Hristiyan Avrupa Şiiliği kaşırken, Osmanlılar Luther’in Protestanlığını nereye taşıdılar (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

protestanlıkçı

İstanbul ve Atina’nın fethinden sonra Kanuni’nin Avrupa’nın kalbine, Viyana önlerine çadır kurmasından sonra paniğe kapılan Avrupalılar, Osmanlıdan ancak, Şiilerle yapılacak işbirliği ile kurtulacaklarına inanır ve (günümüzde dahi) bu yönde bir politika izlerler.

“Şii-Protestan dosyası” adı altında yayınlanacak bilgilerin çoğu belki de ilk kez kamuoyunun gözlerinin önüne serilecek, geçmişte yaşanmış hatta günümüzde yaşanan Şii anlayışından kaynaklanan olayların, IŞİD-Humeyni İran Devrimi- Irak-Suriye’de yaşananların bir tesadüf değil, bir örümcek ağı misali örüldüğü daha bir açıklıkla anlaşılacaktır.

Başlamadan konu içerisinde işlenecekleri başlıklar halinde vermek gerekirse;

Yıl, 23 Ağustos 1514; Safevilerin (İranlılar) Osmanlı Topraklarındaki Alevileri kışkırtmaları sonucu çıkan çatışmalarda onbinlerce insan (Alevilerce) katledilir.  Bunun üzerine Osmanlı Hükümdarı I. Selim (Yavuz), Kışkırtmalarda bulunan Safevi hükümdarı (Şii) Şah I. İsmail’e savaş açar ve onu Çaldıran Ovası’nda yener.

Yıl, 31 Ekim 1917; (İleride Protestan Mezhebi kurucularından olan) Martin Luther, “Endüljansın Kuvvetine Dair Tezler” başlıklı, 95 maddeden oluşan bir metni piskoposlara gönderir. Papa, bu bildiride savunulanlar (reform hareketi) nedeniyle Luther’i aforoz eder. (Luther, Kilisenin halktan para alarak cennetten toprak satmasına itiraz etmektedir.)

Yıl 1525; Fransa kralı I. François, Pavia’da Habsburg’lara (Almanlara) yenilmesinden sonra, Fransa, Habsburg’un giderek artan gücüne karşı Osmanlı’dan destek arar ve bu desteği sağlar. Biraz da çelişkili, ama Avrupa gerçeklerine uygun olarak, bir yanda Katolik Fransa ve öte yandan Protestanlara destek ise, o dönemdeki Osmanlı devletinin Avrupa politikasının temeltaşı olacaktır. (*)

Yıl, 1529; Kanuni 1529’da Avrupa’nın kalbi, Viyana önlerinde çadır kurmuştur. Bu olay Avrupa’da paniğe neden olur. Aralarından bir elçiyi, Osmanlının zayıf taraflarını tespit için Başşehirlerine (İstanbul’a) gönderirler. Elçi İstanbul’a gelir ve araştırmaları sonucunda bir hususa işaret eder; Osmanlılardan kurtulmanın yolu; (Şii İranlıları) Safevileri desteklemek, onlarla işbirliği yapmaktır.

Özetle; Hristiyanlar kurtuluşu Şiiliğin-Şiilerin güçlendirilmesinde, desteklenmesinde bulurlar.

Bunlara karşılık ise Osmanlılar, Katoliklere karşı Protestanlığı kullanacaklardır.

İlerleyen bölümlerde verilecek ilginç bilgiler arasında Martin Luther’in Kilisenin uygulamalarını eleştirirken, önerileri arasında Kuran’ın öğretilerinin de olmasıdır.

Tekrar edilirse; Protestan anlayışı, İslam’dan esintiler taşımaktadır.

