Hıristiyan Batıdan “Dinsizlik” olarak aktarılan Çarpık Laiklik kazığı kime ait? (10)

Önceki Yazı

 

images kör-fil-3-

 

Laiklik, ne yazık ki bizlere, Dinsizlik” olarak aktarıldı. Gerçeğinde, “Aydınlanma Çağı, Akıl ile ilişkilendirilirken, Batı Aydını’nın tamamına değil de, bir azınlığa ait, “Dinsizlik  Teması“, İnananların kafasını karıştırmak için kasıtla ve tek taraflı olarak, “yanlış aktarıldı!” İfadesi hafif kalacaktır. Açıkça dayatıldı.

Gerçeğinde, İslam Dünyasındaki laik anlayışın bin yıllık bir geçmişi vardır.

Ve “Laiklik” bir İnsanlık birikimidir.

İlginç değil mi?

Sanayi Devrimi’nin öncesine ait diğer milletlerin ilmi çalışmaları nasıl inkar edilmiş, batılılarca kitaplardan silinmiş ise; Laiklik‘te, bir insanlık birikimi olmasına rağmen, Hristiyan Avrupa tarafından sahiplenilerek  ve değiştirilerek vitrine taşınmıştır.

Aşağıdaki konuşma, TRT 1, 6 Ocak 2016 tarihindeki sabah yayın kuşağında, “Gündem” programına aittir. Aktarılanlar, Değerli bir İlim insanının İslam ve Laiklik konusundaki görüşleridir.

Hristiyan batılı toplumlar, kendi uyanışlarının temeli olan “okuma-yazma” girişimleri, Kilise ve din adamlarının halkı okumaya teşvikleri ile başladığı, Batı dünyasının dışındaki toplumlardan, özellikle de İslam Dünyası’ndan gizlenmiş, onlar; “Dinlerinden uzaklaştıkları oranda geliştiler.”  mesajı ile verilmiş, bu mesaj günümüzde de olanca sahtekar ve riyakarlıklarla kontrollerindeki medya üzerinden sürdürülmektedir.

9 bölüm halinde aktardıklarımız, Hristiyan Batılı ilim insanların büyük bir özenle hazırladıkları, “Özel hayatın tarihi” isimli esere ait bilgilerdir.

Elbette, “Kazanmanın ahlakı mı olur!” Anlayışındaki Batı dünyası, kendi rekabetçi devletlerine, “Doğru olan“ı göstermeyecektir, onların bizi sürükleyeceği yer, “Çıkmaz sokaklar!” olacaktır.

Yazının sonunda, Bizim “Laiklik uygulamalarımız” üzerine yapılan yorum; Fransız Felsefe Doç. Olivier Roy’a aittir.

Bahsekonu konuşma yazının en altında verilmektedir.

“..Din konularında bazı şeyleri sorgulayamazsınız bile, çoğu şeyi sorgulamanız lazım. Tek bir yaratıcı, (Tevrat ve İncil gibi) hiçbir tahrife uğramamış tek bir kitap, tek bir peygamber. Ve bu kadar çok görüş ayrılığı… Aslında niye olduğu belli… Hz. Muhammed’in (sav) hayatını kaybetmesinden sonra ortaya çıkan birtakım çıkar, iktidar kavgaları, ya da sahiplenme kaygıları ile insanların bölünmesi, bu bölünmenin giderek bir iktidar savaşına sürüklemesi insanları ve tarafların kesin çizgilerle ayrılması, gibi tarif edilir. Bu kadar basit.”

-“Bu kadar basit değil. İslam’daki görüş ayrılıkları bilgi temelli değildir, Cehalet temellidir. Yani önce bunu görmemiz gerekiyor. Şöyle ki, Kuran üç yüze yakın yerde, “düşünmelisiniz, ibret almalısınız”, diye söyler. Ve daha ileri bir şey söyler Kuran; “Nerde hareket edecekseniz, nasıl karar verecekseniz, mutlaka verilere, bilgiye dayalı olsun”,

–Bu çerçevede tam da sizin dikkat çektiğiniz konu ile ilgili, eski toplulukların tecrübesini bize taşır. Der ki: “dinlerini parça parça yapanlar gibi olmayın”.

-İkaz da var yani…

Kesinlikle, hem de çok büyük bir ikazdır… Her topluluk kendi sahip olduğu ile öğünür. Yani, Dininizi parça parça yaptığınız zaman gücünüz kaybolur. Devletiniz elinizden gider, birbirinizi yemek zorunda kalırsınız.

Kardeş kardeşi vurmak zorunda kalır.

