Hz. Ali (ra) 1357 yıl evvel bugünün Dünya liderlerine devlet yönetimi dersi vermektedir

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
ülkenin istikrarının devamı için alimlerle müzakerede bulunmayı, akıllılarla tartışmayı artır.
“ülkenin istikrarının devamı için alimlerle müzakerede bulunmayı, akıllılarla tartışmayı artır.” Hz. Ali

 

Bir devletin servet ve makam silahına sahip olanlar, bu silaha sahip olmayan vatandaşlar arasında tarafsız kalmıyor; Adaleti, bir “Hayat-Memat!” görmüyor; devleti, toplumun geneli ile bütünleştiremiyor’sa, O ülkedeki halk, Vatan’ında değil, Gurbet’te yaşamaktadır.

Dünya üzerinde yaklaşık 16 büyük uygarlığın yaşadığı ifade edilmektedir.

Bunlardan günümüzde varlığını sürdürenler; İslam Medeniyeti ile Batı Medeniyetidir.

Medeniyet, basit tanımı ile “şehirli yaşam”; şehirde, diğer insanlarla birlikte ve bir kurallar manzumesi içerisinde yaşamayı öğrenmek ve sürdürebilmektir.

Uygarlık, insanlara ne sağlamaktadır?

Cevaptan önce, bir insan için “Vazgeçilmez” öneme sahip olanları açıklamak gerekir. Bunlar;

-“Yaşam hakkı, beslenmesi, barınması, korunması, (diğerlerinde olan ilişkilerinde) adaletle yönetilmesi ve özgür olabilmesi’dir.

Uygar bir devletin, üretimi ve (gerektiğinde) hayatı ile kendisini yaşatan halkına bunları sağlaması hem borcu hem de görevi’dir.

Aşağıda bir devlet başkanının, tayin ettiği bir valiye, görevini ifa ederken, dikkat etmesi gerekenleri not ettirdiği bir mektuba yer verilmektedir.

Mektubu yazanın kimliği yazının sonunda açıklanmaktadır.

Mektup içeriği; (*)

“Bil ki ey Malik!

“Seni, senden önce adaletle ve zulümle hüküm sürenlerin bulunduğu bir beldeye gönderdim. Sen, daha önceki yöneticilerin durumlarına baktığın gibi, insanlar da senin durumuna bakacaktır. Sen onlar hakkında ne söylersen onlar da senin hakkında aynısını söylerler. Salih kimseler, Allah’ın kullarının diliyle söylettiği gerçeği farkedip uygulayanlardır…

“Halka karşı merhametli olmayı, sevgi ve iyilikle bulunmayı kendine şiar edin. Kesinlikle onların malını ganimet bilen yırtıcı bir canavar olma. O insanlar iki sınıftır, Birincisi, dinde kardeşin, ikincisi İse yaratılışta senin eşindir.

“İnsanlara, yakınlarına, ailene ve insanlar arasında özel sevgi beslediğin kimselere karşı adaletli davran! Böyle yapmadığın taktirde zulmetmiş olursun. Allah’ın nimetini tahrif eden, azabının hemen gelmesine sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Kuşkusuz Allah mazlumların ahını duyandır, zalimlerini de gözleyendir.

“Sana en sevimli gelen şeyler şunlar olsun: Hak hususunda kazanmak…

“Şüphesiz ki; çoğunluğun öfkesi azınlığın rızasıyla, azınlığın öfkesi de çoğunluğun rızasıyla kaybolup gider.

“Valiyle halkı arasında en zararlı olanlar bollukta yardım eden, zorlukta yardımı kesen, ölçüsüz davranan isteklerinde ısrar eden, ikram edildiğinde teşekkür etmeyen, yasaklara karşı duyarsız olan ve zamanın zorluklarına en az sabreden seçkinlerdir. Dinin direği olan, İslam cemaatini oluşturan, düşmana karşı duran, Ümmetin çoğunluğunu meydana getiren halk ile istişare etmeli ve onlara meyletmelisin.

