Hristiyan Batı Rönesans’la değil, Reconquista ile uyanmıştır. (20/Son)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Sanayi Devrimi'den geri kalanlar; Kirletilen çevre, mutsuz çocuk, yaşlı, kadın, aileler ve insanlar...

Çarpık bir Sanayi Devrimi’den geri kalanlar; Kirletilen bir çevre, mutsuz olan çocuk, yaşlı, kadınlar ve aileler. Ve bunların hepsi neye feda edilmektedir?  Daha fazla para ve iktidar hırsına mı?

Batılılar kadar zengin olamadığımız, güçlü olamadığımız için kahrolurken de, Batı’nın asıl başarısının “açık düşünce/ açık toplum” dengesini kurmak olduğunu görmemiştik. Sorunun temelinin bir zihniyet sorunu olduğunu, bir “eleştirel düşünce” sorunu olduğunu, gücü de son kertede onun yarattığını anlayamamıştık (1)

Kaldığımız yerden devamla:

İngiliz ve Batılı kaynaklarına göre, “Sanayi Devrimi bir İngiliz başarısıdır.”

Bakalım bu konudaki gerçekler bu iddiayı teyit etmekte midir?

Batılı ilim insanlarının önemli bir tespiti ile karşı görüşleri vermeye başlayalım.

Aydınlanma Çağı’nı  başlatan (modern anlamda) matbaayı bulan Alman Johannes Gutenberg değil Korelilerdir. Peki, Sanayi Devrimi’ni kimler yapmıştır? Bunun cevabı:

İngiliz sanayileşme sürecinin Çin kökenleri, 1700-1846” İsimli eserde çok açık olarak anlatılmaktadır.

Bu kitap yayınlandığında Avrupa’da büyük bir etki uyandırmiş, bilinenlerin sorgulanmasına neden olmuştur.

Bahsekonu kitaptan bir metin;

-İnsanoğlu şaşkınlık içinde keşfetti: Çin’de 2000 yıldan fazla bir zamandan beri ismi bütün tüccarların dilinde olan Konfüçyus’un aynı şeyleri düşündüğünü ve aynı savaşları yaptığını… böylece Konfüçyüs 18. Yüzyıl aydınlanmasının koruyucu meleği oldu.

Bu kadar Yunan ve Roma yeter. Diğer ulusların

Boşalmış dükkânları hiç ilgi çekmiyor şimdilerde

Faydası olmuyor beklenmeyenin bile, boşuna çabalıyoruz

Zaferlerimiz değerini kaybediyor halkın gözünde.

Kartalın kanatlarında bu gecenin şairi

Yeni erdemler peşinde süzülüyor ışığın kaynağında

Çin’in doğulu ülkelerinde ve cesurca yayıyor

Konfüçyüs’ün öğretilerini Britanya’nın kulağına (*)

Bu hikâyedeki önemli tarih 1700’dür: ‘eğitimli (Avrupalı) dünyanın ilgisinin Çin’e yöneldiği bir geçiş yılı’ idi.  Daha sonraki seksen yıl boyunca, birçok Avrupalı Çin’i yoğun olarak merak etmeye başladı; öyle ki Rokoko dünyası ile bir tür aşk ilişkisi kurdular.(2)

Birçok Aydınlanma düşünürü –bunların arasında Montaigne, Malebranche, Leibniz, Voltaire, Quesnay, Wolff, Hume ve Adam Smith vardır- Çin’i ve düşüncelerini olumlu olarak benimsedi. Aydınlanma düşünürleri arasında önde gelenlerden biri de Voltaire idi. Essaisur les moeurs 1756 tarihli kitabı “dönemin Uzakdoğu ile ilgili bütün (pozitif) duygularının mükemmel bir birleşimi” olarak tanımlanıyordu.

Ayrıca, L’Orphelin de la Chine (1755) ve Zadig (174848) başlıklı kitaplarında Voltaire, Avrupa’nın miras kalan aristokrasisine yönelik tercihine saldırmak için Çinlilerin hepsi rasyonel ilkelere dayanan siyaset, din ve felsefe kavramlarını ele almıştır. Gerçekten de önemli Aydınlanma düşünürlerinin birçoğu Çinlilerden alınan ‘rasyonel yöntemi’ tercih etmiştir.

Bazı Avrupamerkezci araştırmacıların Çin’in aydınlanma üzerinde etkisi bulunduğu konusundaki savları bağlamında, genelde sadece Fransa’da (kuşkusuz kısmen, çünkü Fransa devletinin mutlakçılığı ‘despot Çin’in çekici görünmesini sağlamıştır) pozitif bir yer bulabildiği varsayılmıştır. Ancak Çinlilerin düşünceleri İngiliz kültürünü etkileyerek de önemli bir rol oynamıştır.

