Hristiyan ilim insanları “Dışı Cami içi Klise” Müslümanlarına İslam’ın ilmini anlatmaktadır (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“Dışı Cami İçi Klise” ifadesi, “Acaibu’l Makdur” Kitabının yayıncısı, D. Ahsen Batur’a aittir.

 

Profesör Gantier, Hiçbir itiraza imkân yoktur: Her ne kadar Euclide’in ismi büyükse de bizim Rönesans’ımızın riyaziye –Matematik- hocaları Yunanlılar değil, Müslümanlardır. (1) İslam Medeniyeti” olmasaydı, Rönesans olmayacak veya birkaç asır gecikecekti…

“Sıfır” yoksa, Atom da yok!

SIFIRIN İCADI

…Tababet gibi, muhtelif şubeleriyle riyaziyat (matematik) da bir İslâm eseridir. Zaten bugünün Garp âlimlerince İslâm kültürü bütün ilimlerin menşeidir.

Arthur Pellegrin’in “L’İslâm Dans le Monde” ismindeki eserinin 1950 Paris baskısının 97’inci sayfasında bu nokta şöyle itiraf edilmektedir:

-“Müslümanların sanayii, ziraat ve ilim sahalarındaki hisseleri muazzam mahiyetini muhafaza ettiği için, İslâmiyet gayet meşru bir iftihar hakkını haizdir.”

Mukayeseli Riyaziyat tarihinin mütehassısı profesör (L. P. E. A.) da “Materiaux pour servis a L’Histoire compare des Sciences Mathematiques” ismindeki eserinin 1845-1849 Paris baskısının ikinci cilt mukaddimesinin 2. Sayfasında İslam riyaziyecilerinin ilim tarihinde bir aralık inkâr edilen muhteşem mevkiini bundan bir asır evvel işte şöyle anlatmıştır:

“Sarf edilen sebatkârane (kararlı) gayretler sayesinde bugün artık Müslümanlar riyazi ilimler tarihinde haiz oldukları mevkii yeniden işgal etmektedirler; eski İskenderiye mektebiyle yeni Garp mektebi arasında ebediyen (sonsuza kadar) devam edecek gibi görünen ve asırlar tutan fasılayı (boşluğu) onların eserleriyle doldurmuş olduklarını teslim etmekte artık ittifak edilmektedir.”

İslâm riyaziyatının Hristiyan-Garba yayılmasından evvel Avrupa kültürü bilhassa o sahada o kadar iptidaidir ki, bir rakam sisteminden bile mahrumdur: Bunun sebebi, Greko-Romen denilen eski Yunan-Latin kültürünün rakamsızlığıdır!

Roma medeniyetinde sayılar rakamla değil, harfle ifade edilmiştir.

Bilhassa asırların sayısıyla bazı fasıl ve sayfa adetlerinin tespitinde bugün hala kullanılan ve “Chiffres Romains: Roma rakamları” denilen bu iptidai sistemde her sayı bir harfle ifade edilir:

Mesela bir “i” harfi “ı” adedini, iki “ii” “2” adedini ve üç “iii” “3” adedini, “V” harfi “5” adedini, “X” harfi “10” adedini ve “C” harfi de “l00” adedini gösterir.

Fakat bu kullanışsız sistemde en zarurî rakam olan “sıfır” yoktur: Bu bakımdan Roma rakamları İslam şiirinde kullanılan “Ebced” hesabına benzetilebilir.

Sıfırsız “Ebced” harfleriyle hesap yapılamayacağı gibi, sıfırsız Roma rakamlarıyla da riyazi ilimler kurulamayacağı tabiidir.

Profesör Risler’in “La Civilisallion Arabe ismiyle 1955’te neşredilen eserinin 161-162. Sayfalarında bir İslâm icadı olan sıfırın keşfi işte şöyle izah edilir:

‘Her halde bu dâhiyane bir icattı ve hiçbir latifeye kapılmadan denilebilir ki “sıfır”ın icadı insan cinsinin en büyük keşiflerinden biridir.”