Halkın içinde ençok sevmediğin kimse, insanların ayıplarını araştıran kişiler olsun. Şüphesiz ki insanların ayıpları vardır. Valilere düşen de bunları örtmektir. Onlar hakkında bilmediğin ayıpları araştırmaya çalışma. Şayet suçları ortaya çıkarsa, senin için en uygun olan bunları kapatmaya çalışmandır. Senin bilmediklerin hakkında Allah hükmeder.

Vezirlerinin en şerlisi, senden önceki şerlilere vezirlik yapanlar ve onların suçlarına ortak olanlardır. Kesinlikle sana yakın olmasınlar. Çünkü onlar suç ortakları ve zalimlerin kardeşidirler. Sen, aynı görüşte ve nüfuzda olupta onlar gibi suç ve zulüm işlemeyen, zalimin zulmüne ve günah işleyenin günahına yardımcı olmayan daha iyi kimseler bulabilirsin. Bunlar yük olarak senin İçin daha hafif ve daha kolaydırlar. Sevgileri daha içten ve dışarıya olan ülfetleri daha azdır.

“Bu ümmette daha önce yaşamış insanların ortaya koyduğu güzel sünnetleri ve halkın üzerinde ittifak ettiği şeyleri kınama. Daha önceki insanların koyduğu sünnete (örfe) zarar getirecek yeni sünnetler koyma. Öncekilerin koyduğu sünnetlerin sevabı kendilerinedir. Şayet bunları ayıplarsan günahı da sanadır.”

“Yönetimin altında bulunan ülkenin istikrarının devamı için alimlerle müzakerede bulunmayı, akıllılarla tartışmayı artır. Senden önce insanları yönlendiren şeyler bunlardı.

“Unutma ki idaren altında bulunan insanlar sınıf sınıftır. Bir kısmını ıslahı diğerinin ıslahına bağlıdır. Bunlar birbirlerine ihtiyaç duymaksızın yaşayamazlar. Söz konusu sınıflar şunlardır;  Alllah’ın askerleri, genel ve özel işlere bakan katipler, adaleti kadılar, adalet ve hakkaniyetle çalışan memurlar, vergi veren Müslümanlar, cizye ve haraç veren zımmiler, ticaretle uğraşanlar, sanatla ilgilenenler ve en alt sınıfı oluşturan yoksul ve miskinlerdir.

Allah bunların hakkını üstün kılmıştır, Bunların sınırlarını belirleyen hükümler, Kitap ve Sünnet hala elimizde mahfuzdur.

“Ordu, Allah’ın izniyle halkın koruyucusu, yöneticilerin zineti, dinin izzeti ve emniyetini sağlamak için bir araçtır. Halkın düzeni ancak orduyla sağlanabilir. Ordunun düzeni de Allah’ın onlara lütfettiği haraçla mümkündür. Ordu, düzenini sağlamada düşmanlarına karşı güç oluşturmada ve ihtiyaçlarını karşılamada aldığı bu vergiye dayanır. Bu iki sınıf ancak kadılar, memurlar ve katiplerden oluşan üçüncü bir sınıfla düzelip güçlenebilir. Bunlar ihtiyaç sahiplerini gözetir, vergileri toplar, toplumun ve fertlerin işlerini güvence altına alırlar. Bütün bunlar ancak, tüccarlar ve sanatkarlarla ayakta durabilir. Tüccarlar ve sanatkarlar meslektaşlarını biraraya getirerek pazarlar kurarlar, insanların ihtiyaçlarını karşılayıp başkalarının elde edemediği karı elde ederler.

‘Sonra yoksul sınıfta olupta yardım edilmesi, gözetilmesi gereken ihtiyaç sahipleri ve miskinler gelir. Bunların hepsi için Allah’ın katında ferahlık vardır. Bunların durumlarının düzeltilmesi, Vali üzerindeki haklarındandır.

Orduna, Allah Rasulu ve senin imamın için en fazla nasihat edenleri komutan seç.

