Haşimi Aşireti sadece Osmanlıları arkadan vurmadılar, İngilizler üzerinden İslam’ı ve geleceği vurdular (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

ağlama

1916 Ayaklanması, bir taraftan Arap ve Müslüman kamuoyu nezdinde İttihatçı yönetimin gayriislâmî uygulamaları gerekçe gösterilerek meşrulaştırılmaya çalışılırken siyasi kazanım hesapları yapılmak suretiyle kendi içinde tezatlar taşıyan bir karaktere sahip olmuştur… Dinî ve milliyetçi temellendirmelerin kullanıldığı bu argümanların ne kadar ikna edici olduğu okuyucu tarafından takdir edilecektir… Ayrıca eser, bölgenin şekillenmesinde yabancı müdahalelerin rolü konusunda günümüz açısından önemli ipuçları sunmaktadır. (1)

İlk iki bölüm özetle ;

-Yakın tarihimizde bu konuda  (kasıtlı olarak) çok sık kullanılan iddia vardır. Bu: I. Dünya Savaşı’nda, “Araplar Türkleri arkadan vurdu!

Bu iddia eğer;

“Mekke Emiri (Haşimi Aşireti liderlerinden) Şeyh Hüseyin isyan ederek Osmanlıları-Türkleri zor durumda bıraktı!” İfadesiyle olsaydı, bu kadar tepki almayacak, üzerinde durulmayacak, sonraki döneme yansımaları bu kadar çok yaralayıcı-zarar verici olmayacaktı.

-Bunu amaçlayanlar: (Ki; bunlar İşgalci İngiliz-Fransızlardır), Müslüman Türklerle, Diğer Müslümanların (Arapların) arasını kapanmayacak derecede açmak ve gelecekte bir araya gelmelerini engelemektir.

Bu noktada işgalcilerin bu konudaki çalışmalarını, bu iddiayı destekleyen bir tarihi belge sunuyoruz:

-“…30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti gücünü kaybetti; böylece (İhanet eden Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu) Emîr Faysal’a karşı bölgede İtilâf devletlerinden başka muhatap kalmadı. Faysal, Fransa’nın muhalefetine rağmen İngiltere’nin desteğiyle Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’na katıldı. Fakat kendisi Araplar adına katıldığını belirterek onların bir bütün halinde istiklâlini savunduysa da sadece Hicaz temsilcisi olarak kabul edildi..“(daha fazlası için bakınız;  http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/hasimiler/

Bu belgeden ne anlaşılmaktadır. Haşimi Aşireti Arapları temsil etmemektedir. Sadece” Hicaz temsilcisi”dir. İlginç değil mi?

-Ne yazık ki, “Arap Düşmanlığı!”  tuzağına, Devleti o günlerde yönetenlerde düşmüşler, bir adım daha ötesinde (örtülü) olarak bu (Merkez!) medya tarafından da desteklenmiştir.

Gerçeğinde, “Arap” Olarak kastedilen insanların sayısı 265 Milyon, İsyan eden Haşimi Aşireti ise onbinlerle ifade edilebilecek sayıdadır.

-Peki, bizim toplumumuzda bu iddia (karalama) ne adına yapılmıştır?

-Herhalde, İşgalcilere şirin gözükmek ve: “İslam Alemi’nden ilelebet uzaklaşıldığı!” iradesini göstermek için olmalıdır.

-Bu nedenlerle, bu iddia -taraflarınca- gerçekleri ile açıklanmalı, ve bir yanlış anlama varsa o düzeltilmelidir.

Yazıdan amaçlanan da budur.

Olayları bize yazdığı kitapla aktaran Kral Abdullah, İsyan eden Hicaz emiri Şerif Hüseyin’in oğludur ve “İsyan!” Olayının birinci dereceden içindedir.

