“Ilımlı İslam” Batının kurallarını belirlediği, belirleyeceği yeni İslam’ın ismidir! (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı


 

 

Konuya şimdi de farklı bir açıdan yaklaşıyoruz; Avrupa’nın nüfusu giderek yaşlanmakta ve erimektedir. Bu nedenle Avrupanın geleceğinde Türk ve Müslümanlar daha ağırlıklı olacaktır.

Gerek haçlı seferleri, gerekse Musevilik ve Hıristiyanlığın İslam’ı hak din olarak görmemelerinin sonucunda özellikle Kilise kendi toplumlarına İslam’ı ve Müslümanları (kasıtlı olarak) yanlış tanıtmıştır.

Bu tanıtımda iki unsur vardır.

Birincisi Kuran ve sahih (gerçek) hadislerin bildirdikleri, ikincisi, İslam anlayışı ile fazla bir ilgisi bulunmayan inananlarının uyguladıkları.

Hıristiyan Batı İslam’ı, (kasıtlı veya değil) Kuran ve sahih hadisler üzerinden değil, (kimi bilgisizlik nedeniyle) inananlarının yanlış uygulamaları üzerinden değerlendirilmektedir.

ABD ve Avrupa medyasından aktarılarak bizlere özenle seçilerek! ulaştırılan haberlerde; kimi yoksul Afrika ve Asya ülkedeki Müslümanların fakirlik ve bilgisizlik nedeniyle yaşadıkları sanki İslam’ın gereği veya Müslüman inanışın bir sonucu imiş gibi gösterilerek İslam örtülü olarak yerilmektedir.

Televizyon ve filimlerde Müslüman olarak tanıtılan karakterlerin; dişleri sararmış, saçları taranmamıştır. Üzerlerinde eski ve geleneksel kıyafetler vardır. Son derece yoksul gösterilen Müslümanların ellerine kılıç ve modern silahlar vardır. Amaçları sadece kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan insanları öldürmektir.

Ancak ne hikmetse bastonla dağlarda yaşayan bu cahil insanlar süper devlete bir 11 Eylül şoku yaratacak kadar da ilmi bilgiye sahiptir.

Hatırlanacağı üzere “Taliban ve vahabilik ” anlayışı bu tanıtımlarda vazgeçilmez kaynaktır.

Ancak bu haksız tanıtımların aksine Kuran’da Hz. Muhammed’e (sav) ısrarla ne denilmektedir?

– Sadece tebliğ edicisin, bekçi ve zorlayıcı değil!”

-“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.”  (Bakara 256

-“Ey Muhammed, sen öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt verensin. onların üzerinde zorlayıcı değilsin”(gasiye;21-22)(

-“Eğer yüz çevirirlerse, bilsinler ki biz seni onlarin üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece tebliğ etmektir.”(Şuara 48)

“Biz bu kitabı insanlar için sana hakk ile indirdik.  Artık kim doğru yola gelirse kendi yararınadır.  Kimde saparsa kendi zararına sapmış olur sen onların üzerine vekil değilsin”  (Zumer 41) http://www.rasidihilafet.org/dergi/H110-119/08.htm)

Tüm bu açık emirlere rağmen Taliban ne yapmaktadır?

Örtünmeyen kadınlara kezzap atmaktadır.

(Taliban yoğun iddialara göre bir CIA oluşumudur.)

Peki, Hz. Muhammed (sav) paylaşmak konusunda ne demektedir?

-“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”

-Bakara 52; “sevdiğiniz şeylerden bol, bol vermedikce zafer ve mutluluğa erişemezsiniz.”

-Bakara 267; ”ey iman edenler, infakı kazandıklarınızın en güzellerinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmadığınız adi, bayağı şeyleri vermeye yeltenmeyin.”

-Haşr 9; ”Nefsinin hırs ve cimriliğinden korunanlara gelince, felâha erenler işte onlardır.”