“Şüpheye düştüğün konuları ve sana ağır gelen işleri Allah’a ve Rasulüne yönelt. Allah uyarılmalarını istediği topluma seslenerek şöyle buyurdu:

‘Ey iman edenler! Allah’a, Rasulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Rasulüne havale ediniz”. Allah’a döndürmek Kitab’ın hükmünü almak; Rasule döndürmek onun Sünnetine ayırdetmeksizin topluca sarılmaktır.

“insanlar arasında hükmedecek kimseleri seçerken en değerli olanları seç. Sonra onların verdikleri hükümleri öğrenmeye çalış.

“Memurların durumunu gözden geçir. Onları sevgin ya da eğiliminden dolayı seçme. Deneyip durumlarını öğrendikten sonra görevlendir. Onların ücretlerini gerektiği kadar ver. Bu davranış, hallerini düzeltmeleri ve elleri altındaki mallara göz dikmemeleri için bir destektir. Ve dolayısıyla emrine karşı çıkmaları, emanetine ihanet etmeleri halinde bu onların aleyhine delil olur.

“Çiftçileri düzelterek ziraî toprakları verimli hale getir. Bunların ıslah olması onların dışındakilerin de ıslah olması demektir. Çünkü bütün insanlar çiftçinin ve zirai arazinin iyali gibidir. Vergi toplamaktan ziyade, gözün arazi ıslahında ve ülkenin imarında olsun. Çünkü vergi ülkenin imarından sonra ancak toplanabilir. Kim ülkeyi imar etmeden vergi toplamak isterse, ülkeyi harap insanları bitab etmiş demektir. Bu gibilerinin durumu pek az düzelir. Eğer insanlar verginin ağırlığından, sularının kesilmesinden, arazilerinin yok olmasından veya susuzluktan dolayı ürünlerinin az olmasından şikâyet ediyorlarsa durumlarının düzelmesi için vergilerin hafifletilmesi gerekir.

Bunlar sana zor gelmesin. Böyle yaptığın taktirde halkın yükünü hafifleterek ülkeyi imar etmiş ve halkının hoş görüsünü kazanmış olursun.

“Katiplerin durumuna da bak. Yapılacak işlerini onların en iyisine yaptır. Bunları bu göreve seçmen kendi güvenine ve hoş görüne dayanarak olmasın. Çünkü insanlar yapmacık davrânışlarıyla kendilerini yöneticilere iyi göstermeye çalışırlar. Bunun arkasından ise ne öğüt dinlerler ne de emanete riayet ederler. Bunun için sen, daha önceki salih insanların seçtiği kişilere itibar et. Bunları seçerken topluma en iyi muamele edenleri ve emanete gerekli önemi gösterenleri seç.

“Tüccarları ve sanatkarları gözetleyip onlara iyi tavsiyelerde bulun. Onlardan kimi bulundukları yerlerde, kimi de şehirleri dolaşarak bu işle meşgul olurlar. Ve yine bir kısmı da insanların ihtiyaçlarını elleriyle hazırlamaya ve insanlara faydalı olmaya çalışırlar. Onlar insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri ülkende, dağları, Ovaları, denizleri ve karaları aşarak zorluklara ve uzaklıklara göğüs gererek temin etmeye çalışırlar. Bunların gittiği yerlere insanlar ne gidebilirler ne de cüret edebilirler. Onlar emin kimselerdir. İhanetlerinden korkulmaz. Barış içindedirler, isyanlarından korkulmaz.

Bulunduğun yerde ve ülkenin değişik bölgelerinde onları denetle, tüm bu anlattıklarımın  yanı sıra şunu da bil; onların çoğunda aşırı hırs, çirkin bir cimrilik, stokçuluk ve Pazarlara tekel kurma arzusu vardır.“Bu, insanlar için bir zarar kapısı ve yöneticiler için bir eksikliktir. Onları stokçuluk yapmaktan alıkoy. Çünkü Rasulullah (sav) bunu yasaklamıştır. Alan ve satan her iki tarafın zarara uğramayacağı bir şekilde ve adalet ölçüleri doğrultusunda bir alışveriş ortamı olsun. Yasakladıktan sonra kim stokçuluk yaparsa onu aşırı gitmeksizin cezalandır.

