Gerçek sevdalılarına en doğru kaynaklardan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı gerçeği (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

“Gece hırsızın, ışık hakikatin dostudur.” Shakespeare

İçerikte Atatürk’ün, “Bu sarı oğlanı Meclis’e alalım” dediği gazeteci yazar Cemal Kutay her şeyi tüm çıplaklığı ile çekinmeden anlatmaktadır. Ayrıca işgal kuvvetlerinin Yunanlılara İzmir’i neden işgal ettirdikleri sorusuna da cevap aranacaktır.

Birinci Dünya Savaşı resmi olarak; 28 Temmuz 1914 – 11 Kasım 1918 tarihleri arasında yaşanmıştır.

Ancak, İngiltere başbakanı tarafından, 5 Ocak 1918; ABD başkanı tarafından, 8 Ocak 1918 de -Wilson prensipleri- ismi altında yapılan açıklamalarla savaş yaklaşık 8-10 ay evvel bitirilmiş ve “Yeni Dünya Düzeni” kurulmuştur.

Bizim 1923 Lozan antlaşması ile elde ettiğimizi düşündüklerimiz gerçeğinde 1918 Ocak ayında bize biçilen elbisedir. Ne bir eksik, ne de bir fazla…

Cevabı bulunması gereken önemli bir soru; 1918 yılının başında kararlaştırılarak açıklanan yenidünya düzeni’ndeki konumumuz; Kurtuluş Savaşı ile de değişmediğine göre, Galip-İşgal devletleri (İngiltere-Fransa) neden Yunanlılara İzmir’i işgal ettirdiler ve halka zulüm-işkence yaptırdılar?

Bir ilginç soru daha vardır; Lozan antlaşması, 1923’de imzalanmasına karşın; gerçeğinde Fransızlarla 1921’de Ankara’da; İngilizlerle 1926 da, Lozan anlaşmasından üç yıl sonra anlaşılmıştır.

Fransızlar, 1921 yılında yapılan antlaşma sonucunda bize Yunanlılarla karşı kullanmamız için silah vermişlerdir. Verilenler ne karşılığıdır?

İngilizler’in Musul-Kerkük petrollerini aldıklarını biliyoruz da, Fransızlar ne aldılar?

Genelde hakkında fazla bahsedilmeyen bir konu daha vardır.

-Sultan Vahdettin, İmparatorluğu bir savaşa sokmadığı gibi bir savaş kararı da vermemiştir. Tahta geçiş tarihi 1918 yazı dır ve o tarihte savaş dahil herşey kaybedilmiştir.

-İmparatorluğu hile ile savaşa sokarak –bir ihtimal- yıkımına neden olan İttihat-Terakki yönetimidir. O dönem İmparatorluğun tek hâkimi, söz sahibi olarak ülkenin başına binbir bela açmalarına rağmen bunları temizlemek ve temizlerken de;

-“Hain-satılmış-Ülkeden kaçan Hain!” damgası Sultan Vahdettin’e ihale edilmiştir!

Vahdettin, 1918 yazında tahta geçtiğinde ülke iki büyük sorunla karşı karşıya idi: bir yandan, bir felakete dönüşen I. Dünya Savaşı’nı en az hasarla sona erdirmek; öbür yandan, 1913’ten beri imparatorluğa egemen olan İttihat ve Terakki rejimine karşı bir siyasi alternatif oluşturmak…

8 Ekim 1918’de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakki kabinesi istifa eder ve yerine Ahmet İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kurulur. Bu kabine aynı zamanda savaşı bitiren Mondros Mütarekesi’ni 30 Ekim 1918’de imzalamıştır.

-Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922’de; İzmir’in Kurtuluşu, 13 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile sona ermiştir.

-Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin işgali altındadır ve 6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girmiştir.

-Bu günlerde basın organları Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular ve Padişah Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalaması onun vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünenler- Halk arasında bazı gruplar-  Vahdettin’i hedef alan hakaret ve –tabanca atma şeklindeki- tehdit içeren gösteriler yapmaya başlarlar.

-1 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı kaldırır ve Artık Vahdettin Hükümdar ve saltanat sahibi değildir.

-Yaklaşık iki hafta sonra, 17 Kasım sabahı Vahdettin, küçük oğlu Mehmet Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan HMS Malaya adlı İngiliz zırhlısı ile Malta’ya gider.

“Vahdettin kışkırtmalar sonucu kalsaydı Ankara’nın niyeti onu idam etmekti…”

Nitekim “HMS Malaya” savaş gemisiyle Malta’ya gittikten sonra Yıldız Sarayı’na giden Refet Paşa’nın, ağlamakta olan Vahdettin’in yaverlerinden Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu Ali Nuri Bey’e,

-”Ağlama Ali Bey, gittiği iyi oldu, ya kalsa idi biz onu ne yapardık? Vahdettin kalsaydı, Ankara’nın niyeti onu idam etmekti…” dedi. (1)

Sabık Sultan Vahdettin, 16 Mayıs 1926’da San Remo’da kalp damarlarının tıkanmasından dolayı 65 yaşında hayatını kaybetmiştir. Alacaklıları olan yaşadığı semtin manavı ve kasabının cenazesine koydurdukları haciz, kızı Sabiha Sultan’ın mücevherlerini satarak borçlarını ödemesi ile cenazesi ancak kaldırılmıştır.

