İngilizler’in sahiplendiği ‘Sanayi Devrimi’nin gerçek sahiplerini açıklıyoruz (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Hama'ya (Suriye) "Su değirmenleri şehri" demek pek yanlış olmaz...

Demir, Tekstil, Barut, Su ve Yel Değirmenleri, Kâğıt, Matbaa, Saat, Demir köprüler, taşıma ve savaş amaçlı büyük gemiler, toplar, tüfekler ve coğrafi keşifler  bakınız kimlerin çalışmaları sonucudur?

Su ve Yel Değirmenleri

Carlo Cipolla, Ortaçağ enerji devrimine dayanarak, su değirmenlerinin Avrupa’ya ait bir yenilik olduğunu, çünkü bunların Doğu’da bulunmadığını belirtir.(1)

Ancak Arnold Pacey şunları söyler:

-Önceleri su değirmeninin kesinlikle bir Avrupa icadı olduğu düşünülürdü. Fakat Bağdat ve çevresinde sayısız değirmen bulunduğu ve bu su kaynaklarının Avrupa’dan iki ve daha fazla yüzyıl önce kâğıt yapımı için kullanıldığı bilinmektedir. (2)

Aslında Pacey, olayı olduğundan hafif göstermiştir. Al-Hassan ve Hill konuya daha geniş bir çerçeveden bakarlar:

Müslümanlar mümkün olan her türlü su kaynağını değirmenler için kullanmak konusunda oldukça istekliydiler. Hatta akarsulardan pek çok değirmenin faydalanmasını sağlamak amacıyla sayaç kullanımına başlamışlar ve “değirmen gücü” kavramını oluşturmuşlardır. İspanya’dan Kuzey Afrika’ya ve Maveraünnehir’e kadar tüm Müslüman vilayetlerinde değirmenler bulunmaktaydı.’(3)

Ortadoğu’da hemen her nehir boyunca gittikçe çoğalan su dolapları ve su değirmenlerinin etrafında sulamanın yanı sıra, tahıl öğütme ve ezme işlemlerini yapmak amacıyla pek çok sanayi tesisi konuşlanmıştı.

Suriye’deki Hama şehrinde Asi nehri kıyılarında dev boyutlu noria’lar * bulunmaktaydı.

Noria’lar ve su değirmenleri İslam etkisi altındaki İspanya’da da inşa edilmişti.

MÖ ikinci binyıldan beri Ortadoğu, başta şehir ve köylere su dağıtımını düzenleyen yeraltı ve yerüstü su kemerleri olmak üzere, her türlü etkileyici su yönetim sistemini geliştirmiştir. (**)

(Ortadoğuda) Sulama sistemleri son derece merkezileştirilmişti. Ancak bu, Avrupamerkezci görüşün öne sürebileceği gibi Oryantal despotizmin bir göstergesi değil, sulamanın eşit ve düzenli yapılabilmesini sağlayan adil bir su dağıtım sistemiydi.

Bununla beraber, Avrupamerkezci görüşü savunanlar bu îslami gelişmelere yine bir kulp takmış ve değirmenlerin zaten Roma devrine ait bir yenilik olduğunu öne sürmüşlerdir.

Aslında su değirmenleri ilk kez Eski Mısır’da görülmüş ve Roma imparatorluğu vasıtasıyla yayılmış gibi gözükse de, bu örnekler gerçek anlamda su değirmeni değildi.

…İlk değirmenlerin Romalılar tarafından yayıldığı ve Avrupa’nın bundan esinlendiği iddiasını desteklemek için yanıltıcı bazı görüşler öne sürülmüştür. Romalılar dikey çarklı değirmenler yapmışlardır. Ortaçağ Avrupası değirmenleri ise aslında MÖ 4. Yüzyılda Çin’de icat edilen “demir çekici” sistemine dayanmaktadır.

Son olarak, yel değirmeni 13. Yüzyılda ortaya çıkan öncü bir Avrupa buluşu muydu?