“Arapların Türkleri arkadan vurduğu” suçlamasına muhatap, Haşimî Aşireti’nin İngilizlerle işbirliği yapması aslında sadece Türklerin değil, birçok Arabın da tepkisini çekmiştir.

Çekmiştir ki, diğer Arap Aşiretleri, İsyanı çıkaran-destekleyen İngiliz-Fransız destekli Haşimi Aşireti’nin değil, Osmanlı askerlerinin yanında yer almış ve savaşmışlardır.

Kral Abdullah’ın iddiasına göre, Osmanlılara isyan;

 “…Anayasal yönetime geçen Türkler, diğer unsurların yapısını bozmak ve kendi yönetimleri için tehlike olacak şeyleri bertaraf etmek maksadıyla bir Türkleştirme (tetrîk) politikası izlemeye başladılar…Osmanlı meclis seçimlerinde sadece Türk veya İttihatçı olanların seçilmesi için Türklerin İttihat ve Terakki Fırkası baskı uyguladı..” İddiası ile açıklanmaktadır. (2)

Özetle ana neden, İttihat-Terakki’nin yönetim anlayışı’dır. Onlar, “Türkleştirme politikası” ile, kendi elleri ile İmparatorluğu dağıtmışlardır

Ancak, Kral Abdullah yazdığı kitabın sonunda ilginç bir (itiraf olmalı) açıklama yapmaktadır.

“..Dünya savaşı çıktığı zaman fırsattan istifade edilerek Arap Ayaklanması başlatıldı. Arap Ayaklanmasının iyice yayıldığı anlaşıldığı zaman Sykes ve Picot Kral Faysal’la birlikte Cidde’ye geldiler.

Orada konuştukları –ve bugüne kadar bana gizli kalan- şeyler, ben Vadi’l-Ays’tayken babamın konu hakkında bana yazdığı mektuptakilerden farklıydı.

Babam (İsyan eden Mekke Emiri Şeyh Hüseyin) şöyle diyordu:

-Geldiler ve bize isteklerini bildirdiler. Biz de Allah’ın yardımıyla cevabımızı verdik. Sonra Sykes ve Picot ile kardeşin geri döndüler.

O günden sonra, Kral Faysal’ın idaresindeki Kuzey Ordusu İngiliz ve Fransızların her türlü yardımını elde etti. Hicaz’daki ayaklanmaya katılan diğer ordular ise yardımlardan çok az pay alıyordu.

Sonradan anlaşıldı ki bu yardımlar aslında Allenby’nin ordusunu sağından destekleyecek bir kuvvet oluşturmak için harcanmıştı.

Ayrıca yine sonradan ortaya çıktığına göre yukarıda sözü edilen buluşma, Hicaz’dan ayrı bir Suriye ve yine Hicaz’dan bağımsız bir Irak devleti kurmak maksadıyla gerçekleştirilmişti..” (3)

Yazılanlardan anlaşılan;

İngiliz ve Fransızlar, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlıları (Ve Almanları), Hem Çanakkale de, hem de Filistin-Suriye Cephesinde oyalamışlar, ve bu oyalama karşılığında  (Hicaz-Filistin-Suriye) Haşimi Aşireti Liderlerinden Şeyh Hüseyin “bağımsızlık” sözü ile kullanılmıştır.

-Savaş Bitmesi ve İmparatorluğun dağılması ile, Türkler ve Arapların bir daha Batılılara sorun olmamaları -bir araya gelerek birlik oluşturmamaları- için de, (sözde) Arap-Türk Düşmanlığı!” İşlenmiş, işlenmekle kalmamış, günümüze kadar da desteklenmiştir.

-Gerçeğinde, Bizde ve Arap ülkelerindeki, “Türk – Arap Düşmanlığı” Yabancı Okullarda, “Elit!” tabakanın çocuklarıyla sınırlı kalmaktadır. Yabancı Okullar’ın ana nedenlerinden birisi de, bölge insanlarını kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yetiştirilmesidir.

