İnsan, Din ve Devlet gerçeği; Aydınlanmayana, Din, Cumhuriyet ve Laiklik kamburdur (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
İnsan olmak farkında olmaktır.

İnsan olmak farkında olmaktır.

 

İnsanı İktidar, Devleti Tahakküm, Cumhuriyeti Gücün Temsili, Laikliği Din ve Devletin Birbirinin Hakkından Gelmesi olarak ele almamışsanız kendinizi aldatmış ve yaşamını boşa harcamışsınız, demektir.

Başlarken…

İnsan inandığıdır. “Bilenle bilmeyen bir olur mu?” İnsanı “Kamil” yapan; kendisini ve inancını doğru olarak öğrenmek ve değerlendirebilmek derecesi’dir.

Din; insanı derinden etkilediği için devletlerin ilgi odağındadır. Açık ifadesi ile, Devletin, Dini Kontrol Ederek halkını kontrol edeceğini, düşünmesidir.  “Laiklik” kavgasının ana nedeni budur.

Devlet;“Devlet kendi düzeyinde egemen olacaktır; bu, dış dünyaya karşı bir egemenliktir. Ama toplum da devlete karşı egemen olacaktır; ayrıca “yurttaş / birey”, hem devlete, hem de topluma karşı egemen olacaktır. Bütün bu yapıların çiğnenemez haklarının alanı çok iyi tanımlanmış olmalıdır..”(1)

Cumhuriyet; Temsilen yönetmektir. Neyi (gerçekten) temsil ediyorsanız. Elbette, Temsil ettiklerinizin değerleri, beklentileri çizgisinde. Cumhuriyet, temsil yetkisini ele geçirdiğinde terör estirmek değildir.

Laiklik; Laiklik her şeyden önce bir din takıntısıdır ve gerçek bir ayrılığı benimsemek yerine, din üzerine kurallar koyarak onu yönetmek niyetindedir.

-“Laiklik, dinselin konumunu düzenleyen bütün yasalarda ortak bir ilke biçiminde oluşur. “

-“Hukuka göre, laiklik ne bir düşünce biçimi. Ne bir felsefe, hatta ne de bir ilkedir; geçerliliğini yasa koyucunun iradesinden alan yasalar bütünüdür.”

-Laikliğin gerçekliği, doğrudan siyasal niteliklidir.

“…Sonuç olarak güçlü bir devlet olmadan gerçek laiklik olamaz; siyaset, sekülerleşme sürecinin odağıdır. “(2)

Sekülerleşme; Sekülerleşme (dinden bağımsızlaşma), hiçbir siyasal içeriği olmayan bir toplum fenomeni: Dinsellik insan hayatının merkezi olmaktan çıkınca, hayat pratikleri, insanların dünyaya verdikleri bir anlam olarak dinin ve aşkınlığın iradesine tabi olmayacak.

-Sekülerleşmenin doruk noktası, dinin yumuşak bir geçişle ortadan kalkmasıdır. (3)

Ve Türkiye’de Laiklik;

“…Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşü de bu yöndeydi.

-Onun laikliği aşırı militan, hatta açıkça din karşıtıydı.

-Ülkesinde İslam’ın ağırlığından söz edilse bile, bazı kısıtlamalara uğramıştı.

-Nitekim, Atatürk Kilise-Devlet ayrımı gibi bir yola başvurmamış, dinin devlet tarafından denetim altına alınmasını öngörmüştü.

-Türkiye’de imamlar din işlerini yöneten bir kurum olan Diyanet’e bağlıdırlar. Ücretleri Diyanet tarafından ödenir, hatta vaazları bu kurum kaleme alır.

-Günümüzde pek çok Fransız yorumcu, laikliğin bu devletçi uygulamasına özlemle bakıyor.  (4)

**

Giriş bölümünü kapatmadan; (*)

-Din anlayışının, “Coğrafya ve kültürle yakın alakası vardır.

-Balkanların farklı bir İslami yorumu, algısı vardır, Ortadoğu, Lübnan ve Çölde (dış dünyaya uzak yerlerde) yaşayanların farklı bir din anlayışı, yorumu vardır.

-Dağda ve Çölde yaşayanların dindarlık anlayışları daha sert olabilmektedir. Sahilde yaşayanların daha farklı tecrübeleri…

-Din anlayışında farklı bir durum da, Yorumların dinin kendi yerine konulmasıdır.

-Aslında, Otorite, dinin metni ve Peygamberin söyledikleridir.

-İslam’da, Kuran ve Hadis dışında bir otorite yoktur.

– Bir İslam âlimi otorite değildir.

-Bu nedenle ilk önce neyin otorite olduğu çok iyi belirlenmiş olmalıdır.

Suudi Arabistan’da (Devletin) siyasi kanadı Suud, Dini kanadı Muhammed bin Abdülvahhab’ın ailesinin bir araya gelmesi ile oluşmuştur.

-Suudi devleti; Siyasi kanatla, ulema kanadının bir araya gelmesiyle kurulmuş bir devlettir. Ve bir iktidar paylaşımı sözkonusudur.

-Körfez ülkelerinde ulema sınıfının büyük nüfusu vardır.

-Bu, (Siyaset-Ulema) işbirliği; dinin hedefini gerçekleştirmek için mi, yoksa (mevcut durumların) statükoların korunması için mi yapılmaktadır.

-Herhalde (görünen) Dinin hedefledikleri değil, kendi iktidar ve paylaşımları olsa gerek!

-İnancı tekeline aldığını düşünen bir Din Alimi, onun adına konuştuğunu zannetmektedir.

-Gerçeğinde, kimse otorite değildir.

-İslam’ı örnek verirsek, ortada yazılı bir metin ve Peygamberin söyledikleri vardır. Otorite, din alimleri değil, (yazılı metin) Kuran’dır

-Ortada (Bir Kuran) aynı metin ve aynı Peygamber, (mezhepler arasında bu kadar ortak payda varken), Şii, Sünni ve diğer mezheplerdeki tartışmaların (kavganın) arka planında olan nedir?

-Olan şudur; İşin siyaset tarafında olanların (sınıfların) bu (kavga) ortamında nemalanmaları, nemalanmak istemeleridir.

 

Devam edecek…

-İnsanlar, Dini (tekeline alanların) üzerinden olduğu gibi, Cumhuriyet ve laiklik üzerinden de mi aldatılmaktadır.

Resim;http://refusetobeacoward.com/2013/02/27/what-is-in-fact-the-true-truth-the-truth-

Açıklama ve kaynaklar;

(*) Yazılanların bir kısmı, TRT 1, “07.50-09.00” sabah programındaki konuşmalara aittir.

(1)Türkler ve Kürtler: “Nereden Nereye? MURAT BELGE

(2) İslam’a karşı Laiklik, Olivier Roy,  Sahife:19

(3-4) A.g.e

 

761 Toplam Ziyaretçimiz 3 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*