İlk yeldeğirmenlerinin 644’te İran’da görüldüğünü söylersek, bunun söz konusu bile olamayacağını hemen anlayabiliriz. Needham’ın belirttiği gibi, “Yeldeğirmenlerinden ilk kez Benu Musa kardeşlerin (850’den 870’e) eserlerinde bahsedilmiştir” Bir yüzyıl sonra pek çok güvenilir yazar Seistan’ın yeldeğirmenleri hakkında yazılar kaleme almışlardır (Örneğin, Ebu İshak el-İstahri ve Ebu’l-Kasım ibn Havkal).

İran yeldeğirmenleri, akabinde sadece Avrupa’ya değil, Afganistan ve Çin’e kadar da yayılmıştır.

Yeldeğirmeninin İran kökenli olduğuna itiraz eden görüşlere en iyi cevap, dikey olarak monte edilen Avrupa yeldeğirmenlerinin aksine. Ortadoğu yeldeğirmenlerinin yatay sistemde inşa edilmiş olmasıdır.

Günümüzde kullanılan biçimde değirmenin Avrupa’ya İran’dan geldiğini söylemek zorsa da, İran’ın bu konudaki katkılarını yok saymak tamamen haksızlıktır. Değirmen fikrinin kesinlikle İran’dan yayıldığını kabul etmek gerekir.

Ayrıca Haçlı Seferleri sırasında İran’a giden ve bu ülkedeki “macera”ları sırasında yeldeğirmenleriyle tanışan Avrupalı savaşçıların değirmenin yayılması konusundaki “katkılarını” da unutmamak gerekir. Bu savaçıların pek çoğunun Ortadoğu’da uzun süre kaldığını, hatta oraya yerleştiğini düşünürsek, bu tür düşüncelerin ne şekilde Avrupa’ya yayıldığını görmek daha kolay olacaktır.

 

Tekstil imalatı

1000 yılından sonra Avrupa’daki en önemli sanayilerin tekstil ve kâğıt olduğunu, demir üretiminin de oldukça önem kazanmaya başladığını biliyoruz.

Tekstil ile ilgili çıkrık, ip bükme makinesi, dokuma tezgâhı ve ayak pedalı gibi pek çok teknolojinin Avrupa’ya Doğu’dan yayıldığını söylemek mümkündür.

Çıkrık ilk kez Çin’de kullanılmaya başlanmış, 13. Yüzyılda İslam etkisindeki İspanya vasıtasıyla İtalya’ya yayılmıştır. 13. Yüzyıl İtalyan ipek dokuma makinelerinin erken Çin örneklerine şaşılacak derecede benzemesi tesadüf değildir. Hugh Honour bu konuda şunları aktarır;

Pax Tartanca (***) döneminden sonra Kubilay Han tüm Asya’ya hâkim olmuş, Çin tekstil mallarının Balducci Pegoletti’nin deyişiyle gece gündüz güvenli olan kervan yolundan Ortadoğu ve Avrupa’ya aktarılmasını sağlamıştır.

Avrupa’da üretilenlerden çok daha yüksek kalite, renk ve desene sahip olan bu brokar ve işlemeli kumaşların istilasının önce hayranlık, ardından da taklitlerinin yapılması için teşvik uyandırdığı yadsınamaz bir gerçeklikti.’(4)

Bunun yanında İtalyan şehirlerinde gördüğümüz, Çin’deki örneklerine benzeyen ipek işleme tezgâhlarının sık sık Çin’e seyahat eden ve buradaki her türlü yeniliği heybelerine koyup ülkelerine getirme cüretini gösteren tacirlerin marifeti olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İpek ipliklerden bobinlerin işlendiği bu makineler 1090’da Çin’de icat edilmişti. Pedalla işleyen bu ipek bobininin makinesinin bir tezgâhı ve sarma sistemi mevcuttu. İtalyan versiyonu ise aynı modelin bir manivela ve  kol eklenmiş halidir.

Kısaca İtalyan modeli, Çin’deki makinenin az ya da çok kopyalanmış ve 18. Yüzyıla uyarlanmış haliydi. Tekstil makinalarının islam etkisi altındaki İspanya kanalıyla Avrupa’ya yayıldığını ve İslam tekstilinin yüzyıllar boyu bu kıtaya etki ettiğini söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.

