Herkesin din dersi 5… Bu kadar hırsız!” ile “Dini ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkûmdur!” (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Batı Medeniyeti siyaset anlayışı; "kazanmanın ahlakı yoktur!"

Batı Medeniyeti siyaset anlayışı; “Kazanmanın ahlakı yoktur!”

 

“Ahlak gerekli” diyen, Sokrates*  ile, ”Nereye kadar ahlak?” ifadesinin sahibi Aristo ** Antik Yunan düşünürlerindendir. Aristo, “Batı Düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri” Kabul edildiği için “Batı Medeniyeti anlayışı”nı özetlediği düşünülebilir. Bu anlayış İtalyan Makyavel ile daha da belirginleşmiş; “Kazanmanın ahlakı mı olur?” ifadesi batı tipi siyaset uygulamasında yerini almıştır.

Bir örnek; ABD, “Irak’ta kimyasal silahlar var!” iddiası ile ülkeyi işgal eder.  İşgal sonrası araştırılır, ancak, herhangi bir kimyasal silah bulunamaz. Bunun üzerine; “Yanılmışız, Kimyasal silah yokmuş!” derler. Ancak, İşgal ettikleri Irak’tan da çıkmazlar. Ve kimsede (medya üzerinden) sormamaktadır?

“İşgal anında ölen, yüzbinlerce-milyonlarca masum, kadın, çocukların hesabını kim verecek?

Ve, “İnsan hakları evrensel beyannamesi” ne için hazırlanmış, yayınlanmıştır?

Zayıfları ve kendi halkını (diğer ülkeleri bu bahanelerle işgal etmek) aldatmak için mi?

Burada kısa bir ara vererek konuyu biraz daha açalım;

Doğulu düşünürlerin temsilcisi Konfüçyüs ile Batılı Sokrates’e karşılık, Eflatun ve Aristo’yu değerlendirdiğimizde; Sokrates’in düşüncelerinde (belki de etkilenmiş olarak), Konfüçyüs’ün ahlak anlayışı ile önemli benzerliklerin olduğu;

Batı uygarlığının ahlak anlayışındaki farklılığına, yol ayrımına, Sokrates’in öğrencisi Eflatun ve onun da öğrencisi olan Aristo’nun ahlak konularının tartışmaya açmalarının sonucunda geldiği anlaşılmaktadır.

Aristo ne demekteydi?

– “Siyasi kararlar nereye kadar ahlaka dayanmalı?” Bu görüşe Konfüçyüs ve Sokrates, “Sonsuza kadar.” demektedir.

“Nereye kadar ahlak?” sorusu ileriki dönemde Makyavel ile batılıların devlet yönetiminde “hiçbir yere kadar, ahlaka gerek mi var!” anlayışına dönüşecek ve batılı yaşam içerisinde kendine yüzlerce, binlerce uygulama alanı bulacaktır…(1)

Bakalım Batı ahlak anlayışı köşe taşlarından İtalyan Makyavel bize ne söylemektedir?

” Niccollò di Bernado dei Machiavelli (Makyavel), “Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan düşünür, devlet adamı, askeri stratejistdir.

Ünlü eseri Prens‘te, ilk kez iktidarın alınışı ve korunması gibi bir sorunu dinsel ya da ahlaki kaygıları dikkate almaksızın kendinde bir amaç olarak incelemiştir…

Fikirleri politik yazında olduğu gibi yaygın düşünüşte de giderek büsbütün olumsuz ve ilkesiz bir politik hırsın anlatımı olarak görüldü, “Makyavelizm” terimi bir düşünce sisteminden çok amaç için her yolu mübah gören politikacının tutumunu anlatan suçlayıcı bir sıfat haline geldi…

En ünlü eseri “Prens” özetle;

Makyavel, bütün sorunların ancak mutlak güç sahibi kararlı bir yöneticinin aşabileceğini düşünür.

Eser, bir hükümdarın saltanatını ayakta nasıl tutabileceği ve hükümdarlığını nasıl daha da güçlendirebileceği üzerinedir.

Makyavel’e göre ahlaki ilkeler her özel durumun ihtiyaçlarına tamamen teslim olmalıdır.

Prens gücünü koruyabilmek adına gerekirse her şeyi yapmaktan çekinmemelidir.

Makyavel, bir hükümdarın asıl gücünü sevilmekten çok korkutmaktan alması gerektiğini söylerken gene de kendinden nefret ettirmemesini öğütler…

-Prens merhametli, güvenilir, karşısındakini anlayan, dürüst ve güvenilir görünmeye çalışmalıdır.

