İngiliz gazetecinin açıklaması ile “Sevr Antlaşması” iddiaları çöktü mü?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tarih, deniz misalidir. kendisine ait olmayanı uzun süre içesinde barındırmaz. Resim; https://archive.org/details/englishwomanintu00ellirich sitesinden alınmıştır.

Tarih, deniz misalidir. kendisine ait olmayanı uzun süre içesinde barındırmaz.
Resim; https://archive.org/details/englishwomanintu00ellirich

İngiliz gazeteci Grace M. Ellison (1) tarafından 1923 yılında yazılan ve Lozan’da yayınlanan kitap, 1973 Yılında, “Milliyet Yayınları” tarafından Türkçeye çevrilerek yayınlanır. Yazar, ülkemizi ve Mustafa Kemal Paşa’yı çok iyi tanımanın yanında, Mustafa Kemal Paşa ile defalarca görüşme yapmıştır.

Konu ile ilgili olayın birinci derecede tarafları ile görüşen yazar, (Kendi kitabındaki bir iddiaya göre de) İngiliz Başbakanı’nın akrabasıdır.

Sevres Antlaşması” ile ilgili belki de medyada ilk kez açıklanacak iddianın yanında, o dönemle ilgili yaşanan ve bizlere çok acı verecek olaylardan da kısaca bahsedilecektir.

İngiliz Gazeteci bize Sevr Antlaşması ile ilgili tespitini aktarmaktadır;

“..Türkiye, yenilmiş, ezilmiş ve Sevres’de bütün gururu kırılmıştı. Bu kadar haksız şartlarla biz onların başına felâket getirmedik mi?

-“Anlayamıyorum” dedim Türk delegelerinden birine “Bir Türk böyle bir antlaşmaya nasıl imza koyar?” Çünkü bütün hatalarına rağmen ben onları çok gururlu bilirdim.

-“Eğer imzalamasaydık” diye karşılık verdi: ‘”Yunanlılar İstanbul’a gireceklerdi ve biz onları ne zaman dışarı atardık, Allah bilir. Önemli olan şey, antlaşmanın meclisçe onaylanmayacağıdır.

Yunanlıları uzakta tutmak, “kan dökümünü önlemek” Belki de haklıydı. (“Kuvay-ı Milliye Ankarası”, Sahife:18)

Şimdi, Sevr Antlaşması’na giden süreci öğrenmek için biraz gerilere gidiyoruz.

İttihat ve Terakki Cemiyeti 1913 yılında bir darbe ile yönetime el koyar ve tek parti yönetimi oluşturulur.

-İttihat Terakki’nin, 2 Ağustos 1914 Yılında Almanlarla yaptıkları bir gizli antlaşma ile Osmanlı devleti, (bir oyunla) Birinci Dünya Savaşı’na sokulur.

-Takvimler 1918 Yılını gösterdiğinde Osmanlı Devleti, aldığı ağır yenilginin bir sonucu olarak, 30 Ekim 1918 tarihinde, (İttihat-Terakki Cemiyeti’nin kurdurduğu ve desteklediği Ahmet izzet Paşa kabinesindeki) Bahriye Nazırı  Rauf (Orbay) Bey’e,  Mondros Mütarekesi’ni (Gerçeğinde Osmanlı Devleti’nin İngilizlere teslim Belgesidir) imzalatır.

-Bu Antlaşma (teslim belgesi) ile Ordu terhis edilmekte ve silahlar teslim edilmektedir. Bunlarla beraber, işgalci devletler gerekli gördükleri durumlarda ülkenin diledikleri yerlerini işgal edebileceklerdir.

-Ortada; dönemin büyük devletlerinin tamamının işgali altında bir ülke, yönetimde, yaşananlarla bir ilgisi olmayan, (3Temmuz 1918’de tahta çıkmış) dönemin belirleyici güçlerince de sarayının etrafı tel örgülerle çevrilmiş, esaret altında tutulan bir Sultan vardır. Bu durumu İng. İstihbarat subayı Bennet dipnotta açıklamaktadır. (2)

-Gerçeğinde, “Sevr Antaşması“; Sultan Vahdettin’in imzalamadığı; tarafların (ilgili devletlerin) meclislerinde de onaylanmadığı için taslak halinde kalmıştır.

Bu antlaşmanın detayları aşağıda anlatıldığı üzere; Mondros Antlaşması’ndan yaklaşık, 21 ay sonra ve sadece Osmanlı Devleti’nin elinden petrollerin alınması için baskı-şantaj unsuru olarak hazırlanmıştır.

