Hristiyan Batı Rönesans’la değil, Reconquista ile uyanmıştır (19)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Sanayi Devrimi'nin çocuk kahramanları!

Sanayi Devrimi’nin çocuk kahramanları!

Hıristiyan Batı’yı karanlık çağdan çıkaran sır tek cümlede özetlenecekse bu; “Mevcut bilgiden kendi ihtiyaçlarına göre yeni bilgiler üretmektir.” Bizlerin yeteri kadar gelişememekteki en büyük eksiği, mevcudu taklit etmek ve onu kendi ihtiyaçlarımıza uygun geliştirmemektir.

Peki, neden geliştiremiyoruz?

Okumuyoruz: Tarihimizi doğru öğrenerek hatalarımızdan ders alamıyoruz:

Okumuyoruz; Geleceğimizi, geçmişten hareketle doğru yapılandıramıyoruz;

Okumuyoruz; Bilgiden yeni bir bilgi üretemiyor, rekabetçilerimizle aramızdaki mesafeyi kapatarak onları geçemiyoruz.

“Bir Japon bir yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7 kitap okurken bir Türk ise yılda ortalama 0,16 kitap okuyor. 70 milyonun üzerinde nüfusa sahip Türkiye’de okuma alışkanlığına sahip insan sayısı ise sadece 40 bin…”(1)

“Bilim yapmak dinle değil, sabah erken kalkıp ders çalışmakla/okumakla ilgili bir konudur. İnsanlar dindar olduklarında değil; -kendilerine uygun değerlerle- motive olduklarında, iyi eğitim aldıklarında, çevrede bilimle uğraşanlarla sinerji oluşturduklarında icat yaparlar. Bizler bugün Müslüman olduğumuz için geri kalmış değilsek, o zaman da Müslüman oldukları için mucit değillerdi.”

Batı’nın kalkınması Rönesans’a (Yeniden Doğuş’a) bağlanır. Ancak, bizde bunun fazla bilnmeyen  bir öncesi vardır.

İlk Haçlı seferleri/Reconquista nedir?

Reconquista, ‘yeniden fethetme’ anlamında İspanyolca bir kelimedir. Kavram olarak, Hıristiyan İberya devletlerinin (İspanya-Portekiz) Endülüs’ü Müslümanlardan geri almalarını sağlayan siyasi hareketin adıdır. Müslümanların İspanya’yı 711 yılında fethetmelerinden sonra mağlup Vizigot ordusundan (Cermenler) artakalan bir grup asker, Reconquista hareketini başlatmışlardır…

İberya Yarımadası’nda Müslümanlara karşı Hıristiyanların başlattıkları bu hareketin geri planında, ezelî Doğu-Batı çekişmesinin yer aldığını söylemek yanıltıcı olmayacaktır.

Yaklaşık olarak sekiz asırda (718-1492) neticelenmiş olan Reconquista -Yeniden Fetih- Endülüs’ü Müslümanlardan geri almalarını amaçlayan siyasi hareket”ir.

“..1085 yılında Tuleytula’nın alınışı, Hıristiyan dünyada müthiş bir sevinç meydana getirmişti. Hatta Papalık burada başlayan zafer dalgasının Kudüs’e kadar yayılacağından emindir. Papalığın önderliği ve teşvikleriyle Hıristiyan Avrupalılar, Tuleytula işgalinden sonra bir yandan Endülüs Müslümanlarına, diğer yandan da Orta doğuya karşı Haçlı Seferleri düzenlemeye başladılar. (1095).”

Bizlere, 1095-1270 Yılları arasında gerçekleştiği ifade edilen “Haçlı Seferleri” gerçeğinde, ilk kez, 718’de başlamıştır.

Batının kalkınması Rönesans’la mı başlamıştır?

“Bir İspanyol bilim adamı olan Blasco Ibanez Endülüs medeniyetini şöyle aktarıyor;

-İspanyada yenilenme, barbar kavimler vasıtasıyla kuzeyden değil Müslüman fatihler vasıtasıyla güneyden geldi. Bu gelişme, bir fetih olmanın çok daha ötesinde bir medeniyet hamlesiydi..Bu sayede İspanyada XII. Ve XV. yüzyıllar arasında bütün ortaçağ boyunca Avrupa’nın bilinen en zengin ve en parlak medeniyeti doğup gelişti.

Bu dönemde kuzeydeki halklar din savaşları yüzünden parçalanmakta ve kana susamış vahşi sürüler halinde hareket etmekte iken, Endülüs toplumu otuz milyonu aşmakta; o dönem için çok büyük olan bu nüfus yapısı içinde her ırk ve din ahenk içinde hareket etmekte ve toplum çok canlı bir nabız atışı sergilemekte idi.

Bu verimli atmosfer içinde bütün fikirler, bütün gelenekler ve yeryüzünde o ana kadar ortaya konmuş olan bütün buluşlar, sanatlar, bilimler, endüstriler, yenilikler ve klasik dönemin disiplinleri bir arada bulunuyordu. Bu farkların birbirleriyle karşılaşmasından yeni buluşlar ve enerjiler doğmaktaydı…

Müslümanların verdiklerini ve İspanyolların yaptıklarını Jesus Gomes isimli bir rehber aktarmaktadır:

-Bizler, birbirimizle cebelleşen, kavga ve gürültüyü tek meşgale haline getiren bir topluluktuk. Huzuru ve birbirimize katlanmayı unutmuştuk. Müslümanlarla birlikte buraya huzur, barış ve birlikte yaşama kültürü geldi. Hoşgörüyü, toleransı öğrettiler bize. Onlarla halkımız adaletle yaşamayı öğrendi. Onlarla bu topraklar ilimde öncüler yetiştirdi….