I. Selim (Yavuz) Ve Şah İsmail’in Çaldıran Savaşı’na giden süreç hakkında kısa bir hatırlatma;

-Akkoyunlu devletini yıkarak Şia mezhebinde şeyhlikten şahlığa geçmek suretiyle büyük ceddi Şeyh Safiyüddin Erdebilî’ye izafeten Safevîye devletini (1502’de) kurmuş olan  Şah İsmail… Anadolu’da yaşayan Kızılbaşlara Dâî veya Halife isimlerinde propagandacılar göndererek onları da kendi camiası altına sokmağa çalışıyordu… Şah ismail’in halifelerinden Nur Halife Orta Anadolu’da müridleri vasıtasiyle çalışıyor, Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum’’’ daki alevileri Şah adına birliğe davet ediyordu. Aynı suretle Şah ismail’in babası Şeyh Haydar’ın halifelerinden olan Anadolu alevilerinden Hasan Halife oğlu Şah Kulu da Antalya ve havalisinden başlayarak Şah adına çalışıyor ve bu, aynı zamanda faaliyetini adamları vasıtasiyle Rumeli’ye de teşmil etmiş bulunuyordu (Yıl 1509)

Şah İsmail el altından için için çalışırken bilhassa bu 1509 tarihinden itibaren Güney Anadolu’da Antalya sancağı sahasında Şah Kulu Halife’nin faaliyeti artmış, aynı zamanda Şah İsmail sancaklardaki bazı şehzadelerin cemiyetlerine adamlar sokmuş ve şehzadelerle mektuplaşmağa başlamıştı…

İşte bu suretle şöhreti artan Şah Kulu, gizli maksadını fiile çıkarmak için münasip bir zaman ararken Sultan Bayezid’in devlet işlerini vezirlerine bırakması ve fiilen işten çekilmesi ve oğullarının saltanata geçmek için hırsları, Şah Kulu’ya cesaret vermiş, fakat Antalya sancakbeyi Şehzade Korkud bunun maksadını anlayarak kendi adamlarından subaşı Hasan Ağa ile kuvvet sevkederek cemiyetini dağıtmış ise de Şah Kulu kaçmağa muvaffak olmuş, fakat yakalanan adamlarından maksadı anlaşılmıştı… (1)

Şah Kulu kaçtıktan sonra Yenice derbendine varıp dört, beş yüz kadar avenesiyle isyan etmiş, ele geçen kadı ve naibleri katletmiş, Manisa’ya gitmiş olan Korkud’un adamlarından mürekkep kafileyi vurmuş ve mukabelesine gönderilen kuvvetler arasındaki sipahilerin Şah Kulu tarafına geçmeleri üzerine hükümet kuvvetleri bozulmuş ve Şah Kulu Antalya üzerine gelerek şehri kuşatmıştır. (2)

Hükümetin, mevzii bir isyan zanniyle ehemmiyet vermediği hâdise büyümüş. Şah Kulu’nun cüreti artmış, Burdur, Keçiborlu, İstanos (Korkuteli) İsparta, Gölhisar, Sandıklı tarafları bunların yağma ve katliamlarına uğramış, bunlara karşı Anadolu valisi Karagöz Ahmed Paşa gönderilmiş ise de Kütahya önünde o da mağlûp ve maktul düşmüş ve Şahkulu tarafından kazığa vurulmuştur ( 22 Nisan 1511).

Şah Kulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeğe başlayarak mukabelesine gönderilen subaşı Hasan ağa’yı da bozup katl ettiğinden Bursa’’da heyecan artmış Şehzade Korkud Manisa  kalesine kapanmıştır. Bunun üzerine Bursa kadısı iki güne kadar kuvvet yetişmezse neticenin pek vahim olacağını istanbula bildirmesi neticesinde (3) devlet merkezi gözünü açmış ve vezir-i âzam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmağa memur edilmiştir.

Hadım Ali Paşa’nm yeniçeri kuvvetleriyle üzerine gelmekte olduğunu haber alan Şah Kulu çekilmeğe mecbur olmuş ve vezir-i âzam tarafından takip olunarak Sivas civarında Çubuk çayı veya Gökçay (4) Mevkiindeki müsademede Ali Paşa maktul olmuş ve bozulan Şah Kulu’dan bir haber alınmamıştır (1511 Temmuz).

Trabzon valisi Şehzade Selim, Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetini ve Şah Kulu hâdisesini, Alevilerin yer yer hareketlerini dikkatle takip ettiği gibi durumun nezaketini ve bazı şehzâdelerin, Şah İsmail ile münasebetlerini ve biraderi Amasya valisi Şehzade Ahmed’in oğlu Murad’ın Şah ismail’in halifesi elinden taç giydiğini haber alarak neticeyi gözden kaçırmıyordu.