Sevr Antlaşması’nın koşulları 1920 Mayıs’ında açıklanınca, Fransız gazetelerinin çoğunluğu İngiltere’ye saldırıyor ve bu ülkeyi tüm Ortadoğu’da kendi hegemonyasını kurmaya çalışmakla suçluyordu.’ (3)

-Gazeteler, antlaşmada değişiklik yapılmasını öneriyor, Fransız Dışişleri Bakanlığı genel sekreteri M. Berthelot ise, Fransız parlamentosunun, bu antlaşmayı aynen onaylamasının şüpheli olduğunu Paris’teki İngiliz Bûyükelçisi’ne bildiriyordu. (4)

-İtalyanlar, Serv Antlaşması’na karşı o kadar sert bir tepki gösteriyorlardı ki, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 5 Temmuzdan 10 Temmuz’a kadar süren Konferans’da, İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza’nın dikkatini, italya’nın Yakın ve Ortadoğu’daki “sadakatsiz tutumuna” çekiyor, Sevr Antlaşması’nın değiştirilmesi için İtalyanların üstün çaba harcadıklarını ve Türkleri, bu antlaşmaya karşı direnmeye üstelediklerini öne sürüyordu…” (5)

-Dünya Savaşında Arapları Türklere karşı kışkırtan İngiliz Albayı Thomas E Lawrence 30 Mayıs 1920 tarihli Sunday Times gazetesinde yayımlanan bir yazısında şöyle diyordu:

“…(Antlaşma’nın) hiçbir koşulu üç yıl bile yürürlükte kalamayacak, bu  antlaşma, Almanlarla imzalanandan daha mutlu bir sonuca varacak, çünkü değiştirilmeyecek – tümüyle unutulacak..”(6)

-“..1920 senesi sona ererken, Sevr Antlaşması İtalya dışında hiçbir ülkenin parlamentosu tarafından onaylanmamıştı.. Clemenceau’nun yerine (1920-1921) başbakan seçilen Leygues’ın Londra’da Lloyd George ve Kont Sforza ile yaptığı görüşme sırasında, hükümetinin Türkiye ile barış antlaşmasının bazı hükümlerinin değiştirilmesi ve günün şartlarına uydurulması görüşünde olduğunu belirtmesi, İngiliz ve İtalyanlar’ı endişelendirmişti…” (7)

O günlere dönmeden Sevr Antlaşması tehdidinin ne anlama geldiği ile ilgili ile bir not daha verelim;

-“..Bahriye Nâzırı Rauf (Orbay) Bey‘in, (30 Ekim 1918) Mondros Mütarekesi’ni imzalayıp İstanbul’a döndüklerinde gazetecilere vermiş olduğu demeç (Yeni Gün ve Tasvir-i Efkâr, 2 Teşrinisani, 1334 (2 Kasım 1918):“Sizi temin ederim ki İstanbul’umuza bir tek düşman askeri çıkmayacaktır…” (8)

Mondros Antlaşması’nın İmzalayan Rauf (Orbay) bey, ne demektedir? “İstanbul işgal edilmeyecektir”

“…Bu yavaş giden trenleri seveceğiniz geliyor. Ülkeyi çok iyi görebiliyorsunuz. İncir, zeytin ağaçları, palmiyeler, Güney Fransa’yı andıran parlak güneş. Ama yine de asıl yıkılan bölgeye gelmeden bile İnsan, yurdun üstüne çökmüş kederi ve elemi duyabiliyor. Böyle bir izlenimi nasıl aldık diye kendi kendimize sorduk. Sonra bulduk birdenbire; hayvân sürüsü yoktu.

Bayan. C’ nin söylediğine göre, hepsini Rumlar İzmir’e sürmüşler. Evinin hemen dışında katırlar, tanesi dört ya da altı peniye satılıyormuş. Eğer müşteri bulunmazsa sefil mahlûklar yol kenarında, gözleri yakılmış ya da bacakları baltayla parçalanmış olarak bırakılıyorlarmış.