Fakat aslında Prens’in kudreti onun gerçekten merhametli olmasına çok az izin vermelidir.”(2)

Şimdi 16’ncı asır Avrupa’sından 20’nci asır Türkiye’sine geliyoruz;

10 Temmuz 1923’te Ankara istasyonundaki Kalem-i Mahsus binasında fırka nizamnamesini müzakereden sonra Gazi ile yalnız kalarak hasbıhallere başlamıştık.

Dini ve ahlakı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar, dediler. (3)

Kendisini hilafet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen M. Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce şu izahatı verdi:

Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.

Gerçi İsmet Paşa da 5 Ocak 1923 tarihinde bana yazdığı mektupta (Vatanımız ne zaman mamur olacak? Bir tek ve asıl mesele budur. Sulh olsa da olmasa da) demişti. Fakat iki Lozan arasında Ankara’ya geldiği zaman kendisinden bu garip manada mütalaa işitmemiştim. Zengin olmak, mamur olmak, planlı bir çalışma ve zamanla olurdu.

Gazi’ye şu mütalaamı söyledim:

-Nereden, ne maksatla geldiği bilinmeyen ve üzerinde kendi milli kudretimizle işlenmeyen fikirler milli bünyemizi sarsar. Tanzimat’ın da bu surette kurbanı olduk.

-Bizi kuvvetle çözemeyenler yaldızlı formüllerle cevherimizi eritebilirler. Harben kazandığımızı, sulhtaki yanlış ve vakitsiz adımlarımızla daha doğrusu Avrupalılara aldanmakla elimizden kaçırdığımızı onlar pek iyi bilirler. Bunun için ilim ve ihtisasa hürmet etmek ve bilgili ve seciyeli adamlarımızla üzerinde işlenmemiş fikirleri program diye kabul etmemek, yeniden aldanmamak için biricik yoldur.

-Kendi ilim müesseselerinde işlenmemiş veya kontrol edilmemiş bayağı fikirlerin tatbiki diğer bir bakımdan da tehlikelidir. Emirle yaptırılacak, yani şiddetle tatbik olunacak demektir. Bu tarz belki itaat temin eder fakat sevgi asla! Bu hususta kendi tecrübelerime de dayanarak diyebilirim ki, itaat görünüştedir ve muvakkattir.

M. Kemal Paşa:

Dini ve ahlaki inkılap yapmadan önce bir şey yapmak doğru değildir. Bunu da ancak bu prensibi kabul edebilecek genç unsurlarla yapabiliriz.

Ben:

Dinsiz ve ahlaksız bir millete bu dünyada hayat hakkı olmadığını tarih gösteriyor. Paşam, bu akide bizi Bolşevizme götürür. İngilizler, mütarekenin ilk zamanlarında bizi Bolşevikliğe teşvik ediyorlardı. Demek bizi başka yoldan yine oraya sürmek istiyorlar? Bunun manası açıktır: (4)

Özetlenirse;

-Batı Medeniyeti anlayışında, “Kazanmanın ahlakı yoktur!

-Peki, Batı medeniyeti anlayışında “Ahlak” yoktur da; Osmanlı’da var mıdır? Veya Osmanlıda rüşvet alınmamakta mıdır?

 

Devam edecek;

1932-1947 Yılları arasında ülkemizde; Din, Dini yayınlar, Dini okullar yasaklanmıştır.

 

Açıklamalar;

(*) Sokrates, (M.Ö. 469- M.Ö. 399), Antik Yunan filozofudur.

(**) Aristo, (MÖ384 –MÖ322) Antik Yunan filozof. Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biridir.

Kaynaklar;

(1) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız; http://www.canmehmet.com/kirli-olan-siyaset-anlayisi-mi-insan-mi-3.html

(2) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız; http://www.canmehmet.com/kirli-olan-siyaset-mi-insan-mi-batililasarak-turklesiyor-muyuz-4.html

(3-4) “Kazım Karabekir anlatıyor” Uğur Mumcu, 25. Baskı: Aralık 2009, Ankara,Sahife;75) Karabekir’in anlattığı tartışmayı M. Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali adlı kitabında şöyle doğrular.“ Dinle devlet işlerinin birbirlerine karışması Türk milletinin felaket sebebi olduğunu ileri sürmüştüm. … General Karabekir fikrime asabiyetle hücum etti.” Bozkurt Mahmut Esat, Atatürk İhtilali, İ.Ü. İnkılap Enst. Yay., 1940, s. 439. Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/mustafa-kemal-pasa-ve-kuranin-turkceye-tercumesinin-perde-arkasi-2.html

913 Toplam Ziyaretçimiz 1 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*