Selim’in cülusunu mütaakıp Sultan Ahmed’in ve oğlu Murad’ın alevi kıyamının başına geçmeleri ve Sivas, Çorum, Tokat ve havalisindeki faciaların artmasına sebep olmuştu. (5)

Tarihî olayları vesikalara dayanarak incelemeden hüküm verenler Yavuz Sultan Selim’in hükümdar olduktan ve şehzâdeler meselesini hallettikten sonra Şah İsmail ile muharebeden evvel Anadolu’daki azılı kırk bin kızılbaşın îdam veya hapis olunmalarını sebepsiz bulurlar ve Sultan Selim’i muaheze ederler.

Yukarıdan beri vesikalarla gösterilen olaylar gözönüne alınacak olursa pâdişâhın ne kadar isabetli hareket ettiğini ve bütün bu işlerde baş rolü olan Şah İsmail üzerine giderken gerisindeki tehlikeyi bertaraf etmek istediği görülür.

Bundan dolayı Sultan Selim hükümdar olduktan sonra Şah İsmail’in üzerine gitmeden evvel bilhassa Orta Anadolu’daki Kızılbaşlar hakkında inceden inceye tahkikat yapılmasını arzu ederek bu hususta bir karar alınması için bizzat kendi riyasetinde bir divan akdiyle bu husustaki mütalâasını beyan etmiş (6)

Memleket içindeki bu tehlikeyi önlemedikçe Şah İsmail’e karşı harekete geçilemiyeceğini, çünkü muharebe esnasında bunların ordunun gerisinde ayaklanabileceklerini beyan etmiş ve bu suretle yediden yetmiş yaşına kadar Kızılbaş oldukları sabit olanları tahrir ettirerek bunların kimini kati ve kimisini hapsetmiştir  (7)

Şah İsmail üzerine hazırlık ve İran seferi

Anadolu’daki bazı Kızılbaşların tevkif ve idamları

Yavuz Sultan Selim, şehzadeler gailesini… bertaraf ettikten sonra İran seferine hazırlanıyordu; fakat Şah İsmail’in Anadolu’da el altından yaptığı tahrikâtiyle Osmanlı idaresinde bulunan Alevîler (Kızılbaşlar) o tarafa meyletmişlerdi ve bunu Şah Kulu hâdisesi göstermişti. Bundan dolayı Şah İsmail ile yapılacak harpte memleket içinde yer yer Alevî kıyamlariyle devletin başına büyük bir gaile çıkması durumu pek ziyade tehlikeye düşürebilirdi; bunun için Anadolu’daki beylerbeği ve sancakbeylerine verilen emirler üzerine bunlar araştırılarak Şah ismail’e taraftar olan ve ayaklanmak ihtimalleri bulunanların bir defteri yapılmış ve bu suretle mazarratları dokunacak olan kırk bin kişi haps ve idam ettirilmiştir.

Bundan sonra Sultan Selim, Iran seferi kısmında görüleceği üzere Şah İsmail tarafından halife nâmiyle Anadolu’ya gönderilip hem casusluk yapan ve hem halkı Şah İsmail’e bîate davet eden bir halifeyi hapisten çıkarıp Farsça bir nâme ile “Vargördüğünü söyle” diye Şaha yolladı. (8)

Devam edecek…

-Avrupa’da Mezhep Savaşları ve yaşananlar öğrenilince İslam’a neden dört elle sarılmanın gereği daha iyi anlaşılacaktır.

-Protestan ve Şiilik anlayışı bir inanç mıdır,  siyaset aracı mıdır?

Resim; Web ortamından alınmış, yazılar tarafımızdan düzenlenmiştir.

(*) “Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü”, Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme, Oral Sander.  8. Baskı. (Yazarın kaynağı; “Itzkowitz, 1972: 34)

Kaynaklar;

(1’den 8 sayıya kadar olan dipnotlar dahil) Bu çalışma Gazi Üniversitesinin düzenlemiş olduğu Türk Dünyası Tarihi Kaynakları adlı ulusal sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur.(Prof. Dr. H.Mustafa Eravcı, Türkiyat araştırmaları dergisi, 249 Çalışma ile ilgili geniş bilgi; için bakınız; http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s28/eravci.pdf

(1) Antalya kadısının 916 Zilhicce (30 Mart 1511) tarihli olup Antalya’yı bırakıp Manisa’ya giden Şehzade Korkud’a arızası (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 5321).