Kesinlikle, şu anda İslam dünyasında yaşananları çok derine girmeden sadece bir ayetle bile anlamanız mümkün. Diyor ki Kuran: “Yeryüzündeki canlıların en kötüsü aklını kullanmayanlardır.”  Diyor ki Kuran; “Aklınızı etkin kullanmazsanız, pislik içinde kalırsınız.” Ve bakın son derece açık…

-Ve şu anda İslam Dünyasının yaşadığı sorunun, büyük ölçüde dini tabulaştırmaktan kaynaklanan, dinle alakalı hiçbir şeyi sorgulamamaktan kaynaklanan bir sorundur…

Peki, Değerli Hocam! Şimdi genel anlamda çok fazla böyle parçalamayalım aydınları. Sünnilik var, Şiilik var. Başka başka kolları da var… Gerek Sünni tarafta, gerek Şii tarafta çok değerli, hakikaten kendisini bu işe vakfetmiş, aklı başında insanlar var, “Kardeşim! Ne yapıyorsunuz, gelin aklınızı başınıza alın” demiyorlar da veya diyorlar da insanlarda  dinlemiyorlar mı, bazıları dinletmiyorlar mı?

-Bu sorunun cevabı şöyle, şu anda durum; İslam dünyasında belirleyici olan bilgi değildir. Belirleyici olan, siyasi erktir. Siyasi gücü elinde bulunduranlar dini istedikleri gibi kullanıyorlar. Din dili ve siyaset dili örtüşmüştür.

-İslam Dünyasının en temel sorunu… Pek çok ciddi âlimler var. Söylüyorlar, söyleyenlerin sesi çıkmıyor. Bir kısmı korkusundan söyleyemiyor, bir kısmı çıkarları açısından bakıyor meseleye. Ortada ciddi bir proplem var. O zaman işin başına dönmemiz gerekiyor. bu sorunun odağında yatan nedir?

-Hani meşhur görme engellilerin fili tanımı diye bir hadise vardır. Bilirsiniz, Herkes…Herkes nereyi tutarsa orayı tanır…

-Kimi hortumunu tutuyor, kimi ayak, bacaklarını tutuyor, kimi kulağını …Diyor ki;

“Fil boruya, fil yelpazeye benziyor.. Fil sütuna benziyor…” Sadece Fil’in hortumunu siz boruya benzetebilirsiniz. Ama kafanızda Fil’in bütünü ile alakalı  sağlıklı bir algı yoksa, Fil zaten kafanızda yoktur. Şu anda bizim İslam Dünyasının durumu, büyük ölçüde; grup, cemaat, mezhep, tarikat bağlamında herkes tuttuğu yeri din zannediyor. İşte sıkıntı burada.

-Yani İslam Ortak paydası bilinci kaybolmuş, insanlar sadece kendi mezheplerini, kendi tarikatlarını, kendi cemaatlerini dinin yerine ikame ederek, din zannediyor.

-O zaman ne oluyor? Bu doğrultuda bakarsanız, işte çatışma, siyasi çatışma, iktidar çatışması, ama din üzerinden meşruiyet bulmaya başlıyor

-Tam da onu soracağım… şimdi ben iktidarı ele geçirebilmek için siyasi birtakım farklılaşmaların, siyasi bir takım fikir çatışmaların olabilmesine olumlu bakarım. Tabi ki böyle olacak. Yani, herkes bir iktidara sahip olabilmek için bir mücadelenin içine girebilir, siyaseten. Ama, bunun içine işte, dini birtakım motifler sokmaya başlayınca, İslam Dünyasının bugün yaşadığı sıkıntılar ortaya çıkıyor ki…

-“İslamiyet, Hüseyin Atay Hocanın belirttiği gibi”;

“Din mi insanlar için, İnsanlar mı din için?

“Din insanlar için”.

Hiyerarşik sıralamasında hoca:

1) Akıl ve Aklın işletilmesi

2) Bilim, bunlar olmadan… Din aklı baliğ olana farzdır.   Aklı ve bilgi sahibi olacak, aklını çalıştıracaktır.

Sorumluluğun ön koşulu akıllı olmaktır.

..

-Hz Muhammed (sav) çok güzel bir ifadesi vardır. “Aklı olmayanın dini olmaz.” Buradan baktığınızda konu zaten anlaşılabiliyor,

-Şu anda bizim din alanında en ciddi problemimiz, sorgulama süreçlerinin işlememesidir.

-Yani din kullanılıyorsa Müslüman bunu fark edip buna izin vermemesi gerekir.

-Ya da din ayrıştırıyorsa, anlayış planında siyasi egemen güçlere meşruiyet kazandırma noktasına gelirse, din o zaman ayrıştırmaya başlar.

-Ve sağlıklı düşünen bir Müslüman buna izin vermemesi gerekir, bizim sıkıntılarımızda tam buralarda.

-Şayet dinin insan için olduğunu bilme gibi bir noktada iyi bir bilinç geliştirebilirsek, her şeyin insan için olduğunu görürüz.

-Siyaset açısından bakın, siyasiler, insana hizmet edebildikleri kadar değerli olurlar.

-Fakat siz siyasilere minnet borcu  duyarsanız, ve siyasilerin yapacakları işleri dinle meşrulaştırırsanız onları sorgulayamazsınız.

O zaman yanlışlar kalıcı hale gelmeye başlar.