‘ İlk “durağımız Manisa oldu. Denizden 65 km. uzaklıkta, bîr zamanların 90 bin kişilik, gelişen kasabası. Vali ve ileri gelenler yolcuları görmek için istasyona çıkmışlar, hatta bize çevreyi göstermek için treni bile beklettiler…

…Bir yıkık şehri  öteki gibi buluyorum. Yârı yanmış, yıkık minarelerden, camilerin halini tahmin ediyorum. Manisa’da 14 bin evden bin tane kalmış…

Öğrendiğime göre, kadınlar ve çocuklar camilere sürülmüşler, kaçmalarını önlemek için etraflarını makineli tüfeklerle çevirmişler» sonra da camiyi ateşe vermişler. Bu barbarlıkları öğrenmeye başlayınca, bütün duygularım felce uğruyor…” (9)

..Vali, fakir insanları yerleştirecek bir yeri olmadığını söyledi. Kışı nasıl geçireceklerini düşünmeye bile cesaret edemiyordu. Onları harabeler içindeki kovuklarda oturmuş, ellerine yiyecek olarak geçirebildiklerini pişirirken gördüm. Suları akıtılmış çeşme yalaklarının içinde, saman ve kilimlerini koyarak gecelerini geçiren kadınlar vardı. Yalakların üstü de yine saman ve kilimle örtülmüştü, çok ince ‘elbiseleriyle kadınları bu çatı koruyordu soğuktan…

Soğuktan kaç çocuğun öldüğünü soramıyordum. Anadolu on iki yıl süren savaşlardan kan döke döke kansız kalmıştı. Savaşlar kadınların, babalarını, oğullarını erkek kardeşlerini ayırmıştı. Yine de bu titreyen kadınlardan başka, trenler dolusu askerleri, inek vagonlarına doldurulmuş insancıkları yeni cepheye doğru giderken görüyordunuz. Nasıl oluyor da bu kadınlar çocuklarının ağlayışlarını susturuyor ve kendilerini erkeklerine verebiliyorlardı? Onlarınki, bir ideal uğruna Anavatanlarının bağımsızlığı ve özgürlüğü adına gönüllü bir fedakârlıktı…” (10)

Bu açıklamalardan sonra gazetecinin ilk başta yaptığı açıklamayı tekrar veriyoruz;

-“..Türkiye, yenilmiş, ezilmiş ve Sevres’de bütün gururu kırılmıştı. Bu kadar haksız şartlarla biz onların başına felâket getirmedik mi?

-“Anlayamıyorum” dedim Türk delegelerinden birine “Bir Türk böyle bir antlaşmaya nasıl imza koyar?” Çünkü bütün hatalarına rağmen ben onları çok gururlu bilirdim.

-“Eğer imzalamasaydık” diye karşılık verdi: ”Yunanlılar İstanbul’a gireceklerdi ve biz onları ne zaman dışarı atardık. Allah bilir. Önemli olan şey, antlaşmanın meclisçe onaylanmayacağıdır.” Yunanlıları uzakta tutmak, kan “dökümünü önlemek” Belki de haklıydı. (11)

Sonlandırırken;

-30 Ekim 1918’de Rauf (Orbay) Bey’in İngilizlerle imzaladığı (Devletin teslim belgesi) Mondros Antlaşması ile ordular terhis ettirilmiş ve silahlara el konulmuştur. Artık ülkenin bir ordusu ve ordusunun savaşacak silahı yoktur.

Rauf (Orbay) Bey’in ifadesine göre de “İstanbul işgal edilmeyecek’tir.

Bilinenlerin aksine ülkemizi işgal eden yabancılara karşı ilk direniş, 19 Aralık 1918’de başlamıştır. “…Dörtyol civarındaki Karakese Köyü’ne (işgal için) saldıran Fransızlar, köylüler tarafından silahla karşılanmış, 19 Aralık 1918’de yaptıkları çatışmada 10 ölü vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Galip devletleri çılgına döndüren bu olay, Türk milletinin saldıran düşmana karşı ilk direnişiydi…”(12)

-O dönemin süper gücü olan Büyük Britanya/İngiltere, İşgalle birlikte ilk günden itibaren şunu anlamıştır. “Osmanlı asla teslim olmayacak, Sultan Vahdettin Anadolu’ya kaçarak işgalcilere karşı savaşacaktır.” Bakınız bunu kim söylemektedir?

– “Orada dört kişiydik: (İşgalci İngilizlerin) Ordu kumandanı General Milne, tercüman olarak ben. Sultan Vahideddin ve bir görevli daha… Padişah ile General, İngiliz işgali ve şehrin asayişi ile ilgili uzun bir görüşme yaptılar…Toplantı bittiğinde General Millne’in biraz sinirli olduğunu fark etmiştim. Özellikle tercümeye dikkat harcadığım için konulara fazla dalamıyordum. Ancak General Millne’in bu konuşmadan hoşnut olmadığı ortadaydı. Dışarı çıktık, Milne arabasına binerken kulağıma eğildi:

-“Bu adama fazla güvenilmez…” dedi.