“Hilesi, düzeni olmayan yoksulların, kimsesizlerin ve çaresizlerin oluşturduğu aşağı tabakayı Allah için koru. Bunların içinde yoksul olduğu halde seslerini çıkarmayanlar da vardır. Bunlar için Allah senden neyi korumanı istiyorsa onu koru. Onlara devlet hazinesinde belli bir pay ayır. Ve diğer şehirlerde devlete ait arazilerde elde edilen gelirden de onlara belirli bir pay ayır.

Onlardan o şehre uzak olanlar, yakın olanlar gibidirler. Onların hakkını koruyup gözetle. Nimetler içerisinde yüzmen, önemli işlerle uğraşman bu zayıflara bakmaman için özür teşkil etmez. Onların sorunlarını dinle ve yardımını eksik eyleme. İnsanlar tarafından horlanıp ta haberinin olmadığı kimseleri araştır. Bunların durumlarını sana ulaştırmaları için güvendiğin ve mütevazi kimseleri bu işle görevlendir.

“Hiçbir hilesi olmayan yetimleri ve yaşlıları gözet. Doğrusu bu, valiler için ağırdır. Ne var ki hak bütünüyle ağırdır. Allah, iyi bir akıbeti dileyip kendisinin vaadine güvenerek sabreden kimselerin yükünü elbette hafifletecektir. Zamanının bir kısmını ihtiyaç sahiplerine ayırarak onlarla umumi meclislerde oturup dertlerini dinle. Bu mecliste seni yaratan Rabbine karşı tevazulu ol. Askerlerini, koruyucularını ve yardımcılarını yanına oturt. Ta ki onlardan konuşmak isteyen senden çekinmeden konuşabilsinler.

Ben Rasulullah’ın birçok yerde; ‘Allah, zayıfın hiç çekinmeden güçlüden hakkını alamadığı bir toplumu yüceltmez.” (1) dediğini işittim…

“Valilerin yanında zulmeden, aşırı giden, ilişkilerinde insafsız dostları, yardımcıları olabilir. Bu durumun nedenlerini ortadan kaldırarak onların iyi olmayanlarını etrafından uzaklaştır.

“Senden önceki adil sistemleri değerli yolları, Peygamber (sav) ve onun takipçilerinin izlerini, Allah’ın Kitab’ındaki emirleri hatırlaman, bizim bilerek yaptığımızı gördüğün şeylere uyman ve sana belirttiğim bu emirlere uymaya çalışman gerekir. Allah’tan beni ve seni razı olduğu şeylere muvaffak kılmasını istiyorum.”(2)

Mektuptaki ana temaları satır başları ile tekrar edersek,

Dini amaçların farklı oluşu haklarda veya siyasi, sosyal ve insani ödevlerde bir ayrıcalık unsuru değildir. Însanlar ikiye ayrılır. Ya dinde kardeş ya da insanlıkta eştir.

Vatandaşlar arasındaki eşitlik, Devletin ve valinin sınıflar arasında tarafsız kalması anlamına gelmez. Bilakis devletin adalet mekanizması yoluyla dengeyi sağlamak amacıyla müdahale etmesini gerektirir, örneğin, devletin servet ve makam silahına sahip olanlarla bu silaha sahip olmayan vatandaşlar arasında tarafsız kalması düşünülemez.

Devletin, toplumun geneli ile bütünleşmesinin zarureti üzerinde durulur.

-“Hak hususunda orta yolu tutmak, adaleti herkese yaymak ve halkın gönlünü kazanmak… Şüphesiz çoğunluğun öfkesi azınlığın rızası ile, azınlığın öfkesi çoğunluğun rızası ile kaybolur gider. Dinin direği olan İslam Cemaati’ni oluşturan, Düşmana karşı duran ve ümmetin çoğunluğunu meydana getiren halk ile istişare etmeli ve onlara meyletmelisin.”