Müslümanlar bize her şeylerini vermişler. Sahip olduğumuz zenginliklerin hemen hepsini onlardan almışız. Ama biz bunlara karşılık onları katletmiş bu topraklardan sürmüşüz..” (2)

Hıristiyan batı’ya göre Yeniden Doğuş/Rönesans:

-“Rönesans, 15 – 16. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite (Roma Uygarlığı/Antik Yunan) arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, Antik Yunan filozof ve bilimadamlarının çalışmalarının çeviri yoluyla (Müslüman düşünürlerin çevirdiği ve geliştirdiği gizlenmiştir.) alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla (Ki, matbaa çok önceden Korelilerce bulunmuştur) bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir.”(3)

Batıya göre Sanayi Devrimi;

Sanayileşme ile ilgili herhangi bir standart iktisat tarihi ders kitabını alın, tartışmanın Britanya’nın 18. Ve 19. Yüzyılda ‘erken’ başarısı ile başladığını göreceksiniz.

Bunlar arasında en dikkat çeken Phyllis Deane’in, The First Industrial Revolution (ilk sanayi devrimi) ve Peter Mathias’in The First Industrial Nation (ilk sanayici ulus) çalışmalarıdır. Ya da R.M. Hartweir’in kendi sorduğu retorik soru olan;

“Gerçekten bir sanayi devrimi var mıydı? ”sorusuna verdiği yanıttaki kapsamlı bir iddiasına göre “Bir sanayi devrimi vardı ve o da İngiliz’di.(4)

İngiliz sanayi devriminin Avrupamerkezci hikâyesinin merkezinde iki ayrı aksiyonu daha vardır. Bunlardan birincisi, Britanya’nın liberal laissez-faire devlerinin miras bıraktığı pozitif sosyal ortam ile ortaya çıkıyordu.

İkinci olarak, başarı hiç dışardan yardım almadan Anglosaksonların eşsiz dehası ve bireyselcilikleri ile gerçekleşmişti.

Walter Rostow’ın iddiası buna tipik bir örnektir: “İngiliz geçiş vakası eşsizdir, çünkü dışarıdan hiçbir müdahale olmadan tek bir toplumun iç dinamikleri ile oluşturulmuştur.”(5)

Ya da tipik bir Markist ifadeyle, Peny Anderson İngilizlerin ‘sanayi devriminin… güç açısından eşsiz, kapsamı açısından evrensel olan üretim güçlerinin anlık ve devasa bir patlaması olduğunu’ ileri sürer. (6)

İngilizlerin başarısının genel sırrının bireyselcilik ya da kendi kendine yardımın eşsiz özelliklerinde yattığı düşünülmektedir. Bunun önemi tipik bir Smithçi yöntemle David Landes tarafından yoksulluğa karşı evrensel bir çare olarak tanımlanır:

-Tarih bize yoksulluğu ortadan kaldırmanın en başarılı yollarının çalışmak. İş, tasarruf, dürüstlük, sabır, direnç gibi özelliklerden meydana geldiğini anlatır. Sefalet ve açlık ile karşılaşan insanlara bencil bir kayıtsızlık da sirayet eder. Ama sonuçta hiçbir güçlendirme kişisel güçlendirme kadar etkili olamaz. (7)

Batılıların gözü ile Sanayi Devrimi ile ilgili değerlendirmelerden anladığımız;

-Sanayileşme, Britanya’nın 18. Ve 19. Yüzyılda ‘erken’ başarısı ile başlamıştır;

Gerçekten bir sanayi devrimi var mıydı?”sorusuna: Bir sanayi devrimi vardı ve o da İngiliz’di:

-Sanayi Devrimi ile ilgili başarı hiç dışardan yardım almadan Anglosaksonların eşsiz dehası ve bireyselcilikleri ile gerçekleşmiştir;

-İngiliz geçiş vakası eşsizdir, çünkü dışarıdan hiçbir müdahale olmadan tek bir toplumun iç dinamikleri ile oluşturulmuştur…

 

Peki, doğrusu nedir?

Devam edecek…

 

Resim; www.loadpaper.com

Kaynak; “Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”,

1)Yeni ŞAFAK- HARUN KARABURÇ, 15 MART 2014,

(2) Daha fazlası için bakınız; http://www.tarihbilinci.com/forum/tarih-kose-yazilari-71/hacli-seferlerinin-oncusu-reconquista-hareketi-20818/

(3) Anonim

(4) Phyllis Deane, The First Industrial Revolution, (Cambridge.- Cambridge University flıe First IndustrialNation (Londra.- Methuen, 1983),

(5) Walt W. Rostovv, The Stages of Economic Growth (Cambridge: Cambridge University Press, 1961), s. 157,

(6) Perry Anderson, Lineages of the Absolutist State  (Londra: Verso, 1979), s. 419-420.

(7) David s. Landes, The Wealth and Poverty of Nations (Londra: Little, Brown, 1998), s. 523.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*