Şimdi “Komşusu aç iken kendi tok olan bizden değildir.” Hadisine karşılık; Petrol milyarderi (kimi) Müslümanlar ne yapmaktadır?

Altından Klozet kapaklar!

Neden İslam gerçekleri ile anlatılmaz?

Çünkü gerçek İslam’ın anlatıldığı ve yaşanıldığı bir dünyada başka bir anlayış kabul görmesi mümkün müdür?

Kuran, insanı ön plana çıkararak ve eşitleyerek, İnsanlık tarihinin en büyük devrimini yapmıştır.

-“İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Arap olmayanın beyaza, beyazın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur.” Hz. Muhammed (sav)

-Kız çocuklarını gömülmesini, köleliği ve köle edinmeyi yasaklama karşılığına gelecek şekilde zorlaştıran İslam, bu nedenlerle kaynağından değil, kafaların karıştırılması adına bilinçsizce uygulayıcılarından aktarılmaktadır.

Ilımlı İslam!

Avrupa ülkelerinin nüfusu düşük doğum nedeniyle giderek azalmaktadır. Bir görüşe göre bu yüzyılın sonunda Avrupa aldığı (Müslüman ve Türk) göçmenlerinin yanında azınlıkta kalacaktır.

Açık ifadesi ile yaşlı Avrupalı insanın bakıcısı (Onlara göre) Müslümanlar olacaklardır.

Ve  Avrupa Birliği, düşünüldüğü manada kalmayacaktır.

Kalırsa de Almanya’nın liderliğini yaptığı bir blok olacaktır.

Almanyanın liderliğinde ancak, Müslüman çoğunluğun üretim yaptığı ve yaşadığı bir Almanya…

Neden Ilımlı İslam…

Yanlış anlatımlar nedeniyle yukarıda da ifade edildiği gibi Hıristiyan Batı, Müslümanları adeta bir kasap görmektedir!

Bakalım bu konudaki gerçekler nedir?

-“Hz. Ömer ile Kudüs patriğinin şehrin teslim olması esnasında imzaladıkları antlaşma uyarınca şehir kesinlikle yağmalanmamıştı. Anlaşmada (Miladi 637) Hıristiyanlarla ilgili şu ifadeler vardı:

“kiliseleri ne ellerinden alınacak ne de yıkılacak, ne onlar ne de haçları aşağılanmayacak, paralarına el sürülmeyecek, din değiştirmeye zorlanmayacak, hiçbirine kesinlikle zarar verilmeyecektir.  (1) S.110

Üçüncü Haçlı Seferi

Kudüs’ün utanç verici biçimde yeniden Müslümanlara kaptırılması Avrupa’yı Üçüncü Haçlı Seferi’ni başlatmaya itmişti. Selahaddin Eyyubi’nin kenti geri alması, kentin 637 yılında Halife Ömer’in önderliğinde ilk kez Müslümanların eline geçtiği dönemde yaşanan olaylarla benzerlik gösteriyordu: Müslüman askerleri Kudüs’e girdikten sonra bu kez de kentin Hıristiyan sakinlerinin çoğuna herhangi bir zarar vermemişler, kiliselere dokunmamışlardı; içlerinde Haçlılardan paralarını isteyenler de çıkmamış değildi.

Üçüncü Haçlı Seferi ayrıca daha büyük birkaç kralın katılması açısından da dikkate değerdi; bu büyük krallar arasında İngiliz Kralı Aslan Yürekli Richard ve Fransa Kralı n. Philip vardı. Kral Richard, Kudüs yolunda Kıbrıs’ı Bizans İmparatorluğu’nun elinden aldığında Bizanslıların kuşkuları sağlamlaşmıştı.