Öteden beri ileri sürülen ve hatta bugün de bazı taraftarları bulunan çürük bir nazariyeye göre İslâm medeniyeti, bugün bütün Garp âleminde kullanılan rakam sistemini eski Hint medeniyetinden almıştır.

Fakat bu telakkinin yanlışlığı daha on dokuzuncu asırdan itibaren birçok ilmi delilleriyle meydana çıkmış olduğu da unutulmamalıdır.

Mesela riyaziyat tarihinin yukarıda bahsettiğimiz meşhur mütehassısı Profesör Sedillot, aynı eserinin ikinci cildinin 460’ıncı sayfasında bu noktayı şöyle tespit etmiştir:

-“Şu hususa dikkat edilmiştir ki Hindistan’da rakam kullanmaya başlanması, bu itiyadın İslâm âlemine de girmiş olduğu da on dokuzuncu asırdan daha evvelki devirlere çıkmamaktadır.

Her ne kadar Müslümanlar bizim ‘Arap rakamları’ dediğimiz sisteme ‘Hint rakamları’ diyorlarsa da, bu vaziyet o rakamların menşeini Hindistan saymamıza kâfi bir sebep değildir; çünkü Müslümanlar Proslos’un tarif ettiği bir alete de ‘Hint çemberi’ ismini vermişlerdir.

Zaten Arap rakamlarının şekil itibariyle Hint rakamlarından büsbütün başka türlü olduğu da tespit edilmiştir.”

Profesör Risler de yukarıda bahsettiğimiz eserinin 161. Sayfasında rakam sisteminin en zarurî esası olan sıfırın bir İslâm icadı olduğunu şöyle anlatır:

-“Miladın 976 tarihinde Muhammed ibn-i Ahmed “Mefatihu’l-Ulûm” ismindeki eserinde eğer aşerat hanesinde (onlar basamağında) hiçbir sayı mevcut değilse sırayı muhafaza için küçük bir daire kullanılmasını ileri sürüyordu. İşte, bu daire Arapçanın boş manasına gelen ‘sıfır’ kelimesinden Latinceye geçen ‘zero’nun menşeidir. Şuna dikkat edilmelidir ki, ne keskin zekâlarına rağmen eski Yunanlılar, ne de fennî seviyelerine rağmen Romalılar henüz bir rakam sistemi keşfedememişlerdi. Eski insanlar hep parmaklarıyla sayı saydıkları için. Garp âleminde hesap ilmi İbn-i Ahmed’in keşfinden iki yüz elli sene sonra sıfır kullanılıncaya kadar inkişaf edememiştir.”

Medeniyet tarihi külliyatıyla meşhur Will Durant “Histoire de la Civilisation” ismindeki Fransızca tercümesinde “L’age de la Foi” serisinin 1952’de neşredilen birinci cildinin 309-310. Sayfalarında İslâm rakam sisteminin bir daire şeklinde tespit ettiği “sıfır” kelimesinin Avrupa dillerine nasıl girmiş olduğunu şöyle anlatır:

-“Müslümanlar bu daireye boş manasına gelen “sıfır” ismini vermişlerdir. Bizim ‘chiffre’ kelimemiz işte bundan çıkmıştır Latince mütehassısları ‘sıfır’ kelimesini ‘zephyrum’ şeklinde kalbettikleri (dönüştürdükleri) için, İtalyanlar da onu kısaltarak ‘zero’ şekline sokmuşlardır.”

Princeton Üniversitesi profesörlerinden Philip Hitti’nin Fransızca nüshası “Precis d’Histoire des Arabes” ismiyle 1950’de neşredilen eserinin 150. Sayfasında onuncu asırda teşekkül eden İslâm rakamlarının karanlık Garba ne kadar geç ve güç girdiği işte şöyle anlatılır:

‘İslam rakamlarının gayrimüslim Avrupa’ya yayılması her şeye rağmen inanılmayacak kadar ağır oldu. On üçüncü asrın ortalarına kadar Hristiyan riyaziyecileri Roma rakamlarıyla “Abaka” denilen hesap aletini kullanmakta ve en fazla işte o iki sistemin telifinde inat etmişlerdi.