Ben (Vahdettin’in) kızı olarak ve ölümüne kadar başucunda olan en sevdiği bir insan olarak şunu bütün şerefimle temin ederek ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün şan şeref dolu varlığını ortaya koyarak söylemek isterim ki;

Babam asla hain değildir.

En koyu, sağlam bir vatanseverdi.

Öyle yaşamış, öyle ölmüştür.” (2)

*   *   *

Ve…

Tüm çıplaklığı ile en yakın tanıklardan ve güçlü kalemlerden Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nda yaşananlar

“İki yaşlı ve bilge adam..

Biri Atatürk felsefesini anlatmakla görevli Hâkimiyeti Milliye gazetesinin hayatta kalan tek ismi.

Damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar. Dünyaya döneceğini bilsem, hayatımı çekinmeden O’na verirdim” diyecek kadar ulu öndere tutkun, yazdığı 167 kitap, üst üste konunca boyunu geçen, Atatürk’ün de coşkusunu takdir edip,

“Bu sarı oğlanı Meclis’e alalım” dediği bir dev çınar.

Diğeri, gençliğinde uğradığı “Marksizm limanından” daha sonra demir alıp liberal ufuklara yelken açan, 40 tarihi kitaba attığı imzaya rağmen “Ben tarihçi değil, tarih felsefecisiyim” diyen, görmüş geçirmiş bir kalem ustası.

Hayat ikisine de önce Atatürk’ün yakın çevresinin, DP döneminde de Celal Bayar’ın dostluğunu hediye etti, adları Demokrat Parti felsefesiyle bütünleşti. İkisi de inançlarının gerçeklere perde olmasına izin vermediği iddiasıyla yaşadılar, hep “dost acı söyler” diye düşündüler.

Röportajdan başlıklar

İsterseniz söyleşimize Atatürk’ün Milli Mücadele’yi anlattığı Nutuk’tan başlayalım.

Nutuk tarih değil, bir zaman kesitini belli bir bakış zaviyesinden değerlendirmeye çalışan ve elindeki vesikalarla iktifa eden bir tespittir. Karşı vesikaları düşünmemiş.

Nasıl yani?

Beni yadırgatan tarih hataları var Nutuk’ta. Bir kere Mustafa Kemal, Milli Mücadele’yi kendisinin Samsun’a çıkışıyla başlatıyor. Oysa Mondros 30 Ekim 1918’de imzalandı. Nutuk, Milli Mücadele’nin hepsini birden kavrayıp zafere kadar götüren bir izah olduğuna göre, doğru bir başlangıç tarihi olması lazım. Milli Mücadele 19 Mayıs’ta başlamadı ki. Başlangıç 1917’de Osmanlının artık yenileceği tamamen anlaşıldıktan sonra bir müdafaanın nasıl yapılabileceğini düşünmesi icap eden Başkumandanlık, Harbiye Nezareti ve onun organı olan Teşkilatı Mahsusa’nın hazırlıkları olmalıydı.

Yani vatanı kurtarma hazırlığı 19 Mayıs’tan çok önce?

Evet. Vatan istilaya uğradığı zaman bir gerilla savaşının nasıl yapılacağı düşünülmüş ve bunlar bazı esaslara bağlanmıştır. Bu esaslar daha sonra Milli Mücadele’nin Meclis kuruluncaya kadar olan devresinde uygulanmıştır.

Nasıl olur?.. Biz “her şey Atatürk’le başladı” diye öğrenmiştik.

-Ama Mustafa Kemal ne yazık ki kendi nutkunda Milli Mücadele’nin kuruluşunu hakiki olarak anlatmamıştır.

-Siz Nutuk’u nasıl değerlendiriyorsunuz?  Hiç kimse kendi aleyhinde olan şeyleri söylemeye mecbur değildir ama…

Bazıları diyor ki “Vahdettin Atatürk’ü vatanı kurtarmak için gönderdi”. Bu hiç mümkün olabilir mi?

Vahdettin’in Mustafa Kemal’i Anadolu’yu kurtarmak için gönderdiğine inanamıyorum. Çok istiyorum, kendimi zorluyorum ama böyle olduğuna kani değilim.

Evet. Aksini söyleyenler, Vahdettin’in Milli Mücadele hareketini örgütlemeye gönderdiği bir adamı neden idama mahkûm ettiği sorusuna cevap vermeli.