 

Kâğıt imalatı

Ortaçağ Avrupası’nın en önemli sanayilerinden biri kâğıt imalat sanayiidir. Kıta içinde ilk olarak 1150’de İslam etkisi altındaki İspanya’da imal edilen kâğıt, buradan Avrupa’ya yayılmıştır.

Aslında kâğıt MS 105 yılında Çin’de Ts’ai Lun tarafından icat edilmiş ve hemen ardından kâğıt imalatı başlamıştır.

Peki ne zaman Avrupa’ya yayılmıştır?

Thomas Carter kâğıdın Batı’ya aşamalı olarak intikal ettiğini söyler. 4. Ve 6. Yüzyıllar arasında ilk olarak Türkistan’a giren kâğıt, burada arada sırada kullanılmıştır. Maveraünnehir ve İran’da kâğıt, 751’deki Talaş Savaşı’ndan (5)

çok önce mevcuttur, ancak bu savaş sonrası Çinli savaş esirleri oldukça önemli kâğıt yapım tekniklerini bu topraklara taşımışlardır. El-Kazvini’nin bu konuda aktardıklarına bakalım: Savaş esirleri Çin’den getirildiler. Bunların arasında kâğıt imalatını bilen biri de vardı ve bunu uygulamaya başladı. Daha sonra kâğıt, ilk çıktığı şehir olan Semerkant’ın en önemli ürünü oldu ve buradan tüm ülkelere yayıldı.’ (6)

Bu konuda ilk yenilikler su götürmez bir açıklıkla Çinliler tarafından yapılmasına rağmen, Araplar da oldukça önemli oranda katkı sağlamışlardır.

Çinliler yazarken fırça kullanmaktayken, Araplar kâğıda nişasta ekleyerek üzerine kalemle yazılmasını sağlamışlardır.

Kâğıt imalatı sonradan, 1150’den itibaren İslam etkisindeki İspanya kanalıyla Avrupa’ya, 1157’de Fransa’ya ve 1276’da İtalya’ya sıçramıştır (Çinlilerin icadından tam 1000 yıl sonra). (7)

Buradaki İslam etkisini, Arapça kâğıt tomarı anlamına gelen rismah kelimesinin Ingilizcede “ream” ve İtalyancada “risma” olarak kullanılması şeklinde açık olarak görebiliriz. (8)

 

Devam edecek…

-Demir, Saat ve Köprüleri ilk kullanan da Doğulular olduğu açıklanmaktadır.

Resim; web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar; Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”,

* Yaklaşık iki metre boyunda, tahta su toplama depoları. Su dolabı, (Kaynak Kitabın çevirenin notu)

** (yeraltı su kemerleri İran’da qanat, Fas’ta ise khattara olarak adlandırılıyordu).

(***)Tatar (Moğol) barışı. (Kitabı ç.n.)

Kaynak; “Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”, (Dipnotlar bahsekonu kitaba aittir.)

(1) Carlo Cipolla, Before the Industrial Revolution (Londra: Routledge, 1993), s. 210.

(2) Arnold Pacey, Technology in World Civilization (Cambridge, Mass.: MİT Press, 1991), s. 43.

(3) Ahmad Y. Al-Hassan ve Donald R. Hill, Islamic Technology (Cambridge: Cambridge University Press, 1986), s. 53.

(4) Hugh Honour, Chinoiserie: the Vision of Cathay (Londra: John Munay, 1961), s. 35.

(5) Jacques Gernet, A History of Chinese Civilization (Cambridge: Cambridge University Press, 1999), s. 288.

(6) Al-Hassan ve Hill’in Islamic Technology adh kitabında el-Kazvini’den söz ederler, s. 191.

(7) Carter, Invention, 13. Bölüm; Tsuen-Hsuin, Science, V (1), s. 296-299.

(8) Al-Hassan ve Hill, Islamic Technology, s. 192.

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*