(2) Antalya’da bulunan Şehzade Korkud’un defterdarının arızası (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 5035). Sarayı Arşivi, Nr. 5035).

(3)Bursa kadısı Ahmed Bükâî Efendi’nin yeniçeri ağasına mektubu (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 5451).

(4) Tâcü’t’tevarîh c. II., s. 177) Bu mevkii, Gökçay diye kaydediyorsa da, Amasya valisi Şehzade Ahmed’in divân-ı hümayuna göndermiş olduğu arızada Çubuk çayı deniliyor. (Topkapı Sarayı Arşivi, 3062 Nr.lı dosya)

(5)Devam-ı ömrü devlet ve mezid-i izzet ve rif’at ed’iyesi taze ve tekrar kılmaktan sonra arz-ı bendegî budur ki haliyâ bu diyarda sofular baş kaldırıp hurûc ettiler. Kara İskender nam şahsın idlâliyle Sultan Murad (Şehzade Ahmed’in oğlu) taç giyip surhseri kendüye asker etti; on binden ziyade oldular yevmen feyevmen Sofu Isa halife oğlu nam mülhidin üzerine cem olurlar ve Seydî Ali halife dahi kendüye (şehzadeye) nöker olup güldüğüne bağladılar ki fesad-ı azim ideler, nice köyler talan ettiler ve nice adamları katledip atlarını ve esbablarını yağma ettiler…Sultan Murad her tarafa adamlar gönderip asker cem eder ve Sultan Ahmed dahi Süleyman Bey’i Sinan Paşa ile Karamanca davet etti. Anlar anda dura kendü Sultan Korkud üzerine gider dirler. Amasya’da yirmi bin sofu cem olup nice Müslümanları katlettiler. Sultan Murad’ı alıp Güldüğüh’e götürdüler, anda dahi fesâd-ı azim ettiler, hocasın ve paşasın kaçırıp şehre girdiler, kale kapısın yaptılar. Çorum kadısı Nuşirvan’ı katlettiler ve İskilib’i Kara iskender’e verdi. İl ve şehir ürküp kimi dağa ve kimi kaleye girdiler. Sultan Ahmed’e ulaklar gitti, feryad ettiler, ol dahi on bin adamla Davud Paşa oğlu’yla Kızıl Ahmed oğlu’yla asker gönderdi, yolda gelür dirler. Nebi halife bu veçhile haber getürdü ve sofu askeri Sivas’a çıkıp Şaha elçi gönderdiler. Bu diyarın ahvali bir türlü dahi oldu, ehl-i islâm muhatarada ve tehlikede kaldı (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 6522).

(6)Sultan Selim, bu hususta vezirleri ve uleması ile görüştüğü sırada: Mademki Kızılbaş serdarlarının tahrikatı önlenip anların hakkından gelinmeye, zararları devam etmek muhakkaktır; zira Anadolu vilâyetinde olan Kızılbaşlar Şah İsmail ile iştirak üzere olup gaibâne ana iktida ve ehl ü ıyal ve mal ve menallerin yoluna feda ederler ve iktidarı olanlar birçok nezr ve hediyeler ile Ziyaretine giderler ve anın halifeleri ile her yıl nezirler yollarlar… (Tacü’t-tevarıh’ten hulâsa).

(7)Bundan akdem Padişah “Anadolu’da ârâm eden Kızılbaşlan teftiş için hükkam-ı memûlike hükümler gönderip yedi yaşından yetmiş yaşına varınca emretmişti. Pâdişâhın emri üzerine tahkik ve teftiş neticesinde kırk bin kişi emretmişti. Pâdişâhın emri üzerine tahkik ve teftiş neticesinde kırk bin kişi tevkif olunarak kimi katledilmiş ve kimisi hapis olunmuştur (Tacüt-Tevarih, f. ir., s. 245); aynı suretle Alî basılmamış birinci cilt (kütüphanemizdeki nüsha), S. 260; Solak’zâde, s. 360, 361.

(8) Tacü’t-tevarih, II., s. 246; Âlî, basılmamış cilt, s. 260.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*