Ve konu ile ilgili çok önemli bir belge;

-“Amerikalı, Fransız ve İngiliz misyonerler Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek olan fikrî yapıyı gene ülke topraklarında kurdukları okullarla oluşturmuşlardır.

Misyoner okulları batılı emperyalist ülkelerin kendi emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı Devleti’ne karşı kullandıkları en güçlü silâh olmuştur. Köylere kadar yayılan bu okullar sayesinde birbiriyle yüzyıllar boyunca birlikte yaşayan halklar, birbirine düşman edilmiş ve bağımsızlık mücadelelerine destek olunmuştur.

Buna tipik bir örnek ise Arap hareketinin liderlerinden olan Refik Rızzık Selum’un Osmanlı Divan-ı Harbi huzurunda anlattıklarıdır:”

Ben Fransız mekteplerinde okudum. Bugün Suriye, Irak ve Lübnan’da eşraf ve ağaların evlâtları Cizvit mekteplerinde okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hâkimdir. Onlar ya İngiliz mekteplerinde, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir: Hepsi için müşterek düşman Türklerdir. Bu itibarla Arapları malum, hatta gayri malum gayelere sevketmek emelinde olanların ele alacakları yegane mevzuu Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamızı bizden sonrakilerde ister istemez düşeceklerdir.”(4)

Sonsöz:

Doğru’ya ulaşabilmek: bir iddianın, karşı iddiası ile birlikte değerlendirilerek ancak mümkündür.

-Bugüne kadar, Türk tarafı sadece (Arapları) suçlamış ve karşı tarafa bir söz hakkı vermemiştir. Aslında suçlanması gerekenler, Haşimi Aşireti değil midir?

-Bilinmektedir ki: Bu Coğrafyada kalıcı olmanın yanında huzur içerisinde yaşamak, ancak, bölge halklarının -karşılıklı olarak haklara saygılı olabilmekle- birlik ve beraberlikleriyle mümkündür.

www.canmehmet.com

Resim; Web ortamından alınmış, alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak eser; (1-2-3) “Biz Osmanlıya neden isyan ettik?” Yazar: Kral Abdullah

(4) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız:http://www.canmehmet.com/ulkemizde-yabanci-okullar-ve-bu-okullarin-kurulus-amaclari.html

 

1644 Toplam Ziyaretçimiz 4 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Bu baglamda madem haşimileri suçladık ,çok daha önceden başveren vahhabi/selefi arapları ve yaptıklarını ya da daha dar anlamda Suud sülalesini hangi kefeye koyacağız ? Onlara da bir lafınız olacak mı ?

Sitenizi ilgiyle takip ediyorum ama sizin de olaylara tüm çerçevelerden baktığınızı düşünmüyorum.

Değerli Serkan Güner, bilirsiniz, farklılıklar zenginliktir. Farklı görüşlerde böyledir. İnsanların karşılıklı olarak “kör noktalar”ı aydınlanmaktadır. İslam, Kuran’dır. Kuran ile gönderilenlerdir. Bu doğrultuda, Konu islam olunca, tek cetvel Kuran olmaktadır. İslam anlayışında tek “hüküm sahibi” Allah’tır. Bu anlayışla, bir Sultan, Kral, Hükümdar yoktur. Hilafet’de seçimle olmalıdır. Babadan oğula devretmemektedir. Hz. Muhammed (s.a.v) dinlenmek için uzandığında uzandığı hasırın dokuları (kamışları) çoğunlukla sırtında iz bırakırken, onun takipçilerinin (daha doğrusu iddiasında olanların) altın klozetlerde “defi hacet!” yapmalarını tartışmak sadece zaman kaybıdır. Özetle, ele alınacak bir durum kalmamıştır. Ortada ne Kuran’ın vazettikleri vardır, ne de (görüldüğü kadar) onun çizgisinde takipçileri. İlgi ve görüşlerinize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*