Toplumda bulunan sosyal sınıflar arasında denge ve eşitliğin sağlanması, sözkonusu ettiğimiz adaletin kendisidir.

-Mektup, valiyi çevresindekilere karşı uyarıyor. Bu uyarı yalnızca sıkıntılı dönemlerde devlete yardımlarının azlığından değil valiye yakın olmasının kendilerine sağladığı imkanları kullanarak zulmedebileceklerinden dolayıdır. “Valilerin yanında zulmeden, aşırı giden ve ilişkilerinde insafsız dostları olabilir. Bu durumun nedenlerini ortadan kaldırarak iyi olmayanları etrafından uzaklaştır.”

-“Darlıkta ve bollukta yardımı devlete ulaşan halk kendisiyle bütünleşilmeye daha layıktır. Çünkü halk “üretici güç” olarak ülkenin kalkınmasının direği ve insanların işlerinin iyi gitmesinin garantörüdür.

– “Çiftçileri düzelterek ziraî toprakları verimli hale getir. Bunların ıslah olması onların dışındakilerin de ıslah olması demektir. Çünkü bütün insanlar çiftçinin ve zirai arazinin iyali gibidir. Vergi toplamaktan ziyade, gözün arazi ıslahında olsun. Çünkü arazı ıslahı yapılmadan vergi alınamaz. Kim arazi ıslah etmeden vergi toplarsa ülkeyi harap, halkını bitap eder. Toprakların verimsizliği sahiplerinin fakir olmalarına neden olur. Halkın yoksul düşmesi, valilerin kendilerini üstün görmeleri, halklarına karşı suizan beslemeleri ve ibretlerden-faydalanmamaları sebebiyledir.

-“Tüccar ve sanatkarları  gözetle. Çünkü onlar, insanlara fayda verirler. Bununla birlikte şunu da unutma ki onlardan aşırı hırs, çirkin cimrilik, stokçuluk ve pazarlarda tekel kurma arzusu vardır. Onları stokçuluk yapmaktan alıkoy”.

– “Memurların durumunu gözden geçir. Onları sevgin ya da eğiliminden dolayı seçme. Deneyip durumlarını öğrendikten sonra seç. Bunları bu göreve seçmen, kendi güvenine ve hoşgörüne dayanarak olmasın. Çünkü İnsanlar yapmacık davranışlarıyla kendilerini yöneticilere İyi göstermeye çalışırlar. Bunun arkasından ise ne öğüt dinlerler ne de emanete riayet ederler.

Adalet, mülkün temeli olup Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Înananlar bu güzel isimle Allah’ı anıp O’na kulluk ederler..” (3)

Bu mektup, (Hicri 37) Miladi takvimle 657 yılında, Hz Ali (ra) tarafından Mısır’a vali olarak tayin ettiği Eşter Neha-i’ye yazılmıştır.

Verilen siyasi ve sosyal mesajlar, günümüzden, 1357 yıl evveline, İslam’ın ilk günlerine aittir.

Mektup, O döneme ait İslami düşünce düzeyini, Yönetim ve İdarecilik anlayışı göstermektedir.

Dileyenler, 1357 yıl evvel verilen mesajları bugünün anlayışı ile karşılaştırarak bir sonuca gidebilirler.

 

Resim;web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar;

(*) Hz. Ali (ra); (599-661) Hz. Muhammed (sav) yanında büyümüştür. Amcasının oğlu ve sonradan damadı olmuştur. Hz. Ali (ra) İslâm Devleti’ni, 656-661 yılları arasında yöneten IV. Hâlifedir.

(1)İbni Mace.

(2)Nehcü’l-Belağa,s.333, 348.

(3)“İslâm ve insan Hakları, Haklar Değil Gereklilikler”, Dr. Muhammed UMARA

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*