Richard, Akre kuşatmasında, teslim olması durumunda kentin bütün Müslüman vatandaşlarının güvenliğinin sağlanacağını taahhüt edip kent teslim olduktan sonra da bütün Müslümanları katlettiğinde Avrupa’nın dürüstlüğüne ve insaniyet anlayışına bir kez daha gölge düşmüştü”(2)

Dördüncü Haçlı Seferi   

“Latinler” ile “Yunanlılar” arasında ilk üç Haçlı Seferinde yaşanan kuşkular artık doruk noktasına ulaşacaktı. Dördüncü Haçlı Seferi, Yunanlıların bugün bile lanetle hatırladıkları bir dizi olay içeriyordu. Haçlı askerleri, asıl görevlerinin Kudüs’ü yeniden Hıristiyanlığa kazandırmak olmasına hiç aldırmadan, 1204 yılında dikkatlerini Kudüs’ten Konstantinopolis’e yönelterek burayı yağmalayıp talan ettikten sonra uzun yıllar boyunca Roma Kilisesi adına yönetmek üzere işgal edeceklerdi.

Bu olay aslında “medeniyetler arası” bir felaket, iki büyük kilise ile Doğu ve Batı’nın Hıristiyan kültürleri arasında etkileri bugüne yansıyan temel psikolojik kırılma noktasıydı.

…Önemli çağdaş Yunanlı tarihçi Spiros Vryonis, Haçlı askerlerinin Konstantinopolis’e saldırmalarını şöyle betimliyor:

Latin askerleri Avrupa’nın en büyük şehrini tarifsiz biçimde talan ettiler. Üç gün boyunca önlerine çıkan herkesi öldürdüler, kadınlara tecavüz ettiler, kenti yağmalayıp harap ettiler; böyle bir şeyi eski Vandal ve Got ırkları bile yapmamıştı.

Konstantinopolis yüzyıllar içerisinde tam bir antik ve Bizans sanatı müzesi haline gelmiş, sahip olduğu kültürel zenginliklerle Latinleri hayretler içerisinde bırakmıştı. Venedikliler karşılarına çıkan sanat eserlerini beğenip (ki kendileri de yarı Bizanslıydılar) çoğunu korumuş olsalar da Fransızlar ve diğerleri fark gözetmeden bütün sanat eserlerini yok etmiş, içtikleri şaraplarla kendilerinden geçerek rahibelere tecavüz etmiş, Ortodoks papazları öldürmüşlerdi.

Haçlılar Yunanlılara olan nefretlerini en ağır biçimde Hıristiyanlığın en büyük kilisesinden çıkarmışlardı. Ayasofya’nın gümüş işlemeleri, ikonları ve kutsal kitaplarını paramparça ettikten sonra patriğin tahtına bir fahişe oturtup ona açık seçik bir şarkı söyleterek kilisenin kutsal kâselerinden şarap içmişlerdi.

Doğu ile Batı arasında yüzyıllardır süren yabancılaşma süreci, Konstantinopolis’in ele geçirilmesinin ardından gerçekleşen korkunç katliamla doruğa çıkmıştı. Yunanlılar, şehri ele geçirmeleri durumunda Türklerin bile Latin Hıristiyanlar kadar zalim olamayacaklarından emindiler. Zaten gerileme dönemine girmiş olan Bizans’ın yenilmesi, siyasî yozlaşmayı hızlandırarak Bizanslıları Türkler için kolay bir av haline getirmişti.

…Bundan yaklaşık sekiz yüz yıl sonra, 2001 yılında, Papa N. Jean Paul Ortodoks topraklarına yaptığı ilk ziyarette. Romanya’da, Ortodoks Kilisesi’ne üzüntülerini bildirmişti. Ekümenik Patriği I. Bartholomeo 2004 yılında bu özrü kabul edecekti.

Bu eylemler, yaklaşık iki bin yıl öncesine uzanan ve hassasiyetini koruyan bu ilişkinin iyileştirilmesine yönelik ilk faydalı adımları teşkil etmektedir. Roma’nın Haçlı Seferleri esnasında Konstantinopolis’le çatışması Doğu İmparatorluğu açısından Müslümanlarla yaşanan bütün çatışmalar kadar önemliydi, belki de daha önemliydi çünkü bu kez karşılarındaki sözde Hıristiyan kardeşleriydi.