Tatbikat zaruretlerinden dolayı yeni rakamlar ilk defa olarak İtalya’da kullanılmıştır.

Şimalî (Kuzey) Afrika’da seyahat etmiş ve bir Müslüman muallimden ders almış olan Pizalı Leonardo Fibonacci 1202 tarihinde en mühim hususiyeti İslâm rakamlarının kullanılmasından ibaret bir eser neşretti.

Avrupa riyaziyatının başlangıcı işte bu eser oldu. Eski rakam sistemiyle bazı sahalarda hiçbir riyazi tekâmüle imkân yoktu: Çünkü bizim bugün bildiğimiz hesap ilminin temel taşları sıfırla İslâm rakamlarıdır.”

İşte bundan dolayı Profesör E. F. Gantier, 1955’te neşredilen ‘Moeurs et Coutumes des Musulmans” ismindeki eserinin 238. Sayfasında şu kat’î hükmünü vermektedir:

“Hiçbir itiraza imkân yoktur: Her ne kadar Euclide’in ismi büyükse de bizim Rönesans’ımızın riyaziye hocaları Yunanlılar değil, Müslümanlardır.”

Bundan sonra gözden geçireceğimiz riyazi ilimlerin karanlık Garba İslâmiyet’ten intikal etmiş olduğunu bir an için bir tarafa bırakalım:

Yalnız şu on şekilden ibaret rakam sistemimizi, bugünün dünya kültüründen kaldıracak olursak, acaba ortada şu atom medeniyetinden ne kalır? (2)

Fransa Enstitüsü azasından Frantz Funck-Brentano’nun 1941’de 31. Baskısı neşrolunan “La-Renaissance” ismindeki meşhur eserinin 427-428. Sayfalarında son söz olarak şu fıkraya tesadüf edilir:

-“Rönesans devrine hasrettiğimiz bu esere bir nokta ile son vermeden evvel, buraya kadar mevzuumuzu teşkil eden devirde ve Eski Çağla İtalyan tesirlerinin yanında, Müslümanlarla Arapların medeniyetimiz üzerinde icra etmiş oldukları tesir ve nüfuzu meydana çıkaran yeni eserler hakkında da birkaç söz söylemek isteriz. Bu ifademizle E. F. Gautier’nin “Moeurs et Coutumes des Musulmans” ismindeki son eserini kastediyoruz.

Bizim medeniyetin Müslümanlara medyun olduğu şeylerin hepsi pek kolay unutulmaktadır: Onların bize Çin’den nakletmiş oldukları pusula ile kâğıttan başka barutu, Heyet ilminde yaptıkları ve Kopernik’in keşiflerine zemin şeklinde temin ettikleri terakkileri unutuyoruz; kimyayı ilk defa olarak ilmî esaslara istinat ettirenler de onlardır; cebir ilmini de bize Müslümanlar vermişlerdir. İşte bundan dolayı E. F. Gautier şu neticeye varmaktadır:

Kitap, barut, pusula: Eğer İslâm medeniyetinin bu mirasları elinde olmasaydı, bizim Rönesans’ımızın ne biçim şey olacağını biraz gözlerimizin önüne getiriverelim!

-İslâm medeniyetinin tekâmül hareketi durduğu zaman, biz işte onun vardığı neticelerden istifade ederek yeni bir medeniyet kurmaya başladık: Bu hal, eski zaman koşucularının mukaddes meşaleyi elden ele vermelerini andırır. (3)

Devam edecek;

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmış, yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak; Batı Kaynaklarına Göre îslam Medeniyeti, İsmail Hami Danişmend,

Derin Tarih Kültür Yayınları—31 Kasım 2015

(3) A.g.e; Sahife:42-48

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*