmeyen ve sulanmayan (kendisine karşı sorumlulukları yerine getirilmeyen) çiçekler solar. Evlilikler de.

-Su, hep aynı şartlarda donmakta ve buharlaşmakta,

-Evlilikler, hep aynı şartlarda, kalitesini kaybetmekte,

-Başarı-Başarısızlık, hep aynı şartlarda kendini tekrar etmektedir.

Kaldığımız yerden devamla,

Dizinin ilk bölümünde;

-“İnsanı İktidar-Güç hırsı,

-Devleti Tahakküm,

-Cumhuriyeti Gücün Temsili,

-Laikliği Din ve Devletin Birbirinin Hakkından Gelmesi olarak ele almamışsanız kendinizi aldatmışsınız.” denilmiştir.

Din; insanı derinden etkilediği için devletlerin ilgi odağındadır. Devlet, Dini Kontrol Ederek halkını kontrol edeceğini, düşünmektedir. “Laiklik” kavgasının ana nedeni budur.

Din anlayışının hakkından gelmek için kullanılan bahaneler (malzeme); Dinin vazettikleri değil, birilerinin Din ile ilgili yanlış yorumları ve kasıtlı uygulamalarıdır. (Kilisenin keyfi davranışları, bağnazlıkları, Vahhabilik, Taliban, IŞİD vb.)

Devlet; “Devlet kendi düzeyinde egemen olacaktır; bu, dış dünyaya karşı bir egemenliktir. Ama toplum da devlete karşı egemen olacaktır…”

Cumhuriyet; Halkı Temsilen yönetmektir. Cumhuriyet, temsil yetkisi ele geçirildiğinde halkın üzerinde terör estirmek değildir.

Laiklik; “Laiklik her şeyden önce bir din takıntısıdır ve gerçek bir ayrılığı benimsemek yerine, din üzerine kurallar koyarak onu yönetmek niyetindedir.”

Sekülerleşme;Sekülerleşme (dinden bağımsızlaşma), hiçbir siyasal içeriği olmayan bir toplum fenomeni: Sekülerleşmenin doruk noktası, dinin yumuşak bir geçişle ortadan kalkmasıdır.

Bölümü bitirmeden, hakkında bir tereddüt kalmaması için  Laiklik ve Cumhuriyet Anlayışını erbabının kaleminden tekrar verelim;

“Sekülerleşmenin doruk noktası, dinin yumuşak bir geçişle ortadan kalkmasıdır. “

-“Avrupa, 19. Yüzyıl boyunca, dinsel pratiklerin sona ermesine tanıklık etti. Ancak sekülerleşme, din karşıtı ya da kilise karşıtı değildir. Sadece dinsel pratikten veya onu dile getirmekten kaçınır; bu bir süreçtir.

Buna karşılık, laiklik çok açıktır; dinselliği hukuksal ve otoriter biçimde tanımlayan siyasal bir tercihtir. Kamusal alanı düzenleyen devlet tarafından onaylanmıştır. Yalnız devlet, özel alanda zorlama yoluyla dinselliği reddetmekle kalmaz; kamusal alanda onu bütün yönleriyle tanımlar ve kısıtlar da.

Laiklik sorunu, toplumsal düzlemde dinsel çevre ile siyasal çevrenin birbirinden ayrılması demektir.

Tabii mümin açısından bu ikisinin ayrılması söz konusu olmaz. Her ikisinin yerini kendi benliğinde onun vicdanı belirler.

Dinselle ilgili olanı belirleyen şey din değildir; sekülerleşme açısından topluma ve laikliğe ilişkin yasalardır.

Mesele, toplumsal ve siyasal alanın bu tavrına karşı dinin kendisini yeniden nasıl tanımlayacağını bilmektir.

Bu toplumsal ve siyasal alana nasıl uyum sağlayacağını, nasıl karşı çıkacağını ve kendi alanını nasıl yaratacağını bilmektir.”(1)

Özetle Fransız Prof. Olivier Roy ne demektedir?

-“..Mesele, toplumsal ve siyasal alanın bu tavrına karşı dinin kendisini yeniden nasıl tanımlayacağını bilmektir..”

Açık ifadesi ile, Biz kendimizi ilahi kanunlara değil, ilahi kanunlar kendisini bize uydurmalıdır.

Laiklik konusunda (“Din ve devletin birbirinden bağımsızlaştırılması!” iddiasında) Anlaşılmayan bir husus kalmış mıdır?

Ve Cumhuriyet;

Cumhuriyet, “Temsili Demokrasi” olarak tanımlanmaktadır.

Bakalım öyle midir?

En son seçimde, CHP ve MHP halkın kendilerine oy verdiği bir (siyasi) anlayıştan değil, kimi siyasi hesaplarla ortak bir aday gösterdiler.

Biz bu adayın CHP ve MHP teşkilatının belirlediğini zannetmeyenlerdeniz. Neden?

Medyada yayın yapan haber sitelerinin (oturmuş fikri anlayışlarından hareketle) desteklediklerine fikri anlayışlara baktığımızda kimilerinin;

-Sosyalist,

-Ulusalcı,

-Cemaat üyesi,

-Yerli (büyük) sermaye,

-Küresel sermaye,

-Avrupa menşeli (Hristiyan anlayıştakiler) medya olduğu görülür.

“Çatı-Ortak aday!” Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu;

Tekrar edersek,

Solcu, ulusalcı, cemaat üyesi, sermaye ve batılı (Hristiyanların) birlikte destekledikleri görülmektedir.

Temsili Demokrasiler’de (Cumhuriyetlerde) Bir Cumhur-Başkanı’nın bu şekilde halkın iradesinin dışında ve dayatılarak seçtirilmesi olagan uygulamalardan mıdır?

Eğer, seçilecek aday, Türkiye Cumhuriyeti’nde ve Türkiye Vatandaşları’na Başkanlık yapacak ise.

Tartışmak, gelişmek, kör noktaları aydınlatmak ve aydınlıkta ilerlemektir.

Resim;http://www.egitimim.com’dan alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir

Kaynaklar;

(1) Olivier ROY, İslam’a Karşı Laiklik, Birinci Basım: Mart 2010

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*