Haçlı Seferleri, bir bakıma. Doğu ile Batı kiliseleri arasındaki ilişkiye Müslüman ve Batı dünyaları arasındaki öfkeyi aşacak ölçüde ağır bir zarar vermişti. Dünya hâlâ bu iki kutuplaşmanın sonuçlarını yaşamaktadır. (3) S.116

İslam’da Müslüman ordularının eylemlerini yönlendiren tamamen dinî otorite örneği bulmamız oldukça zordur. İslam’ın özellikle ilk birkaç yüzyıllık döneminde güç halifenin elinde olsa da halife kesinlikle lâik bir gücü kullanıyordu ve oldukça lâik yollardan –güç siyaseti yoluyla- seçiliyordu.

Evet, Müslüman uleması Müslüman askerî seferlerini kutsuyor olabilirdi, ama bu seferlere kesinlikle ne yön veriyor ne de komuta ediyordu. Bir kez daha kilise ile devletin Hıristiyan tarihi boyunca yakın ilişki içerisinde olduğunu görüyoruz; İslam’da bu duruma daha az rastlanıyordu. (4) S.123

“Katolik Avrupa, doğuya yönelik amansız yayılmasına başlamaya hazırdı – hedefte putperest Slavlar, Yahudiler, Doğu Ortodoks Hıristiyanlar, Müslümanlar vardı. O dönemde Ortadoğu’da hangi dininin egemen olduğunun onlar için hiçbir önemi yoktu.(5) s.124

“George W. Bush 11 Eylül saldırılarından bir hafta sonra yaptığı konuşmasında “bu Haçlı seferi, bu terörle mücadele,” ifadesini kullandığında bin Ladin’in ortaya attığı kavram ne yazık ki pekiştirilmişti. Haçlı Seferleri döneminin taşıdığı bütün tarihsel anlamları yakından bilen Avrupalılar Bush’un bu ifadeyi kullanması karşısında dehşete düşmüştü. (6) S.126

Haçlı Seferleri bugün Doğu-Batı gerilimlerinin temel sebeplerinden biri olarak görülmektedir. Bununla birlikte, bu mücadelenin ilk temellerinden bazılarının islam’ın ortaya çıkmasından önce, Bizans İmparatorluğu’nda Konstantinopolis’e karşı bölgesel ayaklanmalarda atıldığını belirtmiştik; bu hareketler, esasen toprak ve güç yarışı olan bu mücadelede çeşitli dinî unsurları (aykırı görüşleri) araç ve simge olarak kullanmışlardı.

Bu gerilimler İslam’dan önce başlamış, İslam’la devam etmişti ve bugün Ortadoğu’da hâlâ devam etmektedir.

İslam doğmasaydı da Haçlı Seferleri yaşanır mıydı?

Muhtemelen aynı biçimde olmazdı, ama durmak bilmeyen ve tutkulu Avrupa her halükarda Doğu’ya gitmenin bir yolunu bulurdu. Zaten Avrupa’nın diğer sınır bölgelerine karşı savaş başlatılmıştı.

İslam, dikkati başka yöne çeken bir unsur olarak ortaya çıkmış olmasaydı. Roma ile Konstantinopolis arasındaki gerilimler çok büyük ihtimalle olduğundan daha dolaysız ve çatışma yoğunluklu olurdu. (7) S.126

Konunun anlaşılması adına Ilımlı İslam anlayışını Avrupalıların penceresinden de görmeye çalıştık.

Özetle, “Ellerine düşecekleri! Müslümanların inançlarını (İslam’ı) yumuşatarak Türklerin İslamı’na dönüştürülmelidir.

Türklerin İslamı nedir?

Laik Cumhuriyet’in devlet dini!

Kaç İslam var ki!

İki…

Biri Laik,

Biri Layık!

Resim; Web ortamından alıntıdır.

Kaynakça;

(1-2-3-4-5-6-7) İslamsız Dünya, Graham Fuller (Fuller bir CIA çalışanıdır)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*