İngilizler, çay içmekten duvar kâğıtlarına, İngiliz-Çin bahçelerinden siyaset ekonomisi ile ilgili düşüncelere kadar Çinlilere yönelik güçlü bir beğeni geliştirmişlerdir. (3)

Anglosakson liğinde en önemli Avrupalı siyasi iktisatçı, bir İskoçyalı olan Adam Smith idi. Ancak Anglosaksonlar Smith’i dar kafalılıkla ilk siyasi iktisatçı olarak değerlendirirken, Smith’in arkasında Fransız ‘fizyokrat’ olan François Quesnay vardı. Quesnay’in temelinde de Çin’in olması önemlidir. Smith değil, Quesnay tüccarlığın düşüncelerini eleştiren ilk Avrupalı olmuştur.

‘Fizikokrasi’ terimi ‘doğanın kuralları’ anlamına gelir. Çin’den kaynaklanan düşüncelerinin önemi en az ikiboyutludur: ilk olarak, tarımda önemli bir zenginlik kaynağı olduğunu görmüştür (bu İngiliz tarım devriminde önemli bir düşünce haline gelmiştir).

İkinci olarak, ve bu daha önemlidir, tarımın üreticiler devletin yapay müdahalelerinden kurtulduğu zaman tam olarak yararlı olacağına inanmasıdır. Ancak bu şekilde piyasanın ‘doğal kanunları’ (Çinlilerin çok önceden farkında oldukları gibi) geçerlilik taşır. J. Clarke’ın şu saptamaları yerindedir:

Quesnay’in devrimci düşünceleri ticari anlayışın ekonomik Ortodoksluğundan kurtulmakla olmuştur ve Adam Smith’in serbest piyasa teorileri üzerindeki etkisi çok büyüktü. Quesnay’in modern düşünce içindeki yerinde sık sık atlanan şey Çin’e olan borcudur – yaşadığı dönemde “Avrupa’nın Konfüçyüs’ü olarak bilinmesine karşın. (4)

Quesnay’in siyaset ekonomisi ile ilgili Çin kavramlarına borcu birçok düşüncede yatar, bunlardan en önemlisi Fransızcaya  laissez-faire  olarak çevrilen  wu-vei’dir.

Bu Çin kavramı. Ortak Çağ’ın başlamasından çok önce yerleşmişti Daha 300 yılında, Kuo Hsiang wu-wei’yi “doğal olarak yapılması gereken her şeyin yapılmasına, doğaya karşı gelmemek adına izin vermek” olarak tanımlamıştır.(5)

Quesnay’in Aydınlanma ile ilgili yaptığı özel bağlantı, yazdığı ve ilkeleri önemli ölçüde Çin düşüncesinden alınan (çok şaşırtıcı düzeyde karmaşık olan) Tableau economique başlıklı eserinde bilimsel yöntemin merkezi konumunu vurgulamış olmasında yatar.

Quesnay’i, büyük ekonomik ilerleme kaydetmek istiyorsa Avrupa’nın Çin’i taklit etmesi gerektiğini açıkça ifade eden Yu le Grand et Confucius (1765) başlıklı eseriyle Nicolas-Gabriel Clerc’in takip etmiş olması da dikkate değerdir.

Quesnay’i çağrıştıran Clerc de bütün engeller kaldırıldığında ticaretin daha verimli olacağını (tıpkı on bir yıl sonra Adam Smith gibi) ısrarla vurgulamıştır.

Basil Guy’ın belirttiği gibi: “Hem yasa koyucular hem de yasalar doğal düzenin ilkelerini tanımak zorundadır, ve bunu yaparken de Çinlilerin yönetim kuramlarına esin kaynağı olan wu-wei (laissez-faire) idealine uymak zorundadır. (6)

Sonuç

1000 yılından sonra Avrupa’daki en önemli sanayilerin tekstil ve kâğıt olduğunu, demir üretiminin de oldukça önem kazanmaya başladığını biliyoruz. Tekstil ile ilgili çıkrık, ip bükme makinesi, dokuma tezgâhı ve ayak pedalı gibi pek çok teknolojinin Avrupa’ya Doğu’dan yayıldığını söylemek mümkündür.

Çıkrık ilk kez Çin’de kullanılmaya başlanmış, 13. Yüzyılda İslam etkisindeki İspanya vasıtasıyla İtalya’ya yayılmıştır. 13. Yüzyıl İtalyan ipek dokuma makinelerinin erken Çin örneklerine şaşılacak derecede benzemesi tesadüf değildir. Hugh Honour bu konuda şunları aktarır;

Bunun yanında İtalyan şehirlerinde gördüğümüz, Çin’deki örneklerine benzeyen ipek işleme tezgâhlarının sık sık Çin’e seyahat eden ve buradaki her türlü yeniliği heybelerine koyup ülkelerine getirme cüretini gösteren tacirlerin marifeti olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kısaca İtalyan modeli, Çin’deki makinenin az ya da çok kopyalanmış ve 18. Yüzyıla uyarlanmış haliydi. Tekstil makinalarının islam etkisi altındaki İspanya kanalıyla Avrupa’ya yayıldığını ve İslam tekstilinin yüzyıllar boyu bu kıtaya etki ettiğini söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.