İdam ettirme gücü mü vardı ki? Yakalatıp astırabilir miydi? Hukukta meşhur bir söz vardır: Tehdidini ikaya muktedir olmak lazım. Buna muktedir olmayan bir padişah idam emri vermişse hiçbir kıymeti yoktur..

-Evet, ben bunları Çankaya’da okumuştum. Atatürk, Vahdettin’in ona ne söylediğini tam aktarmıyor.

– Tabii kendisine verilen vazifeyi saklayacak. Nasıl söyleyecek ki “Beni çağırdı git Anadolu’da bir ihtilal hareketi yap dedi” diye. Hatta Vahdettin, “Ben seni çağırsam bile geri gelme” demiş.

Efendim, o kadar ki, askerlikten istifa ettiği halde, Vahdettin’in yaverliğinden istifa etmemiştir.

-Atatürk her şeyi anlatmadı…

Yani Vahdettin açısından tarihi bir yanılgı mı oluyor Atatürk’ü seçmesi…

-Ama Vahdettin’in idamını istediği bir adamın kazandığı zafer nedeniyle oturup şükür namazı kılması biraz tuhaf değil mi…

-Sayın Bozdağ, Vahdettin’in Atatürk’e görev verirken ne konuştuklarının belgesi var mı…

Yok. İkisi arasında geçen bir konuşma. Mustafa Kemal, Vahdettin’in çok yakın dostuydu. Sık sık sarayda akşam yemeği yerdi. Sofraya kabul edilen paşalardandı. Bunlar gizlenmekte, söylenmemektedir. En son vazife aldığı zaman da bir gece evvel sarayda yemeğe kalmış, ertesi günkü kabulde de kendisine son vazife verilmiştir.

Ben Mustafa Kemal’in bütün hayatında gayelerin vasıtaları mubah kılacak kadar Makyavelist bir politika takip ettiği inancındayım ama bir gayesi var. O gaye evladı olmaktan gurur duyduğumuz Cumhuriyet’ti.

Aslında benim söylemek istemediğim, üstadın da dilinin varmadığı bir şey var. O da şu: Mustafa Kemal tarih doğru anlatmıyor, yani hepsini anlatmıyor, bir parçayı vermiş, üst tarafı karanlık. Bana “Neden Vahdettin, Mustafa Kemal’in idamını istedi” diye sordunuz. Düşünün siz bir işgal altındasınız ve İngilizler sizi mütemadiyen sıkıştırıyor. Siz barışı gözlüyorsunuz, onlar da her gün “Barış bugün değil yarın” diyorlar. Siz yarına bel bağlamışsınız. O sırada diyorlar ki Mustafa Kemal şunu yaptı, bunu yaptı… “Çağırın” demek zorunda İngilizlere karşı. Gelmiyor. “Gelmiyorsa ceza verin” diyor. Yazıyorlar Kazım Karabekir’e Ali Fuat Paşa’ya, ikisi de “Katiyen göndermeyiz” diyorlar. İster istemez İngilizlerin baskısı altında elbette Şeyhülislam’dan böyle bir fetva çıkabilir.

-Atatürk Koruma Kanunu kalkmalı…

-‘Bir insan kanunla sevilmez’

Yalnızca telakkilerimiz farklı. Ben bir gün Celal Bayar’a dedim ki, “Sizi çok seviyorum ama yakanıza yapışamadım bu dünyada, ahirette yapışacağım ve ‘Bizi niye aldattınız’ diyeceğim.” Çok şaşırdı. “Ne demek istiyorsun?” dedi. Dedim ki, “Bize ne öğrettiyseniz yanlış çıktı. Tarih yanlış,  hatta coğrafya yanlış. Siz bunun sorumluluğunu taşımıyor musunuz?”

Peki, niye kaçtı memleketten…

BOZDAĞ:Kendisine hangi muamelenin yapılacağından emin olduğu için kaçtı. Rus ihtilalinde bütün aile kurşunlanmıştır. Bu da gözünün önünden geçmiş. Evvelce anlaştığı şeyler olmadığı için bu duruma göre sonrasını da görmek mümkün değildi. Hiç gaflet yok. Verdiği karar kendisi için çok acıklı bir karardı. Ve o kararı cesaretle tatbik etti. Nitekim cenazesini San Remo esnafı haczetti.

-Atatürk’ü piyon olarak mı kullandılar…

-Atatürk heykellerini İnönü mü kırdırıyor yani…(3)

Devam edecek…

Tek bölümde dört bölümlük röportajın tamamı birden verilecektir.

(1)Tarihçi Mustafa Armağan, (Zaman gazetesi)

(2) Sultan Vahideddin’in kızı Sabiha Sultan; (Nakleden eski başbakanlardan Suad Hayri Ürgüplü) sahife 143

(3) Gazeteci-Yazar Nuriye Akman, Sabah Gazetesi, Cemal Kutay-İsmet Bozdağ röportajı (4 bölüm)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*