-“General Milne’in görüşüne katılmıştım. O görüşmeden sonra Sultan Vahideddin’i daha sıkı kontrol altına almam gerektiğini anladım ve Sarayın etrafına tel örgü çevirttim. Tek bir çıkış kapısı bıraktım, nöbetçileri arttırdım. Sonraki günlerde kesin kanıya sahip oldum.Sultan Vahideddin, Anadolu’ya kaçacaktı. Bir fırsatını bulduğunda Küçük Asya’ya geçecek ve Milliyetçi direnişi örgütlemeye çalışacaktı.Buna Milliyetçilerin nasıl bir yanıt vereceklerini araştırmaya koyuldum. Gelen haberler İngiliz politikası yönünden pek de iç açıcı değildi…”(13)

Osmanlıların hiçbir şekilde teslim olmayacağına inanan İşgalciler, 15 Mayıs 1919’da Yunanlılara İzmir ve bölgesini işgal ettirir ve hiçbir durum ve anlayışla bağdaşmayan katliamlar yaptırırlar. Anlaşılan, İzmir’in işgali de Osmanlılar üzerinde etkili olmamış ki, Sevr Antlaşması’nın (taslağın) imzalanmaması halinde;

İngiliz gazetecinin, Türk delegeye dayanarak verdiği bilgiye göre,

-“İstanbul Yunanlılara İşgal ettirilecek”tir.

-Gerçeğinde açıklanmayan bir durum daha vardır;

-Rauf (Orbay) Bey’in 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Anlaşması ile, İşgal Kuvvetlerine diledikleri yeri işgal hakkı verilmiştir. Ülke, İngiliz, Fransız ve İtalyan ordularının işgali altındadır.

Bundan sonrası araştırmacılara kalmaktadır.

Kaynaklar;

(1) “KUVA-I MİLLÎYE ANKARASl”, Grace M. ELLISON, Lozan-Ocak, 1923. ”KUVA-l MİLLİYE ANKARASI”nın  yazarı, Grace M. ELLİSON, Cumhuriyet Turkiyesi’ni ilk ziyaret eden ve bu arada başta Atatürk olmak üzere bütün devlet büyükleriyle tanışıp röportaj yapan bîr İngiliz kadın yazardır

(2) http://www.canmehmet.com/ve-dolmabahcenin-tel-orguleri-19-mayis-1919-tartismalarina-son-noktayi-koyar-1.html

(3) Age, S.355. (Sonyel, Belleten)

(4) Sonyel, Belleten Age, S.356; FO/5049/E 6527, DBFP I/XIII,s. 82, Grahame’dan Lord Curzona kapalı tel yazısı, Paris, 15.6.1920.

(5) Sonyel, Belleten Age, s.356; FO/5216/E 8098, DBFP I/XIII s, 99-100, Lord Curzondan Buchanana kapalı telyazısı, Spa, 10.7.1920.

(6)Sonyel, Belleten Age, S.357; Sunday Times, Londra, 3.5.1920.

(7)Kurtuluş Savaşı Günlerinde, s.368; Cab. R 23/23,70 (20) Ek III, İngiliz Kabinesi tutanakları, 2.12.1920.

(8)Celal Bayar, “Ben de yazdım”  age, 1, s.96-97 dipnot.

(9)  Grace Mary Ellison, “Kuva-i Milliye Ankarası.”Sahife:69

(10)A.g.e.:Sahife.70

(11) A.g.e: Sahife:18

(12) Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya kadar S.225; Türk İstiklâl Harbi, 4, s.56. (Osmanlının Tasfiyesi; sahife, 388 dip notları)

(13) John Godolphin Bennett  (8 Haziran 1897 – 13 Aralık 1974), İngiliz asker… Osmanlı Devleti’nin yıkılış ve cumhuriyetin kuruluş öncesi yıllarında İngiliz ordusunun işgali altındaki İstanbul’da istihbarat subayıdır. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a gidişi için gereken vizeyi 16 Mayıs 1919’da imzalamıştır. Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının İngiliz askerlerince basılıp İttihadçı milletvekillerin tutuklanmasında ve onların Malta Adası’na gönderilmesi operasyonunun başında da Bennett vardır. Bennett’in, ilk baskısı 1974’te yapılan ve Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın geçmiş tarihiyle ilgili önemli bilgilerin de yeraldığı Witness  (Tanık) adında birde otobiyografisi vardır.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*