Ve din insanı önüne geçtiği için her şey insanın önüne geçer. Parçalanma ve bölünme de tam da buralarda başlar.

-O zaman farklı bir kavramı ortaya atma zamanı geldi, “Laiklik”…Zamana bakıyoruz, bölgeye bakıyoruz…Türkiyenin bütün bu kaosun içinde yine güvenli bir ada olarak kalabilmeye devam ettiğini görüyoruz, laiklik sayesinde. Çatışmaların odağında iktidar hırsının olduğuna işaret ettiniz.  

-Bu bağlamda aslında Türkiye’yi farklı kılan bizim demokrasi ve laik tecrübemizdir. Cumhuriyettir…

-Ve birde devlet geleneğimiz vardır.

Şimdi bu sürece baktığınızda yanlışımız nerede bizim? Laikliği, insanlığın evrensel tecrübesinin birikimi olduğunu unuttuk.

-Taraf olanlar da Laikliğe ithal değer olarak baktı.

-Karşı olanlar da.

Oysa ben size, 1100 sene öncesinden bir sesi işittireyim… İmam Maturidi (*)

-Diyor ki: Diyanet ayrıdır, siyaset ayrıdır..

-Bakın Daha Batıda sekülerleşme yok… Batıda laiklik dediğiniz hiç bir şey  yok..

-Modern devletler de yok… Yani Bir şey yok…

1100 sene öncesinden diyor ki,

-Şayet Tanrı vahiy göndermemiş olsaydı bile insan aklıyla doğruyu bulabilirdi…

-Bundan daha büyük bir kafa nasıl tahayyül edersiniz

-Bunu niçin söyledim?

-Şu anda İslam Dünyasında Irak’ta yaşananlar, Suriye’de yaşananlar, şu anda İran ve Suudi Arabistan’ın karşı karşıya gelmesinin beraberinde gelen mezhep çatışması, arka planına baktığınızda iktidar kavgasıdır.

-Ve maalesef İslam dünyasında iktidar kavgası din üzerinden yürütülür.

Oysa İslam’ı sağlıklı Kuran’a dayalı, peygamber örnekliğiyle anlarsanız, şu gerçeği bilirsiniz:  egemenlik meselesi, dinin iddiasıyla ortaya çıkan bir mesele değildir.

-İslam’ın din olarak egemenlik iddiası yoktur… Ama Müslüman insanın vardır.

-Müslüman insan, “Bu toplumu ben daha iyi idare ederim.” Der. Ve yapar. Ve bunu yaparken de bu sorumluluktur.

-Kuran size hayatın tüm safhasında adaleti hâkim kılmanızı ister… siz bunu egemenliği sağlıklı yönlendirerek, yöneterek yapabilirsiniz…. (1)

Aşağıda iki ayrı yorum: “İslam’a karşı Laiklik” Kitabının yazarı, Doç. Olivier Roy’a aittir.

-“…Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşü de bu yöndeydi. Onun laikliği aşırı militan, hatta açıkça din karşıtıydı. Ülkesinde İslam’ın ağırlığından söz edilse bile, bazı kısıtlamalara uğramıştı. Nitekim, Atatürk Kilise-Devlet ayrımı gibi bir yola başvurmamış, dinin devlet tarafından denetim altına alınmasını öngörmüştü. Türkiye’de imamlar din işlerini yöneten bir kurum olan Diyanet’e bağlıdırlar. Ücretleri Diyanet tarafından ödenir, hatta vaazları bu kurum kaleme alır.

Günümüzde pek çok Fransız yorumcu, laikliğin bu devletçi uygulamasına özlemle bakıyor..“(Sahife: 40)

Aynı eserden:

“..Şöyle ki, ABD’de on eyalet buna benzer bir yasayı uygulamaktadır, Türkiye’de inanç sahipleri, İslamcı Araplardan ziyade Hıristiyan dinci muhafazakârlara daha yakındırlar. Bundan da endişe edilebilir, ama herkesin Avrupa’sı kendinedir.

-Ne de olsa, değerler üzerinde tartışmayı belirleyen Batı’dır ve bu tartışma konusu, kültürsüzleşen bir İslam’ı yeniden formüle etme çabasıdır. ..”Sahife:152

Devam edecek…

Hıristiyan Batıdan, “Dinsizlik” olarak aktarılan Çarpık Laiklik kazığı kime mi ait?  

www.canmehmet.com

Resim web ortamondan alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(*) “Mâtürîdî, ya da tam adıyla Ebû Mansûr Muhammed bin Muhammed bin Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî, Hanefi mezhebinden olanların itikad (inanç) imamı, İslam alimi. Kurucusu olduğu kabul edilen i’tikadî mezhep “Matûridilik” olarak anılır.”  Daha fazlası için bakınız: https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%A2t%C3%BCr%C3%AEd%C3%AE

Kaynak:

(1) TRT Gündem programı, 6 Ocak 2016, Saat: 08.37

((2) “İslam’a karşı laiklik” Olivier Roy

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*