Kâğıt imalatı

Ortaçağ Avrupası’nın en önemli sanayilerinden biri kâğıt imalat sanayiidir. Kıta içinde ilk olarak 1150’de İslam etkisi altındaki İspanya’da imal edilen kâğıt, buradan Avrupa’ya yayılmıştır. Aslında kâğıt MS 105 yılında Çin’de Ts’ai Lun tarafından icat edilmiş ve hemen ardından kâğıt imalatı başlamıştır.

Peki ne zaman Avrupa’ya yayılmıştır?

Thomas Carter kâğıdın Batı’ya aşamalı olarak intikal ettiğini söyler. 4. Ve 6. Yüzyıllar arasında ilk olarak Türkistan’a giren kâğıt, burada arada sırada kullanılmıştır. Maveraünnehir ve İran’da kâğıt, 751’deki Talaş Savaşı’ndan çok önce mevcuttur, ancak bu savaş sonrası Çinli savaş esirleri oldukça önemli kâğıt yapım tekniklerini bu topraklara taşımışlardır. El-Kazvini’nin bu konuda aktardıklarına bakalım: Savaş esirleri Çin’den getirildiler. Bunların arasında kâğıt imalatını bilen biri de vardı ve bunu uygulamaya başladı. Daha sonra kâğıt, ilk çıktığı şehir olan Semerkant’ın en önemli ürünü oldu ve buradan tüm ülkelere yayıldı.’ (7)

Bu konuda ilk yenilikler su götürmez bir açıklıkla Çinliler tarafından yapılmasına rağmen, Araplar da oldukça önemli oranda katkı sağlamışlardır.

Çinliler yazarken fırça kullanmaktayken, Araplar kâğıda nişasta ekleyerek üzerine kalemle yazılmasını sağlamışlardır.

Kâğıt imalatı sonradan, 1150’den itibaren İslam etkisindeki İspanya kanalıyla Avrupa’ya, 1157’de Fransa’ya ve 1276’da İtalya’ya sıçramıştır (Çinlilerin icadından tam 1000 yıl sonra). (8)

Bu konuda daha fazla bilgi için bakınız;  http://www.canmehmet.com/sanayi-devriminin-carpitilmasi-icin-ingilizler-antik-yunani-parlatti-ve-yucelttiler-3.html#sthash.zCA9wAba.dpuf

Sonsöz…

Bilgi yüktür, eğer ondan kendinize uygun yeni bir bilgi üretemiyorsanız.

Taklitle hiçbir zaman asıl olunamamaktadır.

Siz, tarihi bir eseri mükemmel bir şekilde kopya etsenizde onun aslı gibi olması mümkün değildir.

Bizler yeteri kadar okumuyor, bu nedenle ne kendimizi ne de bilgilerimizi geliştirebiliyoruz.

İslam/Kuran: İnananlarına bilginin ne kadar önemli olduğunu  ilk emrinde özellikle vurgulamıştır. OKU/DÜŞÜN;

Hz. Ali bu nedenle, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum!” Demektedir.

Ecdatlarımız bu emri yerine getirdikleri sürece, hem kendilerine hem de insanlığa ışık olmuşlardır.

Bizlere düşen: Okumak…Okumak… Okumaktır.

Resim;web ortamından alınmıştır.

Bu konuda daha fazla bilgi için bakınız;  http://www.canmehmet.com/sanayi-devriminin-carpitilmasi-icin-ingilizler-antik-yunani-parlatti-ve-yucelttiler-3.html#sthash.zCA9wAba.dpuf

Kaynak; ”Batı medeniyetinin doğulu kökenleri”,

(*) William Whitehead, 1759

(1) Murat Belge/Taraf

(2) Bu ve bir sonraki referanslar Adolf Reichwein’in China and Europe (Taipei: Ch’eng-V-Wen Publishing Company, 1967) adlı kitabından alınmıştır, özellikle s. n, 7S ve 79.

(3) William W. Appleton, A Cycle of Cathay (New York: Columbia University Press, 1951), bölüm 6; Reichwein, China, s. 113-126; Hugh Honour, Chinoiserie: the Vision ofCathay (Londra: John Munay, 1961), s. 44-52, 125-174.

(4) J.J. Clarke, Oriental Enlightenment (Londra: Routiedge, 1997), s. 49.

(5) Colin A. Ronan, The Shorter Science and Civilisation China (Cambridge University Press, 1978) kitabında Kuo Hsiang’a değinir, s. 97.

(6) Clarke, Oriental Enlightenment kitabında Basil Guy’a gönderme yapmıştır, s. 50.

(7) Al-Hassan ve Hill’in Islamic Technology adh kitabında el-Kazvini’den söz ederler, s. 191.

(8) Carter, Invention, 13. Bölüm; Tsuen-Hsuin, Science, V